İstinaf Karar Harcı Maktu mu yoksa nisbi mi alınır ?

İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında karar verilmedikçe Bölge Adliye Mahkemelerinde nispi değil maktu karar ve ilam harcı alınması gerekir.

6. Hukuk Dairesi 2021/10 E. , 2021/61 K.”İçtihat Metni”MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davalı vekili Avukat … geldi. Tebligata rağmen başka gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:

– K A R A R –
Davacı vekili, davacı ile davalı şirketler arasında araç kiralama ve yurtiçi, yurtdışı şirket yönetimi ile organizasyon işine ilişkin sözleşme yapıldığını, davacının sözleşme nedeniyle üzerine düşen edimini yerine getirmiş olmasına rağmen davalının cari hesap ekstresinden kaynaklı borcunu ödenmemesi nedeniyle başlattıkları icra takibinin haksız itiraz neticesinde durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile %20 icra inkar tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya borçlarının bulunmadığını, davacı eski yetkilisinin davalı şirketin müdürlüğünü yaptığı dönemde davalıyı dolandırdığını ve davacı talebinin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, davacı tarafından tanzim edilmiş faturalara davalı itirazı bulunmadığı ve takibe konu miktarın taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, açıklanan nedenlerle alacağın likit olduğunun da kabulü gerektiği belirtilerek, davanın kabulü ile icra takibine vaki itirazın iptaline ve %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı vekilinin istinaf başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesince, dava konusu talebin 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve henüz zamanaşımına uğramadığı, davacı şirket yetkilisinin sorumluluğuna ilişkin savunmanın ayrı bir dava konusu edilebileceği ve ödeme savunmasının da yeterince kanıtlanamamış olduğu belirtilerek, esastan reddedilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yargı harçlarına, 02.07.1964 tarihinde kabul edilen 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 1/1-1.bendinde yer verilmiştir. Yasanın birinci kısmı “ Yargı Harçları “ üst başlığını taşımaktadır. ”2”. maddenin 1. fıkrasında, yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı olan tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı belirtilmiştir. Mükellef üst başlığı ile 11. maddede, genel olarak yargı harçlarını, davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle yükümlü olacağına yer verilmiştir. Harç alma ../..
ölçüleri ve nispetleri üçüncü bölümde 15. vd maddelerde düzenlenmiştir. Değer esası üst başlığı ile 16. maddede, değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas alınacağı, 21. maddede yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınacağı, 28. maddede, nispi karar ve ilam harçlarının dörtte birinin peşin geri kalanın, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödeneceği, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
492 sayılı Harçlar Kanunun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarife “ Yargı Harçları “ dır. Tarifede, yargı harçları, “ Mahkeme Harçları “ üst başlığı ile, 1- Başvurma harcı, 2- Celse harcı, 3-Karar ve ilam harcı olarak, karar ve ilam harcı ise nisbi ve maktu harç olarak ayrı ayrı düzenlenmiştir. Başvurma harcı bölümünde, alınması gereken harç tutarları, derece ve yüksek mahkemeler ayrı ayrı belirtilerek, karar ve ilam harcı kısmındaki maktu harç bölümünde ise yine derece ve yüksek mahkemeler ayrı ayrı gösterilmiştir. Karar ve ilam harçlarından nispi harç bölümünde, “a” bendinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden şeklindeki genel açıklamadan sonra, özellik arz eden uyuşmazlıklardaki harç oranlarına yer verilmiş, “e” bendinde “…Yukarıdaki nispetler Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasının hüküm altına aldığı kararlar için de aynen uygulanır “ hükmüne yer verilmiştir. Çoğunluk görüşü, söz konusu bu düzenleme kapsamında, davalı taraftan, Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvurusu halinde, Harçlar Kanunu düzenlemesi kapsamında, nispi harca tabi davalarda, bu nispette harç alınması gerektiği kabul edilerek bu nispetler üzerinden harç alınmakta, işlemler yapılarak, hüküm tesis edilmektedir.
HMK’nın sekizinci kısmında “ Kanun Yolları “düzenlenmiş, birinci bölümde“ İstinaf “ kanun yoluna yer verilmiştir. Yasanın 341. maddesinde ise istinaf yoluna başvurulabilen kararlar belirtilmiştir. 344. maddede, istinaf dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ giderleri de dahil olmak üzere tüm giderlerin ödeneceğine yer verilmiştir. Ne şekilde ve hangi oranda harcın alınması gerektiği, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince tespit edilecektir. 5235 sayılı “Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun” 3. maddesinde“ Adli yargı ikinci derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleridir “ düzenlemesine yer verilmiştir.
Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, tarifenin 1/ e bendinde, işin esasının hüküm altına aldığı kararlar için de aynen uygulanacağı şeklindeki kararlardan anlaşılması gerekenin, kararın ilk derece mahkemesi yerine geçilerek vermesi ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlardan oluşması olduğunun kabulü isabetli olacaktır. Çünkü buna dair hüküm verilmeden önce, ilk derece mahkeme kararı kaldırılmakta ve sonuç olarak ikinci, derece mahkemesi olarak verilen yeni bir hüküm oluşmaktadır. İlk Derece Mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan ret kararları icra edilebilir karar niteliğinde değildir. Burada halen ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir.
İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı da değildir. (Pekcanıtez -Atalay – Özekes sh.583, Konuralp, Uluslarası Toplantı sh.260,100 soruda istinaf ve temyiz sh 99) Bölge Adliye Mahkemesinde, istinaf başvurusunun esastan reddinde, işin esası hakkında yeni bir karar verilmemektedir.
Açıklanan nedenlerle ve özellikle Harçlar Kanunu ile bağlı tarife hükümleri, 5235 sayılı Kanun ve ilgili tüm yasal mevzuat kapsamında, ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında karar verilmedikçe Bölge Adliye Mahkemelerinde nispi değil maktu karar ve ilam harcı alınması gerektiğinden, bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca aşağıda yazılı olduğu şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2020 tarih, 2017/2526 Esas ve 2020/96 Karar sayılı kararının hüküm fıkrasının 2. bendinin karar metninden çıkarılmasına, yerine 2. bent olarak “Alınması gerekli 54,40 TL istinaf karar harcının peşin alınan 5.037,00 TL istinaf karar harcından mahsubu ile bakiye 4.982,60 TL’nin davalıya iadesine” ibarelerinin yazılmasına, kararın değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine, 14.09.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Velayetin kaldırılması nedir? Velayetin değiştirilmesi ile kaldırılması arasındaki fark nedir? Dede velayetin kaldırılmasını isteyebilir mi? Babaanne velayetin kaldırılmasını isteyebilir mi? Anneanne velayetin kaldırılmasını isteyebilir mi?

Anne veya babanın ölümü üzerine çocuğun velayeti sağ kalan taraf üzerine geçer. Eğer eşler boşanmış ise velayet üzerine kalan eş vefat etmişse velayet diğer eşe geçmez, çocuğa vasi atanır. Yargılamada çocuğun menfaati gözetilerek velayet bir taraf üzerine bırakıldığı için artık yeni bir mahkeme kararı olmaksızın velayet, ölüm halinde dahi değişmeyecektir.

Bazı durumlarda, sağ kalan yeni bir evlilik yapmakta, çocuğa gerekli ilgiliyi gösterememekte, bazı olaylarda şiddet uygulamakta, çocuğun istismara uğradığı olaylar dahi yaşanmaktadır. Diğer eş vefat etmiş olduğundan, çocuğun menfaatini gözetmek vefat eden eşin akrabalarına kalmaktadır.

Çocuğun menfaatinin aşırı derede ihlal edildiği bu gibi durumlarda, babaanne, dede, teyze, amca gibi akrabaların Aile Mahkemesine başvuruda bulunarak velayetin kaldırılması davası açması mümkündür. Dava açılırken çocuğun menfaatinin neden ve nasıl zedelendiğinin somut delillerle ortaya konması gerekir.

Devlet her zaman çocuğun üstün menfaatini resen gözetmelidir. Mahkeme gerekli Sosyal inceleme raporlarının alacak (SİR) çocuğun şiddet görüp görmediği, istismara uğrayıp uğramadığı, bakım gözetim imkanlarının yeterli olup olmadığını araştıracaktır.  

Yapılacak araştırma sonucunda çocuğun menfaatinin zedelendiği anlaşılır ise mahkeme velayeti kaldırıp, çocuğa vasi atanması için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunmalıdır.

1. Genel olarak

Madde 348 – Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hakim aşağıdaki hallerde velayetin kaldırılmasına karar verir:

(DEĞİŞİK BENT RGT: 07.07.2005 RG NO: 25868 KANUN NO: 5378/38) 

1. Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.

KANUN GEREKÇESİ

MADDE 348 – Yürürlükteki Kanunun 274 üncü maddesini karşılayan bu hüküm, İsviçre Medenî Kanununun 311 inci maddesinden alınmıştır.

Maddenin birinci fıkrası, velayetin bu maddede öngörülen sebeplerle kaldırılabilmesinin ana koşulunu hükme bağlamıştır. Buna göre, velayetin kaldırılabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer önlemlerin uygulanmış ve bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerekir, önceden aldığı önlemlerden bir sonuç alamayan veya alınması söz konusu olabilecek önlemlerin hiçbirinin sonuç vermeyeceğini daha baştan anlayan hâkim, aşağıdaki sebeplerden birinin varlığı hâlinde, velayetin kaldırılmasına karar vermelidir.

Velayetin kaldırılması sebeplerinden birincisi, maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendine göre, ana ve babanın velayet görevini bazı sebeplerle gereği gibi yerine getirememesidir. Görevin gereği gibi yerine getirilememesi ana ve babanın deneyimsizliği veya hastalığı ya da özürlü olması yahut başka bir yerde bulunması sebebiyle meydana gelebileceği gibi, başka bir sebeple de meydana gelebilir. Böylece, (1) numaralı bentteki bu sayım sınırlı bir sayım değildir. Sayımda yer alan sebeplerin ortak özelliği, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen ve belli bir süreklilik arzeden sebepler olmasıdır. Bu bentte yapılan ve velayet görevinin yerine getirilmesini engelleyen sebepler sınırlayıcı olmadıkları için, bu maddede, yürürlükteki metinden farklı olarak, yer almayan “kısıtlılık” da velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen sebepler arasında değerlendirilecektir; çünkü, “kısıtlı” bir kişinin, o kişi ayırt etme gücüne sahip olsa bile, zaten kendisi sınırlı ehliyetsiz olan bir kişi olarak, velayet görevini gereği gibi yerine getiremeyeceği açıktır. Kısıdı ayırt etine gücüne sahip değilse, o zaman da tam ehliyetsizdir ve elbetteki o da -öncelikle-bu bendin kapsamına girer.



Maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde belirtilen ikinci sebep ise, ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı olan yükümlülüklerini ağır bir biçimde savsaklamasıdır.

Maddenin üçüncü fıkrasına göre, velayet ana ve babanın her ikisinden de kaldırılırsa, çocuğa bir vasi atanır.

Son fıkrada ise, kaldırma kararında aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılmasının mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsayacağı hükme bağlanmıştır.

T.C YARGITAY
2.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 3246
Karar: 2016 / 4786
Karar Tarihi: 10.03.2016

ÖZET: Davalı annenin çocukları ile ilgilenmediği, onlara şiddet uyguladığı, çocukların davacı anneanne yanında kaldığı ve bakımlarının onun tarafından yapıldığı, davalı annenin velayet görevini yerine getirmediği, yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı gerçekleşmiştir. O halde davalı annenin çocukları üzerindeki velayet hakkının kaldırılmasına, ayrıca çocuklara vasi tayini için vesayet makamına ihbarda bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, velayetin davacı anneanneye verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. KAYNAK SİNERJİ MEVZUAT

T.C YARGITAY
2.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 3412
Karar: 2016 / 4783
Karar Tarihi: 10.03.2016

ÖZET: Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açar. Öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılması bozmayı gerektirir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden duruşma yapılmasını gerektirmez. O halde kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 3246 Karar: 2016 / 4786 Karar Tarihi: 10.03.2016

ÖZET: Davalı annenin çocukları ile ilgilenmediği, onlara şiddet uyguladığı, çocukların davacı anneanne yanında kaldığı ve bakımlarının onun tarafından yapıldığı, davalı annenin velayet görevini yerine getirmediği, yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı gerçekleşmiştir. O halde davalı annenin çocukları üzerindeki velayet hakkının kaldırılmasına, ayrıca çocuklara vasi tayini için vesayet makamına ihbarda bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, velayetin davacı anneanneye verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

(4721 S. K. m. 337, 348, 404)

 Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 Karar: Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. Davacı, davalı kızının gayriresmi birlikteliğinden küçükler 2009 doğumlu …. ve 2012 doğumlu ….’nin dünyaya geldiğini, davalı annenin çocukları ile ilgilenmediğini şiddet uyguladığını, küçüklerin kendisinin yanında kaldığını belirterek annenin çocuklar üzerindeki velayetinin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda küçüklerin velayetinin davacı anneannelerine verilmesine karar verilmiştir. Dosyada mevcut nüfus kaydına göre, çocukların babaları tarafından tanınmadığı anlaşılmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 337/1. maddesi gereğince evlilik dışı çocuğun velayet hakkı davacı anneye aittir. Aynı kanunun 404. maddesinde velayet altında bulunmayan küçüklerin vesayet altına alınacağı düzenlenmiştir. Sözü edilen yasal düzenlemelere göre velayet hakkı münhasıran anne ve babaya tanınan bir hak olup, evlat edinme hariç ana baba dışında hiç kimseye tevdi olunamaz. Bu durumda toplanan delillerden ve dosya kapsamından davalı annenin çocukları ile ilgilenmediği, onlara şiddet uyguladığı, çocukların davacı anneanne yanında kaldığı ve bakımlarının onun tarafından yapıldığı, davalı annenin velayet görevini yerine getirmediği, yükümlülüklerini ağır biçimde savsakladığı (TMK m. 348/2) gerçekleşmiştir. O halde davalı annenin çocukları üzerindeki velayet hakkının kaldırılmasına, ayrıca çocuklara vasi tayini için vesayet makamına ihbarda bulunulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde velayetin davacı anneanneye verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

 Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre kişisel ilişkiye yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 10.03.2016 (¤¤)

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 3412 Karar: 2016 / 4783 Karar Tarihi: 10.03.2016

ÖZET: Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açar. Öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılması bozmayı gerektirir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden duruşma yapılmasını gerektirmez. O halde kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.

(4721 S. K. m. 183, 348, 349, 351) (1086 S. K. m. 438)

 Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

 2-Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir. (TMK m. 348) Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açar.(TMK m. 183,349,351/1) Öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılması bozmayı gerektirir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden duruşma yapılmasını gerektirmez. O halde kararın düzeltilerek onanması Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesine uygun düşer.

 Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple hüküm fıkrasının 1. bendinin tamamen hükümden çıkarılmasına, yerine “Davanın KABULÜ ile, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/535 Esas sayılı 2013/52 Karar sayılı 05/03/2013 kesinleşme tarihli kararı ile davalıya verilen müşterek çocuklar …. ili, ….ilçesi, … köyü, cilt …, hane … de kayıtlı 05/11/2001 d.lu … T.C kimlik numaralı …., 26/03/2000 doğumlu, … …., 05/03/2003 doğumlu …. T.C kimlik numaralı …., 22/05/2006 doğumlu … T.C kimlik numaralı ….’in velayetlerinin davalıdan alınıp davacı anneye verilmesine,” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte açıklanan sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 10.03.2016 (¤¤)

Yakınların çocuğu görüş hakkı, velayet harici görüş nasıl olur, anneanne torunu görebilir mi, dede torunu mahkeme kararıyla görebilir mi, teyze yeğenini mahkeme kararıyla görebilir mi ? Çocuk teyze halaya gösterilmezse ne yapılmalıdır ?

Hala, teyze, dayı gibi yakınların çocuğu görme hakları sınırlandırılamaz. Bazı durumlarda, çocuğun aileden gizlenmesi, kaçırılması, gösterilmemesi gibi durumlar ortaya çıkabilir. Anneanne  veya babaanne de torunlarını ziyaret etme, kişisel ilişki kurma hakkına sahiptir. Velayet kendilerinde olmayan hısımların, çocukları görmek için gerekirse dava açması ve görüş günleri tesis edilmesini talep etmesi gerekebilir.

TMK

II. Üçüncü kişiler ile

Madde 325 – Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.

Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.

KANUN GEREKÇESİ ;

MADDE 325 – Yürürlükteki Kanunda mevcut olmayan ve İsviçre Medenî Kanununun 274a maddesinden alınan bu maddede, ana ve baba dışında kalan üçüncü kişilerin, özellikle de hısımların, olağanüstü sebeplerin varlığı hâlinde ve çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde, çocuk ile kişisel ilişki kurabilecekleri hükme bağlanmaktadır. Madde, bugün sadece büyükana ve büyükbabaların torunlarıyla kişisel ilişki kurma hakları açısından bir Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıyla sonuca bağlanmış olan bir sorunu, üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmaları için gerekli olan koşulları da belirten bir Medenî Kanun hükmüyle açıklığa kavuşturmak amacını taşımaktadır.

İkinci fıkrada, ana ve babanın çocuk ile kişisel ilişki kurma haklarıyla ilgili sınırlamaların burada da kıyas yoluyla uygulanacağı belirtilmiştir. Görüş günü tesis edilebilmesi için olağanüstü bir durum olduğunun mahkeme önünde ispatlanması gerekir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2020/ 3888 Karar: 2020 / 4296 Karar Tarihi: 29.09.2020

ÖZET: Annesini kaybetmiş çocukların bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi ve sosyal inceleme raporunda da belirtildiği üzere kurulacak kişisel ilişkinin çocukların yas sürecindeki ruhsal durumunu da destekleyeceğinin belirlenmesi, onların yararına olacaktır. İlk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile Enes (2010) ve …(2013) arasında dini bayramlarda ve her ayın 4. Pazar günü yatısız olarak kurulan kişisel ilişki süresinin az olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar ile torun arasında çocukların menfaati de göz önüne alınarak, yatılı olacak şekilde daha uygun süreli ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, kişisel ilişki kurulmasına karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 564 Karar: 2019 / 3272 Karar Tarihi: 25.03.2019

ÖZET: Türk Medeni Kanunu’nun …. maddesinde “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir” denilmektedir. Davacılar küçüğün büyük annesi ve büyük babası olup, torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal haklarıdır. Annenin ailesi ile davacılar arasında anlaşmazlık bulunması, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmemelidir. Babasını kaybetmiş çocuğun bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi onun yararına olacaktır. O halde ilk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine, karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile 2008 doğumlu Süleyman ve 2009 doğumlu Selin arasında kurulan kişisel ilişki süresinin kısa olduğu anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 25063 Karar: 2016 / 16384 Karar Tarihi: 22.12.2016

ÖZET: Üçüncü kişilerin, koşulları gerçekleştiği takdirde çocukla kişisel ilişki kurma hakkı mevcut ise de; kişisel ilişki süresinin ana ve babaya tanınan genişlikte olması beklenemez. Ancak; anneanne, dede, büyükanne ve büyük babalarla torun arasındaki kişisel ilişki, torunun bunlarla “aile bağlarını” güçlendirmek ve geliştirmek, onların da torun sevgilerini tatmaya elverişli olacak yeterlilikte olmalıdır.

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 564 Karar: 2019 / 3272 Karar Tarihi: 25.03.2019

ÖZET: Türk Medeni Kanunu’nun …. maddesinde “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir” denilmektedir. Davacılar küçüğün büyük annesi ve büyük babası olup, torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal haklarıdır. Annenin ailesi ile davacılar arasında anlaşmazlık bulunması, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmemelidir. Babasını kaybetmiş çocuğun bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi onun yararına olacaktır. O halde ilk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine, karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile 2008 doğumlu Süleyman ve 2009 doğumlu Selin arasında kurulan kişisel ilişki süresinin kısa olduğu anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

(4721 S. K. m. 325) (6100 S. K. m. 370)

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacılar tarafından kişisel ilişki süresinin az olması nedeniyle davalı anne tarafından ise tümü yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalının temyiz itirazları yersizdir.

2-Davacıların temyiz itirazının incelenmesine gelince;

Davacılar tarafından torunları ile kişisel ilişki kurulması talebi ile açılan dava ilk derece mahkemesince kısmen kabul edilmiş, dede ve babaanne ile velayeti anneye bırakılan 2008 doğumlu Süleyman ve 2009 doğumlu Selin arasında her ayın 3. cumartesi günü sabah 09:00 dan aynı gün 17:00, dini bayramların 3. günü sabah 9:00 ila aynı gün akşam 17:00, her yıl temmuz ayının 1. günü sabah 09:00 ila aynı gün akşam 17:00 arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiş, bu karar davacılar tarafından sürenin azlığı, davalı anne tarafından ise tümüne yönelik istinaf edilmiştir.

İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesinde “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir” denilmektedir. Davacılar küçüğün büyük annesi ve büyük babası olup, torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal haklarıdır. Annenin ailesi ile davacılar arasında anlaşmazlık bulunması, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmemelidir. Babasını kaybetmiş çocuğun bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi onun yararına olacaktır. O halde ilk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine, karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile 2008 doğumlu Süleyman ve 2009 doğumlu Selin arasında kurulan kişisel ilişki süresinin kısa olduğu anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir (HMK m. 370/2).

SONUÇ: Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının hüküm fıkrasından 2. bendin tamamen çıkarılmasına yerine 2. bent olarak “Velayeti anneye bırakılan müşterek çocuklarla davacılar arasında her ayın 3. cumartesi günü sabah 09:00 dan aynı gün 17:00, dini bayramların 3. günü sabah 09:00 ila aynı gün akşam 17:00, her yıl temmuz ayının ilk hafta pazartesi sabah 09:00 ila takip eden pazar akşam 17:00 arasında kişisel ilişi kurulmasına” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle, temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 176.60 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran davacılara geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliği ile karar verildi. 25.03.2019  (¤¤)

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2020/ 3888 Karar: 2020 / 4296 Karar Tarihi: 29.09.2020

ÖZET: Annesini kaybetmiş çocukların bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi ve sosyal inceleme raporunda da belirtildiği üzere kurulacak kişisel ilişkinin çocukların yas sürecindeki ruhsal durumunu da destekleyeceğinin belirlenmesi, onların yararına olacaktır. İlk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile Enes (2010) ve …(2013) arasında dini bayramlarda ve her ayın 4. Pazar günü yatısız olarak kurulan kişisel ilişki süresinin az olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar ile torun arasında çocukların menfaati de göz önüne alınarak, yatılı olacak şekilde daha uygun süreli ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, kişisel ilişki kurulmasına karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

(6100 S. K. Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 438) (4721 S. K. m. 325)

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacılar tarafından, kişisel ilişkinin süresi yönünden; davalı tarafından ise kişisel ilişki düzenlemesi ve vekalet ücreti yönünden temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması talep edilmiş ise de; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa 31/03/2011 tarihli 6217 sayılı Kanunu’un 30. maddesiyle ilave edilen geçici 3. madde hükmü uyarınca, uygulanması gereken 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesinde; çocukla kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine ilişkin verilen kararların Yargıtay’da duruşmalı inceleneceğine ilişkin hüküm bulunmadığından duruşma isteğinin reddine, evrak üzerinde inceleme yapılmasına karar verilerek, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı babanın tüm, davacıların ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-İlk derece mahkemesince velayeti babada olan ortak çocuklar Enes (2010) ve …(2013) ile davacılar arasında “Her ayın 4. Pazar günü saat 10:00’dan saat 17:00’ye kadar, dini bayramların 2. günü saat 12:00’den aynı gün saat 15:00’e kadar, her yıl 1 Temmuz saat 10:00’dan 10 temmuz saat 17:00’ye kadar” şeklinde kişisel ilişki düzenlenmesine karar verilmiş, taraflarca kişisel ilişki kurulması istinafa getirilmekle ilgili bölge adliye mahkemesince itirazlar esastan reddedilmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesinde “Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir” denilmektedir. Davacılar küçüğün büyük annesi ve büyük babası olup, torunlarını sevme, onunla kişisel ilişki kurulmasını isteme, en doğal haklarıdır. Baba ve davacılar arasında anlaşmazlık bulunması, davacıların torunları ile kişisel ilişki kurmasına engel teşkil etmemelidir. Annesini kaybetmiş çocukların bu eksikliğini gidermesi için büyükanne ve büyükbaba ile vakit geçirmesi ve sosyal inceleme raporunda da belirtildiği üzere kurulacak kişisel ilişkinin çocukların yas sürecindeki ruhsal durumunu da destekleyeceğinin belirlenmesi, onların yararına olacaktır. İlk derece mahkemesince kişisel ilişki süresinin düzenlenmesine karar verilmesi doğru ise de; davacılar ile Enes (2010) ve …(2013) arasında dini bayramlarda ve her ayın 4. Pazar günü yatısız olarak kurulan kişisel ilişki süresinin az olduğu anlaşılmaktadır. Davacılar ile torun arasında çocukların menfaati de göz önüne alınarak, yatılı olacak şekilde daha uygun süreli ve infazda tereddüt yaratmayacak şekilde, kişisel ilişki kurulmasına karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Sonuç: Temyiz edilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu kararın yukarıda (2.) bentte gösterilen sebeple KALDIRILMASINA ve İstanbul 6. Aile Mahkemesi kararının BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan bölümünün yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 267.80 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran davacılara geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.29.09.2020 (¤¤)

 ————–

T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 25063 Karar: 2016 / 16384 Karar Tarihi: 22.12.2016

ÖZET: Üçüncü kişilerin, koşulları gerçekleştiği takdirde çocukla kişisel ilişki kurma hakkı mevcut ise de; kişisel ilişki süresinin ana ve babaya tanınan genişlikte olması beklenemez. Ancak; anneanne, dede, büyükanne ve büyük babalarla torun arasındaki kişisel ilişki, torunun bunlarla “aile bağlarını” güçlendirmek ve geliştirmek, onların da torun sevgilerini tatmaya elverişli olacak yeterlilikte olmalıdır.

(4721 S. K. m. 325)

 Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

 Karar: Üçüncü kişilerin, koşulları gerçekleştiği takdirde çocukla kişisel ilişki kurma hakkı mevcut ise de; kişisel ilişki süresinin ana ve babaya tanınan genişlikte olması beklenemez. Ancak; anneanne, dede, büyükanne ve büyük babalarla torun arasındaki kişisel ilişki, torunun bunlarla “aile bağlarını” güçlendirmek ve geliştirmek, onların da torun sevgilerini tatmaya elverişli olacak yeterlilikte olmalıdır. Davacılar ile torunu aynı yerde bulunmakta olup, ayrı yerlerde olsalar da günümüz ulaşım olanaklarındaki kolaylık gözetildiğinde taraflar bu hususun dikkate alınmasını açıkça talep etmemişler ise “aynı yer, farklı yer ayrımı” yapılması doğru olmadığı gibi, davacılar ile 2012 doğumlu….arasında kurulan kişisel ilişki amaca uygun olmayacak şekilde uzun sürelidir. Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından, hükmün bu bölümünün Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması gerekmiştir.

 Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple gerekçeli kararın hüküm fıkrasının ikinci paragrafının hükümden tamamen çıkarılmasına, yerine “Davacılar …. ve … ile küçük… arasında her ayın 2. ve 4. hafta sonları Cumartesi günü saat 10:00’dan Pazar 17:00’ye kadar, dini bayramların 2. günü saat 10:00’dan 17:00’a kadar kişisel ilişki kurulmasına” cümlesinin yazılmasına, hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 22.12.2016 (¤¤)

İşçilik alacaklarında zamanaşımı

İşçilik alacaklarında zamanaşımı nasıl hesaplanır ? Zamanaşımı nedir ?

İşçilik alacaklarında kağıt üzerinde hesaplama yapıldığından yüksek rakamlar çıkmakla beraber iş uygulamaya gelince bu rakamların bir kısmının zamanaşımına uğradığı görülmektedir. Zamanaşımı konusunda Yargıtay’ın yerleşik kararları bulunmakta olup, dava aşamasında kısmi açılan dava miktarını yükseltirken zamanaşımını hesaplayıp, dikkate almak gerekir.

Zamanaşımının başlangıcını tespit etmek davayı açarken doğru miktarı bulmak açısından önemlidir. Kimi alacaklar fesih tarihinde muaccel olurken, kimi alacaklar işçi henüz çalışıyorken hak doğmuş olduğundan muaccel olur ve zamanaşımına uğramaya başlar.

Tüm alacak kalemlerine dair zamanaşımı sürelerini tek tek ayrı başlıklar altında ele almak kafa karışıklıklarını gidermek için faydalı olacaktır.

Kıdem tazminatında zamanaşımı nasıl hesaplanır ?

İş Kanunu  EK Madde 3 ile getirilen düzenlemeye göre Kıdem tazminatında zamanaşımı 5 yıl olarak hesaplanacaktır.

Kıdem tazminatı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte muaccel olmuş sayılır. İşçi çalıştığı esnada kıdem tazminatını talep edemez.

Örneğin 9 yıl 3 ay 10 günlük kıdemi olan ve 31.12.2021 tarihinde iş sözleşmesi sona eren bir işçinin kıdem tazminatı için dava açması gereken son tarih 31.12.2026 tarihidir. İşçi bu tarihten önce davasını açtığında 9 yıl 3 ay 10 günlük süre boyunca hak etmiş olduğu kıdem tazminatına hak kazanmış olur.

Kıdem tazminatında düzenleme yapan ek madde 12/10/2017 tarihinde yürürlüğe girdiği için, fesih tarihinin bu tarihten önce olması durumunda Türk Borçlar Kanunu 146.maddedekik genel zamanaşımı süresi olan 10 yıl uygulanacaktır.

İhbar tazminatında zamanaşımı nasıl hesaplanır ?

İş Kanunu  EK Madde 3 ile getirilen düzenleme İhbar tazminatı için de geçerlidir. Sözleşmenin sona erdiği tarih dikkate alınarak kıdem tazminatında anlatılan şekilde hesaplama yapılmalıdır.

Maaş – Ücret alacaklarında zamanaşımı nedir ?

İş Kanunu 32.maddeye göre ‘Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.’ Şeklinde düzenleme yapılmıştır .

Muhammed (S.A.V) “İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz.” Felsefesi, İş Kanunu tarafından benimsenmiş, içinin hakkının doğduğu zaman ödenmesi, ödenmemesi halinde zamanaşımının başlayacağı ifade edilmiştir.

Dava açarken uyuşmazlık konusu miktarı tespit ederken, işverenin ödememiş olduğu maaş-ücret alacakları yönünden, bugünden geçmişe doğru 5 yıl geriye gitmemiz gerekir.

Ulusal Bayram Genel Tatil Alacaklarında zamanaşımı nasıl hesaplanır ?

İş Kanunu 32.maddeye göre ‘Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.’ Şeklinde düzenleme yapılmıştır .

UBGT alacakları teknik olarak ücret olarak kabul edilir bu nedenle 5 yıllık zamanaşımına tabi olur. Zamanaşımının başlangıcını hesaplarken muaccel olduğu zamanı tespit etmemiz gerekir. Ücret alacağı işin yapıldığı, mesainin tamamlandığı gün muaccel olur. İşçinin hakkının verilmesi sözleşmenin feshedilmesine kadar beklenmesini gerektirmez. O gün, gün bitiminde veya sözleşmeye göre en geç maaşın alınacağı gün ek çalışmaların zamlı şekilde ödenmesi gerekir. Bu sebeple, Ücret alacaklarını tespit ederken zamanaşımına uğrayan kısmı, dava açıyorsak dava tarihinden geriye doğru 5 yıl sayarak, dava açmış dava miktarımızı ıslah ile artırıyorsak ıslah tarihinden itibaren 5 yıl geriye sayıp hesaplamayı yapmamız gerekir.

Fazla mesai alacaklarında zamanaşımı nasıl hesaplanır ?

Ücret alacaklarında hesaplama tarihinden itibaren 5 yıl geçmişe gitme prensibi, fazla mesai alacakları için de geçerlidir. Fazla mesai de işçinin yapmış olduğu işin karşılığı olan ücrettir. Sadece belirlenen süreler haricinde ek çalışma yapıldığı için zamlı ödenmesi gerekir.

Fazla mesai ücretleri hesaplanırken, davanın belirsiz alacak olarak açılmış olması durumunda, dava miktarı artırılırken, ıslah edildiği tarih değil, dava tarihini esas almak gerekir.  Belirsiz alacak olarak açılan davalarda, dava miktarını başta tespit etmek uzmanlık gerektirdiğinden davacı tarafından tahmin edilemez. Açılan dava tüm alacak miktarı bakımından(belirsiz alacak olarak açılan kalemler için) zamanaşımını kesecektir.

Alacağın belirsiz alacak davası şartlarını taşıması halinde dava açılmakla borçlu alacağın tamamı açısından temerrüde düşmekle zamanaşımı kesilecektir. (Uğur OCAK – Gaziantep 2018, 7.Bakı S. 1118)

7226 sayılı Kanun Geçici 1maddesi 1 fıkrası uyarınca zamanaşaımı süreleri 13.03.2020-15.06.2020 tarihleri arasında 3 ay 2 gün durmuştur. Hesaplama yapılırken bu sürelerin göz önüne alınması gerekir.

6235 Sayılı Kanun 18/A maddesince, arabuluculuğa başvurudan itibaren son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı duracak ve hak düşürücü süreler işlemeyecektir.

Beraat eden her bir sanık için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.

Beraat eden her bir sanık için bazı mahkemelerin tek vekalet ücretine hükmetmesi, bazı mahkemelerin ise her sanık için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmetmesi uygulamasındaki ihtilaf çözümlenmiştir. Böylece her beraat eden sanık için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir.

اگر اداره مهاجرت درخواست شما را نپذیرد چه کاری می توان انجام داد؟ حقوق شما

چیست؟

اداره مهاجرت مدرکی به شما می دهد که درخواست شما را رد می کند. شما حق دارید ظرف 15 روز پس از ارائه این سند شکایت کنید. بسیار مهم است که از 15 روز تجاوز نکند!..
اگر شما را به یک کمپ یا مرکز انتقال ببرند، این مدت 7 روز خواهد بود . شما حق دارید با یک وکیل مشورت کنید. اگر مقامات مهاجرت از این امر جلوگیری کنند، مرتکب جرم خواهند شد.

هنگامی که تصمیم رد به شما داده می شود، احتمالاً اداره مهاجرت به شما می گوید که باید به کشور خود بازگردید. با این حال، دادگاه می تواند تصمیم اداره مهاجرت را لغو کند. به همین دلیل باید حقوق خود را بدانید.

اداره مهاجرت ممکن است ارزیابی ها یا اقدامات اشتباهی انجام دهد. دفاع در دادگاه بسیار مهم است. ممکن است به دلیل دفاع ناقص یا نادرست اخراج شوید.

دلیل ورود یا امتناع خارجی ممکن است دلایل مختلفی داشته باشد. وضعیت فرد خارجی، آنچه که می گوید، مدارکی که در دست دارد و اینکه اداره مهاجرت کدام ماده قانونی را رد می کند متفاوت است.
مقامات مهاجرت تقریباً همه خارجی ها را رد کرده اند، به خصوص اخیرا. با توجه به مهاجرت بیش از حد به کشور، تنها کسانی می توانند در کشور ما اقامت داشته باشند که به دادگاه مراجعه کرده و برنده شوند.
به ویژه دلایلی مانند امنیت جانی، شلاق، مجازات اعدام، شکنجه برای گرویدن به دین، ویا دلایل سیاسی در کشور حائز اهمیت است. به این دلایل، درخواست برای رفتن به کشورهایی مانند ترکیه، اروپا، آمریکا یا کانادا زمینه ای برای پناهندگان است.


برای پرونده، فرم مصاحبه ای که اداره مهاجرت با شما تهیه کرده و تمام مدارکی که از کشور خود می آورید بسیار مهم است.
در صورت تمایل خارجی می تواند خودش اقامه دعوی کند. با این حال او شانسی برای برنده شدن ندارد زیرا قوانین، سیستم قضایی و زبان دادگاه را نمی داند.
حتی در صورت رد شدن در دادگاه اول،فرد با توجه به وضعیت خود حق دارد دادگاه بالاتری داشته باشد. اکثر خارجی ها پس از از دست دادن دادگاه اول مجبور به بازگشت به کشور خود می شوند زیرا نمی دانند چگونه به دادگاه بالاتر بروند. با توجه به وضعیت فرد خارجی، امکان مراجعه به دادگاه حقوق بشر اروپا وجود دارد.
بنابراین تهیه پرونده توسط وکیل متخصص در زمینه اتباع خارجی حائز اهمیت است. زیرا در صورت رد شدن در دادگاه حق اقامت مجدد در ترکیه را از دست می دهد.
مثال ها:
• پرونده فردی که به خاطر طالبان از افغانستان گریخته بود در دادگاه اول شکست خورد اما در دادگاه عالی پیروز شد. بعد شناسنامه اش را گرفت.
• یک خانواده ایرانی به دلیل مسیحی بودن به ترکیه گریختند. اداره مهاجرت نپذیرفت. از سوی دیگر دادگاه خانواده ایرانی را بر حق تشخیص داد و خانواده در ترکیه ماندند.
• یک پاکستانی که قصد داشت با قایق از ترکیه به ایتالیا فرار کند،دستگیر و علیرغم تصمیم اخراج، با شکایتی که از طرف دفتر وکالتی ما صورت گرفت از مرکز اخراج خارج شد و شناسنامه اش را گرفت.
• یک شهروند تاجیکستانی که با مجوز اقامت در ترکیه اقامت داشت در نتیجه درخواست اشتباه پلیس به کمپ منتقل شد. سپس از او خواسته شد که اخراج شود. این شهروند تاجیکستانی با توجه به درخواست اشتباه موجود در پرونده توسط وکیل با حکم دادگاه آزاد شد.

Nişan hediyeleri geri istenebilir mi ? Nişan hediyelerinde neler olduğu nasıl ispatlanır ? Nişan hediyelerinde ispat yükü kimin üzerindedir ? Nişan hediyeleri için dava açılabilir mi?

Nişan hediyelerinin nişan bozulduktan sonra iadesine dair düzenleme TMK 120 maddesi ve devamında ele alınmıştır. Kanun maddeleri şu şekildedir ;

II. Nişanın bozulmasının sonuçları

1. Maddî tazminat

Madde 120- Nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan

taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddî fedakârlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır.

Tazminat istemeye hakkı olan tarafın ana ve babası veya onlar gibi davranan kimseler de, aynı koşullar altında yaptıkları harcamalar için uygun bir tazminat isteyebilirler.

2. Manevî tazminat

Madde 121- Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan

diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

III. Hediyelerin geri verilmesi

Madde 122- Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.

Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.

IV. Zamanaşımı

Madde 123- Nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları, sona ermenin üzerinden bir yıl

geçmekle zamanaşımına uğrar.

Nişan yüzüğü geri istenebilir mi ?

Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre nişan yüzüğü geri istenemez.

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2013/ 16931 Karar: 2014 / 1004 Karar Tarihi: 27.01.2014

ÖZET: Mahkemece; yanılgılı değerlendirmeyle, mutad hediye olan ve iadesi gerekmeyen nişan yüzüğünün iadesi yönünde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. Kaynak sinerji mevzuat.

Nişan hediyelerinde kusur önemli midir ?

Nişan hediyelerinin iadesinde tarafların kusurunun önemi yoktur. Taraflar mutad dışı hediyeleri kusurlu da olsalar iadesini isteyebilirler.

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2002/ 5584 Karar: 2002 / 5991 Karar Tarihi: 27.05.2002

ÖZET: Nişanın bozulması nedeniyle hediyelerin geri alınması istemine ilişkin davalarda kusur aranmamakla birlikte dava konusu yapılan hediyelerin (ve özellikle ziynet eşyalarının) mutad olup olmadığının tesbiti konusunda sadece yöresel örf ve adetlerin varlığı yeterli olmayıp tarafların usulünce araştırılıp saptanacak mali ve sosyal durumlarının da dikkate alınması gerekir. Kaldı ki altınlar, mutad eşya kapsamında sayılmamaktadır.

Nişanın bozulması nedeniyle mutad dışı hediyelerin geri alınmasına ilişkin davalarda kusur aranmaz.’ 3. Hukuk Dairesi 2015/3347 E. , 2015/8639 K.

Nişan hediyelerinin iadesinde, İspat yükü kimin üzerindedir ? Takıyı kimin taktığını kim nasıl ispat edecektir ?

İspat yükü kendisine menfaat sağlayan tarafa düşer. TMK’nın 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Nişan hediyelerinin iadesinde iki adet ispat yükü bulunur.

İlki nişan hediyesinin davacı tarafından verildiğinin ispatıdır. Nişan hediyesi olarak ileri sürülen ve davada iadesi istenen bir kolye, nişandan önceden beridir davalının kendi kişisel malı olabilir. Bunun, davalının kişisel malı olmadığı, nişan vesilesiyle kendisine hediye edildiği davacı tarafça ispat edilmelidir.

İkinci ispat yükü ise, hediyelerin iade edilip edilmediği noktasındadır. Davacı hediye verdiğini ispat ettikten sonra bu hediyenin iade edilmediğini de ispat etmek zorundadır. Hediye verilmesi, başlı başına davayı kazanmaya yetmeyecektir.

Davalı taraf takıların takıldığını ancak iade edildiğini ileri sürüyorsa bu sefer ispat yükü çevrilir, davalı taraftan iade ettiğini ispat etmesi beklenir. Davalı taraf takıldığını kabul etmemekle birlikte fotoğraf ve video kasetlerinden takıların takıldığı görünüyor ise bu sefer davalı bunu iade ettiğini ispat etmek yükü altındadır.

Emsal bir olayda davalı, takı takıldığını ancak nişanda takılan sahte olduğunu, gerçek takıların ise düğünce takılacağını ileri sürmüştür. Yargıtay bu durumda ispat yükünü çevirerek, takıların sahte olduğunu ileri süren davalıya ispat yükü yüklemiştir.

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davacının, nişanın bozulması nedeniyle, nişanda hediye ettiği altınların iadesini talep etttiği, davalı tarafın, takılan altınların sahte olduğunu savunduğu görülmüştür.

Bu bağlamda; nişanda takılan altınların sahte olduğunu, bunu iddia eden davalı taraf ispatla yükümlüdür.’ 3. Hukuk Dairesi 2015/3347 E. , 2015/8639 K.

Davacı iddiasını ispat için tanık dinletebilir. Tanık delili de yeterli değilse davalıya yemin teklif edebilir. Davalı takının takılmadığına veya iade edildiğine dair yemin ederse davacının davasının reddedilmesi gerekir.

TMK.nun 122.maddesine göre, nişanlılık evlenme dışında bir nedenden sona ererse, nişanlıların birbirlerine vermiş oldukları, alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir. Hediyelerin iadesi için kusur aranmaz ise de; davaya konu edilen hediyelerin, davacı tarafça davalıya verildiği ve iade edilmemiş olduğu hususlarının ispatlanması icabeder ki, bu yoldaki iddianın her türlü delille ispatı mümkündür. Davacı, davalıya nişan merasimi sırasında tek taş yüzük, takı seti, inci süslemeli bilezik, saat, alyans, kolye, bileklik ile kurban bayramında iki adet 3 burgulu bilezik taktığını iddia etmiş, davalı ise iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını savunmuştur, her iki tarafta iddiasını ispat amacıyla tanık dinletmiş, ispat yükü altında olan davacı, davalıya yemin teklif etmiştir. Davalı iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını belirterek yeminini eda etmiştir. Bu durumda; iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takıldığı ispatlanamamıştır. O halde mahkemece 2 adet 3 burgulu bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.’          T.C YARGITAY3.Hukuk DairesiEsas: 2012/ 17617Karar: 2012 / 22489Karar Tarihi: 01.11.2012 kaynak sinerji mevzuat.

Dosyaya sunduğu delillerle (her ne kadar dosyaya kuyumcu kartviziti de delil olarak sunulmuş ise de, üzerinde gram ve ayar haricinde başka bir bilgi yer almayan ve her zaman düzenlenmesi mümkün olan bu delile itibar edilmemiştir) davacı bir adet bilekliğin davalıya nişan hediyesi olarak takıldığı yönündeki iddiasını ispat edememiştir.  

 Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde her türlü yasal delile dolayısı ile yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, bu iddiasını ispatlaması konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir.’ T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 19012 Karar: 2014 / 16688 Karar Tarihi: 17.12.2014

Manevi tazminat nasıl belirlenir?

Sırf nişanın bozulması manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli değildir. Davacının kişisel olarak fahiş bir zarara uğraması gerekir. Her nişan bozulması olayında doğaldır ki taraflar üzülür. Normal bir üzüntü manevi tazminat hükmedilmesine sebebiyet vermez. Kişilik haklarının zarara uğraması gerekir.

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2020/ 473 Karar: 2020 / 2316 Karar Tarihi: 12.03.2020

ÖZET: Dava, nişanın bozulması nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile nişanın bozulması nedeni ile doğal olan üzüntü sebebi ile oluşan menfaat ihlali için manevi tazminata hükmedilemeyeceği, ancak nişanın bozulması nedeni ile fahiş bir zarar doğmuş ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebileceği, temyize konu uyuşmazlıkta davalının sebep göstermeden nişanı bozduğunun anlaşıldığı ve bu hali ile davalının, davacının kişilik haklarına saldırarak doğal üzüntüyü aşan şekilde manevi zarara (objektif zarar) yol açtığından söz edilemeyeceği, bu itibarla manevi tazminat koşullarının somut olayda bulunmadığı gözetilerek bu istem bakımından red kararı verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamış, bu husus da bozmayı gerektirmiştir gerekçesi ile hüküm bozulmuş olup mahkemece; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davacının manevi tazminat talebinin reddine, hükmün sair kısımları onanarak kesinleştiğinden kesinleşen kısımlar bakımından yerinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması isabetli olup usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

Takıyı takan anne baba davacı olmalı mıdır ? Nişanlı tarafın davacı olması yeterli midir ?

Sadece nişanlı tarafın davacı olması yeterlidir. Takıyı takan amca hala, anne baba gibi yakınların bulunması TMK 122 kapsamında iade için onların da davacı olmasını gerektirmez.

‘Davalı taraf, ziynet eşyalarının davacının bizzat kendisi tarafından alınmadığını (zira, öğrenci olup, bir gelirinin bulunmadığını) savunmuş; mahkemece de; altın ve hediyelerin davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının anne ve babası tarafından davalıya verildiğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, nişan törenlerinde takılan takıların bizzat davacı nişanlı tarafından takılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana-babanın ya da onlar gibi davrananların nişanlı adına taktıkları takılar, davacı nişanlı tarafından takılmış sayılır ve nişanın bozulması durumunda da bizzat talep edilebilir. Örf ve adete göre, nişan törenlerinde, takıların, nişanlıların birbirine bizzat takmalarından çok, genelde bir aile büyüğü veya ana-baba veya kardeşlerden biri tarafından takıldığı bir gerçekliktir. O halde, mahkemece; davacı(nişanlı) veya davacı adına hareket eden ana-baba veya kardeşleri tarafından takılan takıların saptanarak, hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir” gerekçesiyle bozulmuştur.’ 3. Hukuk Dairesi 2014/19012 E. , 2014/16688 K.

EMSAL KARARLAR

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2013/ 16931 Karar: 2014 / 1004 Karar Tarihi: 27.01.2014

ÖZET: Mahkemece; yanılgılı değerlendirmeyle, mutad hediye olan ve iadesi gerekmeyen nişan yüzüğünün iadesi yönünde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

(4721 S. K. m. 122)

 Taraflar arasında görülen nişan hediyelerinin iadesi davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 Davada; nişan hediyelerinin aynen iadesi, mümkün olmadığı taktirde bedeli olan 4.005,00 TL ile nişan kahvesinde davalıya verilen 200,00 TL paranın tahsili talep edilmiş; mahkemece; davanın kısmen kabulü cihetine gidilerek; dava konusu altın ve ziynet eşyaları yönünden talebin kabulüne, 200,00 TL para yönünden ise reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

 Dava; nişan hediyelerinin iadesi istemine ilişkindir.

 Türk Medeni Kanunu’nun 122 nci maddesi gereğince; nişanın evlenme dışındaki bir sebeple sona ermesi halinde nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları mutad dışındaki hediyelerin aynen, mevcut değilse karşılığının sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince geri verilmesi gerekmektedir. Nişan hediyelerinin iadesine karar verilebilmesi için kusur şartı aranmaz.

 Yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre, nişan yüzüğü dışındaki altın ve ziynet eşyası mutat hediye kapsamında olmayıp iadesi gereken hediyeler olarak değerlendirilmektedir.

 Hal böyle olunca mahkemece; yanılgılı değerlendirmeyle, mutad hediye olan ve iadesi gerekmeyen nişan yüzüğünün iadesi yönünde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

 Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HUMK.nun 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.01.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2012/ 17617 Karar: 2012 / 22489 Karar Tarihi: 01.11.2012

ÖZET: Davalı iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını belirterek yeminini eda etmiştir. Bu durumda; iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takıldığı ispatlanamamıştır. O halde mahkemece 2 adet 3 burgulu bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

(4721 S. K. m. 122)

 Dava: Dava dilekçesinde nişan hediyelerinin iadesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 Karar: Davacı vekili, nişan hediyesi olarak davalıya takılan tek taş yüzük, takı seti (kolye, küpe, yüzük), inci süslemeli bilezik, saat, alyans, kolye, bileklik ile iki adet 3 burgulu bileziğin aynen iadesi olmazsa bedeli olan 5000 TL’nin faiziyle tahsilini talep etmiştir.

 Davalı vekili cevabında davanın zamanaşımına uğradığını, davaya konu edilen iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takılmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

 Mahkemece davanın kabulü ile davaya konu nişan hediyelerinin aynen iadesine, hediyelerin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde 5000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

 TMK.nun 122.maddesine göre, nişanlılık evlenme dışında bir nedenden sona ererse, nişanlıların birbirlerine vermiş oldukları, alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir. Hediyelerin iadesi için kusur aranmaz ise de; davaya konu edilen hediyelerin, davacı tarafça davalıya verildiği ve iade edilmemiş olduğu hususlarının ispatlanması icabeder ki, bu yoldaki iddianın her türlü delille ispatı mümkündür. Davacı, davalıya nişan merasimi sırasında tek taş yüzük, takı seti, inci süslemeli bilezik, saat, alyans, kolye, bileklik ile kurban bayramında iki adet 3 burgulu bilezik taktığını iddia etmiş, davalı ise iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını savunmuştur, her iki tarafta iddiasını ispat amacıyla tanık dinletmiş, ispat yükü altında olan davacı, davalıya yemin teklif etmiştir. Davalı iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını belirterek yeminini eda etmiştir. Bu durumda; iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takıldığı ispatlanamamıştır. O halde mahkemece 2 adet 3 burgulu bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 19012 Karar: 2014 / 16688 Karar Tarihi: 17.12.2014

ÖZET: Davacı, dava dilekçesinde her türlü yasal delile dolayısı ile yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, bu iddiasını ispatlaması konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir.

(4721 S. K. m. 122)

 Dava: Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 Karar: Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, 01.02.2011 tarihinde davalı ile nişanlandığını; nişan sırasında davacı tarafından davalıya 1 adet altın set (9990 TL değerinde), 6 adet altın burma bilezik ve bir adet bileklik (2135 TL değerinde), 2 adet yüzük (575 TL değerinde) olmak üzere toplamda 12700 TL değerinde altın takılar takıldığını; nişanın davalı tarafından haksız bozulduğunu iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak, toplam 12700 TL değerindeki altın takılardan oluşan nişan hediyelerinin aynen iadesine; olmadığında, dava tarihindeki değerinin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

 Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının nişan sırasında öğrenci olduğunu, müvekkiline herhangi bir hediye almadığını, alınan hediyelerin davacının babası tarafından bizzat alındığını; bu nedenle, davacının dava açma hakkının bulunmadığını belirterek davanın husumetten reddini istemiş; esası bakımından da, nişanın bozulması ile ilgili iddiaların asılsız olduğunu, nişanı bozanın davacı olduğunu belirterek; davanın reddini savunmuştur.

 Mahkemece; …”Davacı ile davalının nişanlı oldukları, nişanlılığın evlenme dışındaki bir sebeple sona erdiği ve davalıya verilen altın takıların, hediyelerin ve nişan masraflarının davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının anne ve babası tarafından davalıya verildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş…”, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

 Dairemizin 03.12.2013 tarih ve 2013/14453-17133 sayılı ilamı ile “… Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, TMK’nun 122. maddesi; “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.” hükmüne amirdir. Davalı taraf, ziynet eşyalarının davacının bizzat kendisi tarafından alınmadığını (zira, öğrenci olup, bir gelirinin bulunmadığını) savunmuş; mahkemece de; altın ve hediyelerin davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının anne ve babası tarafından davalıya verildiğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, nişan törenlerinde takılan takıların bizzat davacı nişanlı tarafından takılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana-babanın ya da onlar gibi davrananların nişanlı adına taktıkları takılar, davacı nişanlı tarafından takılmış sayılır ve nişanın bozulması durumunda da bizzat talep edilebilir. Örf ve adete göre, nişan törenlerinde, takıların, nişanlıların birbirine bizzat takmalarından çok, genelde bir aile büyüğü veya ana-baba veya kardeşlerden biri tarafından takıldığı bir gerçekliktir. O halde, mahkemece; davacı (nişanlı) veya davacı adına hareket eden ana-baba veya kardeşleri tarafından takılan takıların saptanarak, hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir…”, gerekçesiyle bozulmuştur.

 Mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulü ile 14.231,60.-TL değerinde 6 adet burma bilezik, 2.688,40.-TL değerinde 1 adet bileklik, 430,00.-TL değerinde 1 adet yüzüğün aynen, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde belirtilen eşyaların toplam değeri olan 17.350,00.-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 Dosyadaki yazılara, uyulan bozma kararı uyarınca hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

 Ancak; Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.

 Davacı, nişanda takıldığını iddia ettiği ziynet eşyasının tür ve miktarını ispat yükü altındadır. Davacı miktara yönelik iddiasını ispat için nişan fotoğrafları, CD ve tanık deliline dayanmıştır. Dinlenen davacı tanıkları, nişanda davalıya 6 bilezik, bir adet bileklik, 2 adet yüzük takıldığını, davalı tanıkları ise davalıya 6 bilezik ve 2 adet yüzüğün takıldığını ancak bir adet bilekliğin takılmadığını beyan etmişlerdir. Bu durumda davacı vekili davalı tanıklarının beyanlarının aksine bir adet bilekliğin de davalıya takıldığı iddiasını ispat yükü altında olup, davacı dayandığı fotoğraf ve CD delili ile de davalıya bir adet de bileklik takıldığı yönündeki iddiasını ispatlayamamıştır.

 Dosyaya sunduğu delillerle (her ne kadar dosyaya kuyumcu kartviziti de delil olarak sunulmuş ise de, üzerinde gram ve ayar haricinde başka bir bilgi yer almayan ve her zaman düzenlenmesi mümkün olan bu delile itibar edilmemiştir) davacı bir adet bilekliğin davalıya nişan hediyesi olarak takıldığı yönündeki iddiasını ispat edememiştir.

 Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde her türlü yasal delile dolayısı ile yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, bu iddiasını ispatlaması konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir.

 Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince bozulmasına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2012/ 17617 Karar: 2012 / 22489 Karar Tarihi: 01.11.2012

ÖZET: Davalı iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını belirterek yeminini eda etmiştir. Bu durumda; iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takıldığı ispatlanamamıştır. O halde mahkemece 2 adet 3 burgulu bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

(4721 S. K. m. 122)

 Dava: Dava dilekçesinde nişan hediyelerinin iadesi istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

 Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

 Karar: Davacı vekili, nişan hediyesi olarak davalıya takılan tek taş yüzük, takı seti (kolye, küpe, yüzük), inci süslemeli bilezik, saat, alyans, kolye, bileklik ile iki adet 3 burgulu bileziğin aynen iadesi olmazsa bedeli olan 5000 TL’nin faiziyle tahsilini talep etmiştir.

 Davalı vekili cevabında davanın zamanaşımına uğradığını, davaya konu edilen iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takılmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

 Mahkemece davanın kabulü ile davaya konu nişan hediyelerinin aynen iadesine, hediyelerin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde 5000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir.

 TMK.nun 122.maddesine göre, nişanlılık evlenme dışında bir nedenden sona ererse, nişanlıların birbirlerine vermiş oldukları, alışılmışın dışındaki hediyeler geri istenebilir. Hediyelerin iadesi için kusur aranmaz ise de; davaya konu edilen hediyelerin, davacı tarafça davalıya verildiği ve iade edilmemiş olduğu hususlarının ispatlanması icabeder ki, bu yoldaki iddianın her türlü delille ispatı mümkündür. Davacı, davalıya nişan merasimi sırasında tek taş yüzük, takı seti, inci süslemeli bilezik, saat, alyans, kolye, bileklik ile kurban bayramında iki adet 3 burgulu bilezik taktığını iddia etmiş, davalı ise iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını savunmuştur, her iki tarafta iddiasını ispat amacıyla tanık dinletmiş, ispat yükü altında olan davacı, davalıya yemin teklif etmiştir. Davalı iki adet 3 burgulu bileziğin takılmadığını belirterek yeminini eda etmiştir. Bu durumda; iki adet 3 burgulu bileziğin davalıya takıldığı ispatlanamamıştır. O halde mahkemece 2 adet 3 burgulu bilezik yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

 Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2020/ 473 Karar: 2020 / 2316 Karar Tarihi: 12.03.2020

ÖZET: Dava, nişanın bozulması nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile nişanın bozulması nedeni ile doğal olan üzüntü sebebi ile oluşan menfaat ihlali için manevi tazminata hükmedilemeyeceği, ancak nişanın bozulması nedeni ile fahiş bir zarar doğmuş ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebileceği, temyize konu uyuşmazlıkta davalının sebep göstermeden nişanı bozduğunun anlaşıldığı ve bu hali ile davalının, davacının kişilik haklarına saldırarak doğal üzüntüyü aşan şekilde manevi zarara (objektif zarar) yol açtığından söz edilemeyeceği, bu itibarla manevi tazminat koşullarının somut olayda bulunmadığı gözetilerek bu istem bakımından red kararı verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamış, bu husus da bozmayı gerektirmiştir gerekçesi ile hüküm bozulmuş olup mahkemece; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davacının manevi tazminat talebinin reddine, hükmün sair kısımları onanarak kesinleştiğinden kesinleşen kısımlar bakımından yerinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması isabetli olup usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

(4721 S. K. m. 120) (1086 S. K. m. 427) (YİBK 01.06.1990 T. 1989/3 E. 1990/4 K.)

Dava: Taraflar arasındaki nişanın bozulması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın manevi tazminat yönünden reddine, maddi tazminat yönünden bozma ilamı ile birlikte kesinleşmiş olması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar: Davacı, davalı ile 01.01.2011 tarihinde nişanlandığını, nişanı gelenek ve görenekler gereği ailesinin yaptığını, nişan döneminde davalının tıp öğrencisi, kendisinin ise işte çalıştığını, davalı doktor olduğunda hiçbir kusuru ve kabahati olmadığı halde davalının nişanlılığı bir telefon mesajı ile bitirdiğini, davalının facebooktan 1 ağustos 2013 tarihinde ilişkisinin başladığını bildirmesi üzerine başka biri için ayrıldığını anladığını, bu nedenle nişan masrafı ve davalıya verilen harçlık vs için 10.000 tl maddi ve çektiği acı, ızdırap, elem ve başkası ile birlikte olması nedeniyle 40.000 tl manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, yetki, zamanaşımı itirazında bulunarak nişan töreninin yapılmadığını sadece aile arasında söz kesildiğini, söz töreninde mutad dışı masraf yapılmadığını, evlenmeyi tıpta uzmanlık sınavını kazandıktan sonra düşündüğünü, facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde belirtilen tarihte ilişkisinin bulunduğu yazılmış ise de o tarihte davacı ile birlikte olduğunu, davacıdan ekim 2013 tarihinde ayrıldığını, maddi tazminat miktarının yüksek olup alacak kalemlerinin açıklanmadığını, kusurun davacıda olduğunu, manevi tazminat şartları oluşmadığı gibi miktarının da fazla olduğunu, nişanlısından ayrıldığı için kendisinin de üzgün olduğunu, üzüldüğünden dolayı kazanmak istediği sınava hazırlanamadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile TMK.nın 120. maddesi gereğince, maddi tazminat olarak belirlenen 1.566 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte, manevi tazminat olarak belirlenen 20.000 TL’nin, kararın kesinleşmesinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dairemiz 24/05/2018 T. ve 2016/19432 E. – 2018/5848 K. sayılı ilamında; davacının tüm, davalının sair temyiz itirazlarının reddi ile nişanın bozulması nedeni ile doğal olan üzüntü sebebi ile oluşan menfaat ihlali için manevi tazminata hükmedilemeyeceği, ancak nişanın bozulması nedeni ile fahiş bir zarar doğmuş ve bu nedenle kişilik hakları da saldırıya uğramış ise bu durumun ispatı halinde manevi tazminata hükmedilebileceği, temyize konu uyuşmazlıkta davalının sebep göstermeden nişanı bozduğunun anlaşıldığı ve bu hali ile davalının, davacının kişilik haklarına saldırarak doğal üzüntüyü aşan şekilde manevi zarara (objektif zarar) yol açtığından söz edilemeyeceği, bu itibarla manevi tazminat koşullarının somut olayda bulunmadığı gözetilerek bu istem bakımından red kararı verilmesi gerekirken kabulü doğru olmamış, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesi ile bozulmuştur.

Mahkemece; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davacının manevi tazminat talebinin reddine, hükmün sair kısımları onanarak kesinleştiğinden kesinleşen kısımlar bakımından yerinden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Dava, nişanın bozulması nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.

Davalı vekili vekalet ücreti yönünden hükmü temyiz etmiştir.

1-) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

5219 ve 5236 sayılı yasalar ile HUMK’nın 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2015 tarihinden itibaren 3.200 TL’ye çıkarılmıştır.

Bu itibarla davalı aleyhine tesis edilen hüküm, karar tarihi itibariyle kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE,

2-) Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;

Sonuç: Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde bulunmayan davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 10,00 TL bakiye temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2002/ 5584 Karar: 2002 / 5991 Karar Tarihi: 27.05.2002

ÖZET: Nişanın bozulması nedeniyle hediyelerin geri alınması istemine ilişkin davalarda kusur aranmamakla birlikte dava konusu yapılan hediyelerin (ve özellikle ziynet eşyalarının) mutad olup olmadığının tesbiti konusunda sadece yöresel örf ve adetlerin varlığı yeterli olmayıp tarafların usulünce araştırılıp saptanacak mali ve sosyal durumlarının da dikkate alınması gerekir. Kaldı ki altınlar, mutad eşya kapsamında sayılmamaktadır.

(4721 S. K. m. 120, 122) (743 S. K. m. 86)

 Dava: Dava dilekçesinde 763.000.000 lira maddi, 1.000.000.000 lira manevi tazminatın karşı dava ile de 1.745.000.000 lira talep bedeli ve 10.000.000.000-TL manevi tazminatı faiz ve masraflarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü karşı davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

 Karar: Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

 Davada, nişanda takılan hediyelerin iadesi ve tazminat istenilmektedir.

 Davacı, Hasan Hüseyin Ç. davalı ile 07.05.2000 tarihinde nişanlandıklarını, nişanda 3 adet burma bilezik, 1 adet 22 ayar set, kol saati, Alyans- taşlı yüzük takılıp muhtelif hediyelerin verildiğini ancak 20.07.2000 tarihinde davalının kusuru ile nişanın bozulduğunu ileri sürerek hediyelerin aynen iadesi, olmadığı takdirde bedeli olan 1.378.500.000 liranın tahsili, yapılan masraflar karşılığı 763.000.000 lira maddi tazminat ile duyduğu aşırı üzüntü ve çevresinde küçük düşmüş olması nedeniyle 1.000.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 Davalı ise karşı dava ile davalı-karşı davacıya 1 adet künye ve 1 alyans ile muhtelif hediyeler verdiğini nişan hediyelerinin aynen iadesi, olmadığı takdirde 680.000.000 liranın, 565.000.000 lira maddi tazminatın ve nişanın bozulması sonucunda şahsi hakları ağır surette rencide olduğundan 10.000.000.000 lira manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

 Mahkemece her iki davanın da reddi cihetine gidilmiş olup, hüküm taraflarca temyiz edilmektedir.

 Hükme dayanak yapılan sıfatı belirsiz bilirkişi raporunda Eskişehir ilçe ve köylerinde, belirtilen tüm altın ziynetlerin ve hediyelerin mutad olduğu belirtilmiş ve bu gerekçeyle dava reddedilmiştir.

 Nişanın bozulması nedeniyle hediyelerin geri alınması istemine ilişkin davalarda T.M.K.nun 86. maddesine göre kusur aranmamakla birlikte dava konusu yapılan hediyelerin (ve özellikle ziynet eşyalarının) mutad olup olmadığının tespiti konusunda sadece yöresel örf ve adetlerin varlığı yeterli olmayıp tarafların usulünce araştırılıp saptanacak mali ve sosyal durumlarının da dikkate alınması gerekir. Kaldı ki altınlar, mutad eşya kapsamında sayılmamaktadır.

 Davalı (karşı davacı) ise davacıya bir adet altın künye hediye ettiğini iddia etmiş, davalı ise kullanamadığı için diğer altınlarla birlikte saklanması için davacı-karşı davalı Filiz’e teslim ettiğini savunmuştur. Bu durumda künyenin saklanmak üzere davalı-karşı davacıya iade edildiğini ispat külfeti davalıda olup bu hususun tespitinden sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.

 O halde, belirtilen nedenlerle, tarafların mali ve sosyal durumlarının da usulünce araştırılarak buna dair belirlenen yöresel örf ve adet ölçüleriyle beraber değerlendirmek ve alyans dışında altınların mutad hediyelerden olmadığı da gözetilmek ve de tüm bu yönleri içerecek nitelikte yeniden bilirkişi raporu alınmak suretiyle sonuca gidilmesi icabederken, bu yönlerden eksik inceleme ve delillerin takdirinde hataya düşülerek sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir.

 Sonuç: Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 27.05.2002 tarihinde  oybirliği ile  karar verildi.

3. Hukuk Dairesi 2015/3347 E. , 2015/8639 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : BAYINDIR ASLİYE HUKUK(AİLE) MAHKEMESİ

TARİHİ : 18/09/2013

NUMARASI : 2013/183-2013/279

Taraflar arasındaki nişan hediyelerinin iadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan Bircan’ın 2009 yılında nişanlanıp, yaklaşık bir yıl nişanlı kaldıklarını, davalılardan kaynaklanan nedenlerle nişanın 30.12.2010 tarihinde bozulduğunu, davalıların, nişan nedeniyle hediye edilen altınları, nişanın bozulmasından sonra müvekkiline iade etmediklerini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutup; nişanda takılan 6 adet bilezik, 1 adet söz bileziği, 1 takı setinin davalı taraftan aynen tahsilini, aynen iadenin mümkün olmaması halinde değerleri toplamı olan 16.000,00 TL’nin ve davalı tarafa ödünç olarak verilmiş olan 500,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların 26.12.2008 tarihinde sözlendiklerini, davacının annesinin, borçlarının bulunduğunu, takıları düğünde takacaklarını söyleyerek sözde Bircan’a yalnızca söz yüzüğü taktığını, sözden 3 ay sonra Bircan’ın ablasının düğününün olduğunu, Bircan’ın annesinin çevreye karşı mahçup olmamak için bir yakınından ödünç olarak aldığı 6 adet bilezik, kolye, küpe ve yüzüğü kızı Bircan’a taktığını, tarafların 17.10.2009 tarihinde nişanlandıklarını, nişanda Bircan’a sahte 6 bilezik, kolye ve küpe takıldığını, takıların sahte olduğu hususunun müvekkillerinin bilgisi dahilinde olduğunu, gerçek takıların düğünde takılacağına olan inançla, müvekkillerinin, davacı tarafın nişanda sahte takı takmasını sorun etmediklerini savunarak, davacının ziynetlerin iadesine ilişkin isteminin reddine karar verilmesini dilemiş, diğer taraftan, davacının, müvekkillerine ödünç para verdiğine ilişkin iddiasının asılsız olduğunu, nişanı davacının bozduğunu, nişanın bozulmasından 8 ay sonra eldeki davanın açılmasının, kötüniyetin bir göstergesi olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.

./..

Mahkemece, 23.01.2013 tarih, 2011/241 E; 2013/10 K. sayılı ilamla, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dairemizin, 27.03.2013 tarih, 2013/4355 Esas, 2013/5183 Karar sayılı ilamıyla, nişan hediyelerinin iadesine ilişkin olan davanın, Aile Mahkemesinde, Aile Mahkemesi olmayan yerlerde de Aile Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği düşünülerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esası hakkında hüküm tesisinin doğru olmadığı gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, bozmaya uyulmuş, Aile Mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devam edilmiş; davacının, alacağını miktar itibariyle HMK’nın 200. maddesi gereğince yazılı delille ispat etmesi gerektiği, davacının iddiasını ispatlayamadığı, davacıya, davalı tarafa yemin teklif etme hakkının da hatırlatıldığı, davacının yemin teklif etmeyeceğini beyan ettiği, davacının altın alacağını dosya kapsamındaki delillerle ispat edemediği, 500,00 TL borç para verdiği hususundaki tanık beyanlarının da birbiriyle çeliştiği gerekçesiyle, her iki talep yönünden de davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmeyerek reddedilmiştir.

Davacı vekilinin kabul gören temyiz itirazına gelince;

Dava; nişan bozulması nedeniyle, nişanda takıldığı iddia olunan ziynetlerin, davalı taraftan aynen, bunun mümkün olmaması nakden tahsili istemine ilişkindir.

Kural olarak nişan, evlenme dışında bir nedenden dolayı sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır. (TMK m.122)

Hediyelerin geri istenebilmesi için alışılmışın dışında hediyelerden olması gerekir. Alışılmış (mutad) hediyelerden kasıt; giymekle, kullanmakla eskiyen ve tüketilen eşyalardır. Giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen eşyaların iadesine karar verilemez. Nişan dolayısıyla verilen hediye, olağan bir hediye ise geri istenemez.

Nişanın bozulması nedeniyle mutad dışı hediyelerin geri alınmasına ilişkin davalarda kusur aranmaz.

Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre; nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları mutad dışı hediye olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle nişanın bozulması nedeniyle nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya vermiş oldukları ziynet eşyaları verenler tarafından geri istenebilir.

Hediyelerin verildiği ve iade edilmediği hususu her türlü delille de ispat edilebilir.

Diğer taraftan, TMK’nın 6.maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde; gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.

./..

Tüm bu bilgiler ışığında somut olay irdelendiğinde; davacının, nişanın bozulması nedeniyle, nişanda hediye ettiği altınların iadesini talep etttiği, davalı tarafın, takılan altınların sahte olduğunu savunduğu görülmüştür.

Bu bağlamda; nişanda takılan altınların sahte olduğunu, bunu iddia eden davalı taraf ispatla yükümlüdür.

Hal böyle olunca mahkemece, yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgular dikkate alınarak inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu ispat yükü ters çevrilerek, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus hükmün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi 2014/19012 E. , 2014/16688 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : YAYLADAĞI ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ

TARİHİ : 29/05/2014

NUMARASI : 2014/19-2014/64

Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacı vekili dilekçesi ile; müvekkilinin, 01.02.2011 tarihinde davalı ile nişanlandığını; nişan sırasında davacı tarafından davalıya 1 adet altın set (9990 TL değerinde), 6 adet altın burma bilezik ve bir adet bileklik (2135 TL değerinde), 2 adet yüzük (575 TL değerinde) olmak üzere toplamda 12700 TL değerinde altın takılar takıldığını; nişanın davalı tarafından haksız bozulduğunu iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak, toplam 12700 TL değerindeki altın takılardan oluşan nişan hediyelerinin aynen iadesine; olmadığında, dava tarihindeki değerinin, dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının nişan sırasında öğrenci olduğunu, müvekkiline herhangi bir hediye almadığını, alınan hediyelerin davacının babası tarafından bizzat alındığını; bu nedenle, davacının dava açma hakkının bulunmadığını belirterek davanın husumetten reddini istemiş; esası bakımından da, nişanın bozulması ile ilgili iddiaların asılsız olduğunu, nişanı bozanın davacı olduğunu belirterek; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; …”Davacı ile davalının nişanlı oldukları, nişanlılığın evlenme dışındaki bir sebeple sona erdiği ve davalıya verilen altın takıların, hediyelerin ve nişan masraflarının davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının anne ve babası tarafından davalıya verildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş”, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dairemizin 03.12.2013 tarih ve 2013/14453-17133 sayılı ilamı ile “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, TMK’nun 122.maddesi; “Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir” hükmüne amirdir. Davalı taraf, ziynet eşyalarının davacının bizzat kendisi tarafından alınmadığını (zira, öğrenci olup, bir gelirinin bulunmadığını) savunmuş; mahkemece de; altın ve hediyelerin davacı tarafından davalıya verilmediği, davacının anne ve babası tarafından davalıya verildiğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, nişan törenlerinde takılan takıların bizzat davacı nişanlı tarafından takılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Ana-babanın ya da onlar gibi davrananların nişanlı adına taktıkları takılar, davacı nişanlı tarafından takılmış sayılır ve nişanın bozulması durumunda da bizzat talep edilebilir. Örf ve adete göre, nişan törenlerinde, takıların, nişanlıların birbirine bizzat takmalarından çok, genelde bir aile büyüğü veya ana-baba veya kardeşlerden biri tarafından takıldığı bir gerçekliktir. O halde, mahkemece; davacı(nişanlı) veya davacı adına hareket eden ana-baba veya kardeşleri tarafından takılan takıların saptanarak, hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir” gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulü ile 14.231,60.-TL değerinde 6 adet burma bilezik, 2.688,40.-TL değerinde 1 adet bileklik, 430,00.-TL değerinde 1 adet yüzüğün aynen, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde belirtilen eşyaların toplam değeri olan 17.350,00.-TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki yazılara, uyulan bozma kararı uyarınca hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

Ancak; Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkaran kimsenin iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir.

Davacı, nişanda takıldığını iddia ettiği ziynet eşyasının tür ve miktarını ispat yükü altındadır. Davacı miktara yönelik iddiasını ispat için nişan fotoğrafları, CD ve tanık deliline dayanmıştır. Dinlenen davacı tanıkları, nişanda davalıya 6 bilezik,bir adet bileklik,2 adet yüzük takıldığını, davalı tanıkları ise davalıya 6 bilezik ve 2 adet yüzüğün takıldığını ancak bir adet bilekliğin takılmadığını beyan etmişlerdir. Bu durumda davacı vekili davalı tanıklarının beyanlarının aksine bir adet bilekliğin de davalıya takıldığı iddiasını ispat yükü altında olup,davacı dayandığı fotoğraf ve CD delili ile de davalıya bir adet de bileklik takıldığı yönündeki iddiasını ispatlayamamıştır.

Dosyaya sunduğu delillerle (her ne kadar dosyaya kuyumcu kartviziti de delil olarak sunulmuş ise de, üzerinde gram ve ayar haricinde başka bir bilgi yer almayan ve her zaman düzenlenmesi mümkün olan bu delile itibar edilmemiştir) davacı bir adet bilekliğin davalıya nişan hediyesi olarak takıldığı yönündeki iddiasını ispat edememiştir.

Bununla birlikte davacı, dava dilekçesinde her türlü yasal delile dolayısı ile yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, bu iddiasını ispatlaması konusunda davalıya yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş,bozmayı gerekmiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Uluslararası koruma başvurusunu reddi üzerine yapılacaklar nelerdir ? UK ret kararı kesin midir? Dava açma hakkı mevcut mudur ?

Uluslararası koruma kararının reddi kararının tebliği tarihinden itibaren 15 gün genel usullerde ise 30 gün  içerisinde dava açılabilir. Ancak dava açılması göç idaresinin ret kararının bozulacağı anlamına gelmez. Bazı dosyalarda göç idaresi hatalı değerlendirme yapmakta, yabancının özel durumlarını değerlendirmemektedir. Her yabancının geçmişi, başına gelen olaylar, ülkesinde durum farklıdır. Bu yüzden her yabancının dosyası kendisine özel durumlar göz önüne alınarak dikkate alınmalıdır.

Yabancının özel durumuna dair detayların göç idaresi tarafından dikkate alınmaması halinde UK reddi kararları mahkemeler tarafından bozulabilmektedir. Bunun için yabacılar hukuku alanında çalışan bir avukattan yardım almanızda fayda vardır.

Göç idareleri özellikle son zamanlarda yabancıların özel durumların değerlendirmemekte yabancıları toplu olarak sınır dışı etmek için rastgele şekilde ret kararı vermektedir bu gibi durumlarda mutlaka idari yargıda iptal davası açılmalıdır.

Göç İdarelerinin yaptığı en büyük hatalardan biri de can güvenliği ile ilgili açıkça anlatımlarda bulunmasına karşın yabancıyı hızlandırılmış değerlendirme kapsamına almalarıdır. Hızlandırılmış değerlendirmenin amacı ekonomik sebeplerle çalışmak için gelen yabancıların veya Türkiye’ye sığınmasını gerektiren bir sebep olmayan yabancıların ülkede uzunca bir süre kalmadan hızlıca reddedilmesini kolaylaştırmaktır.

Ancak göç idaresi gerçekten zor durumda olan IŞİD tarafından şiddet görmüş tecavüze uğramış veya dini sebeplerle ülkesinden kaçmak zorunda kalmış veya Taliban terörüne maruz kalmış kişileri de hatalı olarak hızlandırılmış değerlendirme başlığı altında, yeterli inceleme yapmaksızın reddetmektedir. Bunun gibi usule aykırı şekilde reddedilen yabancılardan kazanılan çok sayıda dava bulunmaktadır

Ancak yukarıda da önemle vurguladığımız üzere burada dava dilekçesinin hazırlanması büyük bir titizlik ve önem istemektedir. Yabancılar hukuku alanında çalışan bir avukat tarafından bu dilekçenin hazırlanmasında büyük fayda vardır. Yabancının kendisine has her tür sorunu not alınmalı ve mülakat formları ile karşılaştırılarak başvurular ve davalar kanuna uygun şekilde yapılmalıdır.

Kanuna uygun şekilde ve gerekli noktalara değilmeden  yapılan başvurular incelenmeden reddedilmektedir.

UK reddi durumunda en kısa süre içerisinde bir avukatla görüşmenizde fayda bulunmaktadır.

Yabancının kendisi dava açabilir mi?

Yabancının kendisi de dava açabilir ancak mesele sadece dava açmakla bitmez. Açılan davaya karşı göç idaresi cevap dilekçesi sunar. Cevap dilekçesinde ret işleminin detayları belirtilir. Göç idaresi cevabında hangi sebeplere dayanmış ise bunlara yanıt verilmesi gerekir.

Ancak yabancılar sadece dava dilekçesi sunmakta cevap haklarını kullanmamakta, yeni bilgi ve belge sunmadıkları için davalarını temellendirmemekte böylece davalarını kaybetmektedirler.

Avukatla açılan davalarda ise cevap dilekçeleri avukatlara elektronik ortamda gönderildiğinden avukatlar yasal süre içerisinde gerekli cevapları hazırlayıp mahkemeye vermekte eğer mahkeme ek bilgi ve belge isterse, avukat bunları da hazır edebilmekte gerekiyorsa çevirisini yaptırıp, mahkemeye sunabilmektedir. Böylece tüm mahkeme aşaması kontrol altında ilerletilir.

UK reddi kararına karşı dava açarken hangi belgeleri sunmalıyız?

Ret kararına karşı yasal süresi içinde iptal davası açılmalıdır. Mülakat formunda belirtilen sebepler gazete haberleri ile desteklenebiliyorsa bu haberler eklenmelidir. Kişinin dini tercihlerini gösteren belgeler, işkence görmüş ise yara izi fotoğrafları, eğitim durumunu gösteren belgeler, hakkında mahkeme kararı var ise çevirisi yaptırılıp dava dilekçesine eklenmelidir.

İdare mahkemesi yargılamayı nasıl yapar ?

İdare mahkemesi yargılamaları kural olarak duruşmalı yapmaz. İdare mahkemesi öncelikle dosyayı ele alırken, göç idaresinin işlemine bakar ve kanun maddeleri ile karşılaştırır. Eğer göç idaresinin yaptığı işlem kanuna ve yönetmeliklere aykırı ise bu işlemin iptaline karar verir. İdare mahkemesi diğer mahkemelerle karıştırılmamalıdır. İdare mahkemesi tanık dinlemez ve yargılamasını dosya üzerinden yapar. Taraflar duruşmaya çağrılmaz zaten duruşmaya gerek de yoktur. Duruşmaların önem arz ettiği noktalar ceza yargılamasında mevcut olayın anlatımı tanıkların dinlenmesi için önemlidir yoksa idare mahkemesi’nde zaten tanık dinlenmez olayların nasıl olduğu geliştiği de önemli değildir kağıt üzerinde idarenin yaptığı işlemin ne kadar hukuki olduğunu tartışılması önemlidir.

Trafik kazasında kusur belirlenemiyorsa ne yapılır ? Kaza sonrası delillerin yok olması ve kusur durumlarının belirlenememesi. Kazaya kimin sebep olduğunun bulunamaması ? Kazada sorumlunun belirlenememesi durumunda yapılacaklar.

Bazı trafik kazalarında tarafların hastaneye kaldırılması, yangın çıkması ve yangının söndürülmesi, bir tarafın vefat etmesi, hava koşulları gibi durumlar nedeniyle kazaya kimin neden olduğu, kimin sorumlu olduğu belirlenememektedir. Böyle durumlarda yargılamalar uzamakta, alınan raporlarda sürekli farklı kimselere kusur çıkmakta, delil yetersizliğinden de bir türlü gerçek sorumlu net olarak tespit edilememektedir.

Kazada asli kusurlunun belirlenememesi durumunda kusur durumları her iki tarafa eşit olarak paylaştırılacaktır.

4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı … vekili Av. … tarafından, davalı Güneş Sigorta A.Ş. aleyhine 16.09.2019 tarihli dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine hakem heyeti tarafından yapılan inceleme sonunda; itiraz hakem heyetince itirazın reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

K A R A R

Davacı vekili Sigorta Tahkim Komisyonu başvurusunda, 29.09.2013 tarihinde davalıya trafik sigortalı sürücünün davacıya çarpması neticesinde meydana gelen kazada davacının yaralandığını, davacının %10,3 maluliyetine ilişkin raporun ekte olduğunu, davalıya bakiye tazminat için yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını beyanla, 5100 TL işgöremezlik tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini 111.293,00 TL’ye artırmıştır.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nce tüm dosya kapsamına göre; talebin kabulü ile 111.293,00 TL bakiye sürekli işgöremezlik tazminatının 26.06.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Güneş sigorta A.Ş. Tarafından başvuru sahibine ödenmesine karar verilmiş; karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti’nce itirazın reddine karar verilmiş; itiraz hakem heyeti kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda; olay tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme tespit tutanağında, davacı yayaya aynı köyden davalıya trafik sigortalı motosiklet sürücüsünün çarptığı, olay yerinde herhangi bir fren izi, bulgu olmadığı, davacının hastaneye kaldırıldığı, tanık olmadığı, motosikletin sürücü tarafından olay sonrası hemen olay yerinden kaldırıldığı belirlenmiş, düzenlenen kaza tespit tutanağı ile de köy yerinde davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün davacıya çarptığı, tarafların kaza yerinden ayrılması nedeniyle kaza yerinde iz ve emare bulunmadığından kusur oranı belirlenemediği belirlenmiştir, kollukta dinlenen reşit olmayan davacı ve davalıya sigortalı araç sürücüsünün anne ve babalarının kazaya dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı ifade edilmiş, soruşturma dosyasında şikayet yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Davacı tarafından ibraz edilen adli trafik bilirkişi tarafından düzenlenen 16.05.2019 tarihli raporda; davalı tarafı sürücüsünün KTK 81. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu olduğu, davacı tarafın ise kusursuz olduğu olduğu belirlenmiş uyuşmazlık hakem heyetince de hükme esas alınmış, davalı taraf sürücüsü tam kusurlu olarak kabul edilerek karar verilmiş, itiraz hakem heyetince de raporun oluşa uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin anılan yöne ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Bu durumda itiraz hakem heyetince; kaza yerini terk etme ile ilgili ihlalin sürüş kusuru olmadığı bu sebeple kaza yerini terk etme nedeniyle davalıya trafik sigortalı araç sürücüsüne kusur izafesinin hatalı olduğu gözetilerek, soruşturma dosyası da getirtilmek suretiyle kusur dağılımının belirlenmesi için İTÜ Trafik kürsüsünden seçilecek uzman bilirkişi kurulundan, önceki raporların da irdelendiği ayrıntılı ve gerekçeli şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğunun toplanan tüm delillere rağmen kesin olarak tespit edilemediği durumda, tehlike sorumluluğuna katlanma ilkesi uyarınca, zararın işletme tehlikeleri doğrultusunda, tehlikeler eşit varsayıldığından zararın yarı yarıya paylaştırılması gerekirken eksik inceleme ile itirazın reddedilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin 17/2. maddesi gereği, davacı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin, tarifeye göre belirlenen nispi vekalet ücretinin 1/5’i tutarında (maktu ücretin altında kalmamak kaydıyla) olması gerektiği gözetilmeden, fazla vekalet ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile itiraz hakem heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 03/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Olay yerini terk etmenin cezası nedir ? Kaza yapıp kaçmanın cezası var mıdır ? Trafik kazası yapıp kaçarsak ne olur ? Trafik kazası yapıp kaçarsam hapis cezası alır mıyım ?

Olay yerini terk etmek başlı başına hapis cezasına sebep olmaz ancak Karayolları Trafik Kanunu’na göre idari para cezası düzenlenir.

Trafik kazası sonucu maddi hasar dışında bir kişi yaralanmış ise polis tarafından araştırma yapılır. Olay yerini gören kamera kayıtları toplanır. Kazaya karışan aracın plakası plaka okuma sistemlerinden sorgulanarak kaçan şahsın kimliği araştırılır. Polis dosyayı hazır edip ifadeleri aldıktan sonra dosya savcılığa gönderilir. Savcılık dosyadaki delilleri yeterli bulursa şahıs hakkında ceza davası açacaktır. Takdir edilecek ceza miktarı ölüm ve yaralama olup olmadığına, ölen ve yararlanan şahısların sayısına, kusur durumlarına göre değişiklik gösterecektir.

Kişinin olay yerini terk etmesi başlı başına kusurlu olduğunu göstermez. 4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

Trafik kazalarına karışanlar ile ilgili kurallar:

Madde 81 – Trafik kazalarına karışanlar:

a) Hareket halinde iseler trafik için ek bir tehlike yaratmayacak şekilde hemen durmak, kaza mahallinde trafik güvenliği için gereken tedbirleri almak,

b) Kazada ölen, yaralanan veya maddi hasar var ise bu kaza trafiği,can ve mal güvenliğini etkilemiyorsa, sorumluluğun saptanmasında yararlı olacak kanıt ve izler dahil, kaza yerindeki durumu değiştirmemek,

c) Kazaya karışan kişiler tarafından istendiği takdirde kimliğini, adresini, sürücü ve tescil belgesi ile sigorta poliçe tarih ve numarasını bildirmek ve göstermek, (3)

d) Kazayı; yetkili ve görevli memurlara bildirmek, bunlar gelinceye kadar veya bunların iznini almadan kaza yerinden ayrılmamak,

(e) Sürücüsü, mal sahibi veya ilgili kişilerin bulunmadığı sırada araç, eşya veya yüklere zarar veren sürücüler, zarar verdikleri araç,eşya veya mülkün sahibini veya ilgili kişileri bulmak, ilgilileri bulamadakları takdirde durumu tespit etmek ve zarar verilen şey üzerine yazılı bilgi bırakmak, ilgili zabıtaya en kısa zamanda bilgi vermek, Zorundadırlar.

Yalnız maddi hasar meydana gelen kazalarda, kazaya dahil kişilerin tümü, yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmezlerse, bunu aralarında yazılı olarak saptamak suretiyle kaza yerinden ayrılabilirler. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.)

Anlaşma hali dışında maddi hasarlı, ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarında, zabıtanın iznini almadan zaruret dışında olay yerinden ayrılan veya birinci fıkranın (b) bendi hükümlerine uymayan sürücüler 7 200 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Bu maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 3 600 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.