Ceza Hukuku’nda Kanun Yararına Bozma

CEZADA KANUN YARARINA BOZMA NEDİR? Kesin mahkeme kararına karşı ne yapabiliriz ? Kesin mahkeme kararını nasıl Yargıtay’a göndeririz? Kesin mahkeme kararı nasıl bozulur ? Mahkeme kesin karar verdi ne yapmalıyım ? Mahkemenin kesin kararına karşı izlenecek yol nedir ?

İlk derece mahkemesince verilmiş ve üst yargı denetimi yapılmaksızın kesinleşmiş kararlara karşı son bir yol olarak karşımıza çıkar. Bazı cezaların üst sınırları düşük olduğu için kesin olarak karara çıkabilir veya taraflar kanun yoluna başvurmayı unutmuş, süresini kaçırmış olabilirler.

Böyle bir durumda yerel mahkemenin keyfiliği, bir delili incelememesi, nasıl olsa kesin karar verileceği kanaatiyle hukuka aykırı delilleri hükme esas alması durumunda kanun yararına bozma kurumuna başvurulabilir. Buradaki amaç yargıda birliği sağlamak, hukuka aykırı kararların emsal teşkil etmesini önlemek, adil yargılanma hakkını sağlamak hukuka aykırılıkları engellemektir.

Kanun yararına bozulan kararlar hükümlü aleyhine sonuç oluşturmaz. Hükümlünün cezası kanun yararına bozma sonucu artmayacaktır. Aksi halde kişinin cezası kesinleşmesine rağmen kanun yararına bozma ile cezanın artabileceği korkusunu kişinin hayatını belirsiz kılar.

Kanun yararına bozma CMK 309 ve CMK 310. Maddelerinde düzenlenmiştir.

Kanun yararına bozma ile yargılamanın yenilenmesin birbirine karıştırmamak gerekir. Yargılamanın yenilenmesinde daha sonradan ortaya çıkan yeni bir mahkeme kararı, yeni bir delili, yargılamayı yapan hakimin hükme etki edecek şekilde hüküm giymesi, AİHM tarafından kararın bozulması gibi eskiden mevcut olmayan yeni bir durumu içerir. Yargılamanın yenilenmesi hükmü veren mahkemeden bir dilekçe ile talep edilecektir.

Yargılamanın yenilenmesinde hükmün ne şekilde kesinleştiği, istinaf ve temyiz incelemesinden geçip geçmediğinin bir önemi yoktur. Kanunda sayılan şartları haiz yeni bir durumun ortaya çıkması yeterlidir.

Kanun yararına bozmanın temel koşulu ise hükmün istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmesidir. İstinaf ve temyiz incelemesinden geçmiş ise artık bu yola başvurulamaz.

Kanun yararına bozmada araştırılan husus, yargılamanın yapıldığı hükmün verildiği zamanda mevcut vaziyet, vakıalar ve delillerin mahkemece değerlendirilip değerlendirilmediği, anayasa ve kanuna aykırılıklar olup olmadığı üzerine kuruludur. Yeni ortaya çıkan delil ve vakıalarla ilgilenilmez.

T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 18876 Karar: 2021 / 733 Karar Tarihi: 25.01.2021

‘ÖZET: Kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen karara yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

Kanunun yararına bozma talebi o yer Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Başsavcılık tarafından dosya hakkında bir fezleke hazırlanarak dosya Adalet Bakanlığı’na gönderilecektir. Bu anlamda sanık, katılan veya mağdur taraf kanun yararına bozmaya şahsen başvuramayacak ancak kanun yararına bozma yetkisini haiz savcılığı bu hakkı kullanmak üzere bir dilekçe vererek harekete geçirebileceklerdir. Adalet Bakanlığı kendisine gelen dosyada hukuka aykırılık tespit ederse Yargıtayca bozulma istemli bir dilekçeyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na verecektir.

Öğretideki görüşlere göre Adalet Bakanlığı’nın hukuka aykırılık denetimi yapma yetkisi yoktur. Erkler ayrılığı kuralı gereğince bu denetimi Yargıtay yapacaktır. Adalet Bakanalığı personelinin kendisince bir değerlendirme yapması ve  dosyaya Yargıtay’a göndermekten imtina etmesi durumunda ilgili memur hakkında görevi kötüye kullanma suçu meydana gelebilecektir.

T.C YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 19613 Karar: 2021 / 276 Karar Tarihi: 12.01.2021

ÖZET: Somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır. Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

T.C YARGITAY 13.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 7538 Karar: 2020 / 11559 Karar Tarihi: 12.11.2020

ÖZET: Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA karar verilmiştir.

Kesin olarak verilen İstinaf kararlarına karşı itiraz hakkı var mıdır ?

İstinaf denetiminden geçmiş kararlar hakkında kanun yararına bozma talebinde bulunmak mümkün değilse de İstinaf kararında hukuka aykırılık olduğu iddiası var ise CMK 308/A maddesince bu talep itiraz olarak değerlendirilmeli ve karar Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmelidir.

Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi

Madde 308/A- (Ek: 20/7/2017-7035/23 md.) (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde kararı veren daireye itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (Değişik cümleler:17/10/2019-7188/30 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. (Ek cümleler:17/10/2019-7188/30 md.) Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.

Yargıtay tarafından onanarak kesinleşen hüküm veya kararlara karşı itiraz mümkün müdür?

Yukarıdaki anlatımın bir benzerini Yargıtay kararlarına karşı da uygulamak mümkündür. Yargıtay incelemesinden geçmiş karara karşı kanun yararına bozmaya gidilemeyeceğinden Yargıtay onama kararından hukuka aykırılık olduğu iddiası var ise  talepler itiraz olarak kabul edilip CMK 308 işletilerek dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmelidir.

Kişi bilerek veya süresini kaçırdığı için kanun yolu açıkken başvurmamış, unutmuş böylece karar kesinleşmiş ise sonradan kanun yararına bozma başvurusu yapılabilir mi?

İlgilinin kararı istinaf etmemesi hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağından ve kanunda açıkça sadece istinaf veya temyiz incelemesinden geçmemiş olma şartı arandığından kararı istinaf etmemek kanun yararına bozmaya başvurmak için engel değildir.

Kanun yararına bozma ne zamana kadar istenebilir? Hak düşürücü süre veya zamanaşımı var mıdır?

Kanun yararına bozma her zaman istenebilir. Hak düşürücü süre yoktur. Hükümlü veya sanık aleyhine sonuç doğurmadığından aksine hukuk sistemi menfaatine bir hatayı düzeltme amacı olduğundan süreye bağlanmamıştır.

Kanun yararına bozma sonucu verilebilecek kararlar nelerdir?

CMK 309.maddesinin atfından anlaşıldığı üzere Yargıtay’ın temyiz yolunca verebileceği kararlardan olan red, ıslah, düşme, bozma kararları verilebilecektir.

Kanun yararına bozmanın uygulanmayacağı haller nelerdir ?

Mahkemenin takdirine bağlı hususlar ile şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu yapılamaz.

YARGITAY  12.Hukuk Dairesi  Esas: 2021/ 1775 Karar: 2021 / 2306 Karar Tarihi: 02.03.2021

Dosya incelendiğinde, şikayetçi vekilinin dilekçesinde; “yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına karar verilmesi ve müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi” gerekçesine dayandığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin bu talebe yönelik olduğu değerlendirilerek, gereği görüşülüp düşünüldü:

Olağanüstü kanun yolu olan ve öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozmanın amacı hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtay’ca incelenmesini, buna bağlı olarak da kanunların uygulanmasında ülke sathında birliğe ulaşmak, hakim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından hukuk yararına gidermektir.

Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur.

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 02/03/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 6.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 466 Karar: 2020 / 3620 Karar Tarihi: 22.10.2020

ÖZET: Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un …… Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin …/…/… tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukukî durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” istenilmiştir. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Kanun yararına bozma Madde 309 –

(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (1)

(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.

(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

(4) Bozma nedenleri:

a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.

b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.

d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.

(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması

Madde 310 – (1) 309 uncu maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının

(d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına olarak re’sen Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısı tarafından da kullanılabilir.

(2) 309 uncu madde gereğince Adalet Bakanlığı tarafından başvurulduğunda bu yetki,

artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz. (1)

Emsal kararlar :

KAYNAK: SİNERJİ

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 1775 Karar: 2021 / 2306 Karar Tarihi: 02.03.2021

ÖZET: Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur. 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

(2709 S. K. m. 36) (2004 S. K. m. 353) (5271 S. K. m. 260, 325) (1136 S. K. m. 168)

Mal beyanında bulunmamak suçundan sanık …’nın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 76. maddesi gereğince 3 ayı geçmemek üzere tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına, yapılacak yargılama giderinin müşteki üzerinde bırakılmasına dair…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığı’nın 04/01/2021 gün ve 94660652-105-03-4073-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/02/2021 gün ve KYB- 2021/5077 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353. maddesinde “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, …mahkemesine itiraz edilebilir, itiraz üzerine verilen karar kesindir.” hükmünün yer aldığı, maddedeki “bu bap hükümlerine göre” ifadesinde 16. babın vurgulandığı, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, bu itibarla bu bap hükümlerine göre verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında,…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararının kesin olduğu ve anılan karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii…1. İcra Ceza Mahkemesinin 03/09/2019 tarihli ve 2019/284 değişik iş sayılı kararının hukuki değerden yoksun olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;

Dosya kapsamına göre, mal beyanında bulunmamak suçundan yapılan yargılama sonucunda…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli kararı ile borçlu sanığın mal beyanında bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapsen tazyikine ve yargılama giderlerinin müşteki üzerinde bırakılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan itirazın da mercii…1. İcra Ceza Mahkemesinin 03/09/2019 tarihli kararı ile reddedilmesini takiben, müşteki vekilinin talebi üzerine Genel Müdürlüğümüzün 22/06/2020 tarihli ve 94660652-105-03-4073-2020-Kyb sayılı yazısı ile, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 325. maddesinde yer alan “(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkÛm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.” şeklindeki düzenleme nazara alınarak, yargılama giderlerinin, zamanında mal beyanında bulunmaması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet veren borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği, ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ekinde yer alan Avukatlık ikinci kısmının ikinci bölümünün beş sıra numarasında gösterilen, “İcra mahkemelerinde takip edilen ceza işleri için” 825,00 Türk lirası maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme nazara alındığında, mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/09/2020 tarihli ve 2020/4653 Esas, 2020/6966 Karar karar sayılı ilamı ile, 2004 sayılı Kanununun 353. maddesi gereğince icra mahkemesinin 16. bap hükümlerine göre vermiş olduğu tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceği, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, bu itibarla bu bap hükümlerine göre verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında mercii kararının yok hükmünde olduğu cihetle, anılan karara karşı olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin takdir ve ifası için tevdii kararı verildiği,

Benzer nitelikteki yargılama giderlerine ilişkin olarak daha önce yapılan kanun yararına bozma talepleri üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 05/05/2020 tarihli ve 2020/2269 Esas, 2020/3015 Karar; aynı tarihli ve 2020/2451 Esas, 2020/3004 Karar; aynı tarihli ve 2020/2261 Esas, 2020/2992 Karar sayılı ilamlarında, ” … 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz … Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından …” şeklindeki açıklamalar ile kanun yararına bozma istemlerinin reddine karar verildiği anlaşılmış ise de;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde yer alan, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” şeklindeki,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260. maddesinde yer alan, “(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.” şeklindeki,

5271 sayılı Kanun’un “Kanun yararına bozma” başlıklı 309. maddesinde yer alan, “(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen … Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde,

Hakim veya mahkemelerce verilen kesinleşmemiş kararlara karşı ilgili mevzuatta belirtilen kişilerce, hak arama hürriyetinin bir yansıması olarak temyiz, istinaf ve itiraz gibi olağan kanun yollarına başvurulabileceği gibi, kesinleşmiş kararlara karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına başvurma hakkının bulunduğu, anılan kanun yollarına başvurulması üzerine ilgili merciilerce gerçekleştirilen etkin kanun yolu denetimi sayesinde mahkemelerce verilen hatalı kararların düzeltildiği, aynı hususla ilgili mahkemelerin birbirleri ile çelişen ve bu itibarla kanun önünde eşitlik ilkesini zedeler mahiyetteki farklı kararlarına ilişkin olarak, hukuk uygulamasında içtihat birliği ve yeknesaklık sağlanarak kişilerin hukuk devleti ve adalete olan inançlarının artmasının sağlandığı,

Olağanüstü kanun yollarından biri olan kanun yararına bozma müessesinin de istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardaki hukuka aykırılıkların düzeltilmesi ve bu sayede yukarıda izah edildiği şekilde içtihat birliği, yeknesaklık, eşitlik ve adaletin sağlanması gibi temel ilkelerin gerçekleştirilmesine yönelik önemli katkılar sunduğu nazara alındığında,

Somut olayda, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin anılan ilamı incelendiğinde, mal beyanında bulunmamak suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararına karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması nedeniyle anılan kararın kesin nitelikte olduğu ve bu itibarla yapılan itiraz üzerine mercii tarafından verilen kararın da yok hükmünde olduğu ve asıl karara karşı kanun yarana bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin ifasının istendiği, ancak aynı Dairenin yukarıda belirtilen emsal nitelikteki diğer ilâmları incelendiğinde ise, yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olduğundan bahisle kanun yararına bozma istemlerinin reddine karar verildiği anlaşılmış ise de;

1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 325. maddesinde yer alan “(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkÛm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.” şeklindeki düzenleme nazara alınarak, yargılama giderlerinin, zamanında mal beyanında bulunmaması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet veren borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde müşteki üzerinde bırakılmasına karar verilmesinin,

2- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ekinde yer alan Avukatlık ikinci kısmının ikinci bölümünün beş sıra numarasında gösterilen, “İcra mahkemelerinde takip edilen ceza işleri için” 825,00 Türk lirası maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme nazara alındığında, mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin,

Açıkça hukuka aykırı olduğu ve bu açık hukuka aykırılığın düzeltilebilmesi için mevzuatımızda kanun yararına bozmadan başka bir hak arama yönteminin bulunmadığı, bu itibarla Anayasamızda ifadesini bulan hak arama hürriyeti ve bununla bağlantılı olarak kanun önünde eşitlik, içtihat birliği ve yeknesaklığın sağlanabilmesi için anılan hukuka aykırılığın ancak kanun yararına bozma yoluyla giderilebileceği cihetle, yargılama giderlerinin borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesinde ve mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuş ise de;

Dosya incelendiğinde, şikayetçi vekilinin dilekçesinde; “yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına karar verilmesi ve müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi” gerekçesine dayandığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin bu talebe yönelik olduğu değerlendirilerek, gereği görüşülüp düşünüldü:

Olağanüstü kanun yolu olan ve öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozmanın amacı hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtay’ca incelenmesini, buna bağlı olarak da kanunların uygulanmasında ülke sathında birliğe ulaşmak, hakim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından hukuk yararına gidermektir.

Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur.

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 02/03/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

 ————————

T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 18876 Karar: 2021 / 733 Karar Tarihi: 25.01.2021

ÖZET: Kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen karara yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 52, 151) (5271 S. K. m. 309, 311)

Mala zarar verme suçundan sanıklar … ve …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 151/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2.400,00 Türk lirası adli para cezası ile sanık …’nun anılan Kanun’un 151/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 2.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 esas, 2013/740 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 01/07/2019 gün ve 94660652-105-54-8208-2018 Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09/07/2019 gün ve 2019/71291 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Dosya kapsamına göre, sanıkların mala zarar verme suçu ile birlikte işlediği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 27/02/2018 tarihli ve 2015/12244 esas, 2018/1909 sayılı ilamında, “…Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince; Sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarının aksine, yüklenen suçu işlediklerine ilişkin, mahkumiyetlerine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delil bulunmadığı gözetilmeden beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepden dolayı istem gibi BOZULMASINA…” şeklinde karar verilmesi karşısında,

Kesin nitelikte olması nedeniyle yasal imkansızlık nedeniyle temyiz incelemesine konu olamayan mala zarar verme suçuna yönelik hükümlerin incelenmesinde, sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarının aksine, yüklenen suçu işlediklerine ilişkin, mahkumiyetlerine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İnceleme konusunu oluşturan davada, her ne kadar sanıklar …, … ve … hakkında, Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 Esas – 2013/740 Karar sayılı ilamı ile hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından mahkumiyet kararları verilmesinden sonra bu mahkumiyet hükümlerinin sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 27/02/2018 tarihli ve 2015/12244 Esas – 2018/1909 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında mala zarar verme suçu yönünden verilen adli para cezalarının kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz istemlerinin reddine, hırsızlık suçu yönünden ise sanıkların atılı hırsızlık suçunu işledikleri sabit olmadığından hükümlerin bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılamada Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/06/2018 tarihli ve 2018/286 Esas – 2018/528 Karar sayılı ilamı ile sanıkların hırsızlık suçundan beraatine karar verildiği anlaşılmış ise de; kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 Esas – 2013/740 Karar sayılı karara yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 25/01/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 19613 Karar: 2021 / 276 Karar Tarihi: 12.01.2021

ÖZET: Somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır. Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 61, 62, 125) (5271 S. K. m. 225, 230, 289)

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/3-a, 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası cezalandırılmasına dair Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli ve 2014/158 esas, 2014/468 sayılı kararının Yüksek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 19/06/2020 gün ve 2020/52908 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanık hakkında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/04/2014 tarihli iddianamesi ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda kısa kararda sanığın sadece görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli kararının gerekçe kısmında da sanığın müştekilere yönelik sadece görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediğinin kabul edilmesi karşısında, gerekçeli kararın hüküm kısmında sanığın hem hakaret hem de görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkumiyetine karar verilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:

Anayasanın 141/3. maddesinde belirtildiği üzere, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nın “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230. maddesinde; (1) MahkÛmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.

b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun’un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkÛmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.

d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.” hükmüne yer verildiği,

Aynı Kanun’un 289. maddesinin (g) fıkrasında da hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi, hukuka kesin aykırılık halleri arasında sayılmıştır.

Ayrıca, 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesinde hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verileceği, hükme bağlamıştır.

İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır.

Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1- Hakaret suçundan sanık … hakkında Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli ve 2014/158 esas, 2014/468 sayılı kararının, CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, CMK’nın 309. maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanık hakkında, hakaret suçundan kurulan HÜKMÜN İPTALİNE, sanık hakkında hakaret suçundan KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 12/01/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 13.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 7538 Karar: 2020 / 11559 Karar Tarihi: 12.11.2020

ÖZET: Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 31, 50, 52, 62, 116, 119, 151, 168)

İşyeri dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarından suça sürüklenen çocuk …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116/4, 119/1-c, 151/1, 31/2 (iki kez), 62 (iki kez) ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2016 tarihli ve 2015/325 esas, 2016/130 sayılı kararının 20/04/2016 tarihinde kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içerisinde 27/07/2016 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine hükmün açıklanmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116/4, 119/1-c, 151/1, 31/2 (iki kez), 62 (iki kez) ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı’nın 02.07.2020 gün ve 94660652-105-46-6905-2020-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 08.07.2020 gün ve 2020/58805 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,

MEZKUR İHBARNAMEDE;

Dosya kapsamına göre,

1-İş yeri dokunulmazlığını ihlal etme suçu yönünden yapılan incelemede, suç tarihinden önce hapis cezasına ilişkin hükümlülüğü bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan 1 yıldan az süreli hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/3. maddesindeki “Daha önce hapis cezasına mahkÛm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkÛm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkÛm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.” hükmü uyarınca anılan maddenin 1. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,

2-Mala zarar verme suçu yönünden yapılan incelemede; Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2016 tarihli ve 2015/325 esas, 2016/130 sayılı kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması haricindeki diğer hükümleri yönünden adı geçen suça sürüklenen çocuk ile diğer sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 28/11/2017 tarihli ve 2016/8919 esas, 2017/13583 karar sayılı ilâmında yer alan, “Suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık ve sanık hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocukların bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediklerini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuklara zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek haklarında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,” şeklindeki açıklamalar karşısında, suça sürüklenen çocuk …’in de 09/02/2016 tarihli celsede bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı Kanun’un 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmamasında isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

I- (1) nolu kanun yararına bozma talebine yönelik yapılan incelemede;

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmüş olduğundan kabulü ile i yeri dokunulmazlığını ihlal etme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma uygulamaya yönelik olduğundan aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince, hüküm fıkrasının 5237 sayılı TCK’nın 116/2-4, 119/1-c, 31/2, 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılması ile ilgili hüküm fıkralarından sonra gelmek üzere, tayin olunan hapis cezasının TCK’nın 50/3 maddesi delaletiyle 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilmesi uygun görüldüğünden “Hükmolunan 10 ay hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 50/1-a ve 52/2 maddesi gereğince bir gün karşılığı takdir edilen 20 TL’den paraya çevrilmesi suretiyle 6.000 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesine, karardaki diğer hususların aynen yerinde bırakılmasına,

II- (2) nolu kanun yararına bozma talebine yönelik yapılan incelemede;

Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 12/11/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 6.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 466 Karar: 2020 / 3620 Karar Tarihi: 22.10.2020

ÖZET: Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un …… Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin …/…/… tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukukî durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” istenilmiştir. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.

(5271 S. K. m. 160, 173, 309)

Dava ve Karar: Mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 01/11/2017 tarihli ve 2017/77166 soruşturma, 2017/84292 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı müşteki vekili Av. …’un itiraz talebini içerir 02.05.2018 havale tarihli dilekçesi üzerine; itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2018 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararını müteakip Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 08/10/2018 tarihli ve 2018/106868 soruşturma ve 2018/105865 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı ”İtiraza konu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi” ile yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08/03/2019 tarihli ve 2019/1600 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Anılan yazıda;

“1-Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2018 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede;

Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince, eksik inceleme sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü ile dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiş ise de, esasen bu kararın soruşturmanın genişletilmesi anlamına geldiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6545 sayılı Kanunun 71. maddesi ile değişik 173/3. maddesinde yer alan, “Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder…” ile aynı Kanunun 173/4. maddesindeki “Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” şeklindeki düzenleme karşısında, soruşturmanın genişletilmesi kararı verilmesi hâlinde Cumhuriyet savcılığından talep edilen hususlarla ilgili eksiklikler giderildikten sonra itirazla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, doğrudan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılmasına yönelik yazılı şekilde karar verilmesinde,

2-Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08/03/2019 tarihli ve 2019/1600 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu,

Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un 1.000.000,00 Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin 05/10/2018 tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” Dairemizden istenilmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sonuç: Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafınca verilip kesinleşen, 08.03.2019 tarih ve 2019/1600 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nin 309/4-a maddesi gereğince BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına (mağdurun bildirdiği tanıkların dinlenmesi, bahse konu alacak için açılmış icra takip dosyası varsa getirtilerek yerinde incelenmesi), 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

Kanun Yararına Bozma Taleplerinde Uyulması Gereken Usul Ve Esaslar

Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan genelge ekte olup içerği aşağıdaki gibidir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310 uncu maddelerinde düzenlenen ve 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkındaki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 41 inci maddesinin birinci fıkrasının c bendi uyarınca Genel Müdürlüğümüz tarafından yerine getirilen kanun yararına bozma işlemlerinin aşağıda belirtilen hususlar dahilinde yapılması gerekmektedir. A) Genel Müdürlüğümüze gönderilecek olan dosyalarda dikkat edilmesi gereken hususlar; 1) Bir karar veya hükmün ilgili Yargıtay dairesi tarafından kanun yararına bozma açısından incelenebilmesi için kesinleşmiş olmasının gerektiği, bu cümleden olmak üzere; a) Öncelikle karar ve hükümlerde kanun yolu, süresi, sürenin başlangıç zamanı, mercii ve başvuru şeklinin doğru ve tam olarak gösterilip gösterilmediğinin incelenmesi, b) Karar veya hükmün 7201 sayılı Tebligat Kanununun ilgili maddelerine göre taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilerek kesinleşip kesinleşmediğinin, özellikle anılan Kanunun 21 ve 35 inci maddeleri uyarınca yapılan tebligatta bu maddelerde aranan şartlara uyulup uyulmadığının kontrol edilmesi, c) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/03/2009 tarihli ve 2009/2-43 esas, 2009/56 sayılı kararında belirtildiği üzere, kesin nitelikteki hükümlerin ancak kesinlik sınırını aşacak nitelikte yaptırım içermek koşuluyla suç vasfına yönelik istinaf/temyiz üzerine, bu hususla sınırlı biçimde istinaf/temyiz incelemesine konu olabilecekleri cihetle, kanun yollarına başvurma hakkı olanlara usulen tebliğ edilmesi, 2) Kanun yararına bozma yolunun olağanüstü ve istisnaî bir kanun yolu olduğu hususu göz önünde tutularak, hâkim ve mahkeme kararlarında hukuka aykırılık bulunması durumunda öncelikle, olağan kanun yolları olan itiraz, istinaf ve temyiz kanun yollarına müracaat edilmesi,

3) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 310 uncu maddesinde, kanun yararına bozma yoluna başvurma yetkisinin, anılan Kanunun 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendindeki hükümlünün cezasının kaldırılması veya daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiren hâllere özgü olmak üzere; re’sen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından da kullanılabileceğinin belirtilmiş olması karşısında, başvuru sahiplerinin 309 uncu maddenin dördüncü fıkrasının (d) bendi kapsamındaki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yönelik bu taleplerinin merciince değerlendirilmek üzere Genel Müdürlüğümüz aracı kılınmaksızın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi, 4) Kanun yararına bozma yoluna başvuran ilgilinin dilekçesinde talebinin tam olarak anlaşılmaması durumlarında, dilekçe sahibinin beyanına başvurularak, mahkeme adı ve numarası tespit edilip, ilgili dosyanın gönderilmesi, 5) Kanun yararına bozma talebine konu kararı kapsayan dosyadaki eksikliklerin (nüfus kaydı, adli sicil kaydı, tebligat parçaları ve benzeri evrak) giderilerek dosya içerisindeki evrakın kronolojik sıralamaya tabii tutulup, dosyanın dizi pusulasına bağlandıktan sonra UYAP üzerinden ve ayrıca dosya aslının fiziki olarak da gönderilmesi, 6) Cumhuriyet başsavcılığı tarafından “Hukuka aykırılık hâlinin bulunup bulunmadığına ilişkin” olarak düzenlenecek gerekçeli görüşün dosyasına eklenmesinin UYAP sisteminde zorunlu olduğu hususuna dikkat edilmesi, 7) a) Cezaların infazı aşamasında hükümlüler tarafından verilen kanun yararına bozma talebini içeren dilekçelerin, yargılamaya konu mahkûmiyet kararına ilişkin olması durumunda, dilekçenin ilgili mahkemenin bulunduğu yer Cumhuriyet başsavcılığına iletilerek, o yer savcılığınca fezleke hazırlanıp, dosyası ile birlikte Genel Müdürlüğümüze gönderilmesinin sağlanması, b) Hukuka aykırılık iddiasının infaza ilişkin olması durumunda ise infaz yeri Cumhuriyet basavcılığınca gerekçeli görüşün düzenlenmesi, 8) Kanun yararına bozma talebinin infaza yönelik bir karara (mahsup, koşullu salıverme, denetimli serbestlik, infazın ertelenmesi, disiplin cezası gibi) ilişkin olması durumunda yargılama dosyasının gönderilmemesi, hükümlüye ait infaz dosyasının (hükümlünün infaz etmekte olduğu cezasına ilişkin tüm kararların da eklenmek suretiyle) gönderilmesi, 9) Kanun yararına bozma talebinin infaza yönelik işler, tutuklu işler, iddianamenin iadesi, itiraz, yetki ve görev uyuşmazlığına ilişkin bir karar veya hüküm olması halinde UYAP sisteminde bulunan “Dosyanın Aciliyet Durumları” sekmesi işaretlenerek ve fiziki dosyasının da ivedi bir şekilde gönderilmesi, 10) Kanun yararına bozma yönünden inceleme yapılabilmesi için dosya aslının gönderilmesi, diğer sanıklar yönünden veya aynı sanığın diğer suçları bakımından istinaf veya temyiz edilmesi sebebiyle gönderilememesi halinde ise bu husus açıklanmak suretiyle UYAP sisteminden dosyanın tamamı temin edilerek onaylı bir suretinin gönderilmesi, 11) Kanun yararına bozma yoluna başvurulan dosyalar eksiklikler sebebiyle gönderilemiyorsa iki ayda bir, istinaf veya temyiz incelemesinde bulunması nedeniyle gönderilemiyorsa dört ayda bir tekide mahal bırakmaksızın bilgi verilmesi, 12) 02/02/2015 tarihli ve 29255 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Resmî Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik ve 06/08/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik hükümlerine uygun olarak dosyaların UYAP üzerinden Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Kanun Yararına Bozma Bürosu seçildikten sonra, bir üst yazı ekinde ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı bakanlık muhabere bürosu aracılığıyla gönderilmesi,

B) Dilekçe ve dosyalarla ilgili mahallinde halli gereken hususlar; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310 uncu maddeleri gereğince hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlere karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulabileceği nazara alındığında; 1) İstinaf denetiminden geçmiş karar veya hükümler ile bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden, dilekçelerin ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilerek mahallinde sonuçlandırılması, ancak istinaf kararında hukuka aykırılık olduğu iddiası ile talepte bulunulmuş ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308/A maddesi gereğince bu talebin itiraz mahiyetinde olduğu değerlendirilerek, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi, 2) Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiş karar veya hükümler ile Yargıtay onama kararına karşı kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceğinden, dilekçelerin ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilerek mahallinde sonuçlandırılması, ancak Yargıtay onama kararında hukuka aykırılık olduğu iddiası ile talepte bulunulmuş ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 308 inci maddesi gereğince bu talebin itiraz mahiyetinde olduğu değerlendirilerek, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi, 3) İlgilisi tarafından açıkça kanun yararına bozma talep edilmeyen dilekçeler üzerine, dilekçe sahibine iradesi açıklattırılarak mahallinde gereğine tevessül edilmesi, 4) Kesinleşmemiş karar veya hükümlere karşı verilen kanun yararına bozma dilekçeleri üzerine dilekçe ve dosyanın Genel Müdürlüğümüze gönderilmemesi, kararın kesinleştirilmesi işlemlerinin yapılması amacıyla mahkemesine gönderilmesi, 5) Kanun yararına bozma talebinin infaza yönelik bir karara ilişkin olması durumunda, bu karar itiraz üzerine kesinleşmiş olsa bile kazanılmış hakka konu olamayacağından hukuka aykırılığın giderilmesi için mahkemesinden her zaman yeni bir karar istenebileceği, 6) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 227-228 sayılı kararında belirtildiği üzere, esasen olağan bir dikkat ve özenin gösterilmesi halinde gerçekleşmeyecek olan isim, yaş ve hesap hataları gibi, ‘maddi yanılgı’ veya ‘yazım hatası’ diye isimlendirilen hataların bizzat bu hatayı yapan merci tarafından, kendiliğinden düzeltilebileceği cihetle, öncelikle mahkemesinden bir talepte bulunulması

Basit yargılama usulü-Seri yargılama usulü-Kamu davasının açılmasının ertelenmesi

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve Seri Muhakeme Usulü

Ceza mahkemelerindeki iş yükünün ve yıllar süren yargılamanın önlenmesi için dosyanın savcılık aşamasında sonuçlandırılması hedeflenmektedir. Seri yargılama usulünde savcılık cezayı belirler ve savcılık tarafından belirlenen ceza müdafi huzurunda şüphelinin seri yargılamayı kabul etmesi ile mahkeme tarafından onaylanır.

Seri muhakeme usulü, kamu davasının açılmasının ertelenmesi hükümlerinin uygulanmadığı hallerde devrede olacağından kamu davasının açılmasının ertelenmesini hatırlamak gerekir.

  Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebilmesi için;

  • Suçun uzlaştırma ve önödeme kapsamında olmaması,
  • Üst sınırı 3 yıl ve daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan olmalı,
  • Şüphelinin daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
  • Suç nedeniyle oluşan zararın giderilmesi

Koşullarının bulunması ve kişinin yeniden suç işlemeyeceği kanaati uyandırması halinde 5 yıl süre ile kamu davasının açılması ertelenebilir.

5 yıl denetim süresi sonunda kişi kasıtlı bir suç işlememiş ise kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir ve dosya kapanır.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilemeyen suçlar;

a)Suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar,

b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar ile asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlar,

c) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, hakkında uygulanmaz.

Seri muhakeme usulü nedir? Nasıl ve kim teklif eder?

Yukarıdaki anlatılanlar kapsamında, Kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği hallerde yargılamanın hızlanması için seri muhakeme usulü öngörülmüştür.

Öncelikle bu usulün ne zaman uygulanacağını tespit etmek gerekir. Seri muhakeme usulü mağduru kamu olan, kabaca bir tabirle belirli bir kişiyi mağdur olarak gösteremeyeceğimiz durumlarda devreye girecektir. Bir kişinin mağdur olduğu, şikayetçi olduğu durumlarda, ön ödeme ve uzlaştırmaya tabi suçların işlenmesi halinde seri yargılama usulü uygulanamaz.

Delillerin toplanmasından sonra cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, seri muhakeme usulü konusunda şüpheliyi bilgilendirir. Şüpheli müdafi huzurunda, cumhuriyet savcısının teklifini kabul ederse, cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder.

Cumhuriyet savcısı, uygulanmak istenen cezayı belirler ve mahkemeden talep eder. Ancak suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle talepte bulunması gereklidir. Seri muhakeme usulünün uygulanmasının avantajı temel cezadan yarı oranında indirim yapılmasıdır.

Savcının cezayı belirlediği ancak hükmü mahkemenin kurduğu farkı gözden kaçırılmamalıdır.

Cumhuriyet savcısı TCK 50 maddesine göre cezayı seçenek yaptırımlara çevirebilir ya da TCK 51 kapsamında cezayı erteleyebilir.

Şartları sağlaması durumunda CMK231 maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına da karar verilebilir.

Seri muhakeme usulünün uygulanması şüphelinin kabulüne bağlıdır. Şüpheli kabul ederse mahkeme tarafından seri muhakeme usulünce cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda hüküm kurulur. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik halinde seri muhakeme usulü uygulanmayacaktır.

Suçun iştirak halinde işlenmesi durumunda tüm şüphelilerin bu usulü kabul etmesi gerekecektir.

Suç eşyasının müsaderesi de önemli bir konu olarak karşımıza çıkar. Kişinin kaçak petrol getirmesi halinde geminin, kaçak sigara getirmesi halinde otobüsün müsaderesi söz konusu olacaktır. Suç eşyasının müsadere edilmesi ise cezadan daha büyük bir yaptırım olarak karşımıza çıkar. Bu halde, suç eşyasının müsaderesine dahil özel usulün uygulanması mutlaka talep edilmelidir. Suç eşyası yönetmeliği

Hükme karşı sadece itiraz yolu öngörülmüştür.

Seri muhakemede istinaf ve temyiz kanunyolu mümkün değildir. Ancak hakimin talebi reddetmesi durumunda cumhuriyet savcısı veya şüphelinin itirazı mümkündür. Seri yargılama usulü sonunda çıkacak karara karşı itiraz yolunu tükettikten sonra ancak kanun yararına bozma kapsamında adalet bakanlığına başvurabilmek mümkün görünmektedir.

Mağdurun itirazı öngörülmemiştir. Seri muhakemeye tabi suçlar genellikle kamuya karşı işlenen suçlar oluştuğundan, suçtan zarar gören bir kişinin çıkarak itiraz etmesi pek muhtemel değildir. Ancak, başkalarının kimlik bilgilerini kullanmak gibi bir suçta, kimlik bilgileri kullanılan kişi mağdur olacağından mağdurun itiraz edebileceği kanaatindeyiz.

Düzenlemenin anayasaya aykırı olduğu, hakimin denetiminin şekli olduğu ve kısıtlı olduğu, hakimin görevinin noterlik vazifesi ile kısıtlandırıldığı şeklinde eleştiriler yapılmaktadır. HAGB şartları oluşan seri muhakemeye tabi bir suçta cumhuriyet savcısının HAGB uygulanmasının talep etmemesi durumunda hakimin bunu resen uygulaması mümkün görünmemekte uygulamada sorunlara yol açmaktadır.

Bir görüş ise, kişi beraat edeceğinden eminse cumhuriyet savcısının seri muhakeme teklifini kabul etmeyerek yargılamada beraat edebileceği dolayısıyla teklifi kabul ettikten sonra verilecek hükmün istinaf veya temyiz edilememesinin kendi içinde doğal bir mantığı olduğunu savunmaktadır.

Seri yargılamaya tabi bir suç, hukuk mahkemesine dayanak olur mu?

Yargılama sonucunda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile haksız fiiller hukuk mahkemesine dayanak oluşturur. Seri yargılama usulünde ise savcı suç isnat etmekte, şahıs ise yargılanmaktan korktuğu veya çekindiği için mevcut koşulları kabul edebilmektedir. İşbu sebeple hukuk mahkemesine delil oluşturmaması gerektiği şeklinde görüşler mevcuttur.

Seri muhakeme usulünde suç sayısı sınırlaması var mıdır?

Suç sayısı bakımında bir sınırlama getirilmemiştir. Birden çok suç işlendiyse seri muhakemeye tabi olanlar ayrılır ve seri muhakeme kapsamında değerlendirilebilir.  

İLGİLİ MEVZUAT

Seri muhakeme usulü

MADDE 250- (1) Soruşturma evresi sonunda aşağıdaki suçlarla ilgili olarak kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmediği takdirde seri muhakeme usulü uygulanır:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

  1. Hakkı olmayan yere tecavüz (madde 154, ikinci ve üçüncü fıkra),
  2. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması (madde 170),
  3. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma (madde 179, ikinci ve üçüncü fıkra),
  4. Gürültüye neden olma (madde 183),
  5. Parada sahtecilik (madde 197, ikinci ve üçüncü fıkra),
  6. Mühür bozma (madde 203),
  7. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan (madde 206),
  8. Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama (madde 228, birinci fıkra),
  9. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması (madde 268),

suçları.

b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve beşinci fıkraları ile 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen suçlar.

c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suç.

d) 13/12/1968 tarihli ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanunun 2 nci maddesinde belirtilen suç.

e) 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde belirtilen suç.

(2) Cumhuriyet savcısı veya kolluk görevlileri, şüpheliyi, seri muhakeme usulü hakkında bilgilendirir.

(3) Cumhuriyet savcısı tarafından seri muhakeme usulünün uygulanması şüpheliye teklif edilir ve şüphelinin müdafii huzurunda teklifi kabul etmesi hâlinde bu usul uygulanır.

(4) Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında tespit edeceği temel cezadan yarı oranında indirim uygulamak suretiyle yaptırımı belirler.

(5) Dördüncü fıkra uyarınca sonuç olarak belirlenen hapis cezası Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesine göre seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya 51 inci maddesine göre ertelenebilir.

(6) Bu maddeye göre belirlenen yaptırımlar hakkında, Cumhuriyet savcısı tarafından, koşulları bulunması hâlinde 231 inci madde kıyasen uygulanabilir.

(7) Bu madde kapsamında yaptırım uygulanması, güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmez.

(8) Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında seri muhakeme usulünün uygulanmasını yazılı olarak görevli mahkemeden talep eder. Talep yazısında;

a) Şüphelinin kimliği ve müdafii,

b) Mağdur veya suçtan zarar görenlerin kimliği ile varsa vekili veya kanuni temsilcisi,

c) İsnat olunan suç ve ilgili kanun maddeleri,

d) İsnat olunan suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,

e) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri,

f) İsnat olunan suçu oluşturan olayların özeti,

g) Üçüncü fıkrada belirtilen şartların gerçekleştiği,

h) Belirlenen yaptırım ile beşinci ve altıncı fıkra uygulanmış ise bunlara ilişkin hususlar ve güvenlik tedbirleri,

gösterilir.

(9) Mahkeme, şüpheliyi müdafii huzurunda dinledikten sonra üçüncü fıkradaki şartların gerçekleştiği ve eylemin seri muhakeme usulü kapsamında olduğu kanaatine varırsa talepte belirlenen yaptırım doğrultusunda hüküm kurar; aksi takdirde talebi reddeder ve soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla dosyayı Cumhuriyet başsavcılığına gönderir. Mazeretsiz olarak mahkemeye gelmeyen şüpheli, bu usulden vazgeçmiş sayılır.

(10) Seri muhakeme usulünün herhangi bir sebeple tamamlanamaması veya soruşturmanın genel hükümlere göre sonuçlandırılması amacıyla Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi hâllerinde, şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul ettiğine ilişkin beyanları ile bu usulün uygulanmasına dair diğer belgeler, takip eden soruşturma ve kovuşturma işlemlerinde delil olarak kullanılamaz.

(11) Suçun iştirak hâlinde işlenmesi durumunda şüphelilerden birinin bu usulün uygulanmasını kabul etmemesi hâlinde seri muhakeme usulü uygulanmaz.

(12) Seri muhakeme usulü, yaş küçüklüğü ve akıl hastalığı ile sağır ve dilsizlik hâllerinde uygulanmaz.

(13) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle şüpheliye ulaşılamaması hâlinde, seri muhakeme usulü uygulanmaz.

(14) Dokuzuncu fıkra kapsamında Cumhuriyet savcısının talebi doğrultusunda mahkemece kurulan hükme itiraz edilebilir.

(15) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.

BASİT YARGILAMA USULÜ

Basit yargılama, uzun süren tebligat süreçleri duruşma günü beklemenin önüne geçilmek için getirilmiştir. Kanun basit yargılama usulünü detaylı açıklamıştır.

Basit yargılama usulü yukarıda anlatılardan farklı olarak kovuşturma aşamasında yani ceza davası açıldıktan iddianame kabul edildikten sonra karşımıza çıkacaktır. Yazılı yapılacak yargılama savunma verilmesinde fayda bulunur.

Adli para cezasında parasal bir sınır ayrımına gidilmemiştir.

Basit yargılamaya tabi bir suç ile tabi olmayan bir suç bir arada işlendiyse artık basit yargılama usulü uygulanamaz.

Basit yargılamada sanığa bu usulün uygulanması için teklifte bulunulmaz, aydınlatma yapılmaz.

Basit yargılama usulü

CMK Madde 251

MADDE 251- (1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.

(2) Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame; sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.

(3) Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaksızın, Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesi dikkate alınmak suretiyle, 223 üncü maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. Mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.

(4) Mahkemece, koşulları bulunması hâlinde; kısa süreli hapis cezası seçenek yaptırımlara çevrilebilir veya hapis cezası ertelenebilir ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

(5) Hükümde itiraz usulü ile itirazın sonuçları belirtilir.

(6) Mahkemece gerekli görülmesi hâlinde bu madde uyarınca hüküm verilinceye kadar her aşamada duruşma açmak suretiyle genel hükümler uyarınca yargılamaya devam edilebilir.

(7) Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz.

(8) Basit yargılama usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz.

Basit yargılama usulünde itiraz

Madde 252 – (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) (Başlığı ile Birlikte Yeniden

Düzenleme:17/10/2019-7188/25 md.)

(1) 251 inci madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz

edilmeyen hükümler kesinleşir.

(2) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılır ve genel hükümlere göre

yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü

madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır.

Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır.

(3) Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama

usulüne göre verdiği hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı

hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan indirim korunur.

(4) İtiraz üzerine verilen hükmün sanık lehine olması hâlinde, bu hususların itiraz etmemiş olan diğer

sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da itiraz etmiş gibi verilen kararlardan yararlanır.

(5) İkinci fıkra uyarınca verilen hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabilir.

(6) Birinci fıkradaki itirazın, süresinde yapılmadığı veya kanun yoluna başvuru hakkı bulunmayan

tarafından yapıldığı mahkemesince değerlendirildiğinde dosya, 268 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca

itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderilir. Mercii bu sebepler yönünden incelemesini yapar ve kararını

gereği için mahkemesine gönderir.

Cezanın ertelenmesi TCK 51

tck 51 erteleme

Cezanın ertelenmesi TCK 51

Mahkum olunan hapis cezasının belirli koşullar altında cezaevinde infaz edilmesinden vazgeçilmesidir.

Genel kural mahkumun cezasını cezaevinde çekmesidir. Ancak cezaevlerindeki doluluk ve politika gereği cezanın bir kısmının dışarıda denetim altında infaz edilebilir.

İnfazın ertelenmesi ile cezanın ertelenmesini karıştırmamak gerekir. İnfazın ertelenmesi hamilelik, yaşlılık, hastalık nedenleriyle cezanın çektirilmesinin ileri bir tarihe bırakılmasıdır. Cezanın ertelenmesi ise hapis cezasının çektirilmeye farklı koşullarda devam olunmasıdır.

hapis cezası nasıl ertelenir

Mahkumiyetin 2 yıl ve daha az olması gereklidir.

Daha önce kasıtlı bir suçta 3 ay üzeri mahkumiyetin olmaması gereklidir.

Cezanın ertelenmesi şartları TCK 51 maddesinde düzenlenmiştir.

Şart olmasa da hakim zararın giderilmesi şartı ile erteleme kararı verebilir.

1 yıldan az 3 yıldan fazla olmamak üzere denetim süresi öngörülebilir. Denetim süresi mahkum olunan cezadan daha az olamaz. Denetim süresi içinde eğitim programı, meslek veya sanat öğrenilmesine karar verilebilir.

1 yıldan fazla ceza alınması kişinin memuriyeti kaybetmesine ve aday ise memuriyet hakkı kazanmasına engel olur. ( 657 sayılı kanunun m.48)

Kişi hakkında derdest dosyaların sayısına bakılmaksızın birden fazla sayıda erteleme kararı verilebilir. Kişi farklı şahıslara karşı hakaret, tehdit suçlarını işlemişse şartlarını sağlıyorsa tüm dosyalarından erteleme kararı alabilir.

Adli para cezası ertelenemez.

Tekerrür cezanın ertelenmesine engel değildir.

HAGB kararı cezanın ertelenmesine engel değildir.

Denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmesi halinde, yeni suçtan verilen mahkumiyet kararı, ertelenen cezanın hükmünü veren mahkemeye bildirilir. Erteleme kararı veren mahkeme yeni suç işlenmesi üzerine cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verebilir.

TCK 51 Hapis cezasının ertelenmesi

(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin;

a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması,

b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,

Gerekir.

(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, (Değişik: 7242 S.K m.9: yürürlük: 15.4.2020) “infaz hakimi” kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.

(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.

(4) Denetim süresi içinde;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine,

Mahkemece karar verilebilir.

(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek (Değişik: 7242 S.K m.9: yürürlük: 15.4.2020) “infaz hakimine” verir.

(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.

(7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, (Değişik: 7242 S.K m.9: yürürlük: 15.4.2020) “infaz hakiminin” uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine (Ek: 7242 S.K m.9: yürürlük: 15.4.2020) “infaz hakimliğince” karar verilir.

(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

HAGB nedir? HAGB şartları nelerdir?

hagb

Denetim süresi içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi durumunda, cezanın yaptırımlarının ortadan kalktığı, kişinin suç işlememiş gibi değerlendirildiği CMK231’de düzenlenen bir kurumdur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde okunur.

HAGB kararı verilebilmesi için 2 yıl ve daha az hapis cezası verilmesi gereklidir.

Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan kesinleşmiş mahkumiyeti olmaması gereklidir. Taksirle işlenmiş suçlar HAGB’ye engel değildir.

Suç nedeniyle mağdur veya kamunun bir zararı doğmuş ise ilgili zarar giderilmelidir. Aksi halde HAGB kararı verilemez.

Mahkemece sanığın tekrar suç işlemeyeceği kanaati oluşması gereklidir.

Sanık HAGB kararı verilmesini kabul etmelidir.

18 yaşından küçükler için de 2 yıl ve daha az hapis cezası şartı geçerlidir.

Suçun kasten veya taksirle işlenmesinin HAGB açısından önemi yoktur. Şartları sağlıyor HAGB kararı verilebilir.

Doğrudan hapis cezası verilebileceği gibi hapis cezası para cezasına çevrilebilir. Hapis cezası verilip para cezasına çevrilmiş ise HAGH kararı verilemez. Ancak doğrudan para cezası verilmiş ise HAGB verilebilir.

HAGB kararı verilmeyecek suçlar

  • Disiplin suçları
  • Karşılıksız çek keşide etme suçu
  • İmar kirliliğine neden olma suçu
  • Disiplin veya tazyik hapsi gerektiren suçlar

İLGİLİ MEVZUAT

5271 S.lı Ceza Muhakemesi Kanunu MADDE 231

HÜKMÜN AÇIKLANMASI VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI

(1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.

(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.

(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.

(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, (DEĞİŞİK İBARE RGT: 08.02.2008 RG NO: 26781 KANUN NO: 5728/562) (KOD 1) iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,gerekir.

(EKLENMİŞ CÜMLE RGT: 25.07.2010 RG NO: 27652 KANUN NO: 6008/7) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim       süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün       açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;

a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,

b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,

c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,

karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RGNO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.

(EKLENMİŞ FIKRA RGT: 19.12.2006 RG NO: 26381 KANUN NO: 5560/23)

(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.

(DEĞİŞİK FIKRA RGT: 08.02.2008 RG NO: 26781 KANUN NO: 5728/562)

(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasa’nın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına İtiraz ESASTAN! İNCELENİR

T.C.
YARGITAY
18. CEZA DAİRESİ
E. 2016/18243
K. 2017/2413
T. 6.3.2017
5237/m.125/1
DAVA : Hakaret suçundan sanık …’un, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25/06/2015 tarihli ve 2014/80 esas, 2015/878 Sayılı kararına yönelik itirazın reddine dair Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17/08/2015 tarihli ve 2015/915 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18/11/2016 gün ve 386282 Sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22/01/2013 tarihli ve 2012/10-534 esas, 2013/15 Sayılı kararı ile itirazmerciinin sadece şekli olarak değil, hem maddi olay, hem de hukuki yönden inceleme yapabileceği yönündeki kararı gözönüne alınarak yapılan incelemede;
1- ) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73/1. maddesinde yer alan “Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, katılanın kendisine hakaret edildiğini öğrendiği 2011 yılı Şubat ayı itibarıyla kanuni süresi geçtikten sonra 11/12/2012 tarihinde şikâyette bulunması sebebiyle sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği,
2- ) 5237 Sayılı Kanun’un 125/1. maddesinin son cümlesinde yer alan; “Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.” şeklindeki düzenleme karşısında, gıyapta hakaret suçunun “ihtilat” unsurunun somut olayda gerçekleşmemesi sebebiyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği cihetle,
İtirazın bu yönlerden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için, anılan maddenin 6. fıkrasında belirtilen objektif ve subjektif koşulların bulunması ve öncelikle sanığın isnad edilen suçu işlediğinin yapılan yargılama sonucu belirlenmesi gerekmektedir.
CMK’nın 231. maddesinin 12. fıkrasına göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilecektir.
Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 Sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri, arasında düzenlenmiş olup “İtiraz olunabilecek kararlar” başlıklı 267. maddesinde; “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” şeklindeki düzenlemeye göre, kural olarak sadece hakim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür.

CMK’nın 270 ve 271. maddelerine göre, itirazincelemesi kural olarak duruşmasız ve dosya üzerinden yapılacak, merci gerekli görürse Cumhuriyet savcısı, müdafii veya vekili de dinleyebilecektir. Bunun yanında merci, yazı ile cevap verebilmesi için itiraz istemini Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilecek, kendisi de inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların yapılması konusunda emir de verebilecektir.
CMK’nın itirazla ilgili yukarda yer verilen maddelerinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik itirazın yalnızca şekil yönünden inceleneceği, esasın inceleme dışı bırakılacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 22/01/2013 tarih ve 2012/10-534 esas, 2013/15 Sayılı kararında; “İtiraz mercii, o yer Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik aleyhe başvurusu üzerine incelemesini sadece şekli olarak değil, hem maddi olay hem de hukuki yönden yapmalı, gerekli gördüğünde cevap vermesi için itirazı sanık müdafiine tebliğ etmeli ve Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafiini dinlemeli, yine ihtiyaç duyduğu konular varsa gerekli araştırma ve incelemeyi yapmalı ya da bunların yapılmasını sağlamalı ve bunun sonucunda da TCK’nun 191/2. maddesi gereğince verilen tedavi ve denetimli serbestlik kararının isabetli olup olmadığına karar vermelidir.” şeklindeki gerekçesiyle itirazın hem maddi hem hukuki yönden ele alınması ve her yönden hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
5237 Sayılı TCK’nın “hakaret” başlıklı 125. maddesinde; “ Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.” hükmü yer almaktadır.
Hakaret suçu mağdurun olmadığı veya mağdurun doğrudan vakıf olamayacağı bir şekilde işlendiğinde gıyapta hakaret suçu oluşmaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun cezalandırılması için, failin mağdur dışında toplu veya dağınık en az üç kişiyle ihtilat ederek bu suçu işlemesi gerekmektedir. Suçun faili ihtilatı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İhtilat kişilerle birebir görüşerek gerçekleşebileceği gibi, üç veya daha fazla kişiye mektup göndermek, telefon etmek, SMS veya e-mail göndermek suretiyle de gerçekleştirilebilir. Ancak ihtilat unsurunun gerçekleşmesi için, failin sözleri en az üç kişinin duyabileceği bir ortamda ve şekilde söylemesi yeterli olmayıp, muhatapların bizzat anlamaları ve vakıf olmaları lazımdır.

Ayrıca, TCK’nın 73. maddesinde, ” ( 1 ) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
( 2 ) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.” hükümlerine yer verilmiş,
5271 Sayılı CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrasında ise,”…Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı yada soruşturma yada kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir.” hükümleri düzenlenmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.01.2014 tarihli, 2013/9-593 Esas ve 2014/24 Karar sayılı kararında; “ 5237 Sayılı TCK’na hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, “kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza” söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 Sayılı TCK’nun “suçların içtimaı” bölümünde, 42 ( bileşik suç ), 43 ( zincirleme suç ) ve 44. ( fikri içtima ) maddelerinde yer verilmiştir.
Zincirleme suç, 765 Sayılı TCK’nun 80. maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır” şeklinde hüküm altına alınmışken, 5237 Sayılı TCK’nun 43. maddesinin birinci fıkrasının konumuza dair ilk cümlesinde; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir” biçiminde düzenlenmiştir.
5237 Sayılı TCK’nun 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için,
a- ) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- ) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- ) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
Uyuşmazlığa konu olayda, resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu kabul edilen eylemlerin değişik zamanlarda gerçekleştirilmesi ve suçların mağdurunun aynı olması şartlarının mevcut olduğu konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi açısından, “suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi”ne dair şartın gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.

Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 14.01.2014 gün ve 384-2, 03.12.2013 gün ve 1475-577, 30.05.2006 gün ve 173-145 ile 08.07.2003 gün ve 189-207 Sayılı kararlarında yer verildiği üzere, aynı suç işleme kararı altında suç işlenmesi her biri ayrı ayrı suç teşkil eden fiilleri birbirine bağlayan ve olaya zincirleme suç özelliğini veren subjektif bir bağdır. Sanığın çıkan fırsatlardan yararlanmak suretiyle suç işlediği ya da suç işleme kararının yenilendiği durumlarda aynı suç işleme kararından söz edilemeyeceğinden, zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır.
Zincirleme suçtan söz edebilmek için failin, başlangıçta genel bir niyet ve suç işleme kararı ile aynı suçu aynı mağdura karşı birden fazla kez işlemesi gerekmektedir. Buna göre “suç işleme konusunda tek kararı” olmayıp, ikinci eylemde suç işleme kararı yenilenmiş ise her bir fiil bağımsız suç olarak kabul edilecek ve zincirleme suç söz konusu olmayacaktır. Sanığın iç dünyasına dair olan bu gereklilik sübjektif bir şart olup, mahkemelerce denetime imkan sağlayacak şekilde tespit edilerek karara yansıtılması gerekecektir.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade eder. Önce suç işleme kararı verilir ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların herbirinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer alır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemini oluşturur.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermez. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilir.
Zincirleme suçun oluşumu için işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği konusunda genel ve mutlak bir kural koymak mümkün olmadığından, hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suç başlangıçtaki genel niyete veya suç işleme konusunda tek karara dayanıyor ise zincirleme suç hükümleri uygulanacak, ancak işlenen suç failin yeni bir suç işleme kararına dayanıyorsa artık zincirleme suç söz konusu olmayacaktır.” şeklinde, suç kastının yenilenmesi hususunda karar vermiştir.
Ayrıca yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.07.2003 tarihli, 2003/5-189 Esas, 2003/207 Karar sayılı kararında; “Ceza Hukukunda, yasadaki tarife uygun her netice, ilke olarak ayrı bir suç oluşturur ve fail kaç netice meydana getirmişse, o kadar suç işlemiş sayılarak,her biri sebebiyle ayrı ve bağımsız yaptırıma maruz kalır. Ancak, bazı hallerde, değişik neticelerden dolayı faile tek bir ceza hükmedilmesi ile yetinilir. Birden fazla neticenin meydana gelmesine karşın, faile tek ceza verilmesini gerektiren hallerden biri, müteselsil ( zincirleme ) suçtur.
T.C.Y.nın 80. maddesinde müteselsil suç, “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlal edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.” biçiminde düzenlenmiştir.

Bu yasal tanımlamadan anlaşılacağı gibi, müteselsil suçun varlığı için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birisi, birden fazla suçun ( neticenin ) bulunması, diğeri; bu suçların kanunun aynı hükmünü ihlal etmeleri, üçüncüsü ise; birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasıdır.
Somut olayda, Kanun’un aynı hükmünün birden fazla ihlal edildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığından, müteselsil suçun üçüncü koşulu olan ve öğretide suçun subjektif koşulu olarak adlandırılan, aynı suç işleme kararı üzerinde durmak gerekmektedir.
Ceza Yasasının 80. maddesi, 4055 Sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve maddedeki “aynı kasdi cürmü” sözcükleri çıkartılarak yerine, “aynı suç işleme kararı” sözcükleri konulmuştur. Bu değişiklikle, haklı olarak müteselsil suçlarda suç kastlarının ayrılığında zorunluluk bulunduğu, “aynı suç işleme kararının” kasttan başka bir anlam taşıdığı vurgulanmak istenmiştir.
Kaynak yasa ile yasamızdaki “aynı suç işleme kararı” kavramından ne anlaşılacağı öğreti ve yargısal kararlarda değerlendirilmiş, bunun, kanunun aynı hükmünü müteaddit defa ihlal etmek hususunda önceden kurulan bir plan ( Antokosei Maggiore, Manzini’ye atfen DÖNMEZER-ERMAN cilt1, Sh.387 ), kanunun aynı hükmünü müteaddit defa ihlal etmek hususundaki genel bir niyet ( Raineri-Pannen’e atfen DÖNMEZER-ERMAN ) anlamında bulunduğu, ancak çok genel bir birliğin, genel bir saik birliği sonucuna götüreceği, örneğin hırsızlığı kendisine meslek edinmiş bir kimsenin, çok sayıda hırsızlık suçu işlemesinde saik birliği bulunduğu halde, bu saik birliğinin, kararda birliği meydana getiremeyeceği, suç saiki, niyeti, amacı ile kararının karıştırılmaması gerektiği, yine fırsat çıktığı zaman suç işlemek için verilen genel bir kararın, müteselsil suçun bu sübjektif koşulunu oluşturmayacağı ( SANCAR ), işlenen suçlar aynı olsa dahi, failin eline geçirdiği fırsatlardan yararlanarak bunları işlemesinde, aynı suç işleme kararından bahsedilemeyeceği, suçlar arasında uzun bir süre bulunmasının, aynı suç işleme kararının değil ortaya çıkan fırsatlardan yararlanma şeklinde yorumlanabileceği ( ÖNDER ), görüşleri ileri sürülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun konuya dair 2.3.1987 gün ve 341/84 sayılı, 20.3.1995 gün ve 48/68 Sayılı kararlarında, öğretideki görüşlere yer verildikten sonra “aynı suç işleme kararından” Kanun’un aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat fiili bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm hareketleri arasında subjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir.
Aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir.
Yine yargısal kararlarda, suçların işlenme tarihleri arasında az veya çok bir zaman aralığı bulunması, suç mağdurlarının birden fazla olması halinde teselsülü reddetmenin adalet ve hakkaniyete uygun bulunmayacağı genel bir kabul görmekte ise, 2-3 ay gibi, uzun sayılabilecek ve makul kabul edilemeyecek bir zaman aralığının bulunması halinde, suç işleme kararında birlik bulunamayacağı kabul edilmiş, ( …nun, 17.4.1995 gün ve 97-122 sayılı, 17.10.1988 gün ve 303-367sayılı kararları ) öğretide de, aradan geçen uzun sürenin aynı suç işlemek kararının değil ortaya çıkan fırsatlardan yararlanma şeklinde yorumlanması gerektiğine, iki ihlal arasında çok uzun bir zaman aralığı bulunmasının suç kararında birlik olmadığına karine teşkil edebileceğine değinilmiştir. ( ÖNDER ), ( EREM-DANIŞMAN-ARTUK ). İ.Malkoç’da, Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler isimli eserinde; tasaddi suçunun ancak kısa aralıklarla aynı mağdura karşı işlenmesinde TCY.nın 80. maddesinin uygulanabileceğini belirtmiştir.” şeklinde karar vermiştir.

İncelenen dosyada; sanığın, müşteki hakkında gıyabında “ahlaksız, tacizci” şeklinde sözler sarfettiği iddiasıyla, 5237 Sayılı TCK’nın 125/1. maddesi uyarınca kamu davası açıldığı, aynı madde uyarınca mahkumiyet hükmü kurulduğu ve verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, yapılanitiraz üzerine değerlendirme yapan itiraz mercii tarafından itirazın reddine karar verildiği görülmektedir.
Somut olayda, müşteki …’nin 11.12.2012 tarihli dilekçesiyle Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, hakaret suçundan sanık hakkında şikayetçi olduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamı incelendiğinde, tanık …’un mahkeme aşamasında alınan beyanında, sanığın, suça konu sözleri, 2011 yılı Şubat ayında tanık huzurunda söylediği ve tanık … tarafından bu sözlerin bir kaç gün sonra müştekiye iletildiği, yerel Mahkemece yapılan kabule göre, sanığın, tanıklardan … ile 2011 yılı sonbahar aylarında yaptığı telefon görüşmesi sırasında müşteki ile ilgili olarak suça konu sözleri söylediği ve tanık tarafından müştekiye iletildiği, yine Mahkemece yapılan kabul ve tanık …’in beyanı incelendiğinde aynı nitelikte olan suça konu sözlerin 2012 yılı Mart veya Nisan aylarında sanık tarafından söylendiği ve aynı tarihlerde müştekiye iletildiği, tanık …’nin beyanı değerlendirildiğinde ise, yine aynı nitelikteki sözlerin 2012 Eylül-Ekim aylarında sanık tarafından söylendiği ve aynı tarihlerde müştekiye iletildiği görülmektedir.
Bu suretle dosya kapsamında, yukarda belirtilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ve yasal mevzuat dahilinde değerlendirme yapıldığında, sanık tarafından aynı nitelikteki hakaret içerikli sözlerin, farklı tarihlerde, farklı tanıklar huzurunda söylendiği, yerel Mahkemenin kabulü ve tanık beyanlarına göre, tanıklar huzurunda söylenen bu sözler arasındaki zaman aralığı dikkate alındığında, her bir tanık huzurunda söylenen sözler açısından, sanığın kastının yenilendiği anlaşılmakla, gerçek içtima kuralı göz önüne alınarak, her bir eylem açısından hakaret suçu kapsamında ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Tanıklar … ve … huzurunda ve müştekinin gıyabında söylenen sözler açısından, suçun işlendiği tarih ile şikayet tarihi arasında altı aylık yasal hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu , ayrıca gıyapta hakaretin gerçekleşmesi için aranan “fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi” unsurunun her iki eylem kapsamında gerçekleşmediği anlaşılmıştır.
Tanık … huzurunda ve müştekinin gıyabında söylenen sözler açısından ise, suçun işlendiği tarih ile şikayet tarihi arasında altı aylık yasal hak düşürücü sürenin geçmemiş olduğu tespit edilmesine karşın, gıyapta hakaretin gerçekleşmesi için aranan “fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi” unsurunun somut olayda gerçekleşmediği görülmektedir.
Sonuç olarak, iddianameye konu yukarda açıklanan eylemler açısından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurularak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu nedenle, yukarda yer verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da vurgulandığı üzere, itirazı inceleyen mercii tarafından hem usul hem esas yönünden inceleme yapılarak, açıklanan gerekçelere göre itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- ) Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 17/08/2015 tarihli ve 2015/915 değişik iş sayılı kararının, 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- ) Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 06.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.