Yetkisiz icra dairesi, yetkisiz icra müdürlüğünce konulan hacizlerin akıbeti nedir?

YETKİSİZ İCRA DAİRESİNDE YAPILAN İŞLEMLERİN AKIBETİ NEDİR

Uygulamada icra takibinin usulsüz tebligat ile kesinleştiği ancak daha sonra bu durumun fark edilerek ödeme emrine ve yetkiye itiraz edildiği durumlarla veya ihtiyati haciz kararı alındıktan sonra uygulanan hacizlerin aslında yetkisiz icra dairesince yapıldığı itirazlarıyla karşılaşmak olasıdır.

Yargıtay’ın kararlarına göre yetkisiz icra dairesinde yapılan işlemler mevcut ve geçerli sayılmaz.

Yetkili olan icra dairesince yeninden ödeme emri gönderilmesi gerekir. Yetkisiz icra dairesinde yapılan itiraz geçerli bir itirazın sonuçlarını doğurmaz. Yetkili icra dairesince gönderilen ödeme emrine itiraz edilmesi gerekir.

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2014/24820  K. 2014/31074 T. 22.12.2014

Ancak, yetkisiz icra müdürlüğünde başlatılan takipte borçlunun icra müdürlüğünün yetkisine itirazı yanında borca da itiraz etmesi halinde öncelikle çözümlenmesi gereken yetki itirazı olup, yetki itirazının kabulü ile takip dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi halinde, yetkili icra müdürlüğünde tebligat yapılması zorunludur ve borçlunun yeni tebligatı aldığı tarihten itibaren yasal sürede yetkili icra müdürlüğünde de itirazda bulunması gerekir. Daha önce yetkisiz icra müdürlüğünde yapmış olduğu borca itirazı geçerliliğini korumaz.

Yetki itirazı vekil tarafından yapılmış ise yetkili müdürlükte yeni ödeme emri vekile tebliğ edilmelidir.

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2017/2585 K. 2017/6156 T. 19.4.2017

vekil, borçlu adına icra dairesinin yetkisine itiraz ettikten sonra  yetkili icra müdürlüğünce düzenlenen ödeme emrinin itiraz eden vekile tebliği gerekir (7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri )…” vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Zamanaşımı hesaplarınken ilk takip tarihi esas alınır.

Yetkisiz icra dairesinde borçluyu bağlayan tek işlem kabul kapsamında kalan işlemlerdir.

Yetkisizi icra dairesince konulan hacizlerin akıbeti nedir?

Yetki itirazı akabinde icra takibinin durdurulmasına karar verilmezse hacizler devam edecek, yetkili icra dairesine gönderilmesi talep edildiğinde hacizler geçerliliğini koruyacaktır. Ancak Yargıtay’ın bu konuda çelişkili kararları bulunmakla güncel kararlarında yetkisiz icra müdürlüğünde yapılan işlemlerin geçersiz olduğu şeklinde görüşler mevcuttur.

YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ E. 2008/5615 K. 2008/8751 T. 25.4.2008

ÖZET : Yetki itirazından sonra takip durdurulmadığı için yetkisiz icra dairesinde itirazın incelenmesi aşamasında konulan hacizler, yeni takip önceki takibin devamı sayıldığından bu takiptede geçerliliğini korur. İcra mahkemesince yetkisiz İcra Müdürlüğünce konulan hacizlerin kaldırılması yönündeki borçlu isteminin bu gerekçelerle reddine karar verilmesi gerekir.

Yargıtay 12 Hukuk Dairesinin 2008 ve 2012 tarihli birbiriyle çelişen içtihatları bulunmaktadır. 12 HD öncelikle yetkisizlik de olsa icra dairince konulan hacizlerin geçersiz olduğuna hükmetmiş, daha sonraki kararlarında ise yetkisiz icra müdürlüğünce konulan hacizlerin kaldırılması gerektiği yönünde görüş belirtmiştir.

İhtiyati haciz ne zaman kesin hacze dönüşür ?

Kambiyo senetlerinde 10 günlük ödeme süresinin geçmesi ile  ihtiyati haciz kesin hacze dönüşür. İcra mahkemesine itiraz yapılmış ise takibin durdurulması kararı verilmemişse takip devam edeceğinden yine 10 günlük ödeme süresi sonunda ihtiyati haciz icrai hacze dönüşür. Takibin durmasına karar verilir ise hüküm açıklanana kadar ihtiyati haciz devam edecektir.

İhtiyati haciz kararının icrasında yetkili icra müdürlüğü sorunu

İİK 261. Maddesince ‘Alacaklı, ihtiyati haciz kararının verildiği tarihten itibaren on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden kararın infazını istemeye mecburdur. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar’ düzenlemesi mevcuttur.

Yetkisiz mahkemeden alınan ihtiyati haciz kararı, o yer icra müdürlüğünü yetkili kılmayacaktır. Yargıtay 12.HD bu kapsamda görüş değiştirmiş olup aynı yönde 2016 tarihli HGK kararı mevcuttur.

Yetkisiz dahi olsa İİK 261 e göre esasa geçilip takip kesinleşirse, ihtiyati haciz kendiliğinden kesin hacze dönecektir.

İİK 264/son ‘Borçlu müddeti içinde ödeme emrine itiraz etmez veya itirazı icra mahkemesince kesin olarak kaldırılır veya mahkemece iptal edilirse, ihtiyati haciz kendiliğinden icrai hacze inkılabeder.

İhtiyati haciz kararı yetkisizlik kararından etkilenir mi?

Yetkisizlik kararının ihtiyati haczi etkilemeyeceği yönünde Yargıtay 12.HD kararı mevcuttur.

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 12580 Karar: 2018 / 8913 Karar Tarihi: 01.10.2018

ÖZET: Bu nedenle ihtiyati haciz kararı, icra takip işlemi olmayıp, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce ya da sonra uygulanan ve HMK.’nun 389. ve izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri bir işlemdir. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararına istinaden ihtiyati haciz uygulanması, genel anlamda bir takip işlemi olmayıp, niteliği itibariyle tedbir vasfında bulunduğundan, mahkemece icra dairesinin yetkisizliğine karar verilmiş olması ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını gerektirmez.           

Yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra dosyası yetkili icra müdürlüğüne gönderilemez.

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 709 Karar: 2018 / 1497 Karar Tarihi: 19.02.2018

ÖZET: HMK’nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden, takip dosyası, yetkisizliğine karar verilen icra müdürlüğünce, mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemez. Aksi takdirde, takip dosyasının gönderildiği yetkili icra dairesinde yürütülen takip mükerrer olarak kabul edilir. O halde, mahkemece, borçluların, bu yöndeki istemlerinin kabulü ile yetkili …İcra Müdürlüğünce yapılan takip işlemlerinin iptaline karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.     

EMSAL KARARLAR

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 12580 Karar: 2018 / 8913 Karar Tarihi: 01.10.2018

ÖZET: Bu nedenle ihtiyati haciz kararı, icra takip işlemi olmayıp, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce ya da sonra uygulanan ve HMK.’nun 389. ve izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri bir işlemdir. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararına istinaden ihtiyati haciz uygulanması, genel anlamda bir takip işlemi olmayıp, niteliği itibariyle tedbir vasfında bulunduğundan, mahkemece icra dairesinin yetkisizliğine karar verilmiş olması ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını gerektirmez.           

(2004 S. K. m. 257, 264) (6100 S. K. m. 389)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Borçlu, ihtiyati haciz kararına dayalı olarak taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesapları üzerine ihtiyati haciz konulduğunu, ancak süresinde yetkiye itiraz etmesi üzerine verilen “yetki itirazının kabulü ile … İcra Müdürlüklerinin yetkisiz olduğuna” dair mahkeme kararına dayalı olarak yetkisiz icra müdürlüğünden ihtiyati hacizlerin kaldırılması talebinde bulunduğunu, ancak talebinin reddedildiğini ileri sürerek, icra müdürlüğünün ret kararının kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece; … 2. İcra Dairesinin yetkisizliğine karar verilmiş olmakla, yetkisiz icra müdürlüğünce konulan hacizlerin kaldırılmasına yönelik şikayetin kabulüne karar verildiği görülmektedir.

İhtiyati haciz, İİK’nun 257. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş alacaklar ile muayyen ikametgahı bulunmayan ya da mal kaçıran borçlularla ilgili olarak vadesi gelmemiş alacakları temin bakımından, borçlunun malları ve hakları üzerine konulan tedbir niteliğinde bir işlemdir. Diğer taraftan, İİK’nun 264. maddesi hükmünden de anlaşılacağı üzere, ihtiyati haciz ile icra takibi ayrı ayrı düzenlemeler olup, ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur. Bu nedenle ihtiyati haciz kararı, icra takip işlemi olmayıp, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce ya da sonra uygulanan ve HMK.’nun 389. ve izleyen maddelerinde düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri bir işlemdir. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararına istinaden ihtiyati haciz uygulanması, genel anlamda bir takip işlemi olmayıp, niteliği itibariyle tedbir vasfında bulunduğundan, mahkemece icra dairesinin yetkisizliğine karar verilmiş olması ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını gerektirmez.

O halde, mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.10.2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 709 Karar: 2018 / 1497 Karar Tarihi: 19.02.2018

ÖZET: HMK’nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden, takip dosyası, yetkisizliğine karar verilen icra müdürlüğünce, mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemez. Aksi takdirde, takip dosyasının gönderildiği yetkili icra dairesinde yürütülen takip mükerrer olarak kabul edilir. O halde, mahkemece, borçluların, bu yöndeki istemlerinin kabulü ile yetkili …İcra Müdürlüğünce yapılan takip işlemlerinin iptaline karar verilmesi gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.     

(6100 S. K. m. 20) (2004 S. K. m. 366) (1086 S. K. m. 428)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Karar: HMK’nun 20. maddesi gereğince görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir.

Somut olayda, borçluların, haklarında yapılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte, yetkiye itiraz etmeleri üzerine, … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 03.02.2015 tarih ve 2015/10 E. – 10 K. sayılı kararı ile yetki itirazları kabul edilerek …İcra Daireleri’nin yetkili olduğundan bahisle … İcra Daireleri’nin yetkisizliğine karar verildiği, karar henüz kesinleşmeden alacaklının, dosyanın yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi talebi üzerine, … İcra Müdürlüğü’nce dosyanın 10.02.2015 tarihinde …İcra Müdürlüğü’ne gönderildiği görülmektedir.

Yukarıda açıklanan ilkelere göre, HMK’nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden, takip dosyası, yetkisizliğine karar verilen icra müdürlüğünce, mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemez. Aksi takdirde, takip dosyasının gönderildiği yetkili icra dairesinde yürütülen takip mükerrer olarak kabul edilir.

O halde, mahkemece, borçluların, bu yöndeki istemlerinin kabulü ile yetkili …İcra Müdürlüğünce yapılan takip işlemlerinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçluların temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçluların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/02/2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2014/24820

K. 2014/31074

T. 22.12.2014

2004/m.62,66,68

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Sair temyiz itirazları yerinde değilse de;

Alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yolu ile yapılan takipte, borçlu icra mahkemesine başvurusunda; yetkisiz icra dairesinde yapılan takipte sair itirazları ile birlikte yetkiye itiraz ettiğini bunun üzerine takibin durduğunu, alacaklı vekilinin itirazdan 1 yıl 2 ay sonra gönderme talebinde bulunduğunu ve gönderme talebinde bulunulan yetkili icra dairesinde yapılan işlemlerin yasaya aykırı olduğunu belirterek hacizlerin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece yazılı şekilde şikayetin kabulüne ve hacizlerin kaldırılmasına karar vermiş, hükmü alacaklı vekili temyiz etmişti.

Genel haciz yoluyla takipte, İİK’nun 62. maddesine göre yapılan itiraz ile İİK’nun 66. maddesi gereğince takip durur. Alacaklı, takibin devamı için, İİK’nun 68. maddesi kapsamında itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilamsız takip yapılamaz. İtirazın kaldırılması için öngörülen altı aylık süre yasadan kaynaklanan hak düşürücü süre olup, mahkemece res’en gözetilmesi gerekir.

Somut olayada Finike İcra Müdürlüğü’nün 2007/1283 sayılı takip dosyası ile borçlu hakkında takibe başlandığı, ödeme emrinin tebliği üzerine yasal süresi içinde borçlunun yetki itirazı ile birlikte borca itiraz ettiği, bu itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği ve alacaklının yetki tirazını kabul ederek gönderme talebinde bulunduğu ve dosyasının yetkili Alanya İcra Müdürlüğü’ne gönderildiği ve Alanya 3. İcra Müdürlüğü’nün 2009/1855 sayılı takip dosyası ile borçlu hakkında takibe devam edildiği borçluya Örnek 7 ödeme emrinin 11.03.2009 tarihinde tebliğ edilidiği borçlunun Alanya İcra Müdürlüğü’nde devam edilen takibe yasal süresi içinde itiraz etmediği ve takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Alacaklı vekilinin talebi üzerine takip dosyasının gönderildiği Alanya İcra Müdürlüğü’ndeki takip yeni bir takip olmayıp, yetkisiz Finike İcra Müdürlüğü’nde başlatılan takibin devamıdır ve kural olarak yetkisiz icra müdürlüğünde yapılan işlemler geçerlidir. Ancak, yetkisiz icra müdürlüğünde başlatılan takipte borçlunun icra müdürlüğünün yetkisine itirazı yanında borca da itiraz etmesi halinde öncelikle çözümlenmesi gereken yetki itirazı olup, yetki itirazının kabulü ile takip dosyasının yetkili icra müdürlüğüne gönderilmesi halinde, yetkili icra müdürlüğünde tebligat yapılması zorunludur ve borçlunun yeni tebligatı aldığı tarihten itibaren yasal sürede yetkili icra müdürlüğünde de itirazda bulunması gerekir. Daha önce yetkisiz icra müdürlüğünde yapmış olduğu borca itirazı geçerliliğini korumaz.

Diğer yandan, yukarıda açıklandığı üzere İİK’nun 68. maddesinde, itirazın kaldırılması istemi ile icra mahkemesine başvuru için öngörülen altı aylık süre, öğrenme tarihinden değil borçlunun itirazının, alacaklıya tebliğinden itibaren işlemeye başlar. İcra dosyasında borçlunun itirazının alacaklı vekiline tebliğ edildiğine dair bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu durumda, alacaklının gönderme talebinin yasal süresinde olduğunun kabulü gerekir.

O halde mahkemece, yetkili Alanya İcra Müdürlüğü’nde yapılan takibe borçlu tarafından yasal süresi içinde itirazın yapılmadığı kabul edilerek borçlunun şikayete yönelik istemin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/2585

K. 2017/6156

T. 19.4.2017

 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının bozulmasını mutazammın 28/12/2016 tarih, 2016/8172 Esas – 2016/26235 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Alacaklı tarafından … 8. İcra Müdürlüğü’nün 2014/7077 Esas sayılı dosyasında genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlu vekilinin süresinde yetki itirazı üzerine dosyanın yetkili … 22. İcra Müdürlüğü’ne gönderildiği ve yetkili icra müdürlüğünce düzenlenen örnek 7 ödeme emrinin borçlu asile tebliğ edildiği, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda yetkili icra dairesince gönderilen ödeme emrinin, vekil yerine asile tebliğ edildiğini ileri sürerek ödeme emri tebligatının iptalini, tebliğ tarihinin 03.02.2015 olarak düzeltilmesini ve yetkili icra dairesine yapılan itiraz gereğince takibin durdurulmasını talep ettiği, mahkemece; yetkisiz icra dairesine süresinde yapılmış itiraz sebebiyle takibin durdurulduğunun kabulü gerekeceği ve vekil yerine asile tebliğin usulsüz olduğu gerekçeleriyle şikayetin kabulüyle süresinde yapılan itiraz sebebiyle takibin durdurulduğunun tespitine karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyizi üzerine Dairemizce; mahkemenin takibin durdurulmasına dair kararının yerinde olmadığı ve usulsüz tebligat şikayetinin de, ödeme emrine muttali olunduğu bildirilen tarihe göre sürede yapılmadığından süreden reddi gerektiğinden bahisle kararın bozulduğu anlaşılmaktadır.

7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunludur.

Borçlunun, vekili aracılığıyla … 8. İcra Müdürlüğü 2014/7077 Esas sayılı dosyasından gönderilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yetkiye ve borca itiraz ettiği, vekaletnamenin de takip dosyası içinde bulunduğu görülmektedir. Bu durumda, yukarda açıklanan maddeler gereğince, yetkili icra müdürlüğünce düzenlenen ödeme emrinin itiraz eden vekile tebliği gerekir. Emredici nitelikteki bu düzenlemelerden kaynaklanan yasal zorunluluğa aykırı olarak, vekili varken asile gönderilen ödeme emri tebligatı yok hükmündedir. Kural olarak tebligat usulsüzlüğü şikayetinin, İİK’nun 16/1. maddesi uyarınca ıttıla tarihinden itibaren 7 gün içerisinde ileri sürülmesi gerekmekte ise de, vekil yerine asile tebligat yapılması, kanunun emredici hükümlerine aykırı olduğundan süresiz olarak şikayet konusu yapılabilir.

Somut olayda, borçlu vekili icra mahkemesine başvurusunda, ödeme emrinin vekil yerine borçlu asile tebliğ edilmesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek ödeme emri tebligatının iptalini, tebliğ tarihinin 03.02.2015 tarihi olarak düzeltilmesini ve bu kapsamda 04.02.2015 tarihinde icra müdürlüğüne yapılan itiraz gereğince takibin durdurulmasını istemiştir.

Tebligat Kanunu’nun 11. ve Tebligat Yönetmeliği’nin 18. maddeleri gereğince vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunlu olduğundan, ödeme emrinin tebliğine dair vekile çıkarılmış ve usule aykırı bir tebligat da bulunmadığına göre, olayda usulsüz tebliğ ile ilgili Tebligat Kanunu’nun 32. maddesinin uygulama yeri yoktur. Bu durumda asile yapılan tebligat yok hükmünde olup iptali gerekmektedir.

O halde mahkemece, şikayete konu ödeme emri tebligatının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup kararın bu gerekçeyle bozulması gerekirken, Dairemizce, usulsüz tebligat şikayetinin süresinde olmadığından bahisle bozulduğu anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

Öte yandan yetkisiz icra müdürlüğüne yapılan itiraz, yetki itirazının kabulüyle takip dosyasının yetkili yere gönderilmesi halinde hükümsüz kalır ve yasal sonuç doğurmaz. Bu sebeple mahkemenin bu yöne dair kabulü de yerinde bulunmamıştır.

SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme itirazlarının kabulüyle Dairemizin 28.12.2016 tarih, 2016/8172 Esas – 2016/26235 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 19/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bono takiplerinde yetkili mahkeme

KAYNAK SİNERJİ

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 17254 Karar: 2017 / 9256 Karar Tarihi: 13.06.2017

ÖZET: Alacaklının icra takibini başlattığı İcra Dairesi, bononun tanzim yeri, ödeme yeri ya da borçluların yerleşim yeri olmadığına göre yetkisizdir. O halde; mahkemece, yetkiye itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.      

(2004 S. K. m. 50) (6102 S. K. m. 777) (6100 S. K. m. 6, 10, 17, 447)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile başlatılan takipte, borçlunun yasal süresi içinde icra mahkemesine başvurusunda; sair itirazları yanında ikametgahının … olduğunu bu nedenle … İcra Müdürlüğü’nün yetkili olduğunu ileri sürerek takibi yapan … İcra Müdürlüğünün yetkisine itiraz ettiği, mahkemece, takip konusu bonoda … İcra Dairelerinin yetkili kılındığı ve borçlunun ad ve soyadının yanında gösterilen adresin … olduğu gerekçesi ile yetki itirazının reddine karar verildiği görülmektedir.  

İİK’nun 50. ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken HMK’nun 6. maddesi, “Genel yetkili mahkeme, dava açıldığı tarihte davalı gerçek ve tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir” hükmünü içermektedir.

İİK’nun 50/1. maddesine göre, para ve teminat borçlarına ilişkin icra takiplerinde yetkili icra dairesi, HMK’nun 447/2. maddesi atfıyla aynı Kanun’un yetkiye dair hükümleri kıyas yoluyla uygulanmak suretiyle belirlenir. Ayrıca, takip dayanağı akdin yapıldığı yer icra dairesi de yetkilidir.

Buna göre, bonoya dayalı takip, genel yetkili yer olan borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesinde (HMK. 6. md.), bonoda öngörülen ödeme yerinde (6102 sayılı TTK’nun 777/3. maddesine göre ödeme yeri gösterilmeyen bonoda, ödeme yeri olarak tanzim yeri kabul edilir) (HMK. 10. md.) ve ayrıca İİK’nun 50/1. maddesi uyarınca bononun tanzim edildiği yerdeki icra dairesinde yapılabilir.  

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde ise; “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir.  

Somut olayda; takip dayanağı bonoda keşideci ve lehtar gerçek kişi olup dosyada tacir olduklarına ilişkin belge bulunmadığına göre … İcra Dairelerinin yetkili kılındığına dair yetki kaydı geçersizdir. Ayrıca bono üzerinde tanzim yeri bulunmadığı, tanzim eden ad ve soyadının yanında gösterilen adresin … olduğu, borçlunun bonoda bildirilen … adresine çıkartılan örnek 10 ödeme emrinin bila tebliğ iade edilmesi üzerine yeniden çıkartılan ödeme emrinin 12.01.2016 tarihinde … adresine tebliğ edildiği ve 5 günlük yasal süresi içinde icra mahkemesine başvurduğu görülmüştür.

Bu durumda alacaklının icra takibini başlattığı … İcra Dairesi, bononun tanzim yeri, ödeme yeri ya da borçluların yerleşim yeri olmadığına göre yetkisizdir.

O halde; mahkemece, yetkiye itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.06.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

89/1 haksız itiraza karşı dava açılabilir mi? Birinci haciz ihbarnamesine itiraz üzerine yapılacaklar ?

89/1 İHBARNAMESİNE HAKSIZ İTİRAZA KARŞI HANGİ DAVA AÇILIR?

Uygulamada borçlunun alacaklı olduğu kişilere 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmektedir. Bu ihbarname içerisinde,

borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını, bildirir.

Borçluya

; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise

7 günlük itiraz imkanı tanınmıştır.

Borçlular haksız olarak gönderilen ihbarnameye itiraz eder ve yine de gidip dosya borçlusuna ödeme yaparsa alacaklıya dava açma imkanı tanınmıştır. Açılan bu davada hem tazminat hem de cezai yaptırım istenebilir.

İİK 89/4 ‘E GÖRE AÇILACAK DAVA

Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahküm edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.

YETKİLİ MAHKEME

İcra takibinin yapıldığı yer mahkemesidir.

GÖREVLİ MAHKEME

İcra mahkemesi görevli olmakla birlikte cezaya da hükmedilmesi açısından mahkeme icra ceza mahkemesi sıfatını taşıyacaktır. “…İcra hakimi, davanın niteliğine göre hem hukuk ve hem de ceza hakimi sıfatına haiz bulunmakta olup, mahkeme sıfatının tayininde öncelikle cezalandırma isteğinin gözönünde tutulması gerektiği…İİK’nın 89/4 ve 338/1 maddeleri uyarınca hem tazminat, hem de cezalandırma istemiyle açılan davada hukuk mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devam edilip,…talep edilen tazminat hakkında…bir karar verilmemesi isabetsizdir..”16.HD 6.7.2009, 3406/4958; 12.1.2009, 8335/66.

Mahkeme cezalandırılma talebi açısından İİK 349 – 352 maddelerinde belirtilen usullerce inceleme yaparken, tazminat talebini genel hükümler uyarınca hukuk mahkemesi sıfatıyla yargılama yaparak karara bağlar.

Mahkemeden yalnızca 3.kişinin cezalandırılmasının veya yalnızca tazminata mahkum edilmesinin istenebileceğini kabul eden görüşler mevcuttur.

ZAMANAŞIMI

Şikayet hakkı İİK 347.maddesince fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer.

Haksız itirazın yapıldığı tarihten itibaren 3 aylık sürenin geçmemiş olması önemlidir. Ancak 3 aylık sürenin geçmesi sadece cezai yaptırımın düşmesine neden olur. Tazminat olarak devam eden talebi etkilemeyecektir.

YAPTIRIM

Öngörülen ceza İİK 338 .maddesince ‘Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ olarak belirlenmiştir.

İSPAT YÜKÜ KİMİN ÜZERİNDEDİR.

İspat yükü, itirazın haksız olduğunu ileri süren alacaklı davacının üzerindedir. Üçüncü kişi itirazın haklı olduğunu ispatlamak zorunda değildir.

‘…üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu davacı takip alacaklısı ispat etmelidir. Üçüncü kişinin beyanının (itirazının) aksi, İİK.’nun 68. Maddesinde sayılan belgelere bağlı olmaksızın her türlü delille ispat edilebilir…”12.HD 6.12.2012, 19013/36711’

Kanunda yargılamanın genel hükümlere göre yapılacağı açıkça anlatılması karşısında açılacak davanın itirazın kaldırılması kapsamında sınırlı bir inceleme yapılmadan tanık, keşif, yemin, bilirkişi incelemesi gibi tüm araçların kullanılarak yapılması gerekeceği görüşündeyiz.

ÖZET: Şikayetçi bankanın … madde uyarınca gönderilen birinci haciz ihbarnamesine karşı, takip borçlusunun kendisinden olan alacağı üzerinde rehin hakkı bulunduğuna dair beyanı, haciz ihbarına yapılan itiraz niteliğinde olmakla, İİK.nun .. maddesinde öngörüldüğü üzere genel hükümlere göre yargılama yapılarak tarafların göstermiş oldukları deliller toplanıp, 3. kişinin ve borçlunun defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, …. haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinde, borçlunun 3. kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir. T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 15745 Karar: 2019 / 1572 Karar Tarihi: 07.02.2019 KAYNAK SİNERJİ

89/1 itirazına karşı açılacak dava kanunda açıkça düzenlenmiş olduğundan itirazın iptali ve itirazın kaldırılması şeklinde açılamaz. “…İİK’nun 89. maddesinde üçüncü kişiler aleyhine itirazın iptali davası açılacağına dair bir hüküm bulunmadığından alacaklı, üçüncü kişinin 89/1 ihbarına yaptığı itirazın iptalini icra mahkemesinden isteyemez…” Yargıtay 12 HD30.11.2010, 16005/28045

Bazı hallerde genel mahkemelerde dava açılabilir. Alacaklı, 89/1 haksız itirazı nedeniyle zarara uğrar, 3.kişi ödemelerinin borçluya haricen ifa eder ve alacaklıyı zarara sokarsa, alacaklı haksız fiil hükümlerine göre genel mahkemelerde tazminat davası açabilecektir. ‘Alacaklı tarafından istenebilecek tazminat, haciz ihbarnamesi ile üçüncü kişiden istenebilecek miktar kadar olacaktır. ‘Bkz., ayrıca, Yargıtay 12.HD 23.03.2010, 7162/1577; 12.HD 28.11.2006, 19147/22468

Mahkemece hükmedilecek tazminatın miktarı nasıl belirlenir?

Tazminatın miktarı 3.kişinin borçluya olan borcun miktarı ve kendisine gönderilen 89/1 ihbarnamesinde yazan miktar ile sınırlıdır. 

Alacaklı haksız itiraz nedeniyle mahrum kaldığı faizi de isteyebilir.

Üçüncü kişi, borçluya ileri sürebileceği tüm itiraz ve defileri alacaklı davaya karşı da ileri sürebilir. Borcun bir sebeple son bulduğu, takas edildiği gibi itirazları ileri sürebilir.

İcra mahkemesi, 89/1 gönderildiği tarihteki doğmuş borçları araştırır. Doğacak ve doğması muhtemel alacaklar hakkında araştırma yapılmayacaktır.

Mahkeme tazminat incelemesi yaparken HMK 199 – 293 maddeleri uyarınca bir inceleme yapacaktır. Davacı iddiasını her tür delil ile ispatlayabilir. Ticari defter ve kayıtlar incelenebilir, bilirkişi incelemesi yapılabilir, keşif yapılabilir, tanık dinlenebilir.

İİK 89/4 ‘ e göre açılacak davada icra inkar tazminatına hükmedilmez.

Dava sonunda avukatlık ücreti nispi olarak hesaplanacaktır.

ÖZET: Alacaklı tarafından açılan ve icra mahkemesince genel hükümler uyarınca incelenen tazminat davası reddedildiğine ve 3. kişi de kendisini vekil ile temsil ettirdiğine göre, mahkemece, avukatlık ücret tarifesi uyarınca, nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir. Bu durumda, …… Adliye Mahkemesince, şikayetçinin istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerekirken, istinaf dilekçesinin reddi şeklinde verilen …… Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 8683 Karar: 2018 / 8762 Karar Tarihi: 27.09.2018

89/4 uyarınca açılacak dava NİSPİ harca tabidir.  Dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı, dava değeri gösterilmeli ve harcı hesaplanıp yatırılmalıdır.

ÖZET: ‘Dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı ve dava değeri gösterilmediği gibi, peşin harcın da yatırılmadığı anlaşılmaktadır. O halde; mahkemece, alacaklının şikayet dilekçesinde belirttiği talebi ile bağlı kalınarak, öncelikle davacı alacaklıdan talep ettiği tazminat miktarının açıklattırılıp eksik peşin harç tamamlattırıldıktan sonra, genel hükümler çerçevesinde yargılamanın yapılması gerekirken, bu hususlar gözardı edilip eksik inceleme ile ve taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talep dışına çıkılarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.’ T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 5734 Karar: 2018 / 7079 Karar Tarihi: 02.07.2018

ÖZET: Mahkemece öncelikle davacıya başvurma harcı ile dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlattırılması ve anılan eksiklikler giderildikten sonra genel hükümlere göre yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken; yöntemine harç ikmali sağlanmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 4886 Karar: 2018 / 6723 Karar Tarihi: 26.06.2018

ÖZET: Şikayet dilekçesinde İİK’nın 89/4. maddesine uygun bir tazminat talebi olmadığı gibi, istenen tazminat miktarı da belirtilmediğinden, şikayetçi vekili tarafından İİK’nın 89/4. maddesine uygun olarak açılmış bir tazminat davasının bulunmadığının kabulü ile mahkemece tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tazminatın kabulüne karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiştir.                T.C YARGITAY 19.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 30491 Karar: 2018 / 2024 Karar Tarihi: 27.02.2018

89/4 uyarınca belirsiz alacak davası açılamaz.

ÖZET: Salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Buna göre; İİK.’nun .. maddesine dayalı tazminat alacakları gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri tereddütsüzdür. O halde mahkemece, İİK.’nun .. maddesine dayalı tazminat alacağının belirsiz alaak davasına konu edilemeyeceği nazara alınarak, davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı yokluğundan usulden) reddi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek yerinde olmayan gerekçe ile karar verilmesi isabetsizdir. T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 1974 Karar: 2018 / 6207 Karar Tarihi: 18.06.2018

89/1 gönderilen 3.kişinin de defterlerinin incelenmesi gerekmektedir.

ÖZET: Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacı ile dava dışı …Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. şirketi arasındaki temel ilişki hususunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak davacının dava dışı…Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. Şti.’ne borcu bulunup bulunmadığı, borcu yoksa İİK’nin ilgili maddesi gereğince bu kere davalının kötü niyetli olup olmadığı hususunda Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibaretken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır. T.C YARGITAY 19.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 2718 Karar: 2019 / 1113 Karar Tarihi: 21.02.2019  KAYNAK SİNERJİ

O halde mahkemece temyiz eden davalı üçüncü kişinin ticari işletmesine ait olan defter ve belgelerin temini ile borçlunun ticari defterleri ile birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle, 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihte borçlunun davalı üçüncü kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı ve miktarı belirlenerek, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu doğrultusunda eksik araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.’ T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 705 Karar: 2018 / 13046 Karar Tarihi: 06.12.2018

EMSAL KARARLAR

T.C YARGITAY 19.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 2718 Karar: 2019 / 1113 Karar Tarihi: 21.02.2019

ÖZET: Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacı ile dava dışı …Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. şirketi arasındaki temel ilişki hususunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak davacının dava dışı…Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. Şti.’ne borcu bulunup bulunmadığı, borcu yoksa İİK’nin ilgili maddesi gereğince bu kere davalının kötü niyetli olup olmadığı hususunda Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibaretken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır.               

(2004 S. K. m. 89)

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Davacı vekili, davalı …’ın dava dışı… Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. Şti aleyhine başlatılan icra takiplerinde müvekkili şirkete 89/1, 89/2, 89/3 haciz ihbarnameleri gönderilip, usulüne uygun tebliğ edilmemeleri sonucu müvekkili şirketin icra takiplerinden ve haciz ihbarnamelerinden haberdar olamadığından itiraz edemediğini ve müvekkili şirketin banka hesabında bulunan 95.871,44 TL’nin haczedilip, icra dosyasına celb edilerek tahsil edildiğini ve müvekkili şirkete ait birden çok araç üzerine haciz konulduğunu, İcra Hukuk Mahkemesince haciz ihbarnamelerinin iptaline karar verilip, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin davalı hakkında ilamsız icra takibine giriştiğini ancak davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında açılmış olan davada hak düşürücü süre, kesin hüküm, husumet ve faize ilişkin itirazları olduğunu, davacı tarafından takip borçlusuna ve/veya alacaklıya İİK’nun 89/5 maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre istirdat davası açılması gerekirken yasal tüm süreler geçtikten sona ilamsız takip yapılarak sadece müvekkili aleyhine dava açıldığını, müvekkilinin davacıya karşı hiçbir haksız ve kötüniyetli eylem ve işlemi bulunmadığını savunarak davanın reddi ile lehlerine tazminata hükmolunmasını istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre; … 9. İcra Müdürlüğü’nün 2007/12584 – 12583 ve 12582 sayılı icra dosyalarında alacaklı … tarafından dava dışı borçlu … şirketi aleyhine başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde davacı şirkete 89/1, 89/2 ve 89/3 haciz ihbarnameleri gönderildiği, davacı şirketin banka hesabında bulunan 95.871,44 TL’nin haczedilerek, tahsil edildiği ve şirketin birden çok aracı üzerine haciz konulduğu, davacı şirketin haciz ihbarnamelerine ilişkin yapılan tebligatların usulsüz olduğundan iptali için şikayet yoluna gittiği ve icra mahkemesince şikayet kabul edilip, 1. haciz ihbarnamesinin davacıya tebliğ tarihinin 25.12.2007 olarak düzeltilmesine karar verildiği, böylelikle sözkonusu haciz ihbarnamesinin iptali ile işlem geri alınarak, haczedilmiş olan paranın iadesinin gerektiği, üçüncü şahsın takip alacaklısına İcra İflas Kanunu’nun 89/5 maddesi uyarınca açacağı iade davasında Borçlar Kanunu’nun haksız fiile ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, İİK’nun 89. maddesi gereğince zimmetinde sayılan borcu ödemek zorunda kalmış olan üçüncü kişinin, bu paranın tahsili için alacaklıya karşı ilamsız icra takibi yapamayacağı, ancak mahkemede dava açabileceği, buna göre davacının davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatmasının yerinde olmadığı, davalı tarafın tazminat isteminin koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 24.04.2014 tarih ve 2014/3605 Es-2014/7918 Kar. Sayılı ilamı ile “İtirazın iptali davası da, itiraz üzerine duran icra takibine konu alacağın tahsili için takibin devamını amaçlayan bir eda davasıdır. O halde mahkemece İİK’nun 89/5 maddesinde öngörülen dava kapsamına itirazın iptali davalarının da girdiğinin kabulü gerektiğinden işin esasına girilerek iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanıp, hep birlikte değerlendirildikten sonra uygun sonuç dairesinde bir karar vermek gerekirken, belirtilen yasa hükmünün yorumunda yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davacı ile dava dışı …Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. şirketi arasındaki temel ilişki hususunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak davacının dava dışı…Turizm Tem. İnş. Taş. Tic. Ltd. Şti.’ne borcu bulunup bulunmadığı, borcu yoksa İİK’nin 89/5 maddesi gereğince bu kere davalının kötüniyetli olup olmadığı hususunda Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar vermekten ibaretken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı karar verilmesi doğru olmamıştır.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 21/02/2019 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 15745 Karar: 2019 / 1572 Karar Tarihi: 07.02.2019

ÖZET: Şikayetçi bankanın … madde uyarınca gönderilen birinci haciz ihbarnamesine karşı, takip borçlusunun kendisinden olan alacağı üzerinde rehin hakkı bulunduğuna dair beyanı, haciz ihbarına yapılan itiraz niteliğinde olmakla, İİK.nun .. maddesinde öngörüldüğü üzere genel hükümlere göre yargılama yapılarak tarafların göstermiş oldukları deliller toplanıp, 3. kişinin ve borçlunun defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, …. haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinde, borçlunun 3. kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

(2004 S. K. m. 68, 89, 338) (YHGK. 28.3.2012 T. 2011/12-849 E. 2012/242 K.)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Alacaklı tarafından, üçüncü kişi konumunda bulunan bankanın, İİK’nun 89/1. maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine karşı süresinde yapmış olduğu itirazın gerçeğe aykırı olduğu ileri sürülerek İİK’nun 89/4. maddesi gereğince tazminat talep edildiği, mahkemece, istemin reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK’nun 89/4. maddesinde; “Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder” düzenlemesi yer almaktadır. Kanun hükmünde yer alan tazminatın konusu, haciz ihbarnamesine karşı üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması sebebiyle takip alacaklısının uğradığı zarardır. Bu davada üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu davacı takip alacaklısı ispat etmelidir. Üçüncü kişinin beyanının aksi, İİK’nun 68. maddesinde sayılan belgelere bağlı olmaksızın her türlü delille ispat edilebilir. Anılan maddenin açık hükmü gereğince; icra mahkemesince, genel hükümlere göre yargılama yapılarak sonuca gidilmelidir.

İİK’nun 89/4. maddesine dayalı olarak açılan tazminat davasında, tarafların göstereceği deliller, ticari defterler ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, ihbarnamenin tebliğ tarihi itibariyle, borçlunun, üçüncü kişiden istenebilir hale gelmiş, kesin nitelikte bir alacağının mevcut olup olmadığı genel hükümler çerçevesinde belirlenir. Diğer bir ifade ile anılan maddeye göre tazminata hükmedilebilmesi için, haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye tebliğ tarihi itibariyle borçlunun üçüncü kişi nezdinde kesinleşmiş, muaccel bir alacağının bulunması zorunludur.

İİK’nun 89. maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine karşı üçüncü kişi bankanın, borçluya ait mevduat hesabı üzerinde rehin hakkının olduğunu ileri sürmesi, itiraz niteliğinde olup, alacaklı İİK’nun 89/4. maddesi uyarınca üçüncü kişinin cevabının aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü kişinin İİK’nin 338/1. maddesi hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir (HGK’nin 28.3.2012 tarihli ve 2011/12-849-242 sayılı kararı).

Somut olayda, davalı bankaya 89/1 haciz ihbarnamesi gönderildiği, banka tarafından yasal süresi içerisinde ayrıntılı olarak verilen cevapta, şube nezdinde bulunan, borçluya ait bir kısım hesaplar üzerine kendilerinin rehin, hapis ve takas mahsup haklarından sonra gelmek kaydı ile haciz şerhinin işlendiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, şikayetçi bankanın 89. madde uyarınca gönderilen birinci haciz ihbarnamesine karşı, takip borçlusunun kendisinden olan alacağı üzerinde rehin hakkı bulunduğuna dair beyanı, haciz ihbarına yapılan itiraz niteliğinde olmakla, İİK.nun 89/4. maddesinde öngörüldüğü üzere genel hükümlere göre yargılama yapılarak tarafların göstermiş oldukları deliller toplanıp, 3. kişinin ve borçlunun defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, 89/1. haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinde, borçlunun 3. kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2019 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 705 Karar: 2018 / 13046 Karar Tarihi: 06.12.2018

ÖZET: Mahkemece temyiz eden davalı üçüncü kişinin ticari işletmesine ait olan defter ve belgelerin temini ile borçlunun ticari defterleri ile birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle, 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihte borçlunun davalı üçüncü kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı ve miktarı belirlenerek, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu doğrultusunda eksik araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

(2004 S. K. m. 68, 89) (6100 S. K. m. 222)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı alacaklı icra mahkemesine başvurusunda; takip borçlusunun davalı üçüncü kişiden alacaklı olduğunu, haciz ihbarnamesine haksız ve yersiz bir şekilde itiraz edildiğini belirterek davalı üçüncü kişinin İİK’nin 89/4. maddesi gereğince tazminata mahkum edilmesini ve cezalandırılmasına karar verilmesini talep ettiği, mahkemece; davalı-sanığın unsurları oluşmayan suçtan beraatine karar verilmekle birlikte hakkında tazminata hükmedildiği, kararın davalı tarafından tazminat yönünden temyiz edildiği görülmektedir.

2004 sayılı İİK’nun 89. maddesinin 1., 2., ve 3. fıkralarında; “Hamiline ait olmayan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmayan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödeyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir. Bu haciz ihbarnamesinde ayrıca 2, 3 ve 4. fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir. Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.

Kanun hükmünde yer alan tazminatın konusu, haciz ihbarnamesine karşı üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması sebebiyle takip alacaklısının uğradığı zarardır. Bu davada üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu davacı takip alacaklısı ispat etmelidir. Üçüncü kişinin beyanının aksi, İİK.’nun 68. maddesinde sayılan belgelere bağlı olmaksızın her türlü delille ispat edilebilir. Anılan maddenin açık hükmü gereğince; icra mahkemesince, genel hükümlere göre yargılama yapılarak sonuca gidilmelidir.

İİK’nun 89/4. maddesine dayalı olarak açılan tazminat davasında, tarafların göstereceği deliller, ticari defterler ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak, ihbarnamenin tebliğ tarihi itibariyle, borçlunun, üçüncü kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının mevcut olup olmadığı genel hükümler çerçevesinde belirlenir, diğer bir ifade ile anılan maddeye göre tazminata hükmedilebilmesi için borçlunun haciz ihbarnamesinin üçüncü kişiye tebliği tarihi itibariyle üçüncü kişi nezdinde kesinleşmiş, İİK.’nun 89/1. maddesi kapsamında haczedilebilecek muaccel bir alacağının bulunması zorunludur.

Somut olayda, alacaklının talebi ile adı geçen üçüncü şahsa İİK.’nun 89. maddesi gereğince 1. haciz ihbarnamesi gönderildiği, ihbarnamenin 29.05.2013 tarihinde tebliğ edildiği, üçüncü kişinin 04.06.2013 tarihli itirazı üzerine alacaklı vekili tarafından İİK.’nun 89/4. maddesi uyarınca tazminat ve cezalandırma istemi ile icra mahkemesine başvurulduğu, hükme esas alınan 21.1.2016 tarihli bilirkişi raporunda haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinde borçluya ait defter ve belge kayıtlarına göre borçlunun üçüncü kişi davalıdan 98.573,50 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği ancak davalı üçüncü kişinin defterlerinin incelenmediği görülmektedir.

Ticari defterlerin ispat fonksiyonu HMK 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddede “(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.” şeklindeki düzenleme göz önüne alındığında defterlerin tasdiksiz olma durumunda sahibi aleyhine delil olur. Üçüncü kişi şirket aleyhine değerlendirilerek delil olarak kullanılması usul ve yasaya ayrıdır. Tasdiksiz borçluya ait ticari defterlerdeki borç sadece borçlu aleyhine kullanılabilir.

Buna göre alacaklının tazminat talebi İİK.nin 89/4. maddesinden kaynaklanmakta olup mahkemece yapılacak iş; tazminat talebine konu haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihi itibariyle haciz ihbarnamesine itiraz eden 3.şahsın takip borçlusuna muaccel hale gelmiş, kesin bir borcunun bulunup bulunmadığını tespitten ibarettir. Bu kapsamda yalnızca borçlunun defter ve belgelerinin incelenmesiyle yetinilmeyip temyiz eden davalı üçüncü şahıs …’ın kendisinin ticari işletmesinin olduğunu ve işletmeye ait defterlerin tutulduğunu belirterek kendi işletmesine ait defter ve belgelere delil olarak dayanmış olduğu halde bahsi geçen defter ve belgelerin incelenmemesi doğru görülmemiştir.

O halde mahkemece temyiz eden davalı üçüncü kişinin ticari işletmesine ait olan defter ve belgelerin temini ile borçlunun ticari defterleri ile birlikte bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle, 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihte borçlunun davalı üçüncü kişiden istenebilir, kesin nitelikte bir alacağının bulunup bulunmadığı ve miktarı belirlenerek, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hüküm kurmaya elverişli olmayan bilirkişi raporu doğrultusunda eksik araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Üçüncü kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/12/2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 8683 Karar: 2018 / 8762 Karar Tarihi: 27.09.2018

ÖZET: Alacaklı tarafından açılan ve icra mahkemesince genel hükümler uyarınca incelenen tazminat davası reddedildiğine ve 3. kişi de kendisini vekil ile temsil ettirdiğine göre, mahkemece, avukatlık ücret tarifesi uyarınca, nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir. Bu durumda, …… Adliye Mahkemesince, şikayetçinin istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerekirken, istinaf dilekçesinin reddi şeklinde verilen …… Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

(2004 S. K. m. 89, 363)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı …… Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki üçüncü kişi ………Tur. Tic. A.Ş. tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

…… …… Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf başvurusunun miktar itibariyle kesin olduğundan bahisle İİK’nun 363/1 maddesi gereğince usulden reddine karar verilmiş ve davacının bu karara yönelik temyiz istemi ek karar ile aynı gerekçe ile reddedilmiş ise de; kesinlik sınırı belirlenirken istinaf başvurusuna konu değerinin esas alınması gerektiği, bu durumda, mahkemenin esasa ilişkin kararının İİK’nun 363. maddesi gereğince temyizi kabil olduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, …… …… Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 25.12.2017 tarih ve 2017/1893 E. – 2017/1191 K. sayılı temyiz talebinin reddine dair ek kararının kaldırılmasına oybirliği ile karar verilerek, temyiz incelemesine geçildi.

Alacaklının, …… senetlerine mahsus haciz yoluyla başlattığı takipte, üçüncü kişilere İİK’nun 89/1. maddesi gereğince gönderilen haciz ihbarnamesine üçüncü şahıs tarafından itiraz edildiğini ileri sürerek tazminata hükmedilmesi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, istemin reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK’nun 89/4. maddesi koşullarında açılan tazminat davaları, genel hükümler dairesinde incelenip sonuçlandırılır. Bu nedenle, kendisini vekil ile temsil ettiren ve davasında haklı çıkan taraf lehine avukatlık ücret tarifesi uyarınca nispi vekalet ücreti takdir edilmesi gerekir.

Bu durumda, alacaklı tarafından açılan ve icra mahkemesince genel hükümler uyarınca incelenen tazminat davası reddedildiğine ve 3. kişi de kendisini vekil ile temsil ettirdiğine göre, mahkemece, avukatlık ücret tarifesi uyarınca, nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsizdir.

Bu durumda, …… Adliye Mahkemesince, şikayetçinin istinaf başvurusunun esasının incelenmesi gerekirken, istinaf dilekçesinin reddi şeklinde verilen …… Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

Sonuç : Davalı üçüncü kişi ………Tur. Tic. A.Ş.’nin temyiz itirazlarının kabulü ile …… Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 371. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren …… Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 27/09/2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 5734 Karar: 2018 / 7079 Karar Tarihi: 02.07.2018

ÖZET: Dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı ve dava değeri gösterilmediği gibi, peşin harcın da yatırılmadığı anlaşılmaktadır. O halde; mahkemece, alacaklının şikayet dilekçesinde belirttiği talebi ile bağlı kalınarak, öncelikle davacı alacaklıdan talep ettiği tazminat miktarının açıklattırılıp eksik peşin harç tamamlattırıldıktan sonra, genel hükümler çerçevesinde yargılamanın yapılması gerekirken, bu hususlar gözardı edilip eksik inceleme ile ve taleple bağlılık kuralına aykırı olarak talep dışına çıkılarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

(2004 S. K. m. 16, 68, 89) (6100 S. K. m. 26, 31)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taleple Bağlılık İlkesi” başlıklı 26. maddesinin birinci fıkrasında; “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” hükmüne yer verilmiştir.

Somut olayda, şikayetçi alacaklının, takip borçlusunun, 3. kişi şirketten alacaklı olduğunu, haciz ihbarnamesine haksız ve yersiz bir şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek 3. kişi şirket aleyhine İİK’nun 89/4. maddesi uyarınca tazminata hükmolunmasını talep ettiği, mahkemece, sanki alacaklı tarafça ayrıca 3.kişi şirket temsilcilerinin cezalandırılması istenmiş gibi sanığın üzerine atılı suç oluşmadığından beraatine karar verildiği, tazminat talebinin ise değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, alacaklının icra mahkemesine başvurusu İİK.nun 89/4. maddesine dayalı tazminat davasıdır. İİK.nun 89/4. maddesinde; “Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder” düzenlemesi yer almaktadır. Kanun hükmünde yer alan tazminatın konusu, haciz ihbarnamesine karşı üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması sebebiyle takip alacaklısının uğradığı zarardır. Bu davada, üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu, davacı takip alacaklısı ispat etmelidir. Üçüncü kişinin beyanının aksi, İİK.nun 68. maddesinde sayılan belgelere bağlı olmaksızın her türlü delille ispat edilebilir. Anılan maddenin açık hükmü gereğince, icra mahkemesince, genel hükümlere göre yargılama yapılarak sonuca gidilmelidir.

Bu durumda, dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı ve dava değerinin gösterilmesi, buna göre de davacı tarafından nisbi peşin harcın yatırılması gerekir.

Somut olayda, dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarı ve dava değeri gösterilmediği gibi, peşin harcın da yatırılmadığı anlaşılmaktadır.

O halde; mahkemece, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri çerçevesinde alacaklının şikayet dilekçesinde belirttiği talebi ile bağlı kalınarak, öncelikle HMK.nun 31. maddesi uyarınca davacı alacaklıdan talep ettiği tazminat miktarının açıklattırılıp eksik peşin harç tamamlattırıldıktan sonra, genel hükümler çerçevesinde yargılamanın yapılması gerekirken, bu hususlar gözardı edilip eksik inceleme ile ve HMK.’nun 26. maddesine aykırı olarak talep dışına çıkılarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Sonuç: Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/07/2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 4886 Karar: 2018 / 6723 Karar Tarihi: 26.06.2018

ÖZET: Mahkemece öncelikle davacıya başvurma harcı ile dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlattırılması ve anılan eksiklikler giderildikten sonra genel hükümlere göre yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken; yöntemine harç ikmali sağlanmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.    

(2004 S. K. m. 68, 89) (6100 S. K. m. 120)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davalı üçüncü kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

İİK’nun 89/4. maddesinde; “Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. İcra mahkemesi tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder” düzenlemesi yer almaktadır.

Kanun hükmünde yer alan tazminatın konusu, haciz ihbarnamesine karşı üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunması sebebiyle takip alacaklısının uğradığı zarardır. Bu davada üçüncü kişinin gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu davacı takip alacaklısı ispat etmelidir. Üçüncü kişinin beyanının aksi, İİK.nun 68. maddesinde sayılan belgelere bağlı olmaksızın her türlü delille ispat edilebilir. Anılan maddenin açık hükmü gereğince; icra mahkemesince, genel hükümlere göre yargılama yapılarak sonuca gidilmelidir.

Öte yandan, dava, İİK’nun 89/4. maddesi uyarınca açılan tazminat istemine ilişkin olduğundan eldeki davanın konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Nitekim, bu tür bir davada, HMK’nun 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 15. ve 16. maddeleri uyarınca belirlenen dava değeri üzerinden Harçlar Kanunu’nun 26, 27, 28, 30 ve 32. maddelerinin öngördüğü şekilde işlemlerin yerine getirileceği ve gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır. Diğer taraftan, Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden gözetilmesini hükme bağlamıştır.

Dava, genel hükümlere göre karara bağlanacağından dava değeri üzerinden nispi harç yatırılması gerekir. Somut olayda, davacının davanın açılması sırasında alınması gereken başvurma harcı ile nispi karar ve ilam harcının peşin ödemesi gereken kısmını yatırmadığı, mahkemece de yargılama aşamasında ikmal ettirilmediği ve kararda da harca ilişkin hüküm kurulmadığı görülmektedir.

Bu durumda mahkemece öncelikle davacıya başvurma harcı ile dava değeri üzerinden peşin karar ve ilam harcının tamamlattırılması ve anılan eksiklikler giderildikten sonra genel hükümlere göre yargılama yapılıp davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken; yöntemine harç ikmali sağlanmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ: Davalı üçüncü kişinin temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.06.2018 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 1974 Karar: 2018 / 6207 Karar Tarihi: 18.06.2018

ÖZET: Salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Buna göre; İİK.’nun .. maddesine dayalı tazminat alacakları gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri tereddütsüzdür. O halde mahkemece, İİK.’nun .. maddesine dayalı tazminat alacağının belirsiz alaak davasına konu edilemeyeceği nazara alınarak, davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı yokluğundan usulden) reddi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek yerinde olmayan gerekçe ile karar verilmesi isabetsizdir.

(2004 S. K. m. 89) (6100 S. K. m. 107)

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Alacaklı tarafından, üçüncü kişi konumunda bulunan davalının, İİK’nun 89/1. maddesi uyarınca gönderilen haciz ihbarnamesine karşı süresinde yapmış olduğu itirazın gerçeğe aykırı olduğu ileri sürülerek İİK’nun 89/4. maddesi gereğince tazminat talep edildiği, mahkemece, işin esasına girilerek istemin reddine karar verildiği görülmektedir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.

6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre,

“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.

(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.

Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkansız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukuki yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukuki yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmi davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hallerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.

6100 sayılı Kanunun 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.

Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması, bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.

Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkana sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Davacının talep ettiği alacağı belirlemesi objektif olarak mümkün, ancak belirleyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir, ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.

Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir.

6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak, belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır.

Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir.

Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun’un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir. Aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usÛl bakımından imkan yoktur. Böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun birçok kararına yansıdığı gibi davacının dava açmaktaki yararının hukuki, korunmaya değer, güncel ve dava açıldığı anda var olması gerekmektedir. Belirsiz alacak davası yönünden konu değerlendirildiğinde, belirsiz alacak davasının koşulları bulunmadığı hâlde bu tür davanın açılması durumunda, davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmeli ancak hâkim bu hukuki yararı eksikliğinin tamamlanması için davacıya süre vermemelidir. Bazı dava şartı eksikliği sonradan tamamlanabilse de, hukuki yarar şartı eksikliği tamamlanamaz. Çünkü açıklandığı üzere dava şartları dava açıldığı tarih esas alınarak belirlenir (Pekcanıtez, a.g.e, s. 954). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2018 gün, 2014/22-2350 E., 2018/439 K. sayılı kararında da hukuki yararın tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu kabul edilmiştir.

Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanunun 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanunun 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir.Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2015/175 Esas, 2018/558 Karar no ve 28.03.2018 tarihli kararı).

Yukarıda yer verilen genel ilke ve açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; alacaklı Sonar Sondaj ve Geoteknik….Ltd. Şti. tarafından RBK İnş. Taah. Ve Tic.Ltd.Şti. hakkında yürütülmekte olan ilamlı icra takibinde, alacaklının istemi üzerine 3.kişi-ASKİ (Mali İşler Müdürlüğüne) -alınan ihtiyati haciz kararı doğrultusunda- birinci haciz ihbarnamesi gönderilerek, borçlunun 79.411,22-TL. alacağı üzerine ihtiyati haciz konulduğunun bildirildiği, iş bu ihbarnamenin adı geçen kuruma 19/12/2012 tarihinde tebliği üzerine “borçlunun kurum nezdinde tahakkuk etmiş alacağının bulunmadığı” belirtilerek yasal sürede itiraz edildiği, alacaklı tarafından gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğu iddiasıyla 3. Kişi-ASKİ Genel Müdürlüğü aleyhine 89/4. maddesine dayalı tazminat davası açıldığı, dava dilekçesinde de açıkça, davanın belirsiz alacak davası türünde açıldığının belirtildiği görülmüştür. Oysa ki; 18/12/2012 tarihli birinci haciz ihbarnamesinde alacak miktarına açıkça yer verilmiştir. Bununla birlikte, Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, tazminat miktarı 1. haciz ihbarnamesi ile istenen miktarı da aşamayacaktır. Ayrıca, yukarıda da belirtildiği gibi, salt bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Buna göre; İİK.’nun 89/4. maddesine dayalı tazminat alacakları gerçekte belirli bir alacak olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri tereddütsüzdür.

O halde mahkemece, İİK.’nun 89/4. maddesine dayalı tazminat alacağının belirsiz alaak davasına konu edilemeyeceği nazara alınarak, davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı yokluğundan usulden) reddi gerekirken, yazılı şekilde esasa girilerek yerinde olmayan gerekçe ile karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç: Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca re’sen (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/06/2018 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)

 T.C YARGITAY 19.Ceza Dairesi Esas: 2015/ 30491 Karar: 2018 / 2024 Karar Tarihi: 27.02.2018

ÖZET: Şikayet dilekçesinde İİK’nın 89/4. maddesine uygun bir tazminat talebi olmadığı gibi, istenen tazminat miktarı da belirtilmediğinden, şikayetçi vekili tarafından İİK’nın 89/4. maddesine uygun olarak açılmış bir tazminat davasının bulunmadığının kabulü ile mahkemece tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tazminatın kabulüne karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiştir.           

(2004 S. K. m. 89, 354) (5271 S. K. m. 253)

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre,

1-Gerçeğe aykırı beyanda bulunma suçuna ilişkin kurulan hükme yönelik incelemede;

İİK’nın 89/4. maddesine göre “üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini tetkik merciinde ispat ederek üçüncü şahsın 338/1. maddesi hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini isteyebilir. Tetkik mercii, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.” hükmü karşısında, şikayete konu haciz ihbarnamesine itirazın borçlu şirket yetkilisi sanık tarafından yapılıp yapılmadığının bilirkişi marifetiyle tespiti ile imzanın sanığa ait çıkması halinde birinci haciz ihbarnamesinin tebliği tarihi olan 01.07.2013 tarihi itibariyle asıl borçluya ödemesi gereken kesinleşmiş ve muaccel bir borcu bulunup bulunmadığı belirlenerek sonucuna göre hukuki durumun takdiri yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,

Kabule göre de;

02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde değişiklik yapılarak madde içeriğinden “etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile” ibaresinin çıkarılması nedeniyle özel bir etkin pişmanlık hükmü olan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin aynı Kanun’un 338/1. maddesinde düzenlenen suç yönünden uzlaştırma kurumunun uygulanmasına engel teşkil etmemesi, suçun işlenmesinden sonra fail ile mağdur arasındaki çekişmeyi bir uzlaştırmacının girişimiyle kısa zamanda tarafların özgür iradeleriyle ve adli merciler daha fazla meşgul edilmeden sonuçlandırmayı amaçlayan uzlaşmanın soruşturma ve kovuşturmalarda mutlaka öncelikle uygulanması zorunlu bir maddi ceza ve ceza muhakemesi hukuku kurumu olması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 354. maddesinin yerine geçip anılan maddenin uygulanmasını ortadan kaldırmaması karşısında, sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,

2-Tazminata ilişkin hükme yönelik yapılan incelemede;

Şikayet dilekçesinde İİK’nın 89/4. maddesine uygun bir tazminat talebi olmadığı gibi, istenen tazminat miktarı da belirtilmediğinden, şikayetçi vekili tarafından İİK’nın 89/4. maddesine uygun olarak açılmış bir tazminat davasının bulunmadığının kabulü ile mahkemece tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde tazminatın kabulüne karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

İcra ceza mahkemesi nasıl yargılama yapar ? Yargılama usulü nasıldır ?

İcra ceza mahkemesinin yargılama usulü

İcra ceza mahkemelerinde yargılama usulünün nasıl olacağı İİK 349 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

Yetki :

Madde 348 – (Değişik: 31/5/2005-5358/20 md.)

Bu Bapta yer alan fiillerden dolayı yetkili icra mahkemesi, icra takibinin yapıldığı yerdeki

mahkemedir.

Yargılama usulü :

Madde 349 – Şikayet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur.

İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeğe mecburdurlar.

İcabında icra mahkemesi, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir.

Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoliyle sorguya çekilir.

Maznun, şikayeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür.

Şikayetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikayet hakkı düşer.

Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski

hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı hükümler tatbik olunur.

Duruşma :

Madde 350 – İcra mahkemesi iki tarafı ve delillerini dinler ve gerek tarafların gerek şahitlerin ifadelerini duruşma tutanağına geçirir.

Cumhuriyet Savcısı hazır bulundurulmaz.

Tahkikat:

Madde 351 – Şikayetçi dilekçe veya beyanında gösterilmiş olduğu delillerle bağlıdır.

Maznun müdafası için tahkikatın tevsiini ancak bir kere istiyebilir.

Karar:

Madde 352 – İcra mahkemesi iki tarafın ifadelerini ve bütün delillerini ve iddia ve müdafaalarını dinledikten sonra nihayet beş gün içinde kararını verir ve hulasasını Cumhuriyet Savcısına bildirir.

(Ek fıkra: 17/7/2003-4949/99 md.)Takibi şikâyete bağlı suçlarda dava ve cezanın 354

üncü maddede yazılı sebeplerle düşeceği kararda belirtilir.

Ceza kararnamesi:

Madde 352/a- (Ek: 17/7/2003-4949/100 md.; Mülga: 31/5/2005-5358/23 md.)

Madde 352/b – (Ek: 6/6/1985-3222/44 md.; Mülga: 31/5/2005-5358/23 md.)

İtiraz

Madde 353 – (Değişik: 31/5/2005-5358/21 md.)

(Değişik birinci fıkra: 31/3/2011-6217/5 md.) İcra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itiraz

edilebilir. Mahkeme itirazı incelemesi için dosyayı o yerde icra mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci

daireye, o yerde icra mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye ceza mahkemesine, icra

mahkemesi hâkimi ile asliye ceza mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın

asliye ceza mahkemesine gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir.

İcra mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili olarak

4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun yollarına ilişkin hükümleri

uygulanır.

Davanın ve cezanın düşmesi ile ceza verilemeyecek hâller(2)

Madde 354 – Kanunun bu babında yazılı suçlardan takibi şikayete bağlı olanların müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle beraber ceza düşer.

(Mülga ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.)

(Ek fıkra: 31/5/2005-5358/22 md.)İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği

tazyik veya disiplin hapsine ilişkin karar, kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra

yerine getirilmez.

(Ek fıkra: 31/3/2011-6217/6 md.)Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç, alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.

İstihkak iddiası nedir? Başkasının malının haczedilmesi ? Borçlu olmayan kişinin malı haczedilirse ne olur?

HACİZDE İSTİHKAK İDDİASI

Hacizde istihkak iddiası İİK96 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.

A – Borçlunun zilyedliği: 1 – Hazırlık safhası: Madde 96 – (Değişik: 18/2/1965-538/53 md.) Borçlu, elinde bulunan bir malı başkasının mülkü veya rehni olarak gösterdiği yahut üçüncü bir şahıs tarafından o mal üzerinde mülkiyet veya rehin hakkı iddia edildiği takdirde, icra dairesi bunu haciz ve icra tutanaklarına geçirir ve keyfiyeti iki tarafa bildirir.

İcra dairesi aynı zamanda istihkak iddiasına karşı itirazları olup olmadığını bildirmek üzere alacaklı ve borçluya üç günlük mühlet verir. Sükütları halinde istihkak iddiasını kabul etmiş sayılırlar.

Malın haczine muttali olan borçlu veya üçüncü şahıs, ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde istihkak iddiasında bulunmadığı takdirde, aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. İstihkak iddiasının yapıldığı veya istihkak davasının açıldığı tarihte istihkak müddeisi ile birlikte oturan kimseler yahut bu şahısların iş ortakları, iddianın yapıldığı tarihte veya istihkak davası 97 nci maddenin 9 uncu fıkrası gereğince açılmışsa davanın açıldığı tarihte malın haczine ıttıla kesbetmiş sayılırlar.

1.İhtimal- Borçlunun haciz esnasında, haczedilen malın başkasına ait olduğunu ileri sürmesi

Alacaklı haciz esnasında hazır ise istihkak iddiasını öğrenmiş sayılır, 3 gün içinde itirazda bulunmak zorundadır.

Alacaklı hazır değilse de, bildirimden itibaren 3 gün içinde itiraz süresi vardır.

2. İhtimal – Haciz esnasında orada bulunan 3.kişinin mal üzerinde hak iddia etmesi

Alacaklı 3 gün içinde istihkak iddiasına itiraz etmeli veya haciz esnasında derhal istihkak iddiasına itiraz ettiğini bildirmeli, tutanağa yazdırmalıdır. Aksi halde istihkak iddiası ileri sürülmemiş sayılır. ( İİK96/1)

3.İhtimal – Borçlu ve 3.kişinin haciz mahallinde olmaması durumu

Borçlu veya malın sahibi olan  3.kişi haciz mahallinde değilse ancak 103 davetiyesi tebliği ile veya başka bir sebeple haczi öğrendiği vakit 7 gün içinde icra müdürlüğüne istihkak iddiasını bildirir dilekçesini sunmalıdır.

Bahçeli bir ev veya işyerine hacze gidilmesi durumunda bu ihtimalle karşılaşmak mümkün olabilir. Açık olan bahçe kapısından girildiğinden bahçede borçluya ait değerli menkuller haczedilerek tutanak altına alındıysa, haciz borçlunun yokluğunda yapılmış sayılacaktır. Haciz tutanağının bir sureti kapıya yapıştırılarak, ayrıca 103 davetiyesi yollamakta fayda vardır.

3.kişinin istihkak iddiası ileri sürmesi nedir?

Yukarıdaki örnekte, borçlunun bahçesinde haczedilen menkuller 3.bir kişiye ait ise ve 3.kişi durumu öğrenip İİK96/3 gereği 7 gün içinde istihkak iddiası ileri sürmesi durumunda alacaklı ve borçluya ayrı ayrı itiraz hakkı tanınmalıdır. İtiraz etmekte alacaklı, satış neticesinde borcu tatmin açısından menfaat görmekte iken, borçlu ise malın kendinin olduğunu ileri sürerek borçtan tatmin ile kurtulmaya yaklaşma anlamında menfaat görmektedir.

Alacaklı ve borçlunun, istihkak iddiasına karşı itiraz süresi İİK96/2 kapsamında 3 günle sınırlıdır.

Kimler istihkak iddiasını ileri sürebilir?

İstihkak iddiasını ileri sürme sadece borçlu ve 3.kişiye tanınmıştır. Borçlunun annesi babası, eşi, alt soyu 3.kişi olmadığından istihkak iddiasında bulunamazlar.

(KURU-İcra 2 s.964; KAYGANACIOĞLU–I s.643-644; ÇELİK s.201. İcra müdürünün de, hacizli mal üzerinde üçüncü bir kişinin hak sahibi olduğunu beyan etme ve o kişi adına (sanki istihkak iddiası varmış gibi ) istihkak iddiasını tutanağa geçirme yetkisi yoktur. Bkz. TAPLAMACIOĞLU M: Mahcuz Mallarda İstihkak (Ücret) (1) (ABD 1954/1, s.72-73), s.73; “…borçlunun babası veya kardeşi tarafından borçlu veya 3. kişi adına istihkak iddiasında bulunulamaz” (13. HD 20.11.1973, 773/782: KAYGANACIOĞLU–I s.644 dn.9) (Kudret Aslan- Hacizde İstihkak İddiası – Doktora Tezi- Ankara 2005 E.T 03.04.2021 https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/28149/2152.pdf?sequence=1 )

Haciz mahallinde borçlunun yakınları, borçlu adına istihkak iddiasında bulunamazlar ve kısaca ‘ mal X kişisine aittir.’ Diyemezler. İstihkak iddiası malın rehin veya mülkiyet sahibi 3.kişinin bizzat kendisine tanınmış bir haktır. Ancak borçlunun yakınları ‘mal bana aittir’ derlerse kendileri 3.kişi konumunda olacağından istihkak iddiasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.

İstihkak iddiasına alacaklı veya borçlu tarafça yapılan itiraz sonucunda ne olur ?

İstihkak iddiasına itiraz edilmesi durumunda, icra müdürlüğü dosyayı icra mahkemesine tevdi eder. Burada dosyanın resen gönderilmesi söz konusudur.

İcra hukuk mahkemesi istihkak iddiasını değerlendirir. Öncelikle mahkeme takibi erteleme veya devam ettirme noktasında bir karar verecektir.

Alacaklının muhtemel zararını karşılamak üzere, davacıdan(istihkak iddia eden) İİK 36.maddede gösterilen teminat alınır.

Takibin taliki yalnızca istihkak konusu mal içindir. Yoksa, diğer menkul-gayrimenkul satışı  gibi icra işlemleri aynen devam edecektir.

İstihkak iddiası sırf satışı geri bırakmak için kötü niyetle yapıldıysa takibin devamına karar verilir. Verilen karar kesindir.

Mal borçlu ve 3.kişinin elinde birlikte bulunuyorsa

Taşınır malı elinde bulunduran kural olarak malik sayılır. Borçlu ile 3.kişi malı birlikte ellerinde bulundursalar dahi mal borçlunun sayılır. Birlikte oturulan yerlerde örf adet ve gelenek gereği kadın, erkek, çocuklara ait olduğu anlaşılan eşyalar veya sanat ile meslek gereği başkasına ait olduğu anlaşılanlar o kişiye ait sayılır. Topuklu ayakkabı adet gereği kadına aittir. Haciz esnasında evde elektrikçi varsa alet, takım çantası elektrikçinin olduğu varsayılır. Aksini ispat, iddia edene düşecektir.

Yukarıdaki ihtimaller haricinde, istihkak iddia eden, malı neden iktisap ettiğini, elinde bulundurmasını gerektiren hukuki, fiili sebep ve açıklamaları yapmak, ispat etmek zorundandır.

İSTİHKAK DAVASI

Üçüncü kişinin istihkak davası açması

İstihkak iddiası ileri sürmesine imkan verilmemiş olan 3.şahıs haczi ıttıla tarihinden itibaren 7 gün içerisinde icra mahkemesine doğrudan istihkak davası açabilir.

Davanın konusu haczedilen mal üzerindeki haczin kaldırılması, eğer mal satılmış ise veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesidir.

İcra mahkemesinin istihkak davasını reddetmesi

Eğer istihkak davası sonucunda takibin talikine karar verilmiş ve satış ertelenmiş yani karar icra edilmiş  ise davanın reddedilmesi durumunda dava dolayısıyla istifadesi gereken tutarın %20’sinden aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınmasına hükmedilir.

İstihkak davasının reddi kararı kesinleşmeden icra olur. Yani satış işlemeleri devam edecektir. Kararı temyiz eden 3.şahıs İİK36 gereği icra dairesine teminat yatırarak Yargıtay’dan tehir-i icra kararı getirmelidir. Yargıtay’dan gelecek tehir-i icra kararı neticesinde istihkak iddiasına konu mal satışı Yargıtay incelemesi sonucu çıkıncaya kadar duracaktır.

İstihkak iddiasının kabulüne karar verilmesi

3.şahsın istihkak davası kabul edilirse, malın 3.kişiye ait olduğu anlaşılır ve hacizler kalkar. Ancak mal 3.kişiye verilmez. Borçlu veya 3.kişi istihkak iddiacısına ancak kararın kesinleşmesi ile teslim yapılacaktır.

3.Şahsın elinde haczedilen mal hakkında istihkak davası

Haczedilen şey borçlunun değil de 3.kişinin elinde bulunursa, icra müdürü alacaklıya icra müdürü alacaklıya istihkak davası açmak üzere 7 gün süre verir. Alacaklı haciz sırasında hazır bulunursa 7 günlük süre tefhimle başlar. Alacaklı hazır değilse tebliğ ile başlar.  3.şahıs istihkak iddiasını haciz esnasından ileri sürmesi, tutanağa geçilmesi gerekir.

Borçlunun mal kaçırma kastıyla, yakınları veya çalışanlarından biri üzerine işyeri kiralaması, vergi kaydı açması tek başına yeterli değildir. Fiilen borçlunun hakimiyetinde işletiliyorsa, kağıt üzerindeki kayıtlar muvazaalı ve mal kaçırmaya yönelik sayılacaktır. Benzer bir emsal karar ( Yargıtay 21.HD. T.09.12.2003 E.2003/8850 K.2003/10115)

Üçüncü şahsın istihkak iddiası 97.maddede düzenlenmiştir.

2 – Üçüncü şahsın istihkak iddiası :

Madde 97 – (Değişik: 18/2/1965-538/54 md.)

İstihkak iddiasına karşı alacaklı veya borçlu tarafından itiraz edilirse, icra memuru dosyayı hemen icra mahkemesine verir. İcra mahkemesi, dosya üzerinde veya lüzum görürse ilgilileri davet ederek mürafaa ile yapacağı inceleme neticesinde varacağı kanaate göre takibin devamına veya talikıne karar verir.

İstihkak davasının sırf satışı geri bırakmak gayesiyle kötüye kullanıldığını kabul etmek için ciddi sebepler bulunduğu takdirde icra mahkemesi takibin talikı talebini reddeder.

Takibin talikıne karar verilirse, haksız çıktığı takdirde alacaklının muhtemel zararına karşı davacıdan 36 ncı maddede gösterilen teminat alınır.

Teminatın cins ve miktarı mevcut delillerin mahiyetine göre takdir olunur.

(Değişik beşinci fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.) Takibin devamına dair verilen icra mahkemesi kararı kesindir.

Üçüncü şahıs, icra mahkemesi kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmaya mecburdur. Bu müddet zarfında dava edilmediği takdirde üçüncü şahıs alacaklıya karşı iddiasından vazgeçmiş sayılır.

Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki hapis hakkına tabi eşya ile ilgili istihkak davaları Borçlar Kanununun 268 inci maddesinin 1 inci fıkrasında yazılı hükümlere uygun olmadıkça talik emri verilemez.

Dava esnasında 106 ncı maddedeki müddetler cereyan etmez.

Yukardaki hükümler dairesinde kendisine istihkak talebinde bulunmak imkanı verilmemiş

olan üçüncü şahıs, haczedilen şey hakkında veya satılıp da bedeli henüz alacaklıya verilmemişse bedeli hakkında, hacze ıttıla tarihinden itibaren yedi gün içinde, icra mahkemesinde istihkak davası açabilir. Aksi takdirde aynı takipte bu iddiayı ileri sürmek hakkını kaybeder. Bu halde davacının talebi üzerine icra hakimi takibin talik edilip edilmemesi hakkında yukardaki hükümler dairesinde acele karar vermeye mecburdur. Bu karar diğer taraf dinlenmeksizin de verilebilir.

İstihkak davası neticelenmeden mahcuz mal paraya çevrilmiş bulunursa icra hakimi işbu

bedelin yargılama neticesine kadar ödenmemesi veya teminat karşılığında veya halin icabına göre teminatsız derhal alacaklıya verilmesi hususunda ayrıca karar verir.

İstihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır.

Mahcuz eşya ile ilgili olarak icra memuruna dermeyan edilen iddiada üçüncü şahıs ve borçlunun birleşmeleri alacaklıya müessir değildir. Üçüncü şahsın bu iddiasını ispat etmesi lazımdır. Ancak üçüncü şahsın mahcuz eşyanın kendisinin mülkü veya kendisine merhun olduğu hakkındaki iddiasının borçlu tarafından kabulü kendi aleyhine delil teşkil eder ve ileride bu ikrara aykırı hiçbir iddiada bulunamaz.

(Değişik: 9/11/1988-3494/11 md.) İstihkak davası üzerine takibin talikine karar verilip de neticede dava reddolunursa alacaklının alacağından bu dava dolayısıyla istifası geciken miktarın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere davacıdan tazminat alınmasına hükmolunur.

Değişik ondördüncü fıkra: 2/3/2005-5311/9 md.)Davanın reddi hakkındaki karara karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran istihkak davacısı icra dairesinden 36 ncı maddeye göre mühlet isteyebilir.

İstihkak davası sabit olur ve birinci fıkra gereğince istihkak iddiasına karşı itiraz eden alacaklı veya borçlunun kötü niyeti tahakkuk ederse haczolunan malın değerinin yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere itiraz edenden tazminat alınmasına asıl dava ile birlikte hükmolunur.

Koca aleyhine yapılmış bir hacizde karı şahsi malları üzerindeki haklarını Medeni Kanunun 160 ıncı maddesi hükmüne tabi olmaksızın kendisi takip edebilir.

İstihkak davasına karşı haczi yaptıran alacaklı bu kanunun 11 inci babı hükümlerine dayanarak ve muvakkat veya kati aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın mütekabilen iptal davası açabilir. Dava ve mütekabil davada tarafların gösterecekleri bütün delilleri hakim serbestce takdir eder.

İstihkak davaları süratle ve diğer davalardan önce görülerek karara bağlanır

3.kişinin takibin ertelenmesi veya devamına ilişkin icra hakimliği kararının tefhim veya tebliğinden itibaren 7 güç istihkak davası açması gerekir. Aksi halde 3.kişi istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır.

İstihkak iddialarının icra takip aşamasını sürüncemede bırakmaması için iki kademeli bir yol düşünülmüştür. Öncelikle 96.maddeye göre istihkak iddia edilmeli, bu iddiaya karşı alacaklı itiraz ederse takibin devamı veya talikine yönelik bir karar icra hukuk mahkemesince verilmektedir. Ancak bu karar, istihkak iddiasını sonlandırmamakta, bir istihkak davası sayılmamaktadır. Bu karara karşı 7 gün sürede açılacak dava istihkak davası olarak sayılır ve istihkak iddiaları hakkında esaslı bir inceleme yapılır.

İstihkak davalarında mülkiyet karinesi:

Madde 97/a – (Ek: 18/2/1965-538/55 Md.)

Bir taşınır malı elinde bulunduran kimse onun maliki sayılır. Borçlu ile üçüncü şahısların taşınır malı birlikte ellerinde bulundurmaları halinde dahi mal borçlu elinde addolunur. Birlikte oturulan yerlerdeki mallardan mahiyetleri itibariyle kadın, erkek ve çocuklara aidiyetleri açıkça anlaşılanlar veya örf ve adet, sanat, meslek veya meşgale icabı olanlar bunların farz olunur. Bu karinenin aksini ispat külfeti iddia eden kişiye düşer.

İstihkak davacısı malı ne suretle iktisap ettiğini ve borçlunun elinde bulunmasını gerektiren hukuki ve fiili sebep ve hadiseleri göstermek ve bunları ispat etmekle mükelleftir.

B – Üçüncü şahsın zilyetıği:

Madde 99 – (Değişik: 2/7/2012-6352/20 md.)

Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, bu kişi yedieminliği kabul ettiği takdirde bu mal muhafaza altına alınmaz. İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine icra mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde icra mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır. Alacaklı tarafından süresinde açılan dava sonuçlanıncaya kadar, haczedilen malın satışı yapılamaz. Haczin, üçüncü kişinin yokluğunda yapılması ve üçüncü kişi lehine istihkak iddiasında bulunulması halinde de bu fıkra hükmü uygulanır.

Yukarıda anlatıldığı üzere, mal borçlunun değil de başka bir şahsın elindeyse, yani üçüncü şahsın zilyet sayılacağı bir haciz varsa 99.madde uygulanacaktır.

Örnek vermek gerekirse, borçluya ait malların hacizden kaçmak için başka birinin deposuna konulması durumunda, 3.şahsın deposuna hacze çıkılması ihtimalinde 99.madde uygulanacak, zilyetlik karinesi gereği mallar 3.şahsın sayılacak, istihkak davası açmak için alacaklıya süre verilecektir.

T.C YARGITAY 8.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 3417 Karar: 2019 / 6587 Karar Tarihi: 27.06.2019 (KAYNAK SİNERJİ)

ÖZET: Dava, üçüncü kişinin istihkak iddiasına ilişkindir. Davacı üçüncü kişinin mülkiyet karinesinin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.         

(2004 S. K. m. 96, 97/A)

Dava: Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

 Karar: Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takip nedeniyle haczedilen hayvanların müvekkiline ait olduğunu, kayıtların İlçe Tarım Müdürlüğünde mevcut olduğunu, istihkak iddialarını kabulü ile haczin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı alacaklı vekili haciz mahallinde borçlunun hazır bulunduğunu, hayvanların kendisine ait olmadığını beyan etmesine karşın kime ait olduğunu söylemediğini, 45 adet koyun emanet olarak bakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, İlçe Tarım kayıtları ile haciz tutanağındaki küpe numaraları karşılaştırılmış, davacı tarafın dinletmiş olduğu tanıkların beyanları dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

Dava konusu haciz 12.09.2014 tarihinde takip ve ödeme emri tebliğ adresi olan Sofular Köyünde açık alanda borçlu huzurunda, koyunlar borçlu elinde iken yapılmış ve borçluya yediemin olarak bırakılmıştır. Bu nedenle İİK’nin 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesinin borçlu lehine olduğu kabul edilmelidir. İspat yükü altında olan ve karinenin aksini her türlü delille kanıtlama olanağına sahip olan üçüncü kişi, haczedilen hayvanların kendisine ait olduğunu iddia etmekte olup, delil olarak ise tanık beyanına, hayvanların kulak küpe numaralarına ve İlçe Tarım Müdürlüğü kayıtlarına dayanmıştır. Hacze konu hayvanların bir kısmının kulak küpe numaraları İlçe Tarım Müdürlüğü yazısı uyarınca davacı adına kayıtlı ise de anılan belgeler ilgilinin beyanına dayalı olarak düzenlendiklerinden, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler. 

Bu maddi ve hukuki olgular ile mevcut deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı 3. kişinin İİK’nin 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin aksini güçlü ve inandırıcı delillerle ispatlayamaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366 ve 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 27.06.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Bankadaki Para Taşınır Hükmündedir.

Bankadaki Para Taşınır Hükmündedir.

Haciz düşme süreleri taşınırlarda 6 ay taşınmazlarda 1 yıldır. Bankada haczedilen borçluya ait paralar taşınır hükmündedir.

T.C.
Yargıtay
12. Hukuk Dairesi

Esas No:2015/2981
Karar No:2015/13263
K. Tarihi:11.5.2015

ÖZET : İİK’nun 106. maddesine göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir. Borçlunun üçüncü kişilerdeki alacağı taşınır hükmündedir. Aynı Kanun’un 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da, bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; haciz, satılarak paraya çevrilmesi zorunlu mala değil bankadaki paraya konulmuş olup İİK’nun 106. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre borçlunun üçüncü kişi bankadaki alacağı menkul hükmünde ise de mahçuz para alacağı için satış söz konusu olmadığından, paranın icra dosyasına celbi talebi satış talebi gibi değerlendirilmelidir.

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahu Başgöz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Alacaklı tarafından, kesin rehin açığı belgesine dayanılarak, yapılan genel haciz yoluyla takibin kesinleşmesi üzerine takip borçlusunun T.C. Ziraat Bankası’nda bulunan para alacaklarına 12.02.2014 tarihinde haciz şerhi konulduğu, borçlunun 21.08.2014 tarihinde İİK’nun 106. ve 110. maddeleri gereğince haczin kaldırılması talebinin icra müdürlüğünce reddedildiği, bu kararın şikayet konusu yapıldığı, mahkemece takip tarihi dikkate alınarak haciz konulmasının üzerinden menkul mallar için öngörülen 1 yıllık sürenin geçmediğinden bahisle şikayetin reddine karar verildiği görülmektedir.

İİK’nun “paraya çevirme” başlığını taşıyan 106 ve devamı maddelerinde taşınır ve taşınmaz malların satış usulü düzenlenmiştir. 02/07/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin; anılan Kanun’un 106. maddesine göre Kanunun yayım tarihi olan 05/07/2012 tarihinden itibaren 6 ay sonra yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. 12.02.2014 günlü haciz tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6352 Sayılı Yasa ile değişik İİK’nun 106. maddesine göre; “Alacaklı, haczolunan mal taşınır ise hacizden itibaren altı ay, taşınmaz ise hacizden itibaren bir yıl içinde satılmasını isteyebilir. Borçlunun üçüncü kişilerdeki alacağı taşınır hükmündedir. Aynı Kanun’un 110. maddesinde ise; “Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da, bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; haciz, satılarak paraya çevrilmesi zorunlu mala değil bankadaki paraya konulmuş olup İİK’nun 106. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre borçlunun üçüncü kişi bankadaki alacağı menkul hükmünde ise de mahçuz para alacağı için satış söz konusu olmadığından, paranın icra dosyasına celbi talebi satış talebi gibi değerlendirilmelidir.
Bu durumda alacaklı tarafından haciz tarihinden itibaren 6 aylık süre içinde bu paraların istenerek icra dairesine gönderilmesi isteminde bulunulmadığı ve borçlunun haczin kaldırılmasını talep ettiği 21.08.2014 tarihinde 6 aylık sürenin geçmiş olması nedeni ile haciz İİK’nun 110. maddesi uyarınca kalkmıştır.
O halde; mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ :Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/05/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İlam Vekalet Ücretine Karar Tarihinden İtibaren Faiz İşletilir

İlam vekalet ücretine ne zaman faiz başlar? İlam vekalet ücretinde faizin başlangıcı

Avukatlık Ücreti- Faiz Başlangıcı-
Takip dayanağı ilk ilamda alacaklı lehine faize ilişkin bir hüküm kurulmadığından ancak karar tarihinden itibaren faiz istenebileceği- Takip dayanağı ilk ilamın bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen ilamda alacaklı lehine daha düşük avukatlık ücreti alacağına hükmedilmişse de, ilama bağlanan avukatlık ücreti alacağı ilk karar tarihinde muaccel olduğundan, faizin de ilk karar tarihinden itibaren istenebileceği-

8. HD. 17.04.2017 T. E: 2015/4367, K: 5553

KAYNAK

İcra Mahkemesine Yapılan İtirazda Islah Yapılamaz

İcra mahkemesine yapılan itiraz, HMK anlamında bir dava olmadığından ıslah müessesesi uygulanamaz.12. Hukuk Dairesi 2017/9229 E. , 2018/1301 K.”İçtihat Metni”MAHKEMESİ :İcra Hukuk MahkemesiYukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;Alacaklı tarafından borçlu hakkında çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibine geçildiği, borçlunun yasal sürede icra mahkemesine yaptığı başvuruda; yetki itirazı ile birlikte keşideci imzasına itiraz ettiği, itirazın incelenmesi sırasında ıslah adı altında dilekçe vererek takibe konu çekin keşide tarihinde tahrifat yapıldığını ileri sürdüğü ve parafa da itiraz ettiği, mahkemece, bilirkişi incelemesi neticesinde imzaya itirazın reddine karar verildiği, borçlu tarafından itirazın incelenmesi sırasında ileri sürelen tahrifat yönünden ise inceleme yapılmadığı görülmektedir.İİK’nun 170/b maddesi göndermesiyle aynı kanunun 63. maddesi gereğince borçlu, itirazın incelemesi sırasında alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerini ileri sürebilir. Borçlu, itirazın incelenmesi sırasında verdiği dilekçesinde, takibe konu çekin tarih kısmında tahrifat yapıldığını ileri sürmüş olup, bu itiraz “senet metninden anlaşılan” itiraz sebepleri arasındadır (Prof.Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku 1-Cilt, 1988, sayfa 242 ve devamı). İcra mahkemesine yapılan itiraz, HMK anlamında bir dava olmadığından ıslah müessesesi uygulanamaz. Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere, borçlu yargılama sonuçlanıncaya kadar senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerini ileri sürebilir.Somut olayda, mahkemece, keşide tarihinde mevcut paraf imza ile tahrifatın varlığı yönünden bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.O halde, mahkemece, çekin keşide tarihindeki paraf imzanın, keşidecinin eli ürünü olup olmadığının, eli ürünü değilse çekin keşide tarihinde tahrifat yapılıp yapılmadığının, tahrifat var ise, keşide tarihinin tahrifattan önceki halinin bilirkişi marifetiyle tespit edilerek, bu tespite göre ibrazın süresinde olup olmadığı belirlenmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/02/2018 gününde oybirliğiyle karar

Yazılı Tahliye Tahhüdü nedir? Nasıl icraya konulur ?

TAHLİYE TAAHHÜDÜNÜN İCRASI NASIL OLUR?

Tahliye taahhüdüne ilişkin düzenleme Borçlar Kanunu 352.maddesinde yer alır.

6098 S.lı Türk Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 352

2. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle

Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.

Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.

Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir.

Düzenleme gereği bir aylık hak düşürücü süre olduğu dikkate alınmalıdır.

1.YOL İCRA MÜDÜRLÜĞÜNE BAŞVURU

İcra Müdürlüğüne başvurulması halinde yapılacaklar İİK 272.maddesinde düzenlenmiştir.

MUKAVELENAME İLE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ:

1 – TAHLİYE EMRİ VE MÜNDERECATI:

(Değişik madde: 03/07/1940 – 3890/1 md.)

Mukavelename ile kiralanan bir taşınmazın müddeti bittikten bir ay içinde mukavelenin icra dairesine ibrazı ile tahliyesi istenebilir.

Bunun üzerine icra memuru bir tahliye emri tebliği suretiyle taşınmazın on beş gün içinde tahliye ve teslimini emreder.

Tahliye emrinde:

Kiralayanın ve kiracının ve varsa mümessillerinin isim, şöhret ve yerleşim yerleri ve mukavele tarihi ve kiranın yenilendiğine veya uzatıldığına dair bir itirazı varsa yedi gün içinde daireye müracaatla beyan etmez ve itirazda bulunmaz veya kendiliğinden tahliye etmezse zorla çıkarılacağı yazılır.

Yukarıdaki açıklamalara özetle, icra müdürlüğüne takip talebi ile başvuru yapılır. İcra müdürlüğü tarafından borçluya 15 gün içinde tahliye ve teslimi içerir tahliye emri gönderilerek 7 gün itiraz süresi tanınır. İtiraz konuları ise kanuna göre kiranın yenilendiği ve uzatıldığına dair sunulacak sebeplerle kısıtlanmıştır.

Harçlar Kanunu

Gayrimenkul veya gemilerin tahliye ve teslimi: Madde 18 – Bir gayrimenkulün veya bir geminin tahliye ve teslimine dair olan icra takiplerinde tahsil harcı;bir yıllık kira bedeli, yoksa bu süreye göre takdir edilecek bir bedel üzerinden hesaplanır.

Gayrimenkul veya gemilerin tahliye ve tesliminde tahsil harcı nispeti: Madde 24 – Gayrimenkul veya gemilerin tahliye veya teslimine dair icralarda Tahsil Harcı (1) sayılı tarifede yazılı miktarların yarısı nispetinde alınır.

İcra Emrinin tebliği üzerine tahliyede %2,27

Tahliye ve teslim icra marifetiyle olursa %4,55 oranında harç alınır.

2.YOL SULH HUKUK MAHKEMESİNE BAŞVURULMASI

Dava açılmak suretiyle mahkemeden kiralanan yerin tahliyesi talep edilir.

1 Aylık hak düşürücü süre burada da mevcuttur. Ancak 1 aylık hak düşürücü süreyi 1 yıla uzatmak mümkündür.

Borçlar Kanunu 353

Dava süresinin uzaması

Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.

Tahliye taahhüdün icra kabiliyeti son bulmadan kiracıya bir ihtarname gönderilerek dava açma süresini uzatmak mümkündür.

Yukarıda açıklanan 1.yol yani icra müdürlüğüne başvurulması akabinde borçluya gönderilen tahliye emri de BK 353 kapsamında yazılı ihtar sayılır böylece 1 sene içerisinde tahliye davası açılması mümkün hale gelir.

Kiracının imzaya veya tarihe itiraz etmesi halinde yargılamanın sulh hukuk mahkemesince yapılması gerekcektir.

BORÇLUNUN İLERİ SÜREBİLECEĞİ İTİRAZLAR

Tahliye taahhütnamesi imzalayan borçlular genel olarak imzanın kira kontratı ile aynı tarihte atıldığını, tarihlerin ise sonradan doldurulduğunu ileri sürmektedir. Ancak hiç kimse, altına imzaladığı belgenin muhteviyatına itiraz edemez. Eğer muhteviyata itiraz edilecek ise bunun yine iki tarafça imza altına alınmış yeni bir belge ile yapılması gerekir. Mahkemeler tarafından bu itirazlar dikkate alınmamaktadır.

Taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi süresi bir yıllık ise de, kira sözleşmesi düzenlendikten sonra taraflar anlaşarak kira sözleşme süresini kısaltıp uzatabilirler. Bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Öte yandan davalı taahhüt altındaki imzayı kabul etmiştir. Bu durumda davalının tahliye taahhüdünü boş olarak verdiği ve üzerinin sonradan doldurulduğu iddiası dinlenemez. Zira, belgeyi imza etmekle boş olan kısmın ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılır.’ 6. Hukuk Dairesi 2009/12238 E., 2010/2452 K.

Borçlunu tarihe itiraz etmesi halinde itirazın kaldırılması ile icra hukuk mahkemesince tahliye kararı verilemez. Tarihe itiraz genel yargılamayı gerektirdiğinden sulh hukuk mahkemesinde görülür.

İİK.nun 275.maddesi ve 4.12.1957 tarih 11/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince alacaklının, imzası ikrar olunsa bile tarihi inkar edilen tahliye taahhüdüne dayanarak itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceği göz ardı edilerek uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde istemin kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.’ YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ E. 2012/18349  K. 2013/1348 T. 31.01.2013

Alacaklı, noterlikçe resen tanzim edilmiş veya tarih ve imzası tasdik edilmiş yahut ikrar olunmuş bir belgeye dayanmadıkça, tahliye taahhüdündeki imza ve tahliye tarihine itiraz edilmesi halinde icra mahkemesinden kiralananın tahliyesi istenemez. Bu durumda mahkemece uyuşmazlık yargılamayı gerektirdiğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken hukuksal dayanağı olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozulmalıdır.’ 6. Hukuk Dairesi 2015/1019 E. , 2015/1686 K.

EMSAL KARARLAR

6. Hukuk Dairesi 2015/1019 E. , 2015/1686 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : İstanbul 23. İcra Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 11/12/2014

NUMARASI : 2014/581-2014/954

İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacılar tarafından davalı kiracı hakkında tahliye taahhüdüne dayalı olarak başlatılmış olan icra takibi nedeniyle düzenlenen tahliye emrine davalı kiracının yasal süresinde itiraz etmesi üzerine davacılar icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması, takibin devamı ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece istemin kabulü ile itirazın kaldırılmasına, kiralananın tahliyesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin malik olduğu taşınmazın aylık 500 TL bedel ile davalıya kiraya verildiğini, davalının kira dönemi içerisinde 15.06.2014 tarihinde kiralananı boşaltacağına dair 01.07.2013 tanzim tarihli tahliye taahhüdü verdiğini, buna rağmen kiralananı boşaltmayan davalı hakkında İstanbul 26.İcra Müdürlüğü’nün 2014/20434 sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu belirterek, itirazın kaldırılmasına ve kiralananın tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili ise diğer itirazları yanında takibe konu 01.07.2013 tarihli tahliye taahhüdünün müvekkilince imzalanmadığını, sonradan doldurulduğunu iddia ederek tahliye taahhüdündeki yazı, tarih ve imzaya itiraz ettiklerini bildirmiş ve davanın reddini istemiştir. Mahkemece takibe dayanak edilen 01.07.2013 tanzim, 15.06.2014 tahliye tarihli tahliye taahhütnamesi altındaki imzaya itiraz edilmediğinden taahhütname altındaki imzanın davalı kiracıya ait ve geçerli olduğu hususunda çekişme bulunmadığı, borçlunun itirazını İİK’nun 275/2 maddesindeki belgelerden birine dayandırmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne, itirazın kaldırılmasına ve kiralananın tahliyesine karar verilmiştir.

Kira sözleşmesi 01.07.2011 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli olup davalı; 01.07.2013 tarihinde düzenlenen taahhütname ile kiralananı 15.06.2014 tarihinde tahliye etmeyi taahhüt etmiştir. Kural olarak kira ilişkisi kurulduktan sonra alınan taahhütnamenin kiracının serbest iradesi ürünü olduğu kabul edilmelidir. Somut olayda tahliye taahhütnamesi 01.07.2013 tarihinde düzenlenmiş olup düzenleme tarihi itibariyle kiracılık ilişkisi mevcuttur.

Davacı, da söz konusu 01.07.2013 tanzim ve 15.06.2014 tahliye tarihli, adi yazılı nitelikte olan tahliye taahhüdüne dayanarak icra takibi yapmıştır. Ancak davalı vekili süresi içinde icra müdürlüğüne yaptığı itirazında; “müvekkilim bu tarihli bir tahliye taahhüdü imzalamamıştır” diyerek itirazda bulunmuştur. Alacaklı, noterlikçe resen tanzim edilmiş veya tarih ve imzası tasdik edilmiş yahut ikrar olunmuş bir belgeye dayanmadıkça, tahliye taahhüdündeki imza ve tahliye tarihine itiraz edilmesi halinde icra mahkemesinden kiralananın tahliyesi istenemez. Bu durumda mahkemece uyuşmazlık yargılamayı gerektirdiğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken hukuksal dayanağı olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Karar bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 23.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

6. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/18349

K. 2013/1348

T. 31.01.2013

DAVA : İcra mahkemesince verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı tarafından, davalı kiracı aleyhine, tahliye taahhüdüne dayalı olarak yapılan takip nedeniyle düzenlenen tahliye emrine davalı kiracının yasal süresinde itiraz etmesi üzerine, davacı, icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece istemin kabulüne karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının, 20.12.2010 tanzim ve 14.5.2012 tahliye tarihli adi nitelikteki taahhütnameye dayanarak yasal süresinde 8.6.2012 tarihinde başlatmış olduğu icra takibi üzerine, davalı, itirazında, tahliye taahhüdünün kira sözleşmesi ile aynı tarihte düzenlendiğini, taahhütteki tarihlerin davacı tarafından sonradan doldurulduğunu ileri sürmek suretiyle tahliye taahhüdünün tarihini inkar etmiştir.

İİK.nun 275.maddesi ve 4.12.1957 tarih 11/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince alacaklının, imzası ikrar olunsa bile tarihi inkar edilen tahliye taahhüdüne dayanarak itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceği göz ardı edilerek uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde istemin kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 ve İİK.nın 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 31.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

6. Hukuk Dairesi 2009/12238 E., 2010/2452 K.

• TAHLİYE TAAHHÜDÜ NEDENİYLE TAHLİYE

• 6570 S. GAYRİMENKUL KİRALARI HAKKINDA KANUN [ Madde 7 ]

“İçtihat Metni”

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Dava, tahliye taahhüdü nedeniyle kiralananın tahliyesine yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilin kiracısı olan davalının kendi iradesi ile vermiş olduğu tahliye taahhüdüne dayalı olarak icra takibi yaptıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini, kira sözleşmesi imzaladıktan sonra kendi serbest iradesi ile tahliye taahhüdü imzalayıp veren davalının boş kağıda imza attığını kanıtlamak zorunda olduğunu belirterek, itirazın iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı ise, yargılamada belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, belgenin tarih kısmının boş olarak düzenlendiğini, bu tarihin sonradan doldurulduğunu, ikinci ayda kiraladığı işyeri için üçüncü ayda tahliyeye yönelik belge imzalamasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Takibe dayanak yapılan ve hükme esas alının 04.02.2009 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı, 07.03.2009 tarihinde kiralananda otururken vermiş olduğu tahliye taahhüdü ile kiralananı 01.04.2009 tarihinde tahliye edeceğini beyan ve taahhüt etmiştir. Taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi süresi bir yıllık ise de, kira sözleşmesi düzenlendikten sonra taraflar anlaşarak kira sözleşme süresini kısaltıp uzatabilirler. Bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Öte yandan davalı taahhüt altındaki imzayı kabul etmiştir. Bu durumda davalının tahliye taahhüdünü boş olarak verdiği ve üzerinin sonradan doldurulduğu iddiası dinlenemez. Zira, belgeyi imza etmekle boş olan kısmın ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, dava süresinde açıldığına göre davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle (BOZULMASINA),

istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 08.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ankara BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15. Hukuk Dairesi
Esas: 2017 / 35
Karar: 2017 / 41
Karar Tarihi: 17.01.2017

ÖZET: Sözleşme kurulduktan sonra kiralananın sözleşme süresince kullanılacağına veya kira sözleşmesinin süresinin uzatılıp kısaltılamayacağına dair yasalarda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Davalı tahliye taahhüdü altındaki imzayı inkar etmediğine göre, mahalli mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine ilişkin hüküm kurulmuştur.


(675 S. KHK m. 16) (6100 S. K. m. 27, 353)

Sulh Hukuk Mahkemesince verilen yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali ve kiralananın tahliyesine ilişkin verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuş olmakla; dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığı’nın 28.11.2016 tarih ve 2016/98 muhabere sayılı yazısı ekinde gönderilen listeye göre sorgulama yapılmış, 675 sayılı KHK’nın 16. maddesi gereğince dava şartları yönünden bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından istinaf talebinin incelenmesine geçilmiştir.

Dava, tahliye taahhüdü nedeniyle kiralananın tahliyesine yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili taralından temyiz edilmiştir.

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıya ait taşınmazın 15/12/2015 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile 108.000,00 TL yıllık bedelle kiraya verildiğini, davalının mecuru tahliye edeceğine dair 01/07/2016 düzenleme 01/08/2016 tahliye tarihli tahliye taahhütnamesini vermesine rağmen mecuru tahliye etmemesi üzerine Konya 14. İcra Dairesi’nin 2016/6109 Esas sayılı dosyasıyla tahliye yoluna başvurulduğunu, davalının bu takibe haksız gerekçelerle itirazı özerine takibin durduğunu belirterek, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına, davalının mecurdan tahliyesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin konularda Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu, kira sözleşmesinin imzalandığı 15.12.2015 tarihinde aynı zamanda tarih atılmamış ve zorlayıcı bir unsur olarak tahliye taahhütnamesi imzalatıldığını, bu nedenle tahliye taahhütnamesinin geçersiz olduğunu, kira ilişkisi kurulurken davalıya zorlayıcı unsur olarak imzalatılan tahliye taahhüdünün tahliye tarihi ile tanzim tarihi bölümleri boş olarak imzalatıldığını, kiraya veren, tahliyeyi taahhüt eden, kiracı, tahliye konusu yerin adresi ve özellikle tanzim ve tahliye tarihleri bölümlerinin davalının bilgisi dışında sonradan kötüniyetli olarak doldurulduğunu, hiçbir gerekçe olmadan taşınmazı 1 ay içinde taahhütname verilmesinin mantıkla izah edilemeyeceğini, özellikle imza ve tarih unsurlarının aynı zamanda atılıp atılmadığının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmesini istediklerini, davalının 5 yıllığına kiralanan ve masraf yapılan, ticari işleyişi iyi olan taşınmazdan tahliyesini gerektiren hiçbir haklı sebep olmadığını, hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, kiracının serbest iradesi olmaksızın tahliye taahhüdünde bulunduğu iddiasının tanık, yemin dahil her türlü delille ispatlanabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmiştir.

Davalı vekili, kira sözleşmesinin imzalandığı 15.12.2015 tarihinde tahliye taahhütnamesinin davalıya tahliye ve düzenleme tarihleri boş bir şekilde zorlayıcı unsur olarak imzalatıldığını, sonrada düzenleme ve tahliye tarihlerinin kötüniyetli olarak kiralayan tarafından doldurulduğunu, davalı aleyhine taşınmazın tahliyesine ilişkin olarak icra takibi başlatıldığını, ilk kira ilişkisi kurulmadan veya kurulurken alınan tahliye taahhütlerinin serbest iradeye dayanmaması nedeni ile geçersiz kabul edildiği belirtilen içtihadı birleştirme kararını cevap dilekçelerinde belirtmelerine rağmen mahkemece bu kararın gözardı edildiğini, tanzim ve tahliye tarihlerinin sonradan doldurulduğunun yalın gözle dahi idrak edilebileceğini belirtmelerine rağmen beyanlarının gerekçeli karar esas alınmadığını, kira ilişkisinin kurulmasından 7 ay sonra davalı şirketin kiralananı tahliye edeceğini taahhüt etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, somut olayda tahliye taahhüdünün kira sözleşmesinden önce ya da kira sözleşmesi akdedilirken alındığı iddiasının kişilik haklarının ihlali niteliğinde olması nedeni ile bu durumun yemin, tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceğini, uzman bilirkişi incelemesi ve tanık dinletme taleplerinin mahkemece dikkate alınmadığını belirterek karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur.

Takibe dayanak yapılan ve karara esas alınan 15.12.2015 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı vekili, 01.07.2016 düzenleme, 01.08.2016 tahliye tarihli taahhütnameye dayanarak kiralananın tahliyesine yönelik icra takibi yapmış, davalı vekili, tahliye taahhüdündeki imzanın davalıya ait olduğunu, ancak tarihlerin sonradan doldurulduğunu, taahhüdün sözleşme imzalanırken alındığını, kira ilişkisinin kurulmasından 7 ay sonra davalı şirketin 1 ay sonra kiralananı tahliye edeceğini taahhüt etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunmuştur. Kira sözleşmesinin süresi, başlangıç tarihi, ne zaman sona ereceği her zaman taraflarca kararlaştırılabilir. Sözleşme kurulduktan sonra kiralananın sözleşme süresince kullanılacağına veya kira sözleşmesinin süresinin uzatılıp kısaltılamayacağına dair yasalarda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Davalı tahliye taahhüdü altındaki imzayı inkar etmediğine göre, mahalli mahkeme kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Dosya kapsamına, toplanan delillere, Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2016/1327 Esas-2016/1648 Karar sayılı kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirme bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun HMK 353/1-b-l maddesi gereğince esastan REDDİNE,

7.377,48 TL esastan ret harcından istinaf kanun yolu başvurusunda bulunan davalının yatırmış olduğu l.844,00 TL istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 5.533.48 TL harcın istinaf kanun yolu başvuru talebinde bulunandan alınmasına,

HMK 27. maddesi gereğince tarafların hukuki dinlenme hakkı nedeniyle hükmün ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 17.01.2017 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi. (¤¤)

Adi ortaklığın borcu nedeniyle ortaklık alacaklarının haczi

T.C YARGITAY
.Hukuk Genel Kurulu
Esas: 2017/ 12-763
Karar: 2019 / 344
Karar Tarihi: 26.03.2019

ÖZET: Adi ortaklığın kuruluş sözleşmesine göre yaptığı ticari faaliyet sonucu doğan hak ve alacaklar ile borçlar adi ortaklığa aittir. Bu borçlardan bir kısmının nizasız ödenmesi, henüz ödenmemiş olan ve nizalı hâle gelen adi ortaklık borçları arasında eşitlik yaratır. Ayrıca nizasız ödeme, adi ortaklık tasfiye edilmeden yapıldığından adi ortaklığın borcunun ortakların şahsi borcu olarak nitelendirilmesine imkân vermez. TBK’nın ilgili maddesindeki düzenleme ortakların, ortaklık dışında oluşan şahsi borçları için olup ortaklık borçları için uygulama olanağı bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından, haklara veya borçlara sahip olamayacağından, alacaklıların ortakların kâr payına veya tasfiye payına haciz koydurabileceği gerekçesiyle mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca mahkemenin, şikâyetin reddine dair kararı usul ve yasaya uygun olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması gerekir.

(6098 S. K. m. 163, 620, 621, 622, 623, 637, 638) (2004 S. K. m. 89) (818 S. K. m. 538) (4721 S. K. m. 701, 703)

Taraflar arasındaki “icra memur muamelesini şikâyet” talebinden dolayı yapılan inceleme sonunda Diyarbakır 1. İcra (Hukuk) Mahkemesince şikâyetin reddine dair verilen 10.02.2014 tarihli ve 2014/125 E., 2014/147 K. sayılı karar, borçlu vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23.06.2014 tarihli ve 2014/15236 E., 2014/18150 K. sayılı kararı ile;

“… Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 622-623. maddeleri gereğince adi ortaklıkta her ortak, şirketin karına iştirak hakkına sahip olduğundan ortağın kişisel alacaklıları, borçlu ortağın şirketteki kar payını İİK.nun 89. maddesine göre haczettirebilirler. Ayrıca, aynı kanunun 638. maddesine göre, adi ortaklığın tasfiye edilmesi halinde borçluya isabet edecek tasfiye payının da haczi mümkün bulunmaktadır. Bir diğer anlatımla, bir ortağın şahsi alacaklıları haklarını ancak, o şerikin tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler, ne var ki şirket sözleşmesinde bu kuralın aksi de kararlaştırılabilir.

İki veya daha fazla işletmenin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri ortaklığın (Joint Venture’nin) tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti yoktur. Ortaklar, ortaklık borçlarından dolayı alacaklılara karşı doğrudan doğruya ve sınırsız olarak tüm varlıklarıyla sorumludurlar. Ancak gerçek ve tüzel kişilerin taraf ehliyeti vardır (Prof. Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı 2004 bas. Sahife 137 HGK. nun 08.10.2003 tarih ve 2003/12-574 E. 2003/564 K. sayılı içtihadı).

Açıklanan bu hükümlere aykırı olarak adi ortaklığın malları üzerine haciz konulması halinde bu husus, ortaklardan her biri tarafından şikayet konusu yapılabilir.

Somut olayda, Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğü’nün 2013/8..2E. Sayılı takip dosyasından borçlular S…l Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş., İ..k İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., S…l-İ..k İş Ortaklığı ve İ..k- S…l İş Ortaklığı aleyhine çeklere dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız takip başlatıldığı, borçlu S…l Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin şikayeti sonucu Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 14.01.2014 tarih, 2014/1 E – 22 K. Sayılı kararı ile S…l-İ..k İş Ortaklığı ve İ..k-S…l İş Ortaklığı hakkındaki takibin, iş ortaklarının taraf ehliyeti bulunmadığı gerekçesi ile iptal edildiği, takip dosyasından Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına yazılan 13.12.2013 tarihli haciz müzekkeresine, T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca verilen 21.02.2014 tarih ve 013292 sayılı cevabi yazıda, İ..k İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. ve S…I Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin oluşturduğu iş ortaklığının idarenin yüklenici olduğu ve haczin takipli borçlar sıralama tablosuna alındığı bildirilmiştir.

Adi ortaklıklarda, ortakların borçlarından dolayı takip yapılması halinde, ortağın kar payı veya tasfiye payına haciz konulması mümkün olup, alacaklı tüzel kişiliği bulunmayan ortaklığa ait bir mal veya alacak üzerine haciz koyduramaz.

O halde mahkemece şikayetin T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca verilen 21.02.2014 tarih ve 0.32.2 sayılı cevabı yazısına göre hak ve alacağına haciz konulan iş ortaklığı yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. …” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Borçlu vekili

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:

İstem, icra memur muamelesini şikâyete ilişkindir.

Borçlu vekilinin; Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 14.01.2014 tarihli ve 2014/1 E. – 2014/22 K. sayılı kararı ile adi ortaklık hakkında yapılan icra takibinin iptaline karar verildiğinden, Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğünün 2013/8..2 E. ve 2013/8..3 E. sayılı dosyalarında, adi ortaklık malları üzerine uygulanan hacizlerin kaldırılmasını ve muhafaza altına alınan malların iadesine karar verilmesini talep ettiklerini, ancak icra memurunun talebini reddettiğini ileri sürerek, 04.02.2014 tarihli memurluk işleminin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Yerel Mahkemece; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 637. maddesinin “Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur. Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar” düzenlemesinin yer aldığı, tüzel kişiliği olmadığı gerekçesiyle adi ortaklık yönünden icra takibinin iptaline karar verilse bile, adi ortaklığa ait mallar üzerinde ortaklığı oluşturan özel ya da tüzel kişiler arasında elbirliği ile mülkiyet ilişkisi olduğu, adi ortaklığın ticari faaliyetlerinden doğan borçlardan dolayı diğer ortaklar şahsen sorumlu olduklarından icra müdürlüğünce haciz yapılmasında usulsüzlük bulunmadığı, aksi hâlde adi ortaklığa ait mallara haciz konulamayacaksa uygulamada şirketlerin tüm ticari işlerini kuracakları adi ortaklık üzerinden yürüteceği ve tüm malvarlıklarını da adi ortaklığa devredecekleri, bu durumda ticari ilişkiye girdikleri üçüncü kişilerin adi ortaklıktan hiçbir şey elde edemez hâle gelebilecekleri, somut olayda takip konusu borcun adi ortaklığın bizzat ticari ilişkisinden kaynaklandığı, adi ortaklığın tüm malları üzerinde ortakları oluşturan özel ya da tüzel kişilerin elbirliği ile mülkiyeti söz konusu olduğuna göre adi ortaklığın malları üzerinde haciz konulması yasaya uygun olduğu gibi hangi malın adi ortaklığa ait olup olmadığı dosya kapsamı ile belli değilken tüm malların adi ortaklığa ait olduğu ve onlara haciz konulamayacağının ileri sürülmesinin de iyi niyetten yoksun olduğu gerekçesiyle evrak üzerinden şikâyetin reddine karar verilmiştir.

Borçlu vekilinin temyiz itirazları üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; takibe dayanak çeklerin bizzat adi ortaklığın kaşesi basılarak ortaklığı oluşturan temsilciler tarafından keşide edildiği, adi ortaklığı oluşturan şirketlerin icra takibinde borçlu olarak gösterildiği, adi ortaklığı temsilen idareci şerikin imzaladığı takibe konu çeklerden dolayı diğer ortakların da müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, borcun ifasından bütün ortaklar birlikte sorumlu olduklarına göre borç sebebiyle bütün ortaklara karşı yapılmış olan icra takibinde iştirak hâlinde malik oldukları malların haczinin mümkün olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı borçlu vekili tarafından temyize getirilmektedir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; İ..k-S…l İş Ortaklığının borcundan dolayı adi ortaklığa ait mal veya alacağının haczedilip haczedilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın niteliği gereği adi ortaklık sözleşmesinin ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde fayda vardır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620. maddesine göre, adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.

Madde hükmünde açıklandığı gibi adi ortaklık bir sözleşme türüdür. Bu sözleşmede başlıca beş unsur vardır. Bunlardan ilki sözleşme, İkincisi şahıslar, üçüncüsü ortakların katılma payları, dördüncüsü ortak amaç ve sonuncusu da bu ortak amacın gerçekleştirilmesidir (Yalman, M./ Taylan, E.: Adi Ortaklık, Ankara 1976, s. 18).

Ortaklık ilişkisinin kurulabilmesi için iki ya da daha çok kişinin iradelerinin birleşmesi gerekir. Gerçek ya da tüzel kişiler ortak olabilirler. Ortaklık, katılanların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulur ve bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Ancak bu sözleşme ile tüzel kişiliği olmayan bir kişi birliği oluşmaktadır.

Adi ortaklığın unsurlarından olan katılma payının çeşidini ve kapsamını belirlemede ortaklar serbest olup katılma payına kısaca sermaye denir.

Ortak amaç adi ortaklığın temel unsuru olup, imkânsız, kanuna, ahlâka ve adaba aykırı olamaz. Adi ortaklar, ortaklık amacının gerçekleşmesine faydalı olmak ve buna erişmek için gerekli faaliyetlere katılmalıdır.

Katılım payı unsuruna ilişkin düzenlemenin yer aldığı TBK’nın 621. maddesinin 1. fıkrasına göre her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlü olup, anılan Kanunun 638. maddesinin 1. fıkrasına göre de ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur. Dikkat edilirse bu durumda ortakların kendi mal varlıklarından bağımsız, elbirliğiyle malik oldukları özel bir mamelek olarak ortaklık mameleki ile karşılaşıyoruz. Kaldı ki 818 sayılı BK’nın 534 c. 2. (6098 sayılı TBK’nın 638/1. m.) gereğince, ortağın şahsi alacaklısının ortaklık mal varlığına değil de, ortağın ancak tasfiye payına yönelebilmesi de ortaklığın aslında bir mal varlığı olduğunu göstermektedir. Yine böyle bir ortaklık mamelekinin mevcut olduğu 818 sayılı BK’nın 538 vd. (6098 sayılı TBK’nın 642 vd) düzenlenen tasfiyeye ilişkin ilkelerden de açıkça ortaya çıkmaktadır (Şener, O.H.: Adi Ortaklık, Ankara 2008, s. 179).

Yeri gelmişken elbirliği mülkiyetinin niteliği ve özelliği üzerinde de durmak gerekir.

Elbirliği (İştirak) hâlinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 701¬703. maddelerinde düzenlenen elbirliği mülkiyetinin (ortaklığının) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke Türk Medeni Kanunun 701. maddesinde “…Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır…” biçiminde yer almıştır.

Ortaklar, ortaklığa ait bütün kâr ve zararlara birlikte sahiptir. Buradan hareketle ortaklığın ticari faaliyette bulunduğu ve üçüncü kişiler ile gelir elde edeceği işlemler yaptığı anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle adi ortaklık gelir elde etmek için borçlanmakta ve ürettiği mal veya hizmeti satmaktadır. Bu durumda kâr elde eden ortaklığın, borçları mevcut olduğunda, bunların da ödenmesi tabiidir.

TBK’nun 638. maddesinin ikinci fıkrasında “ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler”, üçüncü fıkrasında ise “ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar” düzenlemesi yer almaktadır. TBK’nın 163. maddesinin birinci fıkrası gereğince müteselsil sorumluluğun bulunduğu durumda ise alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alacaklı vekili tarafından keşidecisi iş ortaklığı olan çeklere dayalı olarak Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğünün 2013/8..2 E. sayılı dosyasında İ..k-S…l İş Ortaklığı ve iş ortaklığını oluşturan S…l Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş. ve İ..k İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. aleyhine kambiyo senetlerine mahsuz haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, iş ortaklığı ve iş ortaklığını oluşturan şirketlere ayrı ayrı ödeme emri tebliğ edildiği, icra takip dosyasında alacaklı vekilinin talebi üzerine Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına yazılan haciz müzekkeresine, T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca verilen 21.02.2014 tarih ve 0.32.2 sayılı cevabi yazıda, İ..k İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. ve S…l Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin oluşturduğu iş ortaklığının idarenin yüklenicisi olduğu ve haczin takipli borçlar sıralama tablosuna alındığının bildirildiği görülmektedir.

Adi ortaklığın ticari faaliyette bulunarak, mal tedarik ettiği ve sağladığı mallara karşılık temsilcisi aracılığıyla ortaklık adına çek keşide ettiği görülmektedir. Dolayısıyla bu borç, ortakların şahsi borcu olmayıp, adi ortaklığın borcudur.

O hâlde adi ortaklığın borcu nedeniyle ortaklar müteselsilen sorumlu oldukları ve ortaklığın mal varlığı elbirliğiyle idare edildiğine göre, birlikte sorumluluk gereği adi ortaklığın borcu nedeniyle adi ortaklığa ait mal veya alacağa haciz konulabilir ve alacaklı tarafından ortaklığın mal varlığından tahsilat yapılabilir.

Diğer yandan adi ortaklığın kuruluş sözleşmesine göre yaptığı ticari faaliyet sonucu doğan hak ve alacaklar ile borçlar adi ortaklığa aittir. Bu borçlardan bir kısmının nizasız ödenmesi, henüz ödenmemiş olan ve nizalı hâle gelen adi ortaklık borçları arasında eşitlik yaratır. Ayrıca nizasız ödeme, adi ortaklık tasfiye edilmeden yapıldığından adi ortaklığın borcunun ortakların şahsi borcu olarak nitelendirilmesine imkân vermez. TBK’nın 638. maddesindeki düzenleme ortakların, ortaklık dışında oluşan şahsi borçları için olup ortaklık borçları için uygulama olanağı bulunmamaktadır.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından, haklara veya borçlara sahip olamayacağından, alacaklıların ortakların kâr payına veya tasfiye payına haciz koydurabileceği gerekçesiyle mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca mahkemenin, şikâyetin reddine dair kararı usul ve yasaya uygun olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması gerekir.

Öte yandan eldeki dosyada davacı-borçlu ünvanının “S…l Yapı End. Tic. ve San. A.Ş.” olmasına karşın, gerekçeli karar başlığında davacı olarak “S…L YAPI” ismi yazılmış ise de; bu hususun mahkemesince her zaman düzeltilebilecek maddi bir hata niteliğinde bulunduğu dikkate alınarak, esasa etkili görülmeyen bu kısım bozmaya konu edilmemiş, hataya işaret olunmakla yetinilmiştir.

SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilâm harcı peşin alınmış olduğundan başka harç alınmasına yer olmadığına, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanunun 29. maddesi ile eklenen “Geçici Madde 7” atfıyla uygulanması gereken aynı Kanunun 366. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren on gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.03.2019 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Şikâyet icra memur muamelesine ilişkindir.

Alacaklı şirket tarafından İ..k-S…l iş ortaklığı, S…l-İ..k İş Ortaklığı ile bu ortaklıkları oluşturan İ..k Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve S…l Yapı Endüstri Ticaret ve Sanayi A.Ş. aleyhinde çeklere dayalı olarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, takibe konu çeklerde İ..k-S…l İş Ortaklığının keşideci, alacaklı şirketin ise lehtar olarak bulunduğu alacaklı şirketin ihtiyati haciz kararı aldığı, talep üzerine üçüncü kişi konumunda olan T.C. Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığına (TOKİ) yazılan 13.12.2013 tarihli haciz müzekkeresine verilen 21.02.2014 tarihli cevabi yazıda “İ..k İnş. San. ve Tic. A.Ş. ile İ..k İnş. San. ve Tic. A.Ş.-S…l Yapı End. Tic. ve San. A.Ş. İş Ortaklığının idaremiz yüklenicileri olduğu ve takipli borçlar sıralama tablolarına alındığının” yazılı olduğu, borçlu S…l Yapı A.Ş.’nin icra mahkemesine verdiği dilekçe ile Adi Ortaklıklar hakkındaki takiplerin adi şirketin tüzel kişiliği olmadığı gerekçesi ile icra mahkemesince 14.01.2014 tarihinde iptal edildiğinden adi ortaklık adına yapılan haciz işlemlerinin iptalini, bu yöndeki haczin fekki taleplerinin reddine ilişkin 04.02.2014 tarihli icra memurluğu kararlarının iptalini talep ettiği anlaşılmaktadır.

İcra mahkemesince şikâyetin reddine karar verildiği karar gerekçesinde, adi ortaklık hakkında takip iptal edilse bile takibe konu borcun adi ortaklığın bizzat ticari ilişkisinden kaynaklandığı, adi ortaklığın malları üzerinde ortaklığı oluşturan özel ya da tüzel kişilerin elbirliği mülkiyeti olduğundan adi ortaklığa ait mallar üzerine haciz konulabileceğini beyan ettiği, şikâyetçi borçlu şirket vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince “Adi ortaklıklarda, ortakların borçlarından dolayı takip yapılması hâlinde, ortağın kâr payı veya tasfiye payına haciz konulması mümkün olup, alacaklı tüzel kişiliği bulunmayan ortaklığa ait bir mal veya alacak üzerine haciz koyduramaz.” gerekçesi ile şikâyetin hak ve alacağına haciz konulan iş ortaklığı yönünden kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bozulmasına karar verdiği, mahkemenin benzer gerekçelerle takip konusu borcun adi şirketi oluşturan ortaklardan birinin şahsi borcu değil, ortaklığın bizzat borcu olduğu, bu nedenle ortaklığa ait bir hak ve alacak niteliğinde olan hakedişler ve ortaklığın diğer mallarının haczedilebileceği kanaatiyle bozma ilamında direnilmesine, şikâyetin reddine karar verildiği, direnme kararının borçlu vekilince temyizi üzerine dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne geldiği görülmektedir.

Haciz yolu ile takip, borçluya ait mal varlığına haciz konulması ve haczedilen söz konusu mal varlığının paraya çevrilmesi yolu ile elde edilen bedelin alacaklıya ödenmesi sureti ile yapılır.

Haciz borçlunun temlik edilebilir ve paraya çevrilebilir mal varlığı üzerinde yapılabilir. Bir hak (alacak) özel bir düzenleme mevcut değilse ancak devredilebilir nitelikte ise haczedilebilir. Haciz, alacaklının alacağına kavuşması için paraya çevirmeye hazır bulundurmak amacı ile borçlunun tasarruf yetkisine sahip olduğu hak ve mallarına devletin cebri icra organları tarafından el konulması (veya haczin herhangi bir şekilde belli edilmesi) sureti ile yapılan devletin hakimiyet tasarrufudur (Topuz, Gökçe: Hisse Haczi ve Satışı, Ankara 2009 s.46).

Elbirliği mülkiyeti, TMK 701. maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma göre; Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısı ile mallara birlikte malik olanların mülkiyetidir. TMK 701/2 fıkrasında “ Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır” şeklinde bir hüküm öngörmektedir.

Elbirliği mülkiyetinde paylı mülkiyette olduğu gibi ortakların belirlenmiş bir hissesi yoktur. Ancak elbirliği mülkiyeti hissesinin haczedilebileceği ve paraya çevrilebileceği İcra ve İflas Kanununun 94 ve 121. maddelerinde açıkça düzenlenmiştir. Adi şirkette, ortaklar şirket mallarına elbirliği hâlinde malik oldukları için esasında hiç bir ortağa üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği bir hisse düşmez. Bu nedenle de elbirliği ortaklığında ortakların hissesinden bahsetmek mümkün değildir (Oğuzman, Kemal/Seliçi Özer, Eşya Hukuku, İstanbul 2002 s.264). Bu nedenle ortağın alacaklısı hakkını, ancak elbirliği ortaklığının tasfiyesi sonucunda borçluya düşecek olan hisseden veya şirketin faaliyetlerinden dolayı kâr payından alabilir.

İİK’nın 94 ve 121 maddelerde yazılı “hisse” kavramı mal varlığı hissesi anlamında olmayıp, ortağın ortaklık sıfatından kaynaklanan hak ve yükümlülüklerinin toplamını ifade eden “ortaklık anlamındaki hisse” olarak anlaşılmalıdır. Gerçekten de hisse kavramı mal varlığı hissesi anlamında kullanılsa idi alacak hakkı niteliğinde olan mal varlığı haklarının haczi İİK’nın 89 maddesine göre yapılabileceğinden kanun koyucunun İİK’nın 94. maddesini düzenlemesine gerek kalmazdı. Elbirliği ortaklığında ortakların belirlenmiş bir hissesi olmadığı için şirketin tasfiye edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Borçlar Kanununun 638 ve devamı maddelerinde kullanılan “tasfiyedeki payın haczi” ifadesi İİK’nın 94. maddesi ile bir çelişki oluşturmamaktadır (Topuz, Gökçen; Hisse Haczi ve Satışı s.75).

Elbirliği mülkiyeti haczi İİK’nın 94. maddesi hükmüne göre olur. Elbirliği mülkiyet hissesi üzerinde tasarrufta bulunulamayacağından haczin konusunu borçlunun hissesi değil, elbirliği mülkiyeti ilişkisinin son bulması hâlinde borçlu ortağın adi ortaklıktaki tasfiye sonundaki payı oluşturmaktadır. Alacaklı, borçlunun ortağı bulunduğu adi ortaklığın mallarına (borçlunun o mallardaki elbirliği mülkiyeti payı) haciz koyduramaz (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s.454). Aslında adi şirketin tüzel kişiliği ve hak ehliyeti bulunmadığından şirkete ait bir mal varlığının bulunması da söz konusu olamaz. Bu nedenle şirket mal varlığı kavramı ile ortakların kişisel mal varlıklarının dışında kalan şirketin amacına ulaşması için getirilmiş olan sermayeden, şirketin faaliyetleri sonucunda edinilen ve henüz dağıtılmamış olan kârdan veya bunların yerine geçen ikame değerlerden oluşan ve bütün ortakların üzerinde hep birlikte hak sahibi oldukları özel mal varlığı kastedilmektedir (Barlas, Nami; Adi Ortaklık Temeline Dayalı Sözleşme İlişkileri, İstanbul 1998 s.323 dn.108).

Nitekim, TBK’nın 638/1 fıkrası “Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.” hükmünü düzenlemiştir. Bu ilke ve kurallardan anlaşılacağı üzere tüzel kişiliği olmayan adi şirkete ait mal varlığı bulunmadığından, adi şirketin borcu veya alacağından da söz edilemez. Adi şirketi oluşturan ortaklar alacaklı veya borçlu olabilirler. Bu husus TBK’nın 637/2 fıkrasında “Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yapar ise diğer ortaklar ancak temsile ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.” şeklinde belirtilmiştir. TBK’nın 638/3 fıkrasında “Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumludurlar.

Somut olayda da adi şirket adına takibe konu çeki idareci ortağın imzaladığı hususu taraflar arasında çekişme konusu olmadığından çekten doğan borçtan, ortaklığı oluşturan her iki şirket de müteselsilen tüm mal varlığı ile sorumludur. Ancak bu ortakların oluşturduğu adi şirketin üçüncü kişi TOKİ nezdinde yüklenici olması nedeniyle ortakların elbirliği esasına göre tasarruf edebilecekleri alacak hakları mevcuttur. Burada müteselsilen alacaklılık olmayıp, “elbirliği hâlinde alacaklılık” söz konusudur. Bu hâlde borçlunun borcunun ifası ancak bütün alacaklılar tarafından istenebilir ve borçlu borcun hepsine birlikte ifa mecburiyetinde olup, alacaklılardan birine ifada bulunarak borçtan kurtulamazlar. Her bir ortak diğer ortağın rızası olmadan bu alacak üzerinde tasarruf edemez ve alacağı başka bir kişiye devredemezler. Maddi hukuka göre devredilemeyen hak ve alacaklar haczedilemez.

Bu nedenle takip alacaklısının müzekkere ile TOKİ nezdinde oluşan istihkak alacağını haczetmesi mümkün değildir. Bu anlamda takip konusu borcun ortaklardan birinin üçüncü kişiye olan borcu olması ile borcun adi ortaklığın bizzat faaliyetinden kaynaklanması arasında bir fark yoktur. Kanunda da böyle bir ayrıma gidilmemiştir. Adi ortaklığı oluşturan her bir ortak ayrı ayrı takip borcunun tamamından tüm mal varlıkları ile sorumlu olup, alacaklı alacağının tahsili için ancak İİK 94 maddesi çerçevesinde her bir borçlu ortağın ortaklıktaki hissesine ayrı ayrı haciz koydurabilir. Ortaklığın malı (elbirliği hâlinde ortaklara ait olan mal) üzerine haciz koyduramaz.

İİK 94. maddesi uyarınca adi şirket hissesinin haczi adi şirketin temsilcisine haczin tebliği ile gerçekleşir.

TBK’nın 638/2 maddesi uyarınca ortağın alacaklısı, ortağın tasfiye payı üzerine haciz koyabilir. Çünkü tasfiye payı diğer ortakların onayı olmaksızın üçüncü kişiye devredilebilen bir mal varlığı hakkıdır. Tasfiye payı, kâr payı gibi İİK 89 maddesi uyarınca haczedilebilir. BK’nın 535 maddesi tasfiye payının haczinin adi ortaklığı sona erme sebebi sayarken TBK’nın 639/3 fıkrasına göre adi ortaklık borçlunun tasfiye payına haciz konulması ile değil, ortağın tasfiyedeki payının cebri icra yolu ile paraya çevrilmesi ile sona erer.

İİK’nın 94. maddesi “Bir intifa hakkı veya taksim edilmemiş bir miras veya bir şirket yahut iştirak hâlinde tasarruf edilen bir mal hissesi haczedilebilir ise icra dairesi yerleşim yerleri bilinen ilgili üçüncü şahıslara keyfiyeti ihbar eder. Bu surette borçlunun muayyen bir taşınmazdaki tasfiye sonundaki hissesi haczedilmiş olursa icra müdürü haciz şerhinin taşınmaz kaydına işlenmesi için tapu sicil muhafızlığına tebligat yapar.” hükmünü düzenlemektedir. TMK’nın 677. maddesinin birinci fıkrasında mirasçının terekenin tamamı veya bir kısmı üzerindeki miras hissesinin devrine izin vermektedir. Bu hüküm uyarınca terekedeki bazı mal ve haklar üzerindeki hissenin de haciz konusu olması mümkündür.

Oysa adi şirkette ortakların, elbirliği mal varlığını oluşturan münferit mal ve haklar üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri hisseleri bulunmadığından, ortakların alacaklısının adi ortakların birlikte tasarruf edebilecekleri üçüncü kişi de bulunan alacağa haciz koyması mümkün değildir. Öğretide de İİK 94. maddesinde yazılı bu kuralın sadece belirli bir taşınmaz maldaki elbirliği hâlinde tasarruf edilen taşınmaz mal hissesinin haczedilmesi ve miras hissesinin haczedilmesi hâlinde uygulanması gerektiği belirtilmektedir (Topuz, Gökçen, Hisse Haczi ve Satışı s.109).

Özetle; adi ortaklıkta ortağın kişisel alacaklıları borçlu ortağın şirketteki kâr payını veya adi ortaklığın tasfiye edilmesi hâlinde borçluya isabet edecek tasfiye payını haczedebilirler. Ortaklığın tasfiyesi hâlinde borçlu ortağa isabet edecek tasfiye payının belirlenmediği bir aşamada adi ortaklığın yaptığı işin karşılığında üçüncü kişideki alacağının haczi mümkün değildir (HGK 03.04.2013 gün 2012/12-863 E., 2013/432 K. sayılı kararı). Ortaklık geliri henüz taksim edilmeden onun üzerinde bütün ortakların iştirak hâlinde mülkiyet hakları vardır. Ortaklardan biri diğerinin rızası olmadan bu alacağı başkasına devredemezler. Devredilemeyen hak ve alacaklar da haczedilemez.

Adi ortaklık değil, TBK 637/2 fıkrası uyarınca adi ortaklığın ortakları alacaklı veya borçlu olup, TBK 638/2 fıkrası uyarınca bir ortağın alacaklısının haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki payı üzerinde kullanabileceklerinden, adi ortaklığın yaptığı iş nedeniyle üçüncü kişi nezdindeki alacaklarına doğrudan müzekkere ile haciz konamaz. Adi şirket mal, hak ve alacakları ortaklarca birlikte tasarruf edilebildiğinden İİK m.94 de hisse haczi, TBK’nın 638/2 de tasfiye payı haczi düzenlenmiş olup, takip konusu borcun ortaklığın borcu olması hâlinde, ortaklığa ait mal, hak ve alacaklar üzerine münferiden haciz konulabileceğine ilişkin bir aykırı hüküm öngörmemektedir. Kaldı ki somut olayda adi şirket takipte borçlu gösterilerek adi şirketin borcu için adi şirketin üçüncü kişideki istihkakına haciz müzekkeresi gönderilmiş ise de daha sonra adi şirket yönünden takip iptal edildiğinden üçüncü kişiye çıkarılan haciz müzekkeresinin de iptali gerekmektedir. Gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse 12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları bu yöndedir (HGK 10.12.2014 gün 2013/12-1233 E., 2014/1014 K. sayılı kararı; 12. HD. 19.03.2004 gün 2004/1109 E., 2004/6483 K.; 12. HD.01.02.2008 gün 2007/22814 E., 2008/1792 K.; 12 HD. 30.11.2017 gün 2016/23461 E., 2017/14891 K.).

Mahkemenin direnme kararı isabetsiz olup, bozulması görüşünde olduğumdan, kararın onanması yönündeki çoğunluğun görüşüne katılamamaktayız.

KARŞI OY

İstem, icra memur muamelesini şikâyete ilişkindir.

Diyarbakır 7.İcra Müdürlüğünün 2013/8..2 sayılı takip dosyasında alacaklı-şikâyet olunan limited şirket tarafından İ..k S…l İş Ortaklığı ve S…l İ..k İş Ortaklığı ve adi ortaklığın ortaklarına karşı kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla takip yapılmış, Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 14.01.2014 tarih, 2014/1 E. 2014/22 K. sayılı kararı ile adi ortaklıklar hakkında yapılan icra takibinin iptaline diğer borçlu ortaklar yönünden takibin devamına karar verilmiş, 18.02.2014 tarihinde karar kesinleşmiştir. Şikâyetçi borçlu vekili, takip dosyasında haciz suretiyle iş ortaklığına ait malların haczedildiğini, kesinleşen kararla haciz işleminin dayanağı olan ödeme emri iptal edildiğinden, hacizle muhafaza altına alınan malların iadesini talep etmiş, icra memurluğunun işlemi ile talep reddedilmiş, şikâyetçi borçlu ortak A.Ş. tarafından icra memurluğunun bu işlemi şikâyete konu edilerek, işlemin iptali talep edilmiştir.

İcra Hukuk Mahkemesince, yukarıda özet kısmında yazılı gerekçelerle şikâyetin reddine dair kararın temyizi üzerine Özel Dairece, yazılı gerekçelerle hak ve alacağına haciz konulan iş ortaklığı yönünden şikâyetin kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiş, mahkemece verilen direnme kararı şikâyetçi vekilince temyiz edilmiştir.

İcra takibine konu çekler, S…l İ..k İş Ortaklığı, İ..k S…l İş Ortaklığı adına keşide edilmiş olup, kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla icra takibinde bu iş ortaklıklarına da borçlu olarak ödeme emri gönderilmiş ise de, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından takipte de taraf olamayacağından, iş ortaklıklarına karşı takibin iptaline, diğer borçlular ortaklara karşı ise devamına karar verilmiş ve İcra Hukuk Mahkemesinin kararı kesinleşmiştir. Şikâyete konu icra memuru işleminde, bu karara rağmen, iş ortaklığının ortakları yönünden takip iptal edilmediği, kararda adi ortaklık mallarının haczedilemeyeceği yönünde bir kararın bulunmadığı, hacizlerin kaldırılması yönünde de bir karar bulunmadığı gerekçeleriyle hacizlerin kaldırılması talebi reddedilmiştir.

Uyuşmazlık, iş ortaklığının borcundan dolayı, adi ortaklığa ait mal veya hak ve alacakların haciz edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

İki veya daha fazla kişinin ortak bir amaca erişmek için emek veya mallarını birleştirmeyi üstlendikleri tüzel kişiliği bulunmayan, ortakların ortaklık borçlarından kendi mal varlıklarıyla sınırsız ve müteselsil olarak sorumlu oldukları kişi topluluğuna adi ortaklık denir. (Prof. Dr. Fikret Eren- Borçlar Hukuku Özel Hükümler 5. Baskı sayfa 829) Adi ortaklık, Türk Borçlar Kanununda özel borç ilişkileri kısmında düzenlenmiştir. Adi ortaklıkta her ortak ortaklığa ortak amacı gerçekleştirmek için belirli bir mal veya emekten oluşan bir ortaklık payı koymayı üstlenir. Ortaklık payı, adi ortaklığın zorunlu unsurudur. Aynı türden katılım payı koyma zorunlulukları yoktur. Ortaklar, koymayı üstlendikleri katılma payının nitelik ve miktarını, adi ortaklık sözleşmesinde hukuk düzeninin sınırları içinde serbestçe kararlaştırabilirler (Eren, sayfa 834-835).

Adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Bu nedenle, adi ortaklık hak ve fiil ehliyetine sahip değildir. Hak ve fiil ehliyeti olmadığı için adi ortaklık onların birer alt türü olan taraf, dava ve takip ehliyetine de sahip değildir. Dolayısıyla, adi ortaklık tarafından açılacak davaların ortakların tümü tarafından açılması gerektiği gibi, adi ortaklık aleyhine açılacak davaların da, ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Bu bakımdan aktif ve pasif dava ehliyeti yönünden ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.

Adi ortaklık bünyesinde oluşan mal varlığı çeşitli değerlerden oluşur. TBK. 638/1’e göre, ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği halinde bütün ortaklara aittir. Ortaklar isterlerse ortaklık sözleşmesinde bu hükmü değiştirip, elbirliği hak sahipliği yerine paylı hak sahipliğini, dolayısıyla elbirliği mülkiyeti yerine de paylı mülkiyeti seçebilirler. Böyle bir durumda her ortak kendi payı üzerinde tasarruf etme imkânını bulur.

Adi ortaklık bağımsız bir kişiliğe sahip olmadığı için adi ortaklığın alacaklısı bulunmadığı gibi, adi ortaklığın kendisi borçlu da olmaz. Adi ortaklıkta, ortakların birlikte ya da temsilci vasıtasıyla üstlendikleri borçlardan her bir ortak alacaklıya karşı tüm mal varlığıyla birinci derecede, sınırsız ve müteselsil olarak sorumludur. Oysa diğer ticari ortaklıklarda, meselâ bir anonim veya kolektif ortaklıkta bu ortaklıklar tüzel kişiliğe sahip oldukları için üçüncü kişilere karşı üstlenilen ortaklık borçlarından öncelikle ve birinci derecede bizzat ortaklık sorumludur. Adi ortaklık aslında bir isimden ibarettir. Bunun nedeni, kişiliğinin, hukuki ehliyetinin ve ortaklığı temsil edecek organlarının bulunmamasıdır. Ortaklık borcu denildiği zaman, bundan “tek tek tüm ortakların borcu” kastedildiği için ortaklar birinci derecede borçlu durumundadırlar (Eren- sayfa 840-841) .

Adi ortaklık, tüzel kişiliğe sahip olmadığı için, alacaklılar bu ortaklığa karşı dava açmaz, takip de bulunamazlar. Aynı şekilde, alacaklıların gerektiğinde başvurabilecekleri bir ortaklık mal varlığı da yoktur. Bu nedenle, alacaklılar yalnız ortaklar aleyhine dava açıp takip de bulunabilirler. Dava ve talep ehliyetine, yalnız ortakların tamamı sahiptir (sayfa 879) .

Bir ortağın tasfiye payının cebri icra yoluyla haczettirilip paraya çevrilmesi de adi ortaklığın sona erme sebeplerinden biridir. Ancak, ortaklığın sona ermesi için bir alacaklının sadece ortaklardan biri hakkında cebri icraya başvurması mesela bir ortağın tasfiye payını haczettirmesi, adi ortaklığın sona ermesi için yeterli değil ayrıca haczedilen tasfiye payının satılarak paraya çevrilmesi de gerekmektedir (sayfa 886).

Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından, ortaklığa karşı yöneltilen icra takibi iptal edilmiştir. İcra takibinde, adi ortaklığın ortakları da borçlu olup, takip bunlara karşı devam etmektedir. Adi ortaklığın, alacaklılarca başvurulabilecek bir ortaklık mal varlığı olmadığına ve ortaklık borcu denildiği zaman tek tek tüm ortakların birinci derecede müteselsil borçlu olduklarının anlaşılacak olmasına göre, icra memurluğunun adi ortaklık adına yaptığı haciz ve muhafaza işlemlerinin kaldırılması ve borçlu ortaklarla ilgili takip işlemlerine yukarıda anlatıldığı şekilde devam etmesi gerekirken, bu yöndeki borçlu talebini ret işlemi usul ve yasaya aykırı olduğundan, şikâyetin kabulü gerekirken, reddi doğru olmayıp, mahkeme kararının belirtilen gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumdan, çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum. (¤¤)