‘sahtekar’ ifadesi hakaret suçudur

T.C YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2018/ 1184 Karar: 2018 / 4169 Karar Tarihi: 01.03.2018

ÖZET: Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun değişikliği ile tehdit suçunun da uzlaşma kapsamına alınmış olması karşısında uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekir.

(5237 S. K. m. 2, 7, 106, 125) (5271 S. K. m. 253, 254)

Sanık … hakkında hakaret ve tehdit suçlarından yapılan yargılama sonucunda, sanığın mahkumiyetine dair Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24/06/2015 gün ve 2015/365 karar sayılı hükümlerin sanık tarafından temyizi üzerine,

Dairemizin 23.11.2017 gün ve 2017/2186 esas, 2017/25565 sayılı kararıyla,

“Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

A- Sanığa yükletilen hakaret suçundan kurulan kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık …’ün tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

B- Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince,

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine,” karar verilmiştir.

I- İTİRAZ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/02/2018 gün ve KD – 2018/6324 sayılı yazısı ile,

Sanık tarafından Rize L Tipi Kapalı İnfaz Kurumundan, müştekiye hitaben, müştekinin kardeşi olan ve dosyada tanık olarak beyanına başvurulan …’ın bürosuna gönderdiği mektupta bir kısım ticari işlerden bahsettiği ve sonrasında müştekiye hitaben “Sen adam bile değilmişsin. Böyle bir

sahtekar>lığı ancak sen yapabilirsin. Beni daha fazla delirtme, sabrımla fazla oynama. Senin gibi adamlar yüzünden adam vurdum, içerideyim, bir yıl içinde çıkıcam, parayı yatırmazsan eğer benim çıkmama gerek bile kalmadan, ben istediğimi alırım, benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı, senin kaybedecek çok şeyin var, fazla vaktinde yok.” şeklinde hakaret ve tehdit ettiğinden dolayı hakkında TCK’nun 106/1-1, 125/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile 14/04/2015 tarihli iddianame ile dava açıldığı,

Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemece yapılan yargılama sonunda;

1- Sanık …’ün şikayetçi …’ı hayatına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit etmek suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nun 106/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araç, işlendiği zaman ve yer, kastın yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, sanığın amacı, şahsı ve sosyal durumu ve suç işlemeye yatkın kişiliğin nazara alınarak takdiren DOKUZ AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri mahkememizce lehine takdiri indirim sebebi olarak kabul edildiğinden sanığa verilen ceza 5237 sayılı TCK.nun 62. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın neticeten YEDİ AY ONBEŞ GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki pişmanlığı ve suçun işlenmesindeki özellikler nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 50/1 maddesindeki seçenek yaptırımlarının uygulanmasına takdiren YER OLMADIĞINA,

Sanığın mahkememizin 14/02/2014 tarihli ve 2011/394 esas 2014/23 karar sayılı kararıyla karşılıksız yararlanma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 163/3, 43/1-2 ve 62. maddeleri gereğince 1 yıl 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği, sanığın bu cezasının 04/02/2016 tarihinde infaz edilmiş sayılacağı, sanığın cezasının infazından itibaren üç yıl geçmeden yeni bir suç işlediği anlaşıldığından sanığa verilen cezanın 5237 sayılı TCK.nun 58/1 ve 58/6 maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve 5237 sayılı TCK.nun 58/7 maddesi gereğince cezanın infazından sonra denetimlik serbeslik tedbirinin uygulanmasına, …….”

2- Sanık …’ün şikayetçi …’a hakaret etmek suçundan eylemine uyan 5237 sayılı TCK ‘nun 125/2 maddesi yollamasıyla aynı yasanın 125/1 ve 58/3 maddeleri gereğince suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araç, işlendiği zaman ve yer, kastın yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, sanığın amacı, şahsı ve sosyal durumu ve suç işlemeye yatkın kişiliğin nazara alınarak takdiren BEŞ AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri mahkememizce lehine takdiri indirim sebebi olarak kabul edildiğinden sanığa verilen ceza 5237 sayılı TCK.nun 62. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın neticeten DÖRT AY BEŞ GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki pişmanlığı ve suçun işlenmesindeki özellikler nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 50/1 maddesindeki seçenek yaptırımlarının uygulanmasına takdiren YER OLMADIĞINA,

Sanığın mahkememizin 14/02/2014 tarihli ve 2011/394 esas 2014/23 karar sayılı kararıyla karşılıksız yararlanma suçundan 5237 sayılı TCK’nun 163/3, 43/1-2 ve 62. maddeleri gereğince 1 yıl 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ertelenmesine karar verildiği, sanığın bu cezasının 04/02/2016 tarihinde infaz edilmiş sayılacağı, sanığın cezasının infazından itibaren üç yıl geçmeden yeni bir suç işlediği anlaşıldığından sanığa verilen cezanın 5237 sayılı TCK.nun 58/1 ve 58/6 maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve 5237 sayılı TCK.nun 58/7 maddesi gereğince cezanın infazından sonra denetimlik serbeslik tedbirinin uygulanmasına, …..” temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği,

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 23/02/2017 tarihli tebliğname ile, sanık hakkında TCK’nun 125/1, maddesinde kalan hakaret suçundan ve TCK’nun 106/1. maddesi kapsamında kaln tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. ve 35. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddeleri kapsamında kaldığından sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle, HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASI talep edildiği,

Yargıtay. 4. Ceza Dairesi 23.11.2017 tarih , 2017/2186 Esas, 2017/25565 karar sayılı ilamı ile,

A- Sanığa yükletilen hakaret suçundan kurulan kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık …’ün tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,

B- Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükmün, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 23.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildiği,

Yukarıda belirtilen açıklamalar çerçevesinde dosyanın incelenmesinde;

Sanığa hakaret suçundan TCK’nun 125/1. maddesi gereğince doğrudan, verilen 5 ay hapis cezasının, yine TCK’nun 62. maddesi gereğince 4 ay 5 gün hapis cezasına indirilerek, sonuç olarak sanığa 4 ay 5 gün hapis cezası verildiği, verilen bu cezanın başkaca bir tedbire çevrilmediği, temyize tabi ve tebliğnameye aykırı olduğu halde, Dairenizce “Sanığa yükletilen hakaret suçundan kurulan kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu belirtilerek, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık …’ün tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE” karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.

SONUÇ VE İSTEM: Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.06.2015 tarihli 2015/305 Esas , 2015/365 karar sayılı mahkumiyet hümü hakkındaki Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 23.11.2017 tarihli, 2017/2186 Esas, 2017/25565 karar sayılı ilamı ile sanık hakkında hakaret suçundan verilen “TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE” kararının kaldırılarak tebliğname doğrultusunda karar verilmesi, İtiraz yerinde görülmez ise, itiraz hakkında bir karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna Tevdii,

İtirazen arz ve talep olunur.”

İsteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

II- İTİRAZIN KAPSAMI

İtiraz, hakaret hakaret suçundan sanık … hakkında kurulan mahkumiyet kararına karşı, sanık tarafından yapılan temyiz isteğinin reddine dair, Dairemizin 23.11.2017 tarihli kararına yönelik olup, sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün temyizinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III- KARAR

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçesi yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,

Dairemizce verilen 23.11.2017 gün ve 2017/2186 esas, 2017/25565 sayılı ve sanık … hakkında hakaret suçundan kurulan hükme yönelik sanığın temyiz isteğinin reddine dair kararın, bu suç yönünden KALDIRILMASINA,

Sanık … hakkında hakaret suçundan kurulan, Erzurum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/06/2015 tarihli ve 2015/305 esas, 2015/365 sayılı hükmünün yeniden incelenmesi neticesinde:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümlerinin yeniden düzenlenmesi, sanığa isnat edilen ve Dairemizin 23.11.2017 gün ve 2017/2186 esas, 2017/25565 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alınması, incelemeye konu hakaret suçu yönünden ise uzlaşma önerisinin yapıldığı tarihte CMK’nın 253/3. maddesinde engel bulunması karşısında, incelemeye konu hakaret suçu yönünden de uzlaştırma önerisinde bulunulmasının gerektiği anlaşıldığından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık …’ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 01/03/2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)</b

Karayolları Trafik Kanunu 2021 Haziran değişikliği

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar ; Değer kaybı tazminatı,Destekten yoksun kalma tazminatı ve Sürekli sakatlık tazminatı hesaplamasında önemli değişiklikler 19.06.2021 tarihli RG de yayınlanmıştır.

Maddi ve manevi tazminat: (2)Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.)Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) Bu tazminatlardan;

a) Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak,

b) Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,

c) Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,hesaplanır.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)

(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.

(3)(Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar: Madde 92 – Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler. g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, i) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile) j) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri, k) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar, l) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Hasar sebebiyle trafikten çekme veya hurdaya çıkarılma işlemi görmüş araçların değer kaybı tazminatı talepleri, m) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin ve terör ve sabotaj eyleminde yer alan kişilerin uğradıkları zararlara ilişkin talepler. (Ek fıkra:9/6/2021-7327/19 md.) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan gelir kaybına ilişkin ödemelerde, 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesi uyarınca sigortacının Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı sorumluluğu varsa, bu sorumluluk sigortacının kendi sigortalısının kusuru oranında devam eder.

Nüfus Müdürlüğüne karşı açılan davalarda vekalet ücreti karşı vekalet ücreti

Nüfus müdürlüğüne karşı açılan her tür davada nüfus müdürlüğünün yasal hasım olduğundan bahisle vekalet ücretine hükmedilmemektedir.

T.C.YARGITAY18. HUKUK DAİRESİE. 2006/3057K. 2006/3979T. 11.5.2006Davacı K. ile davalı nüfus müdürlüğü arasındaki davada Şiran Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 06/07/2005 günlü ve 2004/137 – 2005/98 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 04/04/2006 gün ve Hukuk-40741 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:KARAR : Davacı K.’nin 06/09/2004 tarihinde … Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, gerçekte var olmadığı ( dünyaya gelmediği ) halde nüfusa oğlu olarak tescil edilen ve nüfus kayıtlarında sağ olarak görünen 01/07/1973 doğumlu H’nin nüfus kaydının iptaline karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.Dava, gerçekte var olmayan kişinin nüfus kaydının iptaline ilişkindir.1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrası hükmünde “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları ilgilinin oturduğu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhuriyet Savcısı ve nüfus baş memuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır” denilmektedir. Kamu düzeni ile ilgili olarak getirilen söz konusu hüküm uyarınca bu davalarda nüfus müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcısı yasal hasım durumundadır.Anılan hüküm uyarınca nüfus idaresinin yasal hasım olarak iştirakinin zorunlu olduğu şahsi nüfus davalarında nüfus idaresi aleyhine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilemez.Mahkemece, nüfus müdürlüğünün davaya yasal hasım olarak katıldığı dikkate alınmayarak davalı idarenin yargılama gideri ve vekalet ücretine mahkum edilmesi, kararda nüfus müdürlüğünün harçtan muaf olduğu da belirtildiği halde davacı tarafından ödenen yargı harcının davacı üzerinde bırakılması gerekirken davacıya iadesine karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 11/05/2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yüzde iz kalması ve tazminat

Yüzde veya görünür yerlerdeki zararın tazminat hukukundaki yerini belirlemek için sakatlık sonucu doğan tazminat ile ekonomik geleceğin sarsılmasının farkının ortaya koymak gerekir. Bir kaza sonucu kişinin sakat kalması günlük hayatında kazadan önceki haline oranla daha fazla efor sarf etmesini gerektirecektir. Kaza sonucu bacağına platin takılan tezgahtar eskinden sabahtan akşama kadar ayakta duruyorken artık duramaz veya durmak için çok daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacaktır. Daha fazla sarf etmesi gereken oran sakatlık yüzdesi esas alarak hesaplanacaktır.

Ekonomik geleceğin sarsılması ise kişinin kaza neticesinde iş imkanlarının daralması, bir şekilde gelirinin düşme tehlikesine girmesidir. Yüzünde dikiş izleri kalan bir manken merdiven çıkarken, koşarken daha fazla efor harcamayacaksa da elindeki iş imkanlarını kaybedecektir.

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

‘Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).’

Trafik kazası akabinde kişinin yüzünün kesilmesi, yaralanması dikiş atılması sebebiyle yüzde kalıcı iz oluşabilir. Yüzde oluşan kalıcı iz her ne kadar günlük hayatı idame ettirmeye engel değilse de görselliğin önemli olduğu günümüzde iş ararken, çalışırken, sosyal ilişkilerde kişiyi olumsuz etkileyecektir. Yüzünde veya vücudunun çeşitli görünen yerlerinde yara izleri olan biri işe alım sürecinde elenebilecek, evlenme ihtimali dahi belki azalacaktır.

Verilen her zararın tazmin edilmesi gerekeceğinden vücuttaki kalıcı izlerin de yarattığı zararın hesaplanıp tazmini gerekir. Trafik kazası haricinde, bıçakla yaralama, darp, silahlı saldırı gibi suç konusu olaylar neticesinde de vücutta sabit izler kalabilir. Bunlarında tazmini gerekir.

Kaza tarihinde kişi meslek sahibi ise mahkemece yapılacak iş mesleğin tespit edilmesi, ortalama kazancın belirlenmesi, kaç yıl daha çalışacağının belirlenmesi, kalıcı izlerin mesleğe ne oranda etki ettiği bilgilerinin araştırılarak uzman bilirkişiye hesap yaptırılmasıdır.

Kişinin yüzünde oluşan şekil bozukluğunun giderilmesi de tedavi gideri kapsamında karşılanmalıdır. Kişinin ameliyat olması gerekiyorsa bunun da tedavi giderlerine eklenmesi gerekir. Ancak her ameliyat kendi içinde hayati bir risk barındırdığından kişinin ameliyat olmamak istemesi de mümkündür. Böyle bir durumda zarara sebep olan, yüzdeki şekil bozukluğunun ameliyat ile şifa bulacağı karşı tarafın ameliyat olmaması nedeniyle tazminat ödemeyeceğini ileri süremez. Kişi bıçak altına yatmaya zorlanamaz.

İzin sadece yüz bölgesinde mi olması gerekir?

Estetik zararlar sadece yüz ile sınırlı değildir. Vücudun her tarafında olabilir. İzin görünür bir bölgede olması kişinin rapor yüzdesini artıracaktır.

Kalıcı iz nedeniyle yapılacak hesaplamaya kişinin mesleği etki eder mi ?

Bir dizi oyucusu ile uzaktan çalışan yazılımcının yüzerinde oluşan iz nedeniyle meslekte görecekleri etki aynı değildir. Dizi oyuncusu belki işini kaybedecekken, uzaktan bilgisayardan çalışan yazılımcı işine aynen devam edecektir. Doktrindeki görüşler, meslek kollarına göre meydana gelen zararın etkilerinin yer aldığı bir cetvel olmamasını eleştirmektedir. Meslek koluna ve kalıcı izin meslekteki kazanç etkisine göre bir hesaplama yapılması gerekmektedir.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K

‘davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.’ 

Ev hanımı olan, meslek sahibi olmayan işsiz kişilerin ekonomik geleceği sarsılma hesabı nasıl yapılacaktır?

Ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin emsal davalarda meslek sahibi olan kişilere ilişkin tazminat talepleri görülmektedir. Meslek sahibi olmayan kişilerin ekonomik geleceğinin sarsıldığı iddiasına dair açılan davalarda sadece vücutta kalıcı sakatlık oranına göre tazminat hesaplanmış, kalıcı izlerin geleceğe etkisine dair tartışmalara girilmediği görülmüştür. Konuya ilişki doktrinde Çelik Ahmet ÇELİK, Prof.Dr.Kemal OĞUZMAN ve tazminata dair yazılarda ekonomik geleceğin sarsılması mevcut meslekte kariyerin etkilenmesi şeklinde değerlendirilmiş net bir kural veya görüşe yer verilmemiştir. Ancak kaza tarihinde ev hanımı olan bir kişinin sonradan dizi oyuncusu, reklam yüzü olması da olasılık dahilinde olup, kalıcı izler muhtemel kariyer olanaklarını etkilemektedir. Ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında net bir hesaplama yapılamıyorsa manevi tazminat olarak talep edilmesi mantıklı olacaktır.

Aşağıdaki kararda görüldüğü üzere eğer hakim zararı tespit edemiyorsa TBK 50.maddesi kapsamında hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmelidir.

17. Hukuk Dairesi         2017/4190 E.  ,  2019/10784 K.

Mahkemece yazılı gerekçe ile davacının yüzündeki sabit izin ekonomik geleceğinin sarsmadığı nedeniyle bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Bozma sonrası yapılan yargılamada davacının yüzünde oluşan (A.T.K. raporunda belirlenen) sabit iz ve niteliği dikkate alınarak yaralanmanın davacının ekonomik geleceğinin sarsılmasına yol açıp açmadığı hususunda davacı delilleri de toplanarak konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmış, alınan raporda kaza tarihinden bu tarihe kadar davacının yüzündeki izin davacının iş bulma ve ücret miktarında düşüşe sebebiyet vermediği, davacının şuan itibariyle iş aramak zorunda kalmaması, buna bağlı olarak davacının iş ararken geçireceği işsizlik süresi ve iş bulması durumunda yeni işine ilişkin ücret düzeyinin bilinememesi sonucunu doğurmuş, belirtilen sebeplerden dolayı davacının yüzündeki izin davacının kariyerine olan etkisi geleceğe dair olarak kritik edilemediği ve ek görüş olarak bozma ilamı ikinci kısmı gereğince rapor tarihi sonrası döneme ilişkin davacının yaşı, maaşı ve yüzdeki sabit izin kazanç kaybına oranı esas alınarak yapılan hesaplamada 12.956,88 TL ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat belirlenmiştir.

Hükmüne uyulan Dairemiz bozma ilamına göre davacı zararının bilirkişi raporuyla tespit edilememesi halinde mülga 818 sayılı BK’nun 42. (6098 sayılı T.B.K 50) maddesi hükümleri uyarınca hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken uyulan bozma ilamın gerekleri yerine getirilmeden ve ek bilirkişi görüşüne de itibar edilmeyiş nedenleri yeterli gerekçe yazılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.’

Küçük çocuğun ekonomik geleceğinin sarsılması nasıl hesaplanır?

Yargıtay emsal aşağıda sunulan kararda karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğunun eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar kapsamında uzman raporu alınması gerektiğini belirtmiştir. Ancak henüz 9 yaşında olan bir çocuğunun ileride edineceği mesleğin nasıl belirleneceği açıklanmamıştır. Yüzlerce meslek arasından tahmin edilerek hesaplanması da mümkün değildir. Bozma sonucu yerel mahkemenin nasıl hesaplama yapacağı halen belirsizdir.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

Yüzdeki izlerin ameliyat ile giderilip giderilemeyeceğinin araştırılması gerekebilir.

Emsal bir kararda yüzdeki izin ameliyat ile geçip geçmeyeceğinin araştırılması gerektiğinden bahsedilmişse de kişi ameliyat olmaya zorlanamayacağından zararın hesaplanıp ödenmesi gerektiği kanaatindeyiz.

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: ‘Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

Yüzde kalan sabit iz nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir mi?

Yüzde sabit iz kalması nedeniyle aracın ruhsat sahibine, sürücüsüne ve teminat altına alınmış ise sigortasına karşı dava açılabilir. Kalıcı iz darp, yaralama, saldırı nedeniyle oluştuysa bu eylemi yapan şahıslara karşı dava açılması, manevi zararın detaylı açıklanması gerekir.

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: ‘Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Evlenme olasılığının azalması maddi tazminata konu olur mu ?

Evlilik ticari bir yatırım olmadığından evlilik şansının azalması maddi tazminata konu edilemez. Ancak manevi tazminat davasına konu edilebilir. T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005 kararında karşı oy görüşü olarak belirtilmiştir.

Yargıtay güncel kararlarında evlenme olasılığının azalmasını da ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değerlendirmiştir.

Bacakta kalan sabit iz tazminat sebebi midir ?

Bacağında iz kalan kişi eğer mankenlik yapıyorsa bacağındaki iz meslekte kazanma gücünü etkileyeceğinden ne oranda etkileyeceği hesaplanarak zararın tazmin edilmesi gerekir. Ancak kişi kepçe operatörü, şoför veya başka bir meslekle uğraşıyor, bacağındaki iz de yaptığı işe etki etmiyor ise maddi tazminat olarak değil, manevi tazminat hesabında zarar dikkate alınmalıdır.

%100 engelli kalan kişi ayrıca ekonomik geleceğin sarsılması zararını talep edebilir mi?

Kişinin tam engelli kalması mevcut mesleğinde ömür boyu gelir elde edememesi anlamına gelir. Ancak kişi kariyerinin başındaysa ileride müdür yardımcı, müdür, genel müdürü gibi kariyer olanaklarından ve ilerlemesinden mahrum kalacak, ilk işe girdiği maaşından ömür boyu tazminat hesaplanacaktır. Bunun önüne geçilmesi için ekonomik geleceğin sarsıldığı iddiası da ileri sürülmeli tazminat hesabında dikkate alınmalıdır.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

EMSAL KARARLAR :

KAYNAK SİNERJİ

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

(6100 S. K. Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 427)

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, 10.06.2013 tarihinde davacı idaresindeki araç ile davalıların sürücüsü işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kazada davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, davacının meydana gelen kazada maluliyeti oluşarak yaralandığını ve kaza nedeniyle tedavi, ilaç, yol masrafları yaptığını, kazadan sonra 4 gün iş göremezlik raporu aldığını, maluliyet oranının … Kurumu vasıtasıyla tespitinin gerektiğini, davacının tır şoförü olduğunu ve aylık 1.800,00 TL maaşı elden aldığını, ücret araştırması yapılmasını talep ettiğini beyanla, 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın (manevi tazminat sigorta şirketi hariç) davalılardan kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalılar … ve … vekili, kusura itiraz ederek hastane masraflarının SGK tarafından karşılandığını, davacının tır şoförü olup olmadığının Şoförler Odası tarafından tespiti gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, 1.937,98 TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılar … ve …’dan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 2016 yılı için 2.190,00 TL’dir. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyize konu davacı lehine hükmedilen maddi tazminat yönünden verilen karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davalı … vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına ve özellikle manevi tazminatın takdirinde TBK’nun 56 (eski BK 47) maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nasafet kuralları çerçevesinde karar verilmesine göre davalılar … ve … vekilinin yerinde görülmeyen tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Mahkemece davacının elde ettiği gelirin belirlenmesi için yeterli bir araştırma yapılmamıştır.

Somut olayda; davacı vekili davacının tır şoförü olarak çalıştığını aylık 1.800,00 TL geliri olduğunu beyanla işgöremezlik nedeniyle tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece; bu hususta yeterli araştırma yapılmadan asgari ücret üzerinden yapılan tazminat hesabı esas alınarak karar verilmiştir.

Bu nedenle; mahkemece kaza tarihinden geriye doğru maaş bordroları getirtilmeli, SGK’dan davacının geliri ile ilgili resmi belgeler ve meslek odasından emsal ücret araştırması getirtilerek davacının geliri tam ve doğru olarak belirlenmelidir. Bu bilgiler ışığında gelir tespiti yapıldıktan sonra zarar hesaplaması yapılması gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm verilmesi doğru değildir.

4-Davacı taraf, davacının kazada yüzünde sabit iz kaldığını ve bu izler nedeniyle estetik tedavi gideri yapılması gerektiğini belirterek bu giderlerin de tazmini isteminde bulunmuştur. Mahkeme tarafından, hükme esas alınan ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacının yüz sınırları dahilindeki izin belirli mesafeden bakıldığında dikkat sarf etmeden görülebildiği sabit iz olduğu belirtilmiş; ancak, mahkemece bu izlerin giderilmesi için estetik-cerrahi müdahale ile bu tedavinin masrafları konusunda herhangi bir araştırma yapılmadan karar verildiği görülmektedir.

Bu durumda mahkemece; davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

5-Davacı taraf dava dilekçesinde; hükmedilen tazminatlara kaza tarihinden itibaren avans faizi hükmedilmesini talep etmiş; mahkemece faiz hususunda olumlu olumsuz karar verilmemesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin davacı lehine hükmedilen maddi tazminata ilişkin temyiz dilekçesinin kesinlikten REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin tüm ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3), (4) ve (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.123,93 TL kalan onama harcının temyiz eden davalılar … ve …’dan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı … şirketine geri verilmesine 19.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 4) (YİBK 22.06.1966 T. 1966/7 E. 1966/7 K.)

 Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 Karar : Davacı, 24/04/2012 tarihinde eşinin sevk ve idaresindeki 2008 model .. . marka araçta yolculuk yaparken meydana gelen kazada şoför ve yolcu hava yastıklarının açılmadığını, bu sebeple yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 50.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

 Davalı, hava yastığı sisteminde üretimden kaynaklanan bir ayıp bulunmadığını, darbe yönü ve şiddetine göre hava yastıklarının açılması için gereken negatif ivmenin oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

 Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 7.500,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 2-) Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. 22.6.1966 tarihli 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Türk Medeni Kanunu’ nun 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarda belirtilen ilkeler gözetildiğinde, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 384,25 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, 19.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005

ÖZET: Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

(5237 S. K. m. 24) (1086 S. K. m. 440)

 Dava ve Karar: Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 13/07/2004 gün ve 2004/28-2004/9370 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK.nun 440-442 nci maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

 Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve TCK.nun 24 üncü maddeleri gereğince takdiren 123,90 YTL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 03/03/2005 tarihinde oyçokluğu ile, karar verildi.

 KARŞI OY YAZISI

 Davacı vekili, öğrenci olan müvekkilinin trafik kazası sonucu bacağında mevcut kalıcı izlerden ötürü estetik ameliyat gideri, ileride zengin bir koca desteğinden yoksun kalması ve yaranın hareket kabiliyetini etkileyebileceğinden 30.000.000.000 lira ekonomik geleceğin sarsılması tazminatını da kapsayacak maddi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkeme tedavi gideri dışında kalan maddi tazminat talebinin reddine karar vermiştir.

 Davacı öğrenci olup, henüz bir meslek sahibi değildir. Yaralanma sonucunda fonksiyonel, iş gücü kaybının ve maluliyetinin olmadığı, ancak bacaktaki izlerin kalıcı nitelikte olduğu ve estetik ameliyatla giderilemeyeceği dosya kapsamından bellidir.

 Ekonomik geleceğin sarsılmasından ötürü maddi bir tazminata karar verilebilmesi için davacının bacağındaki kalıcı izlerin yapacağı işi etkilemesi gerekir. Davacı öğrenci olup bacağındaki kalıcı izin ileride yapacağı işi etkileyeceği ispat edilememiştir. Söz konusu izin evlenme şansını belli oranda etkileyecek olması ise, evlilik ticari bir kurum olarak kabul edilemeyeceğinden ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değil, fakat manevi tazminatın hesabında nazara alınması gerekir. Nitekim yerel mahkeme manevi tazminata karar verirken bacaktaki söz konusu kalıcı izlerin evlenme şansını etkileyeceği ve ömür boyu elem ve ızdırabına sebebiyet vereceği hususlarını da nazara alarak manevi tazminat miktarını belirlemiştir.

 Belirtilen nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozmaya ilişkin görüşüne katılamıyorum. 03.03.2005 (¤¤)

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili; 05.12.2009 tarihinde davalının maliki ve sürücüsü olduğu araç ile davacıların desteği …’ın maliki ve sürücüsü olduğu aracın karıştıkları kazada davacı …’in eşi, … ve …’in babaları …’ın vefat ettiğini, araçta yolcu olarak bulunan …’in de yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davacılar için 1.000,00’er TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 40.000.00’er TL manevi tazminatın, yine davacı …’ın yaralanması nedeniyle maluliyeti ile ilgili çalışma gücü kaybından dolayı 1.000,00 TL, geçirmesi muhtemel estetik ameliyat ve sair giderleri için 1.000,00 TL, tedavi giderleri için 1.000,00 TL ve iktisadi geleceğinin sarsılmış olmasından dolayı yoksun kaldığı gelir yönünden 500,00 maddi tazminat ile yaralanmasından dolayı 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili; 07.05.2015 tarihli dilekçesi ile dava değerini … yönünden 24.410,11 TL ve … yönünden 40.938,45 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili; kazanın oluşunda davalının kusurunun bulunmadığını, talep edilen tazminat miktarının oldukça yüksek olduğunu ve hesaplanacak tazminat miktarından sigortadan alınmış olan tazminatın düşülmesinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacı vekili; davacının maluliyet oranının tespiti ile vücudunda meydana gelen çalışma gücü kaybı dolayısıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maluliyet nedeniyle maddi tazminat, hakemlik yapan davacının trafik kazasından dolayı iktisadi geleceğinin sarsıldığını, mesleğini icra edemeyeceğini ve gelirinden yoksun kalacağını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100,00 TL maddi tazminat talep etmiştir.

Davalı … vekili; poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere limit ile sınırlı olduğunu, uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklandığı için uygulanacak faizin kanuni faiz olduğunu, davalı şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediğinden yargılama masrafları ve vekalet ücretinden sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacılar vekili; ek bilirkişi raporu doğrultusunda ek dava olarak … açısından 14.775,91 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve … açısından 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan (… Sigorta A.Ş.’den poliçe limiti ve kapsamında kalmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile davacı … için 14.775,91 TL ve davacı … için 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, … için fazlaya ilişkin istemin reddine; davacı … Yapaklar yönünden destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminat talebinin reddine; davacı …’ın sürekli iş göremezlik zararından doğan 40.938,45 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı … yönünden estetik ve tedavi giderleri, iktisadi gelirin sarsılması ve kazanç kaybı nedeniyle talep edilen tazminat yönünden talebin reddine; davacı … için 20.000,00 TL, davacı … Yapaklar için 15.000,00 TL, davacı …’ın müteveffanın ölümü nedeniyle 15.000,00 TL ve sürekli iş göremezlik nedeniyle 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle, davacı … yönünden destek tazminatının reddedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı, cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

BK’nın 47. maddesindeki (6098 sayılı TBK m. 56) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözönünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacılar için takdir edilen manevi tazminatların az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

3-Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince bedensel zarara uğranılması nedeniyle maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı … vekilince amatör klüp futbol hakemi olan davacının kaza sonucu başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi ameliyat geçirmesi sonucu ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep edilmiş; mahkemece bölgesel çapta kalan ve devam edip etmediği belli olmayan futbol hakemliği mesleği nedeniyle hesaplama yapılmadığını bildiren bilirkişi raporu doğrultusunda düzenli ve kayıtlı bir işi olmaması gerekçesiyle ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bu hususta yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde amatör klüp futbol hakemi olarak çalışıp çalışmadığı detaylı bir araştırma sonrası belirlendikten sonra, bu işten elde edebileceği ortalama geliri, hakemliği kaç yaşına kadar yapabileceği belirlenip varsa davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın ve kazanç kaybının uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

4-Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin trafik kazası sonucu yaralandığını, kaza sonucunda başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi estetik ameliyat ihtiyacı olduğunu belirterek tedavi gideri talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, estetik ve tedavi giderleri yönünden bu giderlere ilişkin bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığından bu husustaki talebin reddine, adli tıp raporuyla yüzde sabit iz durumu sabit olsa da masrafların belgeli olmadığından ve bilirkişinin uzmanlığında olmaması nedeniyle ayrıca hesaplanamadığından talebin reddine karar verilmiştir.

Davacının tedavi gideri, yapılmış olan tedavilere ilişkin ödemeleri içerdiği gibi estetik ameliyat gerektiren yaralanmalarda olduğu gibi ileride yapılacak ödemeleri de kapsamaktadır. Mahkemece davacının bu zarar türüne ilişkin talebi olduğu halde bu konuda her hangi bir araştırma yapılmamıştır.

Tedavi yalnızca tam sıhhate kavuşma için değil kısmen de olsa yapılacak tıbbi müdahale ile iyileşme sağlanmasının mümkün olduğu hallerde zorunlu ise insanın bedensel ve ruhsal sağlığı için gereklidir. BK’nın belirtilen zarar kapsamında yer alan ve ileride yapılması gerekli estetik ameliyat giderlerinin de tazmini söz konusu olup mahkemece bu yönde araştırma yapılmamıştır.

Bu bakımdan, davacıda meydana gelen yaralanmanın estetik olarak kusura neden olup olmadığı ve estetik ameliyatı gerektirip gerektirmediği ile yapılması gerekli ise ne kadarlık bir maliyetinin olduğu yönünde uzman tıbbi bilirkişiden rapor alınması ile belirlenecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davacı vekili, dava dilekçesinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanmayan ve davacının vücudunda kullanılacak tıbbi gereçler, tedavi giderleri, protezler, ilaçlar ve sair masraflar ile ilgili tedavi giderleri talebinde bulunmuştur.

Yargılama sırasında 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Yasa’nın 59. maddesinde “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, ”aynı yasanın geçici 1. maddesi ile de “Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği,” öngörülmüştür.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A-1. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir.

Karayolları Trafik Kanununa göre, zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunludur. Sigorta şirketi motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü (belgeli tedavi giderleri), yukarıda belirtilen 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemeyle sona erdirilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere göre davadan sonra yürürlüğe giren kanun değişikliğiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumu’na geçmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında tüm tedavi giderlerinden değil ancak söz konusu madde kapsamında kalan belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Kanunun 98. maddesi kapsamında olmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten ve işleten hukuki sorumluluğunu yüklenen sigortacının sorumluluğu devam etmektedir.

Davacının talep ettiği tedavi harcamalarının nev’i, bu zarardan sorumlu olanların belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Zira, 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesi ve geçici 1. maddesi gereği, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinden Sosyal Güvenlik Kurumu sorumlu olacak ve zarara sebep olan araç malik, sürücü ve sigortacısı sorumlu tutulamayacaktır. 6111 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce açılmış olan ve tedavi gideri talebini de içeren davalarda, SGK Başkanlığı davada yasal hasım haline geldiğinden davaya dahil edilmesi gerekecektir. Ancak, 6111 sayılı Kanun ile KTK’nun 98. maddesinde yapılan değişiklik gereği kanun kapsamında olmayan tedavi giderleri için, zarara sebep olan araç ilgililerin sorumluluğu devam edecektir.

Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; öncelikle, davacı tarafa uygun bir süre verilerek, dava konusu edilen tedavi giderleri kapsamının (belgeli- belgesiz) açıklattırılması ve yapılan açıklamaya göre eksik kalan delillerin ve tedavi belgelerinin toplanması; 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik gereği SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderlerinin de dava konusu edildiğinin bildirilmesi halinde, SGK’nın davaya dahil edilmesi; davacı …’in yaralanması nedeniyle yapılan ve talep edilen tedavi giderleri için, SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderleri ile sorumluluğu dışındakilerin ayrı ayrı hesaplanması, davacının yaralanmasının mahiyetine göre yapılması kaçınılmaz olan belgesiz tedavi giderleri için ayrıca hesaplama yapılması hususlarında, uzman doktor bilirkişiden rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 05/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

İLK DERECE

MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan istinaf incelemesi sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı istinaf başvurusunun kısmen kabulüne dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı …’ın sevk ve idaresindeki minibüsün davacının idaresindeki motosiklete çarpması sonucu yaralandığını, olayda tüm kusurun davalı sürücü …’da olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı giderleri, ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, ayrıca davalı …Ş. ve … yönünden 30.000,00 TL manevi tazminatın avans/ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … cevap dilekçesi sunmamış, diğer davalılar vekilleri davanın redddini savunmuştur.

İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile maddi tazminat yönünden, 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı toplamının davalı … yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, davalılar … Tur. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerin reddine, manevi tazminat yönünden; 7.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar … Tur. A.Ş. ve …’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, davalı …Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddedilen 200,00 TL maddi tazminat hükmü yönünden usulden reddine, davacı vekilinin manevi tazminat miktarı ile maddi ve manevi tazminata avans faizi işletilmesi gerektiğine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/02/2017 tarih ve 2014/1258-2017/122 sayılı kararının kaldırılarak davacının sürekli ve geçici iş göremezlik talebine ilişkin maddi tazminat davasının kabulü ile toplam 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalı … yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere dava tarihi 10/12/2014 tarihinden, davalılar … Turz. İşl. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması talebine ilişkin maddi tazminat davasının reddine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 12.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte … Turz. İşl. A.Ş. ile …’tan müştereken ve müteselsilen alınmasına, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK’ya eklenen EK-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2017 yılı için 41.530,00 TL’dir.

Dava dilekçesinde davacı lehine 30.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiş, mahkemece 12.000,00 TL, manevi tazminata hükmedilmiş olup, temyize konu edilen hükmedilen tazminat miktarları kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1/6/1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden, davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminata ilişkin hükmün taraflar yönünden kesin olması nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Mahkemece verilen karara yönelik olarak davacı vekili ve davalı …Ş. tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde meydana gelen kaza nedeniyle yaralanmasından dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı maddi tazminat talep etmiştir. 26/03/2015 tarihli dilekçesi ile 100,00 TL bakıcı gideri, 100,00 TL ekonomik geleceğin sarsılması, 400,00 TL geçici iş göremezlik, 400,00 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminat talebi olduğunu beyan etmiş ve geçici ve sürekli iş göremezlik tazminat miktarını 49.968,81 TL’ye yükseltmiştir. Davacı birden fazla maddi tazminat kalemine ilişkin talepte bulunmuş olsa da; kesinlik sınırı hükmedilen toplam maddi tazminat tutarına göre belirlenir. Ayrıca davacı fazlaya ilişkin haklarınıda saklı tutmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davacının bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talepleri hükmedilen toplam maddi tazminat miktarı yönünden değerlendirildiğinde istinaf kesinlik sınırının altında kalmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, bakıcı giderlerine ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talebi yönünden yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminat hükmünün kesin olması nedeni ile REDDİNE, (2)numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373/2 maddesi uyarınca dosyanın karar veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 2.683,96 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …Ş.’den alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Germencik Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti., dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili ve davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; davalılardan … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti’nin maliki olduğu, davalı …’nun sevk ve idaresindeki aracın 20/12/2010 tarihinde içinde davacının bulunduğu aracın karıştığı trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, sağ kalçasında kırık tespit edildiğinin belirtildiğini, saç deri içinden başlayarak alnına doğru yer yer çöküntülerin olduğunu, müvekkilinin geçirdiği bu trafik kazasının izlerini halen üzerinde taşımakta olduğunu, özellikle yüzünde medana gelen deformasyonun izlerini hayatı boyuncu da taşıyacağını, ekonomik ve sosyal geleceğinin ortadan kalktığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti. ile dahili davalı … Sigorta (…) AŞ

vekilleri davanın reddini savunmuş, davalı asıl … cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabul-kısmen reddi ile; 1.124,68 TL maddi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 3.875,32 TL maddi tazminat talebinin reddine, 4.500,00 TL manevi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak, davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 500,00 TL manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekili, davalı asıl … ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Gerekçeli karar davalı asıl …’na 08.11.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, adı geçen davalı kararı 25.11.2016 tarihinde temyiz etmiştir. Davalı asıl …’nun temyiz dilekçesi, süresinde olmadığından, temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı vekilinin, davacı lehine hükmolunan manevi tazminata ilişkin temyiz talebinin incelenmesinde; 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK’nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.180,00 TL’ye çıkarılmıştır.

Temyize konu kararda, davacının reddedilen manevi tazminat talebinin 500,00 TL olduğu görülmektedir. Karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden, reddedilen manevi tazminat ile hüküm altına alınan maddi tazminat kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Dava, davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve … aleyhine açılmıştır. Davacı vekili dahili dava dilekçesi ile … (…) Sigorta AŞ.nin davaya dahil edilmesini talep etmiştir.

6100 Sayılı HMK’nun 124/3. maddesinde yer alan “maddi hatadan kaynaklanan ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.” düzenlemesi dışında dahili dava yolu ile taraf değişikliğine gidilmesi mümkün değildir. Usul hukukumuzda dahili dava müessesesi bulunmayıp, HUMK’un 49-52 maddeleri (6100 S.HMK.md.61 vd.) uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişi, dava açıldıktan sonra ihbar ya da dahili dava dilekçesi ile davada taraf sıfatını kazanamayacağı gibi, ıslah yoluyla dahi davada taraf değişikliğinin olanaklı bulunmadığı ve husumetin mahkemece res’en dikkate alınması gerektiği açıktır.

Somut olayda; dahili dava dilekçesiyle davaya dahil edilen … (…) Sigorta AŞ. hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, dolayısıyla davada taraf sıfatı taşımadığından, dahili davalı konumundaki …(…) Sigorta AŞ. hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

4-Dava; kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel

zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir.Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (… /… , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, kazadan önce genç ve beğenilen genç bir kadın olan müvekkilinin, kazadan sonra yüzünde sabit izler kaldığından bahisle manevi yıkıma uğradığını, kazadan önce kısa süreli işlerde çalıştığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, davacı tanığı … ise; davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının ise incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı …’nun temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin, reddolunan manevi tazminata ilişkin kısım yönünden, mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle REDDİNE; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle; dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti, … ve dahili davalı … (…) Sigorta A.Ş.’ne geri verilmesine 15/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili, davacı küçük …’ın yolcusu olduğu araç ile davalıların sürücüsü, maliki ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kaza sonucu davacı küçük …’ın yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, efor kaybı, çalışma kaybı oluştuğunu, sabit iz nedeniyle diğerlerine göre iş bulmasının ve iyi bir işe yerleşmesinin çok zor olduğunu, davacılar …,… dışındaki davacıların yolcu olan annesinin vefat ettiğini, elem çektiklerini beyanla, belirsiz alacak olarak davacılar …,… için ayrı ayrı 7.000,00’er TL manevi, davacı küçük … için 20.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle davalılar …,…’den müştereken ve müteselsilen tahsilini, davacı küçük … için 1.000,00 TL maddi tazminatın 27/04/2012 kaza tarihinden işleyecek en yüksek faiziyle bütün davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini davacı küçük … yönünden

geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bu dönemdeki bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir.

Davalılar ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulü ile; 50,000 TL maddi tazminatın yasal faizi ile davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3.000,00’er TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ölenin çocuklarına ayrı ayrı verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 15.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline ve davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK’nın 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı HMK’nın karşılık 297/1-2. maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.

Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır.

Somut olayda; davacılar vekili dava dilekçesinde davacı küçük … yönünden 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, bedel artırım dilekçesi ile maddi zarar talebini geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir. Mahkemece

aldırılan hesap bilirkişi raporunda davacı küçük … için 1 aylık geçici işgöremezlik zararı 773,01 TL, 1 aylık bakıcı gideri zararı 978,6 TL olarak hesaplanmış, sabit iz nedeniyle maddi tazminatın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Mahkeme tarafından davacı …’ın üç kalemden oluşan maddi tazminat taleplerinden hangisine, ne miktarda hükmedildiği açık olmadığından, denetime elverişli bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.

3-Kabule göre de; HMK’nın 266 ve devamı maddelerine göre, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, mahkemece uzman bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulması zorunludur.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlal etmesi hali 6098 sayılı TBK m. 54’te özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlali halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddi zararın türleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomi geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi, iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi, ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Zarar görenin genç bir kız olması halinde bu kişinin evlenme şansının azalması veya beden şeklinin önemli derece değişmesi nedeniyle kaybetmesi ya da mesleğinde yükselmesine engel olması gibi hallerde de, zarar görenin ekonomik geleceğinin sarsıldığından bahsedilir.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca yukarıda 2) nolu bentte belirtildiği üzere mahkemece davacı çocuk … yönünden hangi kalem için ne miktarda tazminata hükmedildiği belirtilmediğinden, eğer davacı çocuk … için geçici işgöremezlik tazminatına da hükmedildi ise davacı çocuk … kaza tarihinde henüz 4 yaşında olup gelir getiren bir işte çalışması söz konusu olmadığı, dolayısıyla tedavi müddeti boyunca mahrum kaldığı herhangi bir kazancı olmadığından, mahkemece geçici işgöremezlik zararı bulunmadığının gözetilmemesi, eğer mahkemece bakıcı giderine hükmedildi ise ATK raporunda iyileşme süresi 15 gün olarak belirtildiğinden 15 gün yerine 1 aylık süre içn bakıcı gideri hesabı yapan hesap bilirkişi raporuna itibar edilmesi de doğru görülmemiştir.

4-Davacı …(…’e Velayeten)’ün adının gerekçeli karar başlığında yazılmamış olması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davacı … hakkındaki maddi tazminat hükmünün davalı … lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’ne geri verilmesine 27/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Üniversite sınavı öncesi kaza geçirip sınavı kazanamayan öğrencinin durumu nedir?

Sınav öncesi ağır bir trafik kazası geçirmesi sonucu derslerine çalışamayan, tedavi görmesi nedeniyle sınavda düşük puan aldığını iddia eden öğrencinin tazminat davası açma hakkı vardır. Burada kazadan önceki notları ile kazadan sonraki notları karşılaştırılacak, meslek koluna göre bir hesaplama yapılacaktır.

17. Hukuk Dairesi         2019/4863 E.  ,  2020/4292 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili asıl davada, davalı …Ş.’ye trafik sigortalı, diğer davalı sürücünün kusuru ile meydana gelen kazada müvekkili …’nın yaralandığını ve malul kaldığını, bu kaza sebebi ile üniversite sınavında daha yüksek puan alabilecekken daha düşük puan alarak istediği bölüme yerleşemediğini, tüm geleceğinin bu kaza nedeni ile etkilendiğini açıklayıp ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile 1.000,00 TL maddi tazminatın, davacının babası davacı … tarafından yapılan harcamalar sebebi ile 4.350,00 TL maddi tazminatın, davacı … için 20.000,00 TL; anne-babası olan diğer davacılar için 10.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiş, birleştirilen davada 2.000,00 TL iş göremezlik tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiş ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.

Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; asıl davada, maddi tazminat talepleri yönünden davacı …’nın maddi tazminat talebinin reddine, davacı …

’nın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 3.682,55 TL’nin tahsiline, manevi tazminat talepleri yönünden davacı … için 5.000,00 TL, diğer davacılar için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline, birleştirilen davada 74.860,72 TL’nin tahsiline karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

2-Dava, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”.

Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (Oğuzman Kemal/Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin kazadan önce üniversite sınavına hazırlandığını, kazanın üniversite sınavlarına 3 ay kala gerçekleştiğini, okulda başarılı bir öğrenci olan müvekkilinin orta öğretim başarı puanının yüksek olduğunu, girdiği deneme sınavlarında yüksek puanlar aldığını, bu kazada ağır yaralanması ve pek çok kırığının olması nedeni ile uzun süre tedavi gördüğünü, 9 gün hastanede yattığını, kafa içi yaralanması ve epilepsi şüphesi ile yoğun bakımda yatarak tedavi gördüğünü, sınava hazırlanmak için dershaneye gidemediğini, evde hazırlanarak girdiği sınavda beklediğinden düşük puan aldığını, kaza olmasaydı daha yüksek puan alarak Endüstri Mühendisliği bölümünde okuyabileceğini, ancak bu kazanın kendisini olumsuz etkilemesi sebebi ile daha düşük puan alarak istediği bölüme gidemediğini, ekonomik geleceğinin bu nedenle sarsıldığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, mahkemece bu hususlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile davacı …’nın yoksun kaldığı ekonomik geleceği nedeniyle uğradığı kesin bir zarar söz konusu olmadığı gerekçesi ile asıl davada maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından davacının Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünü kazandığı daha sonra ekoloji üzerine tezli yüksek lisans yaptığı anlaşılmıştır. Kaza nedeni ile yaşadığı travma, yaralanma bölgeleri ve şekli, bu hali ile kazandığı üniversite ve öğrenim gördüğü bölüm dikkate alındığında davacının ekonomik geleceğinin sarsılmış olma ihtimalinin daha detaylı olarak araştırılması ve bu yöndeki olumlu/olumsuz kararın yeterli gerekçeler ile verilmesi gereklidir.

Eksik inceleme ile ve açıklanan konular irdelenmeden oluşturulan gerekçe ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının eğitim durumu, kazadan önce okuldaki başarısı, kazalı hali ile kazandığı üniversite gibi hususlar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki delilleri de toplanarak kazada ağır yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılıp sarsılmadığının, sarsılmış ise bu yönde oluşan zararın araştırılıp hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

3-Davacılar vekili meydana gelen kazada müvekkili …’nın ağır yaralandığını, çok sayıda kemik kırığı oluştuğunu ve malul kaldığını açıklayıp … için 20.000,00 TL; anne babası için 10.000,00’er TL manevi tazminat isteminde bulunmuş mahkemece davacıların manevi tazminata yönelik taleplerinin kısmen kabulü ile … için 5.000,00 TL; anne babası için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, B.K.’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen hususlar, takdir olunan manevi tazminatların “bir miktar az” olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

4-Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olup red ve kabul edilen maddi – manevi tazminatlar yönünden her bir davacı lehine ve aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

5-Bozma ilamının neden ve şekline göre davacı …’nın red edilen maddi tazminat talebine yönelik vekalet ücretine ilişkin davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve 83) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalı …’a geri verilmesine 02/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tüketiciye senet imzalatılması durumunda ne yapılabilir? Dershane, yurt , İngilizce kursu borcu için senet imzalatılması halinde yapılacaklar.

Firmalar tüketicilerden alacaklarını güvence altına almak için genellikle sözleşme ekinde bono doldurtmaktadırlar. Yabancı dil  eğitim kurslarında, öğrenci yurtlarında, dershanelerde bu durum karşımıza çıkmaktadır. Ancak tüketici çeşitli sebeplerle haklı olarak kursa devam etmek istemeyebilir veya sözleşmeyi hizmet almadan önce feshedebilir. Verilmeyen bir hizmet nedeniyle eldeki senetler konusuz kalacaktır.

Tüketici ile imzalanan taksitli hizmet sözleşmesine istinaden alınan senetlerin her bir taksit için bir adet ve nama yazılı olarak verilmesi gereklidir. Senetlerin emre düzenlenmesi senetlerin ticarette ciro edilerek kullanılmasının önünü açar.

Tüketicinin korunması hakkındaki kanun Madde 4/5 ‘Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.

Şeklindedir.

her bir taksit için ayrı ayrı senet düzenlenmediği gibi senedinde emre yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu halde, dava konusu senet geçersiz olup, mahkemece, bu senede istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibiden borçlu olmadığına karar verilmesi gerekir” 13. Hukuk Dairesi 2016/25606 E. , 2019/2069 K.

Tüketiciye yapılan icra takiplerinde yüksek oranda faiz uygulandığı görülmektedir. Kanunun 4/7.maddesine göre ‘7) Temerrüt hâli de dâhil olmak üzere, tüketici işlemlerinde bileşik faiz uygulanmaz’ şeklindedir.

6098 S.lı Türk Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 88

5. Faiz

‘Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.

Borçlar Kanunu’nda da sözleşme ile kararlaştırılan faiz oranı düzenlenmiştir. Kanuni faiz %9 oranındadır. Sözleşme ile konulabilecek en yüksek faiz oranı %9 un yarısı ilavesi ile %13,5 oranını aşamaz.

Tüketiciye sözleşme imzalatılırken fahiş oranda faizlerin yazılması tüketici açısından geçersizdir.

Tüketiciye imzalatılan senet üzerine kambiyo senetlerine özgü takip yapılmış ise, sözleşmede kambiyo senedine atıf yapılmamış, kambiyo senedi sözleşmeden bağımsız ve ayrıca düzenlenmiş ise en fazla avans faiz oranı uygulanabilecektir.

..bir diğer ifade ile senet bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, senedin vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında imzalanan protokol başlıklı belge ile alacaklı vekili tarafından sunulan teslim belgesinde vade ve tanzim tarihi ile miktarı belirtilmek suretiyle takibe konu bonoya yapılmış bir atıf yoktur. Takip dayanağı belge, bono niteliğinde olduğundan taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, 3095 sayılı Yasa’nın “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin ticari işlerde temerrüt faizine ilişkin 2. fıkrasındaki avans faizi oranlarının uygulanması gerekir.’ 12. Hukuk Dairesi 2018/11244 E. , 2019/1708 K.

Ödeme emrinin gelmesi akabinde 5 gün içerisinde İcra Hukuk Mahkemesine dava açılarak faize itiraz edilmesinde fayda vadır.

Görevli Mahkeme

Tüketici eğer sözleşmeden caymada haklı olduğunu senedin ödenmemesi gerektiğini düşünüyorsa, senetten borçlu olmadığına dair dava açmalıdır. Bu davaya menfi tespit davası denilir. Kambiyo senetlerinden doğan uyuşmazlıklar ticari uyuşmazlık olacağından görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi mi olacağı yoksa aradaki ilişkinin tüketicinin korunmasından kaynaklı olmasından dolayı Tüketici Mahkemesi’nde mi görüleceğinin konusunun aydınlatılması gerekir.

Yargıtay 12.HD kanun yararına bozma talebi ile önüne gelen bir uyuşmazlıkta giyim alışverişi nedeniyle imzalanan 200 TL bedelli senedin ticari ihtilaf olduğunda karar vermiştir.

Dava, kambiyo senedinden (bono) dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. TTK’ nın 26/6/2012 tarih ve 6335 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.

Mahkemece öncelikle bu husus gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.’ 11. Hukuk Dairesi         2020/2607 E.  ,  2021/483 K.

İngilizce kurs ücretinden kaynaklı senetlerin konusuz kalması nedeniyle iptaline dair başka bir davada ise Yargıtay 3.Hukuk Dairesi tüketici mahkemesinin kendisini görevli kabul ederek verdiği hükümde görev açısından bozmaya gitmemiş zımnen görevli olduğuna karar vermiştir. 3. Hukuk Dairesi         2020/4174 E.  ,  2020/7506 K. Kararın tam metni ektedir.

Yargıtay 5.Hukuk Dairesi de senedin menfi tespitini içeren tüketici hukuku kaynaklı ihtilafların tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermektedir.

Somut olayda, dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olup dava dilekçesi ve dosya kapsamından taşınmazın aynına ilişkin bir dava olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı yer mahkemesi olan … 1. Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.’ 5. Hukuk Dairesi         2020/10078 E.  ,  2020/10869 K.

Yargıtay’ın kararlarından görüldüğü üzere, menfi tespit konusu senet tüketici hukuku konusu sözleşmenin bir parçası ise Tüketici mahkemeleri görevli olacak ancak kendi başına ayrı bir senet imzalandığı tüketici hukukundan kaynaklanmadığı itirazı ileri sürülüyor ve işin tüketiciden kaynaklı olduğuna dair bir delil yoksa bu durumda ticaret mahkemelerinin görevli olması gerekir.

Zorunlu Arabuluculuk dava şartı mıdır?

Tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir. Zorunlu arabuluculuk yoluna dava açılmadan önce başvurulmalı uyuşmazlık çözülemiyorsa dava açılmalıdır.

Menfi tespit davalarında zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekip gerekmediği konusunda farklı görüşler mevcuttur. Mahkemeler kendi içinde çelişkili uygulamalara gitmektedir. Ancak icra takibine konulmuş ve kesinleşmek üzere olan bir senet varken bazen haftalar süren arabuluculuk sürecini beklemek takibin kesinleşmesine yol açacaktır. Vadesi gelmiş senetlere dair açılan davalarda zorunlu arabuluculuğun dava şartı olarak gözetilmemesi gerekir.

13. Hukuk Dairesi 2016/25606 E. , 2019/2069 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalıdan ev malzemeleri aldığını, 13 adet emre yazılı bononun taksit maksadı ile alındığını, davacının borcunun büyük kısmını ödemesine rağmen davalının senetleri hiçbir ihtar çekmeden icra takibine koyduğunu, davalının takibe koyduğu senetlerin emre yazılı senetler olduğunu, … 14. İcra müdürlüğünün 2015/8953 esas sayılı dosyasında bulunan bonoların iptaline, bonolara bağlı cezai şart ve ferilerin iptaline, davalı tarafın kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine ve bilirkişi raporuna göre fazla ödendiği belirlenen 2.716,37 TL nin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Davanın kabulüne, davacının … 14. İcra müdürlüğünün 2014/8953 esas sayılı dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının fazla ödediği tutar olan 2.716,37 TL’nin 15/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Taraflar arasındaki 28.03.2013 tarihli sözleşmenin taksitli satış şeklinde gerçekleştiği, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 6/A maddesi uyarınca taksitli satış halinde sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senedin her bir taksit için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenleneceği, aksi takdirde kambiyo senedinin geçersiz olacağı düzenlenmiş olup, dava konusu olayda her bir taksit için ayrı ayrı senet düzenlenmediği gibi senedinde emre yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu halde, dava konusu senet geçersiz olup, mahkemece, bu senede istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibiden borçlu olmadığına karar verilmesi gerekirken değinilen bu hususa değinilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiş isede; Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden sonucu itibari ile doğru olan hükmün HUMK’nun 438/7 maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onammasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince mahkeme kararının gerekçesinin değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA. peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. Hukuk Dairesi 2018/11244 E. , 2019/1708 K.

“İçtihat Metni”

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 06.02.2018 tarih, 2016/27448 Esas, 2018/815 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurusunda takipte aylık % 10 faiz oranı üzerinden talep edilen faize itirazla birlikte sair itiraz ve şikayet nedenlerini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece takibe konu senedin taraflar arasında yapılmış olan 18.09.2015 tarihli protokole istinaden düzenlendiği ve protokolün 5. maddesinde faiz oranının % 10 olarak yazılı olduğu gerekçesi ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Faiz oranı konusunda, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış olan senet dışındaki sözleşmelerde öngörülen ve senet nedeniyle alınacak faizi belirleyen akdi faiz ile ilgili anlaşma tarafları bağlar. 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre de, sözleşme ile yasal faizin aksinin kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede öngörülen faiz oranının uygulanabilmesi için ise takip dayanağı senede açık atıf yapılmış olması, bir diğer ifade ile senet bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, senedin vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında imzalanan protokol başlıklı belge ile alacaklı vekili tarafından sunulan teslim belgesinde vade ve tanzim tarihi ile miktarı belirtilmek suretiyle takibe konu bonoya yapılmış bir atıf yoktur. Takip dayanağı belge, bono niteliğinde olduğundan taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, 3095 sayılı Yasa’nın “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin ticari işlerde temerrüt faizine ilişkin 2. fıkrasındaki avans faizi oranlarının uygulanması gerekir.

O halde, mahkemece, borçlunun faize yönelik itirazı yönünden, avans oranı esas alınarak ve Yargıtay denetimine imkân verecek şekilde gerektiğinde bilirkişiye başvurularak incelenip hesaplama yapıldıktan sonra, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, takip konusu bonoya açıkça atıf yapılmayan protokol başlıklı belgedeki faiz oranına itibar edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşıldığından borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Dairemizin 06.02.2018 tarih, 2016/27448 Esas – 2018/815 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 11/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi 2018/178 E. , 2019/7125 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonolara dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, borçluların icra mahkemesine başvurularında; takibe konu bonolarda herhangi bir faiz oranı belirtilmemesine karşın alacağın %39,24 oranında faizi ile tahsilinin talep edildiğini belirterek takipten sonra işleyecek faiz oranına itiraz ettikleri, … 17. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.-2017/317 K. sayılı ilamı ile talep edilen alacak ile toplam alacağın uyumlu olması nedeniyle davanın reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı borçlular tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-2017/1623 K. sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında düzenlenen sözleşmede kararlaştırılan faiz oranının baz alındığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 7. maddesinde; “Türk Borçlar Kanunu’nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76’ncı, faize ilişkin 88’inci, temerrüt faizine ilişkin 120’nci ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138’inci maddesi, görülmekte olan davalarda da uygulanır” şeklinde düzenleme getirilmiştir. İcra takibi de dava gibi düşünüleceğinden, 6098 sayılı TBK’nun anılan hükümlerinin henüz sonuçlanmamış icra takiplerinde de uygulanması gerekir (HGK’nun 12.09.2012 tarih ve 2012/19-314 E-2012/557 K. sayılı kararı). Bununla birlikte TTK’nun 8. maddesine göre, ticari işlerde temerrüt faiz oranı serbestçe belirlenebileceğinden, TBK’nun 88. ve 120. maddelerinde akdi faiz ve temerrüt faizi ile ilgili sınırlamaların, ticari işler bakımından uygulanabilirliği bulunmamakta ise de, anılan hükümlerde getirilen kısıtlamaların, ticari nitelik taşımayan işler bakımından uygulanması zorunludur.

6102 sayılı TTK’nun 3. maddesi; “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 19/2. maddesinde ise; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan, faiz oranı konusunda, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış olan bono dışındaki sözleşmelerde öngörülen ve bono nedeniyle alınacak faizi belirleyen akdi faiz tarafları bağlar. 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre de, sözleşme ile yasal faizin aksinin kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede öngörülen faiz oranının uygulanabilmesi için ise, sözleşmede takip dayanağı bonoya açık atıf yapılmış olması, bir diğer ifade ile bono bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, bononun vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen ve bilirkişi raporunda da faiz oranlarının kararlaştırıldığı belirtilen sözleşmede takip dayanağı bonolara herhangi bir atıf bulunmadığından anılan sözleşmelerde öngörülen faiz oranının takip dayanağı bonolar için uygulanması mümkün değildir. Takip dayanağı bonolar, kambiyo senedi vasfında olduğuna göre, alacağa 3095 Sayılı Kanun’un 2/2. maddesinde öngörülen ticari işlerdeki temerrüt faiz olan avans faizi oranının uygulanması gerekir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, işleyecek faiz oranının, 3095 sayılı Kanun’un 2/2. maddesi doğrultusunda avans faiz oranı olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, sözleşmede belirtilen faiz oranının uygulandığından bahisle istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde hüküm tesisis isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-1623 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, … 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.,2017/317 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 30/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

11. Hukuk Dairesi         2020/2607 E.  ,  2021/483 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki davanın Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yukarıda sayı ve tarihi belirtilen kararın HMK 363. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmesi üzerine, dava dosyası ve içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve diğer tüm dosya kapsamı delil ve belgeler incelendi. Gereği müzakere edilip düşünüldü.

Davacı vekili, davalı firmadan 30.5.2008 tarihinde 485,00TL bedeli olan giyim ürünü aldığını bedelini ödemek için davalının müşteri kartı tanzim ettiğini, alışveriş anında 70,00 TL ödeme yapıldığını, bakiye borcun taksitle ödeneceğinin kararlaştırıldığını,11.8.2009 tarihinde 223,00TL banka kanalıyla davalıya ödendiğini, bakiye 200 TL borç kaldığı halde kart oluşturulurken açığa atılan imza ile sonradan takibe konu senedin oluşturulduğunu belirterek davalıya senetten dolayı 200 TL dışında borçlu bulunmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davada görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacının senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu senede karşı iddialarını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlite tanzim tarihin senette zorunlu unsur olmadığını, tanzim edildiği tarihten önce yada sonraki tarih olmasının senedin geçerliliğini etkimediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, menfi tespit davasında kural olarak ispat yükünün davalı alacaklıda olduğunu ancak senede dayalı açılan menfi tespit davasında ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının malen kayıtlı senede istinaden malı almadığını beyan etmeyip, senette ki imzasını da inkar etmediğinden açığa atılan imza ile senedin sonradan tanzim edildiğini, senedin bedelsiz olduğunu ispat edemediği, senede konu borcun varlığının devam ettiği gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.

Davacı vekili, yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin hükmünün kanun yararına bozulması istemi ile Adalet Bakanlığına başvurmuştur.

Dava, kambiyo senedinden (bono) dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. TTK’ nın 26/6/2012 tarih ve 6335 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.

Mahkemece öncelikle bu husus gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulmasına ve T.C. Adalet Bakanlığı’nın 07.12.2018 gün, 39152028-153.01-706-2018-E.1484/33580 sayılı kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar verilmiştir.

SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle T.C. Adalet Bakanlığı’nın 07.12.2018 gün, 39152028-153.01-706-2018-E.1484/33580 sayılı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile HMK’nın 363/2. maddesi gereğince hükmün, hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile kanun yararına BOZULMASINA, aynı Yasa’nın 363/son maddesi hükmü uyarınca kararın bir örneğinin Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine, 27.01.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/4174 E.  ,  2020/7506 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, 25/05/2009 tarihinde davalı şirketin sahibi olduğu ingilizce kursuna kaydolduğunu, bunun karşılığında 50,00 TL ödeme yaptığını ve taksitli senetler imzalattığını, kursa kaydolduktan 3 ay sonra kursun başlayacağının bildirildiğini, ancak kısa bir süre sonra işini kaybettiğini ve kayıt tarihinden 1 ay sonra sözlü olarak kursa gidemeyeceğini bildirerek senetlerini geri istediğini, davalının istediğini yerine getirmediğini ve hakkında Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2012/5158 sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını ileri sürerek icra dosyası ile davalıya borçlu olmadığının tespitine ve % 20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2012/5158 sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine, 770,00 TL ve bu miktara yürütülen faiz yönünden açılan davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Davacı eldeki dava ile davalının hakkında başlatmış olduğu icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Mahkemece, gerekçede davacının icra takibine konu alacağın % 80’ine karşılık gelen 3.300,00 TL ve bu miktara karşılık gelen hesaplanmış faiz yönünden borçlu olmadığı ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği belirtilmiş; hüküm fıkrasında ise itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. HMK’nun 26. maddesine göre Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Öte yandan HMK.nun 297/2 maddesine göre “…. hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında

verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir”. Mahkemece, hüküm fırkasında itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş olmakla, taleple bağlılık kuralına aykırı olarak ve infazda tereddüde neden olacak şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/8934 E.  ,  2020/7579 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

(TÜKETİCİ MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, oğlunun davalı şirket tarafından işletilen özel yurtta kalması için sözleşme imzaladığını ve 3.800,00 TL bedelli senet verdiğini, 20 gün sonra oğlunun … Anadolu Öğretmen Lisesi Yurduna yedekten kabul edildiğini, bu yüzden davalıya noter kanalıyla ihtar göndererek kaydının silinerek vermiş olduğu senedin tarafına iadesini ve yurtta kalmış olduğu süreye karşılık gelen bedelin peşin olarak verdiği 480,00 TL’den mahsup edilip geri kalanının iadesini istediğini ancak cevabı ihtarla talebinin kabul edilmediğini, sonrasında davalı tarafından senede dayalı haksız icra takibi başlatıldığını ileri sürerek, takibin iptali ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, yapılan kesintilerin iadesine, davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporu da hükme esas alınarak, davacının oğlunun yurttan ayrıldığı tarihten sonra yerine yeni öğrenci kaydı yapılmamış ise de, ayrılma tarihinde yurttaki tüm odaların dolu olmaması nedeniyle yurtta kalınmayan dönem için davalının bedel talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, takibin iptali ile takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra dosyasına yapılan ödemelerin davacıya iadesine, koşulları oluşmadığından davacının kötü niyet tazminat talebinin reddine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Tarflar arasında davacının oğlunun davalı şirket tarafından işletilen özel öğrenci yurdunda 2013-2014 eğitim-öğretim yılında konaklaması için sözleşme imzalandığı, sözleşme bedelinin 3.800,00 TL olarak belirlendiği, bedelin bir kısmının ödendiği ve bir kısmının da senede bağlandığı, 13.08.2013 tarihinde yurda kayıt yaptıran öğrencinin 05.10.2015 tarihinde yatılı öğrenci yurduna gitmek için yurttan ayrılarak ilişiğini kestiği hususları taraflar arasında ihtilafsızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının oğlunun yurttan ayrıldığı tarihten sonraki döneme ilişkin hizmet bedelinden davacının sorumlu olup olmadığı noktasındadır.

Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 03/12/2004 tarihli Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliğinin ilgili 18. maddesinde, ay içinde yurttan ayrılmak isteyenlerin bakiyelerinin iade edilip edilmeyeceğinin sözleşme hükümlerine göre belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda anılan yönetmelik ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine değinilmediği gibi mahkemece de bu hususta değerlendirme yapılmamış, davalı vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da karşılanmamıştır. Bu haliyle, verilen karar eksik incelemeye dayalı olup, varılan sonuç hatalıdır. O halde mahkemece, ilgili yönetmelik ve taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilerek, gerektiğinde tekrar bilirkişi raporu da alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, değinilen bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birince bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

5. Hukuk Dairesi         2020/10078 E.  ,  2020/10869 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mah.sıfatıyla)

Taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olarak açılan davada … 1. Tüketici ve … 3. Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkindir.

… 1. Tüketici Mahkemesince, davacı üzerinde yer alan tapunun sözleşmenin feshinin doğal sonucu olarak davalıya iadesi gerekeceğinden tapusu iade edilecek taşınmazın … İlinde yer aldığı, 6100 sayılı HMK’nun 12-(1). maddesi gereğince; taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıkların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözülmesi hususunda kesin yetki söz konusu olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hükme karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, 01/07/2020 gün, 2020/229 Esas, 2020/906 Karar sayılı ilamıyla HMK m.353/1-b-1 gereğince davacı ve davalının istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş olup karar ise 01/07/2020 tarihinde kesinleşmiştir.

… 3. Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla ) Mahkemesince, dava taraflar arasında düzenlenen devremülk satış sözleşmesinin iptali ile ödenen bedelin iadesi istemine ilişkin olup davacının tapu kaydının iptaline ilişkin bir talebinin bulunmadığı, davalı taraflarca süresinde ve usulüne uygun şekilde yapılmış bir yetkisizlik itirazı da olmadığı gerekçeleriyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

Devre Mülk Hakkı Kat Mülkiyeti Kanununda düzenlenen taşınmazın müşterek mülkiyet payına bağlı bir haktır. Mevcut uyuşmazlığın tüketici mahkemelerinde görülmesi için davaya konu sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi gerekli olmayıp, şekil şartına uyulup uyulmadığı hususunun Tüketici Mahkemesince tartışılarak bir karara varılması gerektiğinden, 6502 sayılı Kanun kapsamındaki uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 73/5. maddesinde tüketici davalarının tüketicinin yerleşim yerinin bağlı bulunduğu mahkemelerde de açılabileceği hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olup dava dilekçesi ve dosya kapsamından taşınmazın aynına ilişkin bir dava olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı yer mahkemesi olan … 1. Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK’nun 21 ve 22. Maddeleri ile 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince … 1. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 07/12/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/4163 E.  ,  2020/7055 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, çocuğunun dershane borcu nedeniyle davalı şirkete 28/09/2012 tazim ve 05/06/2013 vade tarihli 1.000,00 TL bedelli ve 21/06/2012 tanzim 05/06/2013 vade tarihli 2.000 TL bedelli senetleri verdiğini ve söz konusu senet bedellerini ödediğini, senetleri geri almak amacıyla defalarca şirket yetkilisi olan Alev Kaya ile görüştüğünü, ancak şirket yetkilisinin çeşitli bahanelerle senetleri teslim etmekten kaçındığını, en son … kötü niyetli olarak söz konusu senetleri ciro etmek suretiyle davalı …’e verdiğini ve … tarafından senetlerin icra takibine konulduğunu, bu olaylar üzerine davalı … ve … hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürerek Isparta 3. İcra Müdürlüğünün 2013/2581 sayılı icra takibine konu olan senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı … davanın reddini dilemiş; davalı şirket davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, davalı … Dershanecilik ve Eğitim Limited Şirketinin münfesih olduğu dolayısı ile tüzel kişiliğinin bulunmadığı anlaşıldığından adı geçen davalı hakkındaki davanın tefrikine, davacının başvurması halinde yeniden esasa kaydına, davalı …’e yönelik davanın esastan reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, çocuğunun eğitim gideri nedeniyle davalı şirkete verdiği ve bedellerini ödediği 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava tarihi itibari ile yürürlükte olan 4077 sayılı Kanunun 23. maddesiyle, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle

ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Bu durumda mahkemece, mahallinde ayrı bir tüketici mahkemesi mevcut olmadığından ara kararı ile davaya tüketici mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görev hususu gözetilmeksizin esastan hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/11/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Özel okul ücretlerinin ödenmemesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemesi görevlidir.

13. Hukuk Dairesi 2017/1833 E. , 2020/3224 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davalı şirket ile davalının çocuklarının eğitimi hususunda sözleşmesel ilişki kurulduğunu, davalının eğitim giderini ödemediğini, alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine haksız itiraz ettiğini ileri sürerek vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava tarihinde yürürlükte olan 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.

6502 Sayılı Yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.

Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı Yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 Sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir.

Somut olayda; davalının, velisi olduğu çocuğunun öğrenimi için davacı şirketin işletmekte olduğu özel okula kayıt yaptırdığı ve dava konusu icra takibinin özel okul ücretine ilişkin olduğu anlaşılmakta olup, davalı bu hukuki işlem içerisinde tüketici konumunda olup, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tüketici işlemi olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. O halde mahkemece, Tüketici Mahkemesi sıfatıyla davanın görülüp karar bağlanması gerekirken, yazılı şekilde Asliye Hukuk Mahkemesi olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12/03/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tüketici hakem heyetinde görülemeyen davalar

Tüketici hakem heyetinde görülemeyecek uyuşmazlıklar mevcuttur. İtirazın iptali ve menfi tespit davaları parasal sınır olarak hakem heyetinin görevine giriyor dahi olsa mahkemece sonuçlandırılmalıdır.

MENFİ TESPİT DAVALARI… yasada, Tüketici mahkemelerinin görev alanına giren uyuşmazlıklar denildiği için istisnalar haricinde dava ayrımı yapılmadığından tüketici mahkemesinin görevine giren uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabuluculuk bürosuna başvuru zorunlu. Yine, yukarıda belirtildiği üzere uyuşmazlık miktarı Tüketici hakem heyetinin görevinde kalsa dahi 6502 s.y.68.m. yapılan değişiklik ve HGK kararı uyarınca tüketici işleminden tüketici uyuşmazlığından kaynaklanan menfi tespit ve istirdat davalarında Tüketici Mahkemesi görevlidir.

İTİRAZIN İPTALİ DAVALARINDA, uyuşmazlık miktarı Tüketici hakem heyetinin görevinde kalsa dahi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde, 20.12.2017 tarihli değişiklik ile söz konusu maddeye “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla” ibaresi eklenmiş, bu çerçevede miktar itibariyle hakem sınırı dâhilinde dahi kalsa 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu (İİK) ile ilgili dava ve işlerde hakem heyetlerinin görevli olmayacakları açıklığa kavuşturulmuştur. Haliyle de miktar ne olursa olsun İİK 67- itirazın iptali veya İİK 72-menfi tespit, istirdat için arabuluculuk bürosuna başvurulması zorunlu

(Bknz. Hukuk Genel Kurulu 2017/570 E. , 2018/1859 K. 06.12.2018;” … tüketici sorunları hakem heyetlerinin yargı organlarının ve mensuplarının Anayasa’da belirtilen niteliklerine sahip olduklarından bahsedilemeyeceğinden, hakem heyetlerinin “mahkeme” sayılamayacakları, bu nedenle de itirazın iptali davalarında uyuşmazlıkları çözümleme görevlerinin bulunmadığı açıktır.” Bknz 13. Hukuk Dairesi 2020/1155 E. , 2020/3580 K. 22/04/2020

Koşullu salıverme nedir ?

Koşullu salıverme nedir?

Cezanın bir kısmının infaz kurumunda iyi halli olarak çekilmesi durumunda kalan kısmının infaz kurumu dışında tamamlanması anlamına gelir. Şartları sağladığı hükümlü istemese dahi koşullu salıvermeden yararlandırılır.

  • ½ Oranda infaz kurumunda kalma şartı: Genel olarak cezanın ½ oranında infaz edilmesi yeterlidir. Kalan kısım kurum dışında çektirilir.
  • 2/3 oranda infaz kurumunda kalma şartı: Kanunda özel düzenlenen suçlarda cezanın 2/3 oranı infaz kurumunda çekilmelidir. Bu suçlar aşağıdaki gibidir.
    • a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82 ve 83) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, c) İşkence suçundan (madde 94 ve 95) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 104 ve 105) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar, h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,

Kişi suçta tekerrür ettiyse ½ yerine 2/3 oranını cezaevinde geçirmesi gerekir.

İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda koşullu salıverme uygulanmaz.

İnfaz Kanunu 107/11 maddesince, infaz kurumunca hazırlanan rapor uyarınca infaz hakimi dosya üzerinden koşullu salıvermeye karar verir. Karara karşı itiraz yolu açıktır.

Hükümlü bihakkın tahliye tarihine kadar denetim süresini yükümlülüklere uyarak geçirdiği takdirde cezası infaz edilmiş sayılır.

İKİNCİ BÖLÜM

Koşullu Salıverilme, Mükerrirlere Özgü İnfaz Rejimi ve Denetimli Serbestlik Tedbiri

Koşullu salıverilme

(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir.

(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.

(3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre;

a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzaltı,

b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuz,

c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzaltı,

d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuz,

e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,

Yıldır.

(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bu süreler;

a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde kırk,

b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde otuzdört,

c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla kırk,

d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuzdört,

e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla otuziki,

yıldır. (EKLENMİŞ CÜMLE RGT: 25.07.2010 RG NO: 27652 KANUN NO: 6008/9) Bu fıkra hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.

(5) Koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün (DEĞİŞİK İBARE RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/28) onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.

(6) Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin yarısı kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez.

(7) Hükümlü, denetim süresinde, infaz kurumunda öğrendiği meslek veya sanatı icra etmek üzere, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında, ücret karşılığında çalıştırılabilir.

(8) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlüler, denetim süresinde eğitimlerine, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir kurumda devam ederler.

(9) Hâkim, denetim süresinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklar edinebileceği çevrelerden uzak kalması ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya yanında çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.

(10) Hâkim, koşullu salıverilen hükümlünün kişiliğini ve topluma uyumdaki başarısını göz önünde bulundurarak; denetim süresinin, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmadan veya herhangi bir yükümlülük belirlemeden geçirilmesine karar verebileceği gibi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını veya belirlenen yükümlülükleri denetim süresi içinde kaldırabilir.

(11) Bir hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, hükmü veren mahkemeye; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki (Değişik İbare: 5.8.2017 – 7035/m.25) mahkemeye; hüküm veya hükümlerden biri bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmiş ise 101 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenen ilk derece mahkemesine; hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemeye verilir. Mahkeme, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir. Mahkeme, raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir.

(12) Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde koşullu salıverilme kararı geri alınır.

(13) Koşullu salıverilme kararının geri alınması hâlinde hükümlünün;

a) Sonraki suçu işlediği tarihten itibaren kalan cezasının aynen,

(DEĞİŞİK BENT RGT: 01.06.2005 RG NO: 25832 KANUN NO: 5351/8)

b) Yükümlülüklerine aykırı davranması hâlinde, bu yükümlülüklere uymama tarihi ile hak ederek salıverilme tarihi arasındaki süreyi geçmemek koşuluyla takdir edilecek bir sürenin,

Ceza infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasından sonra aynı hükmün infazı ile ilgili bir daha koşullu salıverilme kararı verilmez.

(14) Denetim süresi yükümlülüklere uygun ve iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

(Değişik Fıkra: 5.8.2017 – 7035/m.25)

(15) Hükümlü, geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilirse ya da bağlı tutulduğu yükümlülükleri yerine getirmezse hükmü veren ilk derece mahkemesi, cezaların toplandığı hâller ile hükmün bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmiş olması hâlinde ise 101 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenen ilk derece mahkemesi tarafından koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dosya üzerinden karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz yolu açıktır.

(16) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölüm, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.

İnfaz erteleme nedir?

İnfaz erteleme cezası kesinleşmiş kişinin kanunda sayılan haklı sebepleri ileri sürerek cezanın infazını ileri bir tarihe alınmak üzere ertelenmesi talebidir. Ancak kişinin, savcılıktan infaz emri üzerine çağrıldığı vakit kendi rızasıyla gitmesi, haklı sebeplerini ileri sürerek infazın ertelenmesini talep etmesi gerekir. Hakkında yakalama kararı çıktıktan sonra kolluk güçlerince zorla yakalanıp getirilen şahıs hakkında infaz erteleme kurumu işletilmez.

Kişi suçta tekerrür ettiyse yani aynı suçu bir kez daha işlediyse, infaz erteleme hakkından yararlanamayacaktır. Tekerrür hükmünün uygulanması için ilk suçtan dolayı yapılan yargılamanın kesinleşmiş olması yani kişinin kesinleşmiş cezası varken başka bir suç işlemesi halinde ortaya çıkar.

Hükümlünün istemiyle infazın ertelenmesi

Madde 17 – (Değişik: 24/1/2013-6411/4 md.) (1) Kasten işlenen suçlarda üç yıl, taksirle işlenen suçlarda ise beş yıl veya daha az süreli hapis cezalarının infazı, çağrı üzerine gelen hükümlünün istemi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca ertelenebilir.

(2) Erteleme, her defasında bir yılı geçmemek üzere en fazla iki kez uygulanabilir.

(3) Erteleme süresi içinde, hükümlü hakkında kasten işlenen bir suçtan dolayı kamu davası açılması hâlinde, erteleme kararı kaldırılarak ceza derhal infaz olunur.

(4) Birinci fıkrada belirtilen hapis cezalarının infazına başlanmış olsa bile, hükümlünün yükseköğrenimini bitirebilmesi, ana, baba, eş veya çocuklarının ölümü veya bu kişilerin sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle ailenin ticari faaliyetlerinin yürütülebilmesinin veya tarım topraklarının işlenebilmesinin imkânsız hâle gelmesi veya hükümlünün eş veya çocuklarının sürekli hastalık veya malullükleri nedeniyle bakıma muhtaç olmaları ya da hükümlünün hastalığının sürekli bir tedaviyi gerektirmesi gibi zorunlu ve çok ivedi hâllerde, Cumhuriyet Başsavcılığınca bir yılı geçmeyen sürelerle hapis cezasının infazına ara verilebilir. Ancak bu ara verme iki defadan fazla olamaz. (4)

(5) Erteleme isteminin kabulü, güvence gösterilmesine veya diğer bir şarta bağlanabilir.

(6) Bu madde hükümleri;

a) Terör suçları, örgüt faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar ve cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm olanlar,

b) Mükerrirlere özgü infaz rejimi uygulanmasına karar verilenler,

c) Disiplin veya tazyik hapsine mahkûm olanlar, hakkında uygulanmaz.