Ortaklığın giderilmesi davasında vekalet ücreti

Sözleşmeyle düzenlenen vekalet ücreti geçerlidir. Avukat işe başlamakla ücrete hak kazanır. Avukat haksız yere azil edilirse sözleşmede belirlenen ücrete hak kazanacaktır.

kaynak : Türkiye Barolar Birliği Yayınları : 380 AVUKATLIK SÖZLEŞMESİ VE ÜCRET dergisi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 14.11.2017 gün ve E. 2015/32045, K. 2017/11096 sayılı kararı; “…Somut olaya bakıldığında, taraflar arasında imzalanan ücret sözleşmesinin 2. maddesinde davacı avukata dava konusunun değerinin % 6’sı oranında ücret ödeneceği kararlaştırılmıştır. Her ne kadar mahkemece izaleyi şüyu davasına konu taşınmazların toplam değeri üzerinden davacının ücrete hak kazanacağı kabul edilmiş ise de, davalıların izale suyu davasına konu taşınmazda hisse sahibi oldukları, bu hisseleri nedeniyle davada taraf olduklarına göre davalıların hisselerine isabet eden payların değerleri dikkate alınarak bu miktar üzerinden ücrete hükmedilmesi gerektiği gözetilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir….”

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 gün ve E. 2014/40470, K. 2015/34951 sayılı kararı; “…Sulh Hukuk Mahkemesi’nin … Esas sayılı ortaklığın giderilmesi davasına ilişkin, dosya içerisinde mevcut bulunan duruşma tutanakları incelendiğinde, davacının tüm duruşmalara katıldığı ve 18.02.2010 tarihli duruşmada davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür. Esasen, davalının cevap dilekçesinde yer alan beyanlarına göre de, davacının davayı sonuna kadar takip ederek emek sarf ettiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Davalı her ne kadar soyut beyanlarla, davacının dosya hakkında bilgi sunmaktan ve telefonlara cevap vermekten kaçınması, agresif tavırlar sergilemesi sonucu davacıyı haklı olarak azlettiğini savumuş ise de dosya kapsamı itibariyle bu husus yasal delillerle ispat edilememiştir. Hal böyle olunca davacının haksız olarak azledildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda haksız azil nedeniyle davacının vekalet ücreti alacağı muaccel hale gelmiştir. Taraflar arasında imzalanmış olan 05.02.2008 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin 2. maddesinde; “Avukata bu işten ötürü izale-i şuyu davasına konu edilen ilgili gayrimenkulun satış bedelinin %15’i oranında vekalet ücreti, dava sonunda peşin olarak ödenmek üzere taraflarca kararlaştırılmıştır…” şeklinde düzenleme yapıldığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, az önce sözü edilen sözleşmenin 2. maddesi gereği, davacının, taşınmazın belirlenecek olan satış değeri üzerinden hesaplanacak akdi vekalet ücretine ve …Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından davalı lehine hükmedilen karşı yan vekalet ücretine hak kazanacağı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”

Doğrudan Mernis adresine tebligat çıkarılması usulsüzdür. Usulsüz tebligat TK 10 TK 21/2

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır. Aynı Kanun’un tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine, 6099 Sayılı Yasanın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.

Öncelikle muhatabın bilinen son adresine tebligat çıkarılması, eğer muhatap bulunamıyor, tebligat yapılamıyor ise TK 21 maddesi uygulanmalıdır.

Bilinen adreste tebligat:

Madde 10 – Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. (Ek fıkra: 11/1/2011-6099/3 md.) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir.

T.C YARGITAY
12.Ceza Dairesi
Esas: 2019/ 12190
Karar: 2021 / 5585
Karar Tarihi: 07.07.2021

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi

Suç : Taksirle yaralama

Hüküm : TCK’nın 89/4, 62, 50, 52, 52/4, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet

Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi gereği düşünüldü;

Sanığın duruşmada bildirdiği adresi ile mernis adresi aynı olmasına rağmen, sanığın yokluğunda verilen kararın, direkt mernis şerhli olarak bu adresine 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21/2. maddesi gereğince doğrudan usulsüz tebliğ edildiği, duruşmada bildirmiş olduğu adresine Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanunun 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek gerekçeli kararın tebliğe çıkartılması gerekirken, doğrudanmernis adresine aynı Kanunun 21/2. maddesi uyarınca tebliği usulsüz olduğu anlaşılmakla temyiz başvurusunun süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;

Gündüz, yerleşim yerinde, sanık, idaresindeki minübüs ile çıkış eğimli iki yönlü yolda seyir halindeyken kavşağa geldiğinde seyir yönüne göre kavşağa sağ taraftan giren katılan idaresindeki motosiklet ile çarpışması sonucu motosiklet sürücüsü ve yanındaki yolcunun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı, mahkeme keşif ve trafik bilirkişi raporu ile sanık asli kusurlu olarak kazaya sebebiyet verdiğinin tespit ve kabul edildiği olayda; sanığın taksirle birden fazla kişinin yaralanması suçundan TCK’nın 89/4, 62/1, 50, 52, 52/4, 53/6, maddeleri gereğince 4.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karşın, hüküm gerekçesinde sanığın TCK’nın 89/1-2.b maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiğinin belirtilmesi, mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası olarak değerlendirilmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın kusura,ödeme gücü olmadığına ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 07.07.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


T.C YARGITAY
14.Hukuk Dairesi
Esas: 2021/ 1557
Karar: 2021 / 3910
Karar Tarihi: 09.06.2021

Taraflar arasındaki ortaklığın giderilmesi davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen hüküm davalı … tarafından temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

1-7201 sayılı Tebligat Kanunu, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunla değiştirildikten sonra, gerçek kişilere yapılacak tebligatla ilgili olarak iki aşamalı bir yol benimsenmiştir.

a) Bu kanun değişikliğine göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine, Kanunun 21/2. maddesi uyarınca doğrudantebligat yapılması mümkün değildir. Muhataba çıkarılan ilk tebligatın, öncelikle bilinen veya gösterilen en son adresine, mavi renkli zarf kullanılmaksızın ve adres kayıt sistemindeki adres olduğuna ilişkin şerh verilmeksizin Kanunun 10. maddesine göre normal bir şekilde çıkarılması gerekir. Muhatabın bu adreste bulunmaması durumunda, tebliğ memurunca Kanunun 20 ve 21. maddesinin birinci fıkrası ile Tebligat Yönetmeliğinin 29. maddesi uyarınca, muhatap lehine olan araştırmalar yapılarak tebligatın kendisine ulaşması ve bilgilendirme işlemlerinin yerine getirilmesi gerekir.

b) Muhatabın gösterilen adresten sürekli olarak ayrılması ve yeni adresinin de tebliğ memurunca tespit edilememesi durumunda, tebliğ evrakının tebligatı çıkaran mercie geri gönderilmesi gerekir. Ancak bu aşamadan sonra, Kanunun 10/2 ve Yönetmeliğin 16/2. maddeleri nazara alınarak, tebliğ evrakının açık mavi renkli zarfla, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek, Kanunun 21/2. maddesine göre tebliği mümkün olabilecektir.

Tebligat Kanununun 10/2 ve 21/2. maddeleri farklı şekilde yorumlanarak, başka adresi bilinmediği gerekçesiyle muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine doğrudan doğruya 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılması muhatabın savunma hakkını kısıtlayacağından, Anayasanın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesi ile Tebligat Kanununun yukarıda bahsi geçen hükümlerine aykırı olacaktır.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya gelince; davalılardan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …’e ve ilgili kişiler Rabia Budak ile …’a yapılan gerekçeli karar tebligatlarının, yukarıda açıklanan ilke ve kurallara aykırı olarak TK’nın 10/2. maddesi gözardı edilmek suretiyle, yasal şartları oluşmadan ilk seferde doğrudan doğruya mernis şerhi de konulmadan TK’nın 21/2. maddesine göre yapıldığı ve usulüne uygun olmadığı anlaşıldığından adı geçen davalıların ve ilgili kişilerin adreslerine 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde gerekçeli karar tebliği sağlanıp yasal temyiz süresinin beklenilmesi,

2-Kendisine kayyım atandığı anlaşılan kayıt maliklerinden Ali Budak’a ait kayyım atanma kararının ilgili mahkemesinden getirtilerek dosya içerisine alınması,

3-Dava konusu 550 parsel sayılı taşınmazın ifrazı ile ortaya çıkan 1248, 1249 ve 1250 parsel sayılı taşınmazların da yeni 143 ada 176, 177 ve 178 parsel taşınmazlar olduğu, bu taşınmazların tapu kayıtları üzerinde kamulaştırma şerhi bulunduğu anlaşıldığından, kamulaştırma işlemlerinin tamamlanıp tamamlanmadığının, tamamlanmış ise kamulaştırılan kısmın anılan taşınmaz(lar)dan ifraz edilip edilmediğinin ilgili kurumlardan sorularak alınacak yazı cevaplarının dosya arasına alınması ve belirtilen eksiklikler giderildikten sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderilmesi için dosyanın MAHKEMESİNE İADESİNE, 09.06.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


T.C YARGITAY
8.Hukuk Dairesi
Esas: 2018/ 4759
Karar: 2020 / 1570
Karar Tarihi: 19.02.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Eski Hale İade

K A R A R

1. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 16. maddesine göre, “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.” Yine, anılan Kanunun 17. maddesine göre, “Belli bir yerde devamlı olarak meslek ve sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek ve sanatını evinde icra edenlerin memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır.”

Kanunun 16 ve 17. maddelerine göre yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, muhatabın adreste bulunmama sebebinin tespiti, yine, muhatap ile muhatap adına tebligatın yapılacağı kimsenin aynı konutta birlikte oturan kişi veya hizmetçi/daimi çalışan olması gerekir.

Davalılardan …, …, … ve …’e, adreste bulunmama nedenleri belirtilmeksizin ve davalılar ile birlikte sakin olup-olmadığı hususunda tereddüt oluşturacak şekilde “aynı köyde kardeşi/kızı …” imzası ile yapılan tebligatlar usulsüz olup; adı geçenlere 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca yöntemine uygun biçimde gerekçeli karar ve temyiz dilekçesi tebliğ edilerek bu noksanlığın giderilmesi, usulüne uygun tebliğden sonra temyiz süresinin beklenilmesi,

2. Tebligat Kanunu’nun 10. maddesi gereği tebligat ilk olarak şahsa bilinen en son adresinde yapılır, bilinen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi kabul edilir ve tebligat buraya yapılır. Davalı …’ya yapılan karar tebliği, doğrudan doğruya mernis adresine Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi hükmüne göre yapılmış olup yerleşik Yargıtay kararları ve uygulama doğrultusunda bilinen son adresi mernis adresi dahi olsa mernis şerhi konulmaksızın bu adrese önce normal tebligat yapılması, tebligatın yapılamaması halinde ise memis adresi olan bu yere Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi hükmü gereği tebligat yapılması gerekmektedir. O halde; davalıya gerekçeli karar tebliğinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak yapılmadığı anlaşıldığından, adı geçene 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca yöntemine uygun biçimde karar tebliğ edilerek bu noksanlığın giderilmesi, usulüne uygun karar tebliğinden sonra temyiz süresinin beklenilmesi için dosyanın mahal Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 19.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.MEVZUATİÇTİHATYÜRÜTMEYİ DURDURMAİSTİNAF


T.C YARGITAY
13.Hukuk Dairesi
Esas: 2017/ 3066
Karar: 2019 / 12805
Karar Tarihi: 18.12.2019

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı banka vekili, davalının müvekkili bankadan kullandığı tüketici kredisi ve ek hesabın ödenmemesi nedeni ile yapılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinin, davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptalini, takibin devamını ve %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap vermemiştir.

Mahkemece, yargılamada toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile, takibe konu tüketici kredisi yönünden; icra takibinin 37.83,23 TL asıl alacak, 2.235,29 TL işlemiş faiz, 110,96 TL BSMV, 125,54 TL takip masrafı olmak üzere 39.655,02 TL alacak üzerinden devamına, takibe konu kredili mevduat hesabı yönünden ise; takibin 2181,13 TL asıl alacak, 75,56 TL işlemiş faiz ve 3.78,00 TL BSMV olmak üzere toplam 2.260,47 TL alacak üzerinden devamına, her iki alacak yönünden asıl alacağın %20’si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.Karar, davalı tarafça temyiz edilmiştir.

1-Asıl kararın davalı tarafından temyizi üzerine, Mahkeme, 31/10/2016 tarihli kararı ile, davalının temyiz başvurusunu, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde yapılmadığı gerekçesiyle reddetmiş, davalı, temyiz isteminin süreden reddine dair ek kararı süresinde temyiz etmiş, asıl karara ilişkin temyiz itirazlarının da değerlendirilmesini talep etmiştir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bilinen adrese tebligatı düzenleyen 10. maddesinin 1. fıkrasına göre; tebligat, muhatabın bilinen en son adresinde yapılır. 6099 Sayılı Yasanın 3. maddesi ile eklenen aynı maddenin 2. fıkrasına göre ise, bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat bu adrese yapılır.

Aynı Kanun’un tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina başlıklı 21. maddesine, 6099 sayılı Yasanın 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında; “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır.

Belirtilen yasal mevzuat uyarınca, kişiye önce bilinen en son adresi esas alınarak, bilinen bir adresi yok ise adres kayıt sistemindeki adresi esas alınarak, Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca normal tebligat gönderilmeli, adres tebligata elverişli değilse ya da tebligat yapılamazsa, adres kayıt sistemindeki adresine buna ilişkin şerh de düşülerek, 21/2. madde uyarınca tebligat çıkartılmalıdır.

Öte yandan, Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesine göre; Tebligat Kanunu’nun 2l/2. maddesi gereğince tebligat yapılabilmesi için, tebliği çıkaran mercice; “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda tebligatın TK’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması”na dair tebliğ evrakı üzerine kayıt düşülmesi zorunlu olup; tebligatı çıkaran mercii tarafından anılan şekilde şerh verilmeden, salt “mernis adresi” ibaresine dayanılarak, dağıtıcı tarafından 21/2. maddeye göre tebliğ işlemi yapılamaz.

Somut olayda, Mahkemenin gerekçeli kararı, davalının “… mah. …. Cad. No: 16 C İç Kapı no: 68……” adresinde, 05.10.2016 tarihinde “Adresin kapalı olması ve adresin Mernis adresi olduğu evrakı çıkaran merci tarafından belirtilmesi sebebiyle TK 21/2. Md gereği bağlı bulunduğu mahalle muhtarı imzasına teslim edilip 2 nolu haber kağıdı adresin kapısına yapıştırılmıştır.” şerhi ile doğrudan 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 2l/2. maddesine göre işlem yapılarak tebliğ edildiği görülmektedir. Borçlunun bilinen bu adresine daha önceden tebligat yapılmış olup, söz konusu adresin tebligata elverişli olmadığı (bu adreste artık borçluya tebligat yapılamadığı) tebliğ memurunca araştırılıp tespit edilmeden söz konusu adres mernis adresi de olsa doğrudanTebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre işlem yapılamayacağı gibi, tebliğ zarfında Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesinde öngörülen; Tebligat çıkarılan adres, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, TK’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması’na dair meşruhat bulunmadığından, tebliğ işleminin TK’nun 21/1 ve Tebligat Yönetmeliğinin 30.maddesine göre yapılması gerekirken tebliğ memurunun kendiliğinden TK’nun 21/2.maddesine göre işlem yapması kanuna aykırıdır. Dolayısıyla gerekçeli kararın davalıya tebliğine dair tebliğ işleminin usûlsüz olduğu anlaşılmaktadır.

O hâlde, usûlsüz tebliği işlemine göre, gerekçeli temyiz dilekçesinin yasal süresi içerisinde verildiğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, davalının temyiz talebinin süreden reddine ilişkin Mahkemenin 31/10/2016 tarihli ve E.2015/71, K.2016/1045 sayılı ek kararının kaldırılmasına, davalının temyiz itirazlarının esasının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usûl ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz talebinin reddine dair mahkeme ek kararının KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle esas ilişkin kararın ONANMASINA, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

KAYNAK : SİNERJİ MEVZUAT

Nüfus Müdürlüğüne karşı açılan davalarda vekalet ücreti karşı vekalet ücreti

Nüfus müdürlüğüne karşı açılan her tür davada nüfus müdürlüğünün yasal hasım olduğundan bahisle vekalet ücretine hükmedilmemektedir.

T.C.YARGITAY18. HUKUK DAİRESİE. 2006/3057K. 2006/3979T. 11.5.2006Davacı K. ile davalı nüfus müdürlüğü arasındaki davada Şiran Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen ve Yargıtay’ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 06/07/2005 günlü ve 2004/137 – 2005/98 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 04/04/2006 gün ve Hukuk-40741 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:KARAR : Davacı K.’nin 06/09/2004 tarihinde … Nüfus Müdürlüğü aleyhine açtığı davada, gerçekte var olmadığı ( dünyaya gelmediği ) halde nüfusa oğlu olarak tescil edilen ve nüfus kayıtlarında sağ olarak görünen 01/07/1973 doğumlu H’nin nüfus kaydının iptaline karar verilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.Dava, gerçekte var olmayan kişinin nüfus kaydının iptaline ilişkindir.1587 sayılı Nüfus Kanunu’nun 46. maddesinin birinci fıkrası hükmünde “yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları ilgilinin oturduğu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Cumhuriyet Savcısı ve nüfus baş memuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır” denilmektedir. Kamu düzeni ile ilgili olarak getirilen söz konusu hüküm uyarınca bu davalarda nüfus müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcısı yasal hasım durumundadır.Anılan hüküm uyarınca nüfus idaresinin yasal hasım olarak iştirakinin zorunlu olduğu şahsi nüfus davalarında nüfus idaresi aleyhine yargılama gideri ve avukatlık ücretine hükmedilemez.Mahkemece, nüfus müdürlüğünün davaya yasal hasım olarak katıldığı dikkate alınmayarak davalı idarenin yargılama gideri ve vekalet ücretine mahkum edilmesi, kararda nüfus müdürlüğünün harçtan muaf olduğu da belirtildiği halde davacı tarafından ödenen yargı harcının davacı üzerinde bırakılması gerekirken davacıya iadesine karar verilmesi de doğru bulunmamıştır.SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK’nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 11/05/2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kurum Portal nedir? Şirketler e devlete girebilir mi? Şirketler internet üzerinden taraf olduğu dosyaları görebilir mi?

Şirketler için e devlete giriş mümkün müdür? Şirketler nasıl e devlet portalına girip davalarını görebilir?

Şirketlerin vatandaş portalın benzeri olan kurum portal ekranına girerek Türkiye’deki tüm dava ve taraf olduğu işlemleri görebilmesi için aşağıda belirtilen yönergeyi takip etmesi gerekmektedir.

Tanık listesi ne zaman verilir?

Tanık listesi ne zaman verilir? Tanık listesi verilmemesinin yaptırımı nedir? Ön inceleme duruşmasından sonra tanık listesi sunulabilir mi?

Ömer Uğur GENÇCAN’ın sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımlar konuya açıklık getirmektedir.

‘Tanık listesi için “kesin süre” verilip dinlenme günü belirlenmesine rağmen tanık listesini kesin sürede VERMEMİŞ olan avukat; Eğer “tanıklarını” o duruşmada (belirlenen dinlenme gününde) hazır ederse hakim hazır edilen tanıkları DİNLEMEK zorundadır.

Tanık deliline “DAYANMAYANA” tanık listesi vermesi için mehil verilmez !.. Bu statüdeki avukat izleyen duruşmada tanıklarını hazır etse de hakim DİNLEYEMEZ. Hakim dinlese de hükme esas alınamaz.’ Yargıtay 2. HD Başkanı Ömer Uğur Gençcan

‘Tanık listesi, “HMK m. 139, f. 1/ç” hükmünde yer alan “BELGE” değildir.

O halde

Dilekçeler aşamasında sadece TANIK deliline dayandığınızı yazmanız yeterlidir. Tanıkların adını da “bu aşamada” yazmanızı emreden bir düzenleme YOKTUR!…

Tanık listesi istemek mahkemenin ön incelemede (HMK m. 137) “delillerin toplanması için yapacağı işlemin” bizatihi kendisidir.

Bu mehil, ön incelemede verilmemişse tahkikat duruşmasında verilmek zorundadır.

Ömer Uğur GENÇCAN

Ön inceleme duruşmasına davet

MADDE 139- (1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:

a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.

b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.

c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.

ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği.

Uygulamada tensip zaptı ile taraflara 2 haftalık kesin süre verildiği, tanık listesini bu kesin sürede sunulamadığı durumlarda tanık dinlenmediği konusu tartışılmaktadır. Tanık listesi sunulması için açıkça kesin süre verilmediği takdirde, tanık listesinin ön inceleme duruşmasında veya verilecek kesin süre içinde sunulabilmesi gerekir.

Ön inceleme duruşması (2)

MADDE 140- (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.

Ön inceleme duruşmasının amacı tarafların anlaşıp anlaşamadığı konuların tespitini içerir. Öncesinde tanık listesi sunmaya zorlanmak tarafların dava stratejisine aykırı olacaktır. Ön inceleme aşamasında taleplerin bir kısmı konusunda anlaşılması halinde, anlaşılamayan kısma ilişkin başka tanıklar seçilebilir veya tanıklar çıkarılabilir. Bu nedenle ön inceleme duruşmasından sonra tanıkların sunulması daha isabetli olacaktır. Ön incelemeye davet zaptı ile tanık sunmayı beklemek adalete erişim hakkını zedeleyecek, sıkı usul kuralları vatandaşları mağdur edecek, adalete güveni sarsacaktır. Usul hukuku yargılamayı hızlandırmak ve hukuk güvenliğini sağlamak yerine zorluk çıkaran prosedürler bünyesine katarsa amacından sapar.

————————-

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/10109 E. , 2017/972 K.

Bilindiği üzere HMK.nun 121 ve 129/… maddesi uyarınca taraflar dilekçelerinde ellerindeki delilleri sunmak ve başka yerden getirilecek delillerin bilgisini vermek zorundadırlar. Aynı Kanunun 140. maddesine göre, dilekçelerde eksik olan delillerin ve bu konudaki bilgilerin en geç ön incelemede sunulması veya verilecek kesin sürede tamamlanması gerekir.

Somut olayda, mahkemece taraflar dilekçelerinde gösterdikleri; ancak, henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları ve masrafını yatırmaları için iki haftalık kesin süre verilmiş, tanık listesinin verilmesi hususu gözardı edilmiştir.

Taraflar dava ve cevap dilekçelerinde tanık deliline dayandıklarına göre mahkemece, usulüne uygun şekilde tanıklarını bildirmesi için süre verilmesi, bildirdikleri taktirde tanıklarının dinlenmesi, daha sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar verilmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ….480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.’

 ———-

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/2709 E. 2016/9826 K.

Davacı eş dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmiştir. Ön inceleme duruşmasında davacıya Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140/5. maddesi gereğince “belge niteliğindeki delillerini mahkemeye sunması, başka yerden getirtilecek belgelerle ilgili açıklamada bulunması için” kesin süre verilmiş, ancak tanıklarını bildirmesiyle ilgili bir süre verilmemiştir. Delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez (HMK m. 196). Mahkemece, davacıya, bu kapsamda tanıklarının isim ve adreslerini gösteren listeyi sunması için usulüne uygun şekilde kesin süre verilerek (HMK m. 240/3) gösterdiği takdirde Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240 ve devamı maddeleri uyarınca tüm tanıkları dinlenip, gerektiğinde mahallinde keşif de yapılarak ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek dava konusu taşınmazın aile konutu olup olmadığı tespit edilip sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.05.2016’

———————

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/23725 E. 2015/24134 K.

‘Mahkemece 18.06.2013 tarihinde ön inceleme duruşması yapılmış, bu duruşmada tarafların anlaşamadıkları hususlar tespit edildikten sonra, davacı-karşı davalı erkeğe delillerini bildirmek üzere iki haftalık kesin süre verilmiş ve tahkikat aşamasına geçilmesine karar verilerek, bu husus ve sonraki duruşmanın tahkikat duruşması olduğu taraflara bildirilmiştir. Davacı-karşı davalı vekili, 02.07.2013 tarihi dilekçe ile, davacı-karşı davalı ile görüşemediğinden tanık ve delillerini bildirmek üzere iki haftalık ek süre talep etmiştir. Tanık ve delillerini 16.7.2013 tarihinde bildirmiş, mahkeme ise 17.9.2013 tarihli tahkikat duruşmasında “Geçen celse Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi gereğince davacı-karşı davalı tarafa verilen iki haftalık kesin sürenin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 94/1. maddesi anlamında kanunca belirlenen sürelerden olup hakim takdiri ile uzatılıp kısaltılmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından, süresinden sonra sunulan tanık listesindeki tanıkların dinletilmesi talebinin reddine” şeklinde karar verilmiştir.

Ön inceleme duruşmasında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140/5. maddesi uyarınca davalı-karşı davacıya verilen kesin mehil, tanık delili dışında, belge niteliğindeki delillerle ilgilidir. Bu mehil, tanık bildirme hakkını düşürmez. Davacı-karşı davalı erkek, tahkikat aşamasında verdiği 16.07.2013 tarihli dilekçesinde tanıklarının isim ve adreslerini mahkemeye bildirmiştir. Mahkemece, davalı-karşı davacının gösterdiği tanıkların dinlenmesi için gerekli avansın usulünce istenmesi (HMK.m.324) avans yükümlülüğünü yerine getirmesi halinde, gösterdiği tanıkların usulünce çağrılıp dinlenmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Açıklanan yönde işlem yapılmadan, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı- karşı davacı kadının tüm, davacı-davalı erkeğin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 16.12.2015’

İLAM VEKALET ÜCRETİNDE FAİZ BAŞLANGICI

Avukatlık Ücreti- Faiz Başlangıcı-
Takip dayanağı ilk ilamda alacaklı lehine faize ilişkin bir hüküm kurulmadığından ancak karar tarihinden itibaren faiz istenebileceği- Takip dayanağı ilk ilamın bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen ilamda alacaklı lehine daha düşük avukatlık ücreti alacağına hükmedilmişse de, ilama bağlanan avukatlık ücreti alacağı ilk karar tarihinde muaccel olduğundan, faizin de ilk karar tarihinden itibaren istenebileceği-


Borçlu vekili, takip dayanağı ilamın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2009/6718 Esas, 2011/1624 Karar sayılı ilamı ile bozulduğunu, bozmadan sonra verilen kararın Antalya 1. İcra Müdürlüğünün 2014/1818 esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, açılan takip nedeni ile bozma öncesi yapılan Antalya 9. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2735 esas sayılı takibin konusuz kaldığını ve işlemden kaldırılması gerekirken bu dosyadan işlem yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca şikayete konu olan Antalya 9. İcra Müdürlüğünün 2009/2735 esas sayılı dosyasında avukatlık ücretine fazla faiz işletildiğini, bozma ilamından sonra kendilerine herhangi bir muhtıra gönderilmeden haciz işlemine devam edildiğini, İcra Müdürlüğü’nden ilk takibin konusuz kaldığı için işlemden kaldırılmasını ve faizin bozmadan sonra verilen karar tarihinden itibaren işletilmesini talep ettiklerini ancak taleplerinin reddedildiğini belirterek Antalya 9. İcra Müdürlüğü’nün vermiş olduğu ret kararının iptalini talep etmiştir.

Alacaklı vekili, bozma sonrası kararın sehven Antalya 1. İcra Müdürlüğü’nün 2014/1818 esas nolu dosyası ile tekrar icraya konulduğunu, ancak hatanın fark edilmesi üzerine takipten vazgeçtiklerini, aynı alacağa ilişkin iki takibin söz konusu olmadığını, icra müdürlüğünce de güncel borç miktarı hesaplanarak haciz müzekkeresi talebinin Antalya 9. İcra Müdürlüğü’nün 2009/2735 esas sayılı dosyasından talep edildiğini, İcra Müdürlüğü’nce yapılan işlemin usul ve yasaya uygun olduğunu beyan etmiş, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl alacak olarak takibe konulan mahkeme vekalet ücretine son mahkeme karar tarihi olan 26/12/2013 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle şikayetin kabulüne, vekalet ücreti alacağına ilişkin faizin Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/197 esas, 2013/507 karar sayılı ilamının karar tarihi olan 26/12/2013 tarihi esas alınarak hesaplanmasına karar verilmiş olup hüküm alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.

Somut olayda; takip dayanağı ilk ilam olan Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.07.2009 tarih 2007/193 Esas ve 2009/301 Karar sayılı ilamında alacaklı lehine 414,74 TL yargılama gideri ve 11.966,19 TL avukatlık ücretine hükmedildiği faize ilişkin bir hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ancak karar tarihinden itibaren faiz istenebilir (HGK’nun 05.04.2000 tarih ve 2000/12-739 E. – 2000/746 K. HGK’nun 05.04.2001 tarih ve 2001/2-565 E.). Takip dayanağı ilk ilam, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2009/6718 Esas, 2011/1624 Karar sayılı ilamı ile menfi tespit zararının hesaplama şekli yönünden bozulmuştur. Bozmaya uyularak verilen Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.12.2013 tarih 2012/197 Esas 2013/507 Karar sayılı ilamında alacaklı lehine 214,38 TL yargılama gideri ve 7.953,99 TL avukatlık ücretine hükmedilmiştir. Her ne kadar avukatlık ücreti alacağı miktar itibariyle düşmüş ise de, ilama bağlanan avukatlık ücreti alacağı ilk karar tarihinde muaccel olduğundan, faiz de ilk karar tarihinden itibaren istenebilir. Mahkemece faizin ikinci karar tarihinden hesap edilmesi yönünde hüküm kurulması doğru değildir.

8. HD. 17.04.2017 T. E: 2015/4367, K: 5553

ALINTI https://app.e-uyar.com/blog/index/0a95b02c-5ae3-4ea7-a077-de73e555bddd

Peşin harç, karar ve ilam harcı nedir?

Harçlar kanunu çeşitli düzenlemeler içermekle birlikte kanun dağınık ve bulmaca çözercesine cevapları farklı maddelerde verdiğinden, uygulamada hatalı kararlara rastlamak mümkündür.

Harçlar Kanunu

Davadan feragat, davayı kabul veya sulh:

 Madde 22 – Davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa,karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır.

Düzenlemeyi anlamak için karar ve ilam harcının ne olduğunu anlamak gerekir. Modern yaşamda bireylerin kendi haklarını kendileri araması yasaklanmış, mahkemeler eliyle hak aramanın mümkün olduğu bir sistem kurulmuştur. Bu durumda birey, yapılan yargılama sonucunda bir miktar harcı devlete ödeme borcu altına girer.

Karar ve ilam harcı, davayı kaybeden üzerine bırakılır. Karar ve ilam harcı, karşı tarafa zarar vermek için öylesine açılan, temelden yoksun davaların önüne geçmede önemlidir. Dava açma hakkını kötüye kullanmak isteyen taraf, kaybedeceği davayı bile bile açmadan önce karar ve ilam harcının da maddi külfetini hesaplayacak, temelden yoksun davaları açmaktan cayacaktır.   Davacı ve davalı arasından hangisinin haklı olduğu mahkemenin nihai kararı ile ortaya çıkacağından, karar ve ilam harcı nihai kararın verildiği anda doğmaktadır.

Karar ve ilam harcı maktu ve nisbi olmak olmak üzere iki çeşittir. Dava konusu para veya para ile ölçülebilir bir değer ise harçlar nisbi olarkak alınır. Aksi halde maktu harç alınır. Tapuda isim düzeltme davası açılması maktu harca örnektir.

Karar ve ilam harcının hesaplanması

Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden (Binde 68,31) alınan harç Karar ve ilam harcıdır.

Harçlar Kanunu 28.maddeye göre karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir.

Davanın usulden reddedilmesi halinde, esasa dair bir yargılama yapılmadığından maktu ilam ve karar harcı alınır.

CİSMANİ ZARARLARDA 20’DE 1 ORAN ÜZERİNDEN HARÇ HESAPLANIR.

Nispi harclarda ödeme zamanı: (1) Madde 28 – (1) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir.:

a) (Değişik: 23/7/2010-6009/18 md.) Karar ve ilam harcı, Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez. (1)

Peşin harç nedir?

Dava açılırken dava değerinin binde 68,31’nin dörtte biri peşin olarak alınır. Harçlar Kanunu 28.maddede yazan karar ve ilam harcının peşin alınan ¼ ‘lük kısmına peşin harç denir. Peşin harç aslında karar ve ilam harcının, dava açılırken yatırılan dörtte birlik kısmıdır.

Örneğin 70.000 TL bedelinde bir dava açıldığında, 70.000 X 68.31 / 1000 = 4781.7 TL yapar. Peşin harç bunun dörtte biri olduğundan 1195.4 TL peşin harç hesaplanır.

Dava açıldıktan sonra ilk duruşmada feragat/kabul/sulh olunması durumunda karar ve ilam harcının 1/3’ü alınır. Dava değerinin binde 68.31’nin üçte biri 1593 TL olduğundan fazladan karar ve ilam harcı ödenmesi gerekeceği şeklinde bir sonuç çıkmasına karşılık davadan feragat ilk celseden önce yapılmış ise maktu karar ve ilam harcı alınacaktır. Böylece peşin alınan harcın iadesi gerekecektir.

‘mahkemece feragat ilk celseden önce yapıldığından alınması gereken maktu karar ve ilam harcının 1/3’ünün peşin alınan harçtan mahsubu ile fazla alınan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde nispi harcın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.’ T.C YARGITAY 2.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 19958
Karar: 2018 / 3431 Karar Tarihi: 15.03.2018

Karar ve ilam harcının süresinde ödenmemesi durumunda ne olacaktır?

Süresinde ödenmeyen harçlar başlıklı 37.maddeye göre ‘Bu kanunda ödeme zamanı gösterilen harclardan süresinde ödenmiyenleri, ilgili mahkeme ve daireler tarafından sürenin sonundan itibaren onbeş gün içinde bir yazı ile o yerin vergi dairesine bildirilir ve harclar vergi dairesince tahsil olunur.’

Demektedir.

Aynı kanunun 130.maddesinde ise ‘Bu kanunda ödenmeleri için belli bir süre tesbit edilmiş olan harçlar süresi içinde ödenmemiş ise, ilgili makam ve daireler tarafından, sürenin sonundan itibaren 15

gün içinde bir müzekkere ile o yerin ilgili vergi dairesine bildirilir. Müzekkerede harcın nevi ve mahiyeti, miktarı, mükellefin adı ve soyadı ve en son ikametgah adresi açıkça gösterilir.’ Şeklindedir.

EMSAL KARARLAR


T.C YARGITAY
2.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 19958
Karar: 2018 / 3431
Karar Tarihi: 15.03.2018

ÖZET: Mahkemece feragat ilk celseden önce yapıldığından alınması gereken maktu karar ve ilam harcının 1/3’ünün peşin alınan harçtan mahsubu ile fazla alınan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine karar verilmesi gerekirken nispi harcın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.


(492 S. K. m. 22, 31)

Dava: Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından harç ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 

2-Davacı kadın dava dilekçesinde ipoteğin kaldırılması talebinde bulunmuş, dilekçeler aşamasında ise davasından vazgeçmiştir. Mahkemece davanın feragat nedeniyle reddine, Harçlar Kanununa göre hesaplanan 2.732,40 TL ilam harcının peşin alınan 2.049,30 TL harcın mahsubu ile alınması gereken bakiye 683,10 TL harcın davacıdan alınmasına karar verilmiştir. 

492 sayılı Harçlar Kanunu’nun “Davadan feragat, davayı kabul veya sulh” başlıklı 22. maddesinin “Davadan feragat veya davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa, karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınır.” hükmü düzenlenmiştir. Yine aynı Kanunun 31. maddesinde ise peşin alınan harcın işin hitamında ödenmesi gereken harçtan fazla olduğu anlaşıldığı taktirde fazla olan kısmın istek halinde geri verileceği hükme bağlanmıştır. 

O halde; mahkemece feragat ilk celseden önce yapıldığından alınması gereken maktu karar ve ilam harcının 1/3’ünün peşin alınan harçtan mahsubu ile fazla alınan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde nispi harcın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 15.03.2018 (¤¤)

T.C.

YARGITAY

14. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/5776

K. 2014/9869

T. 15.9.2014

DAVA : Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.8.2013 gününde verilen dilekçeyle önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın feragat sebebiyle reddine dair verilen 10.2.2013 tarihli hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı A. C. vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dava önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Mahkemece davanın feragat sebebiyle reddine, davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 492 sayılı Harçlar Kanununun 22. maddesine göre davacı vekilinin feragat beyanı ilk duruşmadan önce olduğundan alınması gereken 5.875,52 TL harcın 1/3’ü olan 1.958,50 TL’den peşin alınan 1.468,70 TL’den mahsubu ile bakiye 489,80 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydına karar verilmiştir.

Hükmü davacı vekili harç yönünden usul ve yasaya aykırılık sebebiyle temyiz etmiştir.

492 Sayılı Harçlar Kanunun eki ( 1 ) sayılı Tarifeye göre davanın reddi halinde maktu ret harcına hükmedilir. Anılan yasasının 31. maddesi gereğince de “… peşin alının karar ve ilam harcının işin hitamında ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşılırsa fazlalık istek üzerine geri verilir.”

Mahkemece feragat sebebiyle davanın reddine karar verildiğinden maktu harç alınması gerekirken nispi harç alınması doğru görülmemiş ise de bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hüküm fıkrasında yazılı bulunan “Harçlar Kanunu 22. maddeye göre davacı vekilinin feragat beyanı ilk duruşmadan önce olduğundan alınması gereken 5.875,52 TL harcın 1/3’ü olan 1.958,50 TL’den peşin alınan 1.468,70 TL’den mahsubu ile bakiye 489,80 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir olarak kaydına” ibaresinin hüküm sonucundan çıkarılarak bunun yerine “Harçlar Kanunu hükümlerine göre alınması gereken 25,20- TL harcın peşin alınan 1.468,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 1443,50 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istenmesi halinde yatırana iadesine” tümcesinin eklenmesine, hükmün HUMK’nın 438/7. maddesi gereğince DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istenmesi halinde yatırana iadesine, 15.09.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

6. Hukuk Dairesi 2015/9128 E. , 2015/8714 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Eskişehir 3. Sulh Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 09/12/2014

NUMARASI : 2013/1584-2014/2222

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar Dairemizin 26.05.2015 gün ve 2015/3022-5097 sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmesi üzerine bu defa davalı-karşı davacı tarafından yasal süresinde karar düzeltme isteminde bulunulmuş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-Mahkemenin kararında Yargıtay ilamında yazılı sebeplere göre 6100 Sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3. Madde hükmü gözetilerek HUMK.nun 440. Maddesinde yazılı hallerden hiçbirine uymayan davalı-karşı davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemi yerinde değildir.

2-Davalı-karşı davacının karşı dava da hükmedilen karar ve ilam harcına yönelik karar düzeltme istemine gelince;

Konusu belli bir değer ile ölçülebilen davalarda 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 28/a maddesi hükmünce karar ve ilam harçlarının 1/4’ü peşin olarak alınır. Yine aynı yasa eki 1 nolu harçlar tarifesine göre davanın reddi halinde maktu red harcına hükmedilir. Anılan yasanın 31. Maddesinde ise “peşin alınan karar ve ilam harcının işin hitamında, ödenmesi gerekenden fazla olduğu anlaşılırsa fazlalığın istek üzerine geri verileceği” belirtilmiştir. Davalı-karşı davacı karşı dava dilekçesinde harca esas değeri 34.921 TL göstermiş ve Harçlar Yasasında öngürülen 594.40 TL peşin harcı yatırmak suretiyle talepte bulunmuştur. Yapılan yargılama sonucunda karşı davanın reddine karar verildiğine göre peşin harçtan 25.20 TL maktu red harcının mahsubundan sonra fazla yatırılan harcın iadesine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bakiye 2385,60 TL harcın davalı-karşı davacıdan tahsiline karar verilmesinin doğru olmadığı bu defaki incelemeden anlaşılmakla davalı-karşı davacının karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacının karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 26.05.2015 gün 2015/3022 Esas-2015/5097 Karar sayılı onama kararının karşı davadaki harca ilişkin kısmının kaldırılmasına, mahkemenin 09.12.2014 gün ve 2013/1584 Esas-2014/2222 Karar sayılı hükmünün karar ve ilam harcına hasren BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcı ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyene iadesine 20.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tüzel kişilere/şirketlere yapılan tebligatlar.

Şirket adresine çıkarılan tebligat iade dönerse ne yapmak gerekir?

İcra takibi borçlusu şirket tüzel kişiliği olduğunda, şirketin ticaret sicile bildirmiş olduğu adresine ödeme emrinin tebliğ edilmesi gerekir. Bazı durumlarda şirketler, adres değişikliği yaptığından ödeme emri iade gelmektedir.

Tüzel kişilere çıkarılacak tebligatlar, Tebligat Kanunu 12-   13 maddeleri ile Tebligat Tüzüğü 17 ve 18.maddelerinde düzenlenmiştir.

Tebligat Kanunu

Hükmi şahıslara ve ticarethanelere tebligat:

Madde 12 –Hükmi şahıslara tebliğ, salahiyetli mümessillerine, bunlar birden ziyade ise,

yalnız birine yapılır.

Bir ticarethanenin muamelelerinden doğan ihtilaflarda, ticari mümessiline yapılan tebliğ

muteberdir.

Hükmi şahısların memur ve müstahdemlerine tebligat:

Madde 13 – Hükmi şahıslar namına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler her hangi bir

sebeple mütat iş saatlerinde iş yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamıyacak bir

halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır.

Tüzel kişilere yapılacak tebligatı, yetkili müdürün işyerinde bulunmaması durumunda çalışan kişinin de alabilmesi kanunen mümkündür. Ancak tebligat memurunun burada resen araştırma yaparak yetkili müdür veya yöneticinin orada bulunmadığını tutanağa geçirmek zorundadır. Aksi halde tebligat usulsüz olacaktır.

Tebligat Kanunu m.35

Kanun 35 maddesi şirketlerin adresten ayrılması durumunda, sicile bildirdikleri adresin geçerli sayılacağını düzenlemiştir.

‘Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.’

Tebligat Kanunu konusunda.

Şirket adresten ayrılmış dahi olsa bildirdiği adresine yapılan tebligat geçerli sayılmaktadır. Tüzel kişiye çıkarılıp iade gelen tebligatların madde 35’e göre araştırma yapılarak tebliği gerekmektedir.

Elektronik tebligat

Tebligat Kanunu 7/a-7 maddesine göre; ‘Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.’  Zorunlu olarak elektronik ortamda tebligat yapılması gerekenler listesinde sayılmıştır.

Anonim, Limited şirketler özel hukuk tüzel kişisi olduğundan elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur.

MERSİS.gov.tr internet sitesinde firma sorgu ekranından şirketlerin elektronik tebligat adreslerine ulaşmak mümkündür.

Yargılamalarda avukatlık ücretleri nasıl hesaplanır, karşı vekalet ücreti nedir?

karşı vekalet ücreti

Karşı vekalet ücreti nedir?

Yargılamada davacı taraf kendisini avukat ile temsil ettirmiş ise ve davayı kazanmış ise, davalı taraf, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde belirtilen tutarı davacının avukatına ödemek zorundadır. Özetle davayı kazanan davacının avukatı, davayı kaybeden taraftan avukatlık ücreti alacaktır.

karşı vekalet ücreti

Dava tutarının düşük olması durumunda karşı vekalet ücreti nasıl hesaplanır?

Davacının 500 TL tutarında tazminat davası açması halinde, davayı kaybedince mahkum olacağı karşı vekalet ücreti 3400 TL (2020 yılı Asliye Hukuk Mahkemeleri tarifesi) mi olacaktır yoksa sadece 500 TL mi olacaktır.  

Avukatlık Kanunu 13/2 maddesi gereği hükmedilen vekalet ücreti kabul ya da reddedilen miktarı geçemez.

Bu durumda 500 TL tutarında davanın açılıp kısmen kaybedilmesi halinde yani 250 TL kısmının kabul edilmesi halinde vekalet ücreti 250TL’yi geçemeyecektir.

karşı vekalet ücreti

Maddi tazminat davasının tümden reddi durumunda hesaplanacak vekalet ücreti.

Tümden ret durumunda vekalet ücreti tarifenin ikinci kısım ikinci bölümündeki maktu ücretler esas alınarak belirlenir. 100.000 TL tutarında bir davanın tümden reddedilmesi durumunda karşı tarafın avukatlık ücreti Asliye Hukuk mahkemesi ise 3.400 TL olarak belirlenir.

500 TL miktarda açılan davanın tamamen reddi halinde vekalet ücreti tarifenin tamamı Asliye Hukuk mahkemesi 3400 TL üzerinden hesaplanacaktır.

Usulden ret durumunda da kanunun 13.maddesi uygulanır.

ÖZET: 50-TL dava değeri olan işçilik alacağı davasının “derdestlik” nedeniyle HMK 114/1-I maddesi ,115/2 maddesi uyarınca usulden reddinde vekalet ücreti.. hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği … yargılamada kendisini vekille temsil ettirmiş bulunan davalı lehine, reddedilen kısım yönünden, 50,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği’ Yargıtay 22. HUKUK DAİRESİ ESAS NO.2017/7296  KARAR NO.2017/1656 KARAR TARİHİ.07.02.2017

ÖZET: Temyize konu olan kararın hüküm kısmında yer alan “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,” şeklindeki 11. bendin hükümden çıkartılarak yerine “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 50,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, kararın bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 14.11.2019 gününde oybirliği ile karar verildi. Yargıtay 22.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 24904 Karar: 2019 / 21234 Karar Tarihi: 14.11.2019

Manevi tazminat davalarında özel düzenleme

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10. maddesi manevi tazminat davalarında düzenleme yapmıştır. Aşağıdaki karar uygulama ile maddeyi açıklamaktadır.

Karar gününde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10. maddesi uyarınca manevi tazminat davalarında avukatlık ücretinin, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirleneceği, davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceği, bu davaların tamamının reddi durumunda ise avukatlık ücretinin, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunacağı; 13. maddesinde de Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücretinin, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlendiği; ancak, hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği ifade edilmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2/a) no’lu bentte açıklanan nedenle hüküm fıkrasının 7. bendinde yer alan “….2.725,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine (manevi tazminat)” söz dizisinin çıkarılarak yerine “…1.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine (manevi tazminat)…” ibaresinin yazılmasına, (2/b) no’lu bentte gösterilen nedenle hüküm fıkrasının 3. bendinde yer alan “140,84 TL” sayısının silinerek yerine “239,00 TL”, “1.010,53 TL” silinerek yerine “912,00 TL” sayısının yazılmasına, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle REDDİNE, kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17/10/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay4.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 2689 Karar: 2019 / 4729 Karar Tarihi: 17.10.2019

EMSAL KARARLAR

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu

T.C YARGITAY

22.Hukuk Dairesi

Esas: 2017/ 24904

Karar: 2019 / 21234

Karar Tarihi: 14.11.2019

YARGITAY KARARI

MAHKEMESİ:İş Mahkemesi

DAVA TÜRÜ: ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, 2007 yılının başından beri davalı şirkete ait işyerinde taşeron şirketler nezdinde kesintisiz bir şekilde çalıştığını, iş sözleşmesinin bildirimsiz olarak feshedildiğini, son taşeron şirket olan… Ltd. Şti. tarafından tazminatlarının ödeneceğinin söylenmesine rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkilinin elektrik arızaları giderilinceye kadar çalışmak zorunda kaldığından fazla mesai yaptığını, fazla mesai yapmasına rağmen fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, yıllık izinlerinin tam olarak kullandırılmadığı gibi karşılığı ücretinde ödenmediğini, müvekkilinin işçilik alacaklarından asıl işveren olan davalı şirketin de sorumlu olduğunu beyan ederek kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının davalı şirketten tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı şirket vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.

Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Taraflar arasında davalı taraf lehine hükmedilen vekalet ücreti konusunda uyuşmazlık vardır.Mahkemece dava kısmen kabul edilerek, davalı … Dağtım Anonim Şirketi lehine 1.800,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiştir. Ancak karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ nin 13. maddesinin 2. fıkrasına göre mahkemece hükmedilen ücretin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği gözetilerek, somut olayda davalı … Dağtım Anonim Şirketi yönünden reddedilen miktarın 50,00 TL olduğu görülmektedir. Bu durum bozma sebebi ise de, ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca aşağıda belirtilen şekilde düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Temyize konu olan kararın hüküm kısmında yer alan “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 1.800,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,” şeklindeki 11. bendin hükümden çıkartılarak yerine “Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 50,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, kararın bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 14.11.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.

T.C
YARGITAY
22. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO.2017/7296
KARAR NO.2017/1656
KARAR TARİHİ.07.02.2017
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi



ÖZET: 50-TL dava değeri olan işçilik alacağı davasının “derdestlik” nedeniyle HMK 114/1-I maddesi ,115/2 maddesi uyarınca usulden reddinde vekalet ücreti.. hükmedilen vekalet ücretinin kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği … yargılamada kendisini vekille temsil ettirmiş bulunan davalı lehine, reddedilen kısım yönünden, 50,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde 04.12.2007-10.04.2014 tarihleri arasında 1.200,00 TL ücretle çalıştığını, davalıya ait işyerinde son dönemlerde belirli bir grup çalışana karşı yıldırma politikası güdüldüğünü ve bu şekilde pek çok işçinin işini bırakması sağlandığını, müvekkilinin iş şartlarının değiştirildiğini, müvekkiline iş şartlarının değiştirilmesi için yazılı belge alınmaya çalışıldığını, mobing uygulandığını, diğer işçiler tarafından da mobing uygulandığını ve manevi şiddet gördüğünü, bunun üzerine müvekkilinin iş akdini haklı olarak feshettiğini, … 19. İş Mahkemesinin 2014/713 esas sayılı dava dosyasında belirsiz alacak davası açtıklarını, açılan davanın usulden reddedildiğini, bunun üzerine söz konusu davayı açarak bir kısım işçilik alacaklarını dava ve talep etmiştir.

Davalı … 19.İş Mahkemesinin 2014/713 esas sayılı dava dosyasında açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedildiğini, davacının kaynakçı olarak çalıştığını, bu hususun yapılan sözleşme ile sabit olduğunu, davacının geçici olarak kalite güvence müdürü olarak görevlendirildiğini, daha sonra asıl işi olan kaynakçılık vazifesine verildiğini, davalının görevlendirildiği ilk çalışma yeri ile ikinci görevlendirmenin yapıldığı yerdeki mesleğine ve statüsüne göre daha ağır olan başka bir çalışma alanına sevk edildiği yönündeki davacının iddiasının yerinde olmadığını, davacının çalışma koşullarında herhangi bir değişiklik bulunmadığını iddia ederek davanın reddini talep etmiştir. Ayrıca ön inceleme duruşmasında derdestlik itirazında bulunmuştur.

Mahkemece, davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-I maddesi uyarınca aynı Kanun’un 115/2 maddesi uyarınca usulden reddine, karar verilmiştir.

Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.

GEREKÇE:
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinin birinci fıkrasına göre; “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10 uncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de; “Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez” hükmü yer almaktadır.

Somut olayda, mahkemece davanın reddi kararı verilmiştir. Buna göre, dava açılan miktar itibariyle 50,00 TL yönünden reddedilmiştir. Şu halde, yargılamada kendisini vekille temsil ettirmiş bulunan davalı lehine, reddedilen kısım yönünden, 50,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı ise de, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun’un geçici 3. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ:Temyiz olunan kararın hükmün 3. fıkrasının çıkarılarak;“Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 50,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 07.02.2017 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Usuli kazanılmış hak nedir?

Usuli kazanılmış hak nedir?

Usuli kazanılmış hak kavramı

Usuli kazanılmış hakkın anlaşılır ve net tanımı genelde yapılmamaktadır. Çoğunlukla tanımlarda ‘taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan haktır.’ denilmekte ne olduğu anlaşılamamaktadır. Basit mantıkla, itiraz edilmeyen hususların kesinleşmesi, yeniden tartışılamamasıdır.

Yerel mahkeme veya istinaf mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında yeniden yargılama yapar. Ancak bu yargılamanın sınırlarının çizili ve dardır. İlk derece veya istinaf mahkemesi bozma kararı kapsamında inceleme yapmak zorundadır. Bozma kararının dışındaki sebepler ile tahkikat yapamaz. Önceden yapmış olduğu usuli işlemleri yok sayarak yeni bir karar yaratamaz. Yerel mahkemece verilen karar, Yargıtay tarafından onaylanırsa artık kesinleşmiş kabul edilir. Ancak kararın bir bölümü bozulursa, sadece bozulan kısım için tahkikat yapılır, diğer bölümler onaylanmış kabul edilir, kesinleşir. Yemin teklifinin hatırlatılmaması nedeniyle bozulan aşağıdaki kararda, yerel mahkeme tahkikat sınırını aşıp hatalı olarak tanık dinletmiş, tahkikat sınırını aşmıştır. Usuli kazanılmış hak olmasa, Yargıtay’dan yıllar sonra dönen dosya başka bir hakim tarafından yeniden ele alınacak, tekrar tahkikat yapılacak, zıt kararlar çıkacak ve yargılama sürüncemede kalacaktır.   

“Davacının davalı tarafa yemin teklif etme hakkı bulunduğu, bu hakkının hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş, davacı vekili yemin teklifinde bulunmayacaklarını belirtmiştir.Bozma ilamına uyulmakla davalı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğundan sadece davalıya yemin teklifinde bulunulabileceği halde davalının usuli kazanılmış hakkı ihlal edilecek şekilde yeniden araştırma yapılarak 14.04.1999 tarihli belge delil başlangıcı kabul edilerek ve tanık dinlenmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.” Yargıtay 14.HD., 05.05.2015, E. 2015/1598, K. 2015/5028

İlk derece mahkemesinin kararı tanıkların dinlenmemiş olması nedeniyle bozulmuşsa, önceki işlemler geçerli olacaktır. Bundan sonraki işlemler, bozma kapsamına dahil oldukları oranda geçersizdir. (Prof.Dr.Abdurrahim Karslı, İstanbul,2012-Medeni Muhakeme Hukuku 3.Baskı s.827)

Bozma kararı bir kanun hükmü atlanarak veya yanlış yorumlanarak verilmiş olsa bile, bozmaya uyulduktan sonra usuli kazanılmış hak meydana gelir. Kararın yanlışlığı ileri sürülemez.

Uygulamada görülen bir örnek, davalı lehine karar verilmiş olmasına rağmen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesidir. Davalı taraf kararı temyiz etmezken, davacı taraf kararı temyiz eder. Yargıtay’ın bozması sonucunda, davalı kararı temyiz etmediğinden bozmaya uyarak davalı lehine vekalet ücretine hükmedilemez. Davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi, davacı lehine usuli kazanılmış hak teşkil edecektir.

Bu nedenle, bir taraf karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğmasını önlemek için kendi lehine olan bir hükmü temyiz edebilir.

Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz edip, diğer tarafın itiraz etmemesi halinde usuli kazanılmış hak.

Hak itiraz edenin lehine doğmaktadır. Bu yüzden avukatlar yargılamada aleyhe hususları kabul etmez ve rapora itirazda bulunurlar.

“H.M.K’nın 281.madde hükmüne göre, yargılama sırasında yanlardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturur. Taraflardan biri bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğer tarafın itirazı üzerine ya da mahkemece kendiliğinden yeni bir bilirkişi raporu alınır ve sonuncu rapor, önceki rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, önceki rapor itirazda bulunmayan yönünden kesinleşeceğinden itiraz eden taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereği, mahkemece itiraz edenin lehine olan bilirkişi raporuna göre karar verilir.Yargıtay 17.HD., 13.09.2017, E. 2016/14455, K. 2017/7655

Örneğin bir trafik kazasında, kusur durumları %50 olarak iki tarafa paylaştırıldı. Davacı %50 orana itiraz etmedi, ancak davalı kusurunun olmadığı itirazı ile yeni rapor talep etti. Alınan yeni raporda davalının %75 kusurlu olduğu sonucuna varılırsa, usuli kazanılmış hak gereği, %50 olan rapor esas alınacak, itiraz eden aleyhine olan rapor dikkate alınamayacaktır.

Usuli kazanılmış hak itiraz eden lehine, itiraz etmeyen aleyhinedir.

Yargılama sırasında yanlardan birinin bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturur. Taraflardan biri bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğer tarafın itirazı üzerine ya da mahkemece kendiliğinden yeni bir bilirkişi raporu alınır ve sonuncu rapor, önceki rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, önceki rapor itirazda bulunmayan yönünden kesinleşeceğinden itiraz eden taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereği, mahkemece itiraz edenin lehine olan bilirkişi raporuna göre kararverilir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi E. 2014/1503 K. 2015/13111 T. 1.12.2015

Bozma sonrasında kanun değişikliği olursa usuli kazanılmış hak uygulanacak mıdır?

Bozma sonrasında kanun değişir veya yeni bir kanun yürürlüğe girerse, kanunda geçiş hükümleri varsa, derdest davalara uygulanacağı söyleniyorsa Yargıtay kararının bağlayıcılığı kalmayacaktır. Anayasa Mahkemesi’nin kanunu iptal etmesi de aynı niteliktedir.

EMSAL KARARLAR:

Yargıtay Büyük Genel Kurul, 04.02.1959, E. 1957 / 13, K. 1959 / 5; “Temyizce bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş, sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usuli hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir, yahut da onu hedef tutan, bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir boşama sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet dairece de bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir.”

İçtihatları Birleştirme BGK, 09.05.1960, E. 1960/21, K. 1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararı; “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince muamele yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisi lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli müktesep hak yahut usule ait müktesep hak denilmektedir. Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; usul kanununun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir.”

Hukuk Genel Kurulu 2014/70 E. , 2015/1680 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 25/09/2013

NUMARASI : 2013/353-2013/490

Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.12.2012 gün ve 2012/478 E, 2012/645 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2013 gün ve 2013/3248 E, 2013/5813 K. sayılı ilamı ile,

“Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıya dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, davalının basın toplantısında ve internet sitesinde yaptığı bir kısım açıklamalar ile kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu ileri sürerek manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, davaya konu açıklamaların kaynağının davacının kendi beyanları olduğunu, kamuoyunda Ergenekon ismi ile bilinen dava dosyasının içerisinde yer alan ifadelerden yola çıkılarak açıklamaların yapıldığını iddia ederek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkeme tarafından, “davacının başkalarını kötülemek amaçlı olarak ve para karşılığı kitap yazdığı iddiasının davalı tarafça kanıtlanamadığı” gerekçesiyle verilen, davanın kısmen kabulüne dair 02/06/2011 tarihli karar, Dairemizin 20/06/2012 gün 2011/9284 Esas – 2012/10834 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Bozma ilamında; kamuoyunda Ergenekon ismi ile bilinen ve davacının yargılandığı davayı gören mahkemeye müzekkere yazılarak; davacının, davalının söyleminde geçtiği şekilde bir beyanı olup olmadığı ve dosya arasında bu konuda bir makbuz bulunup bulunmadığı sorularak toplanan delillere ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ancak ilgili mahkemeye müzekkere yazılmamıştır. Davalı yan, davacının adı geçen dosyadaki savunmalarına ve dosyada olduğunu iddia ettiği makbuza dayandığına ve mahkemece bozma ilamına uyulduğuna göre bozma ilamının gereği yerine getirilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle H.U.M.K.2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; kişilik hakkına saldırı nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir.

Davacı E.. P.. vekili 25/04/2011 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; yurt çapında yayın yapan yayın kuruluşları ve davalıya ait www.b….r adlı sitede davalının bir yurt dışı gezisi sırasında yapmış olduğu basın toplantısı ile ilgili haberlere yer verildiğini, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, gerçek dışı mesnetsiz ifadelerle kamuoyu husumetinin davacıya yöneltilmesine çalışıldığını, davacının;

“…E.. P..’dan bahsediyorum. Bu adamın karşılığında da gazeteci yazıyor. Ama bu kitapları niçin yazdığı ortaya çıktı. Kitap serbest ama adam içerde. Çünkü Türkiye’de hükümetlere karşı, parlamentoya karşı bir psikolojik harekât başlatmıştı. AK Parti’nin önde gelen üç kurucusu, Başbakan, Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı hakkında bu kişiye birileri kitap yazdırdı. Benim adıma ‘Musa’nın mücahiti’ dediler, bugünkü Cumhurbaşkanına ‘Musa’nın Gülü’ dediler, Başbakan’a ‘Takunyalı Führer’ dediler. Bu kitaplar hala satılıyor. Kitapla uğraşmıyoruz biz, ama bu adam dedi ki ‘Bana para vererek bunları yazdırdılar’, ona para vererek bunları yazdıranlar da verilen paranın makbuzu da şu anda Ergenekon dosyasının içerisinde …”

şeklinde beyanda bulunarak doğrudan şahsının hedef alındığını, konuşmada bahsi geçen kitabın en çok okunan kitaplar listesinde yer aldığını, davalının makamı dikkate alındığında yargılamayı etkileme amacıyla hareket ettiğini, müvekkilime atfedilen “para vererek bunları yazdırdılar” sözlerinin tamamen gerçek dışı olduğunu, yurt çapında yayıncı kuruluşlarla davalının resmi internet sitesinde adeta kalemini satan yazar olarak nitelendirildiğini, hükümetlere parlamentoya komplo kuran kişi olarak tanımlandığını, bütün bunlar ispatlanmışçasına dava sürecinde kamuoyuna açıklamalar yapılarak masumiyet karinesinin hiçe sayıldığını, kamuoyu nezdindeki ağırlığın dikkate alınmasını istediklerini belirterek 20.000 TL manevi tazminatın 06.04.2011 açıklama tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir.

Davalı B.. A.. vekili 20.05.2011 tarihli havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; olayda kişilik hakkı ihlalinin bulunmadığını, dava konusu beyanın küçük bir bölüm olduğunu ve manevi zarara neden olacak ifade içermediğini, davalının bir basın açıklamasında yaptığı konuşmadan alıntılara yer verildiğini, eleştiri dahilinde kişisel görüşlerini belirttiğini, gözaltı ve tutuklamalarla ilgili açıklamalar yaptığını, davacı hakkında basından ve Ergenekon adıyla bilinen davaya ait dosyada yer alan ifadeler olduğunu, davacının hakaret olarak algıladığı sözlerin kendi ifadeleri olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini, Ergenekon adlı dosyada yer alan davacının söylemlerinden yola çıkarak söylenilen sözler olduğunu, hukuki kişilik değerlerinden hiçbirisine saldırı niteliğinde söz olmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek davanın reddine, aksi takdirde uygun bir tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, davalı vekilinin temyiz istemi üzerine, Özel Dairece “davaya konu sözlerin söylenmesine neden olduğu belirtilen kitap taraf vekillerinden istenilmeli, bu kitapta davalı hakkında yazılan sözler değerlendirilmeli ve ayrıca kamuoyunda Ergenekon ismi ile bilinen ve davacının yargılandığı davayı gören mahkemeye müzekkere yazılarak; davacının, davalının söyleminde geçtiği şekilde bir beyanı olup olmadığı ve dosya arasında bu konuda bir makbuz bulunup bulunmadığı sorularak toplanan delillere ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir” gerekçesi ile ilk hüküm bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuştur.

Bozma ilamına uyan mahkeme gerekli araştırmayı yaptığını belirterek davayı yeniden kısmen kabul etmiş, kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, yukarıda belirtilen gerekçe ile mahkeme kararı Özel Daire tarafından ikinci defa bozulmuştur.

Bozma kararına karşı mahkemece “bozma üzerine verilen süre içerisinde davalı vekilinin ibraz ettiği yazı ve 27.10.2012 tarihli celsedeki beyanına göre, dava konusu ifadenin dayanağının Zaman Gazetesi’ndeki 16.10.2010 tarihli yazısı olduğu, makbuzun da Kardak Yayın Ltd. Şti.nin basılan ve Jandarma Genel Komutanlığı’na satılan kitabı ile ilgili bulunduğu, bizzat davalı vekilinin 27.12.2012 tarihli celsedeki beyanlarından anlaşıldığından bozma gereği Ergenekon dosyasından getirtilecek olan belgelerin bizzat davalı vekilinin beyanına göre dosyaya geldiği” gerekçesi ile direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Bilindiği üzere, bir davada, mahkemenin veya yanların yapmış olduğu bir usul işlemi ile yanlardan biri lehine ve diğeri aleyhine doğmuş ve buna uyulması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denilir.

Örneğin, bir yanın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer yan lehine usuli kazanılmış hak doğar. Aynı biçimde mahkemenin Yargıtay bozma ilamına uyması ile bozma kararı lehine olan yan bakımından kazanılmış hak doğar.

09.05.1960 gün ve 1960/1-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı gibi; “Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nda, usuli kazanılmış hakka ilişkin açık bir hüküm yok ise de, Yargıtay’ın bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma amacıyla kabul edilmiş olması yanında, hukuksal anlamda istikrar amacına ulaşmak isteğinin kabul edilmiş bulunması bakımından, usule ait kazanılmış hak kurumu, Usul Yasasının dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Esasen, hukukun kaynağı sadece yasa olmayıp, yargısal içtihatlar dahi hukukun kaynağı olduğundan, söz konusu usuli kazanılmış hak için kanunda açık hüküm bulunmaması, onun kabul edilmemesini gerektirmez.

Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir.

Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur.

Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Daha sonra bu uyma kararından dönemeyeceği gibi, bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, yada gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.09.1982 gün ve 1982/7-1798-785 ile 04.01.1969 gün ve 1969/8-455-6 sayılı ilamları). Aynı biçimde mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra, bu durum lehine olan yan yararına usuli kazanılmış hak doğmuştur. Bu kazanılmış hak yeni bir hükümle ortadan kaldırılamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 15.09.1971 gün ve 1975/8-433-510 ile 04.05.1979 gün ve 1979/7-91-430 sayılı ilamları).

Usuli kazanılmış hak kurumu, usul hukukunun vazgeçilmez, düzen ve istikrarı koruyan temel kurallarından olup kamu düzeni ile ilgilidir.

Somut olayda: dosya içinde yer almasa da bozma ilamı doğrultusunda kitapların temin edildiği duruşma zabıtlarından anlaşılmaktadır. Ne var ki diğer bozma gerekçesi doğrultusunda kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen davanın görüldüğü mahkemeye müzekkere yazılmadığı davalının beyanı doğrultusunda araştırma yapılmamıştır.

Her ne kadar davalı vekili bozma sonrasındaki celsede “müvekkilimizin konuşmasının dayanağı yazılı ve görsel basında yer alan bu ve bunun gibi haberlerdir. Bu haberin bir örneğini ekte sunuyoruz.” demiş ise de, devamında “Ergenekon dosyasından BDDK murakıplarınca hazırlanan raporu ve ekte sunmuş olduğumuz haberde ver alan makbuzun istenmesini talep ediyoruz. Görüleceği üzere müvekkilimizin, davacı hakkındaki söylemleri basında yer alan haberlerden ibarettir. Bu haberlerinde dayanağı Ergenekon dosyası ve bu dosyada ver alan tespit raporları ve makbuzlardır” şeklinde beyanda bulunmuş, temyiz dilekçesinde de aynı gerekçeleri ileri sürmüştür.

Davalının duruşma sırasındaki beyanı ve temyiz gerekçeleri bir arada değerlendirildiğinde, bozma kararına uyulmasına açıkça karar verilmesi ile davalı yararına usule ilişkin kazanılmış hak doğmuştur. Bundan sonra mahkemece, bozma kararı doğrultusunda kamuoyunda Ergenekon ismi ile bilinen ve davacının yargılandığı davayı gören mahkemeye müzekkere yazılarak; davacının, davalının söyleminde geçtiği şekilde bir beyanı olup olmadığı ve dosya arasında bu konuda bir makbuz bulunup bulunmadığı sorularak toplanan delillere ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile önceki kararda direnilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Görüşmeler sırasında azınlıkta kalan üyeler davalının bozma sonrasındaki beyanı dikkate alındığında beyanın kaynağının gazete kupürleri olduğunun belirlenmesi karşısında artık bozma kararındaki hususların araştırılmasına gerek olmadığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiğini savunmuşlar ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

O halde, mahkemece uyulan bozma ilamı doğrultusunda işlem yapmak gerekirken doğan usulü kazınılmış hakka aykırı biçimde verilen karar usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 17.06.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.