Mirasta denkleştirme nedir? Tenkis ile denkleştirmenin farkları nelerdir ?

Mirasta denkleştirme ve Tenkisten farkları

Mirasta denkleştirmenin amacı, kanuni mirasçılığı korumak ve altsoy arasında eşitliği sağlamaktır.

Tereke kavramı sadece mirasbırakan öldüğünde o an geriye kalan mal varlığı ile sınırlı değildir. Mirasbırakanın yıllar önce oğullarından birine aldığı ev de miras kavramına alınır ve tereke içinde değerlendirilebilir. Yıllar önce iş kurması nedeniyle muris tarafından hediye edilen işyeri üzerinde, diğer kardeşlerin de miras hakkı vardır. Kanuni mirasçılardan birine alınan işyeri, diğer mirasçıların miras haklarını azaltmış olur.

-Mirasta denkleştirme ancak mirasçılar arasında mümkündür. Denkleştirme mirasçılar arasında yapılır. 3.kişilere yapılan bağışlamalar 3.kişiler mirasçı olmadığından denkleştirmeye tabi tutulamaz. Ancak 3.kişilere karşı tenkis iddiası ileri sürülebilir.

Denkleştirme, bir mirasçının, mirasbırakanın sağlığında ondan karşılıksız şekilde(ivazsız) aldığı malları ve kıymetleri aynen geri vermesi veya bunların karşılığını geri vermesi ve bunların taksimde hesaba katılması ile ilgilidir.

Bağışlama ve karşılıksız tasarruflardan sonra reddi miras yoluyla iade külfetinden kurtulmak mümkün müdür?

İade mükellefiyeti ve iade talebi mirasçılık sıfatına dayanır. İade ile mükellef mirasçı, mirası reddettiği takdirde, mirasçılık sıfatını kaybedeceğinden, kural olarak iade külfetinden kurtulur. (Prof. Dr.Zahit İMRE, Prof.Dr.Hasan ERMAN, Miras Hukuku 10.Baskı s. 513.)

Mirasta denkleştirme ve tenkis arasındaki farklar

Mirasta denkleştirme ve tenkis birbirinden tamamen farklıdır. Tenkis ve denkleştirme davaları birlikte yürümez. Bu taleplerden yalnız biri ileri sürülebilir.

Mirasta denkleştirme talebinin ileri sürüldüğü çoğu halde, ayrıca tenkis talebinde bulunulması gereksizdir. Denkleştirme ile kanuni miras hakkı elde edilecektir. Nadir hallerde, denkleştirme hükümleri uygulanmasına rağmen , mirasçının saklı paylarını elde edememesi söz konusu olabilir. Bu sebeple, denkleştirmenin yanında tenkis de istenebilir. Bu halde talepler birbirinden bağımsız ve ayrıdır.  

Tenkis davası, saklı payı korur. Ölenin bağışlama ve tasarruflarından saklı paya tecavüz edenler, tecavüz ettikleri oranda tenkise tabi tutulur. Tenkis talebi, saklı paylı mirasçıdan diğer bir mirasçıya ileri sürülebileceği gibi saklı payı ihlal eden bağışlamayı alan 3.kişiye karşı da ileri sürülebilir.

Tenkis davasını sadece saklı payı olan mirasçı açabilir. Denkleştirmeyi ise saklı payı olsun olmasın miras hakkı olan herkes açabilir. Kardeşlerin saklı payı 10.05.2007 tarihinde 5650 sayılı kanunla kaldırıldı. 10.05.2007 sonrası ölümlerde, miras hakkına dayanarak açılacak davalarda, kardeşten gelen miras için diğer kardeşin saklı payı olmadığından tenkis açılamayacak ancak denkleştirme talep edilmesi mümkün olacaktır.  

Mirasta denkleştirmenin kavramı daha dardır. Denkleştirmede sadece mirasbırakanın sağlararası tasarrufları dikkate alınır. Denkleştirme davası mirasbırakanın iradesini esas aldığından, ölüme bağlı tasarrufları(vasiyet, miras sözleşmesi gibi) dikkate almaz. Mirasbırakanın ölüme bağlı tasarrufları ancak saklı payları ihlal ediyorsa tenkise tabi tutulabilir.

Mirasta denkleştirmenin söz konusu olması için, bağışlamayı alan şahsın hem mirasçı olması, hem de bağışlamayı mirasbırakan hayatta iken almış olması şarttır.

Denkleştirmede mirasta iade yükümlülüğü

Denkleştirmeye konu bir tasarrufun iade yükümlülüğü olması gerekir. Muris açıkça, tasarrufun iadeye tabi olmayacağını belirtmediği sürece iade gündeme gelecektir. Kural olarak bağışlamalar, karşılıksız kazanımlar iadeye(denkleştirmeye) tabidir.

  1. Olağan Hediyeler ile evlenme giderleri iadeye tabi değildir.

TMK 675 olağan hediyelerin iadeye tabi olmadığını belirtmiştir. Olağan hediye kavramına ise doğum günü kutlaması, bir çocuğun dünyaya gelmesi, sınavlarda başarılı olması, okulu bitirmesi, yılbaşı kutlaması, bayram harçlıkları gibi bağışlamalar olağan hediye sayılır.

  • Mirasbırakan tarafından iadeye tabi olmayacağı belirtilen bağışlamalar.

Mirasbırakan irade açıklamasıyla iade yükümlülüğünü kaldırabilir. Ancak zımni bir irade açıklaması yeterli değildir. Mirasbırakanın buna ilişkin açık bir beyanı bulunmalıdır.

Mirasbırakan sağlığında, evlenen kızına ev almış, iş kuran oğluna ise iş yeri satın almıştır. Mirasbırakan vefat ettiğinde geriye kalan üçüncü oğlu hiçbir nimetten yararlanamadığı için bağışlamaların iadesini ve altsoylar arasında eşitliğin sağlanmasını talep edebilir. Ancak mirasbırakan, ev ve dükkanın iade edilmemek üzere devredildiğini açıkça beyan etmesi durumunda iade mükellefiyeti meydana gelmez.

Mirasbırakanın açıklayacağı, mirasçının mirasta iade dışında tutulması için gerekli irade beyanı kanunda herhangi bir şekil şartına bağlanmamıştır. Ölüme bağlı tasarruf şeklinde yapılmasına gerek yoktur. Şekil şartına bağlı olmaması sözlü dahi yapılabileceği anlamına gelir. İspat yükü ise davalı üzerindedir. Denkleştirmeyi talep eden davacının dilekçesi davalıya tebliğ olur. Davalı ise mirasbırakanın sağlığında almış olduğu bağışlamaları iadeye tabi olmamak üzere aldığını ispatlamalıdır. Yazılı belge olması durumunda ispat kolaylığı olur.

TMK 669

A. Mirasçılar arasında

Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler.

Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir.

Altsoy ve altsoy dışındaki kanuni mirasçıların durumları ve farkları

Altsoy ve altsoy dışındaki kanuni mirasçıların hukuki durumları birbirinden farklıdır.

Muris hiçbir şey bildirmemiş olduğu takdirde, altsoy dışındaki kanuni mirasçıların mirasta iade mükellefiyetleri yoktur. Murisin iradesi anlaşılamadığında  altsoy dışında kalan mirasçıların iade mükellefiyetlerinin olmadığı varsayılır. Altsoy dışındaki kanuni mirasçıya karşı ileri sürülen mirasta denkleştirme taleplerinde ise ispat yükü talebi ileri süren mirasçı üzerindedir. Karinenin aksini iddia eden ispatla mükelleftir. Altsoy ve altsoy dışında ispat külfetinin yer değiştirdiğine dikkat etmek gerekir.

Kanuni mirasçısına yapmış olduğu bağışlama karşılığında, murisin makbuz alması niyetinin iade olduğunu göstermektedir. Ortaya konan niyetin bağışlama ile birlikte ileri sürülmesi aranır. Bağışlamadan sonra bu niyetin ortaya konulması ancak ölüme bağlı tasarruf ile mümkündür.

Eşin mirasta iade yükümlülüğü karine olarak yoktur. Altsoy dışındakilerle aynı kurala tabi tutulur.

Atanmış mirasçı ise altsoy dışındaki mirasçılardan olduğundan kural olarak iade ile mükellef değildir.

Kanuni mirasçının, atanmış mirasçı olarak tayin edilmesi halinde ise mirasbırakanın iradesine önem verilir. Mirasbırakan, mirasçıların hissesini tespit ederek, eşitliği bozmuş olabilir.  Mirasta iade hükümleri uygulanarak bu eşitliğin yeniden tesis edilmesi kabul edilemez. Mirasbırakan tasarruf oranlarını yani saklı payları ihlal eder şekilde bir paylaşım öngörmüş olsa bile denkleştirmeye tabi tutulamaz. Bu durumda saklı payları ihlal edilen mirasçılar ancak tenkis davası açabilecektir.

 Muris taşınmazını satış göstererek olduğundan çok daha düşük bir fiyata oğluna devretmiş olabilir. Burada var olan ise bağışlama iradesidir.  Yapılan işlemin bağışlama kabul edilerek denkleştirmeye tabi tutulması gerekir.

Miras taksim edilmediği müddetçe, mirasta denkleştirmeyi talep hakkı zamanaşımına uğramaz. Mirasın taksiminden önce denkleştirme talep edilemez. Zamanaşımı mirasın taksiminden itibaren başlar ve 10 yıllık süre öngörülmüştür.  

Medeni Kanunun temel kuralı, mirasbırakan aksi irade ortaya koymadığı müddetçe, kazandırma mirasçının miras hissesinden fazla bile olsa tamamının iadesidir.

Tenkis ve denkleştirme davasının bir arada açılması

Mirasbırakanın hayattayken yapmış olduğu kazandırmanın çok büyük olması, lehine kazandırma yapılan mirasçının hissesini aşıp diğer mirasçıların saklı paylarını ihlal edebilir. Bu durumda miras payının korunması için hem denkleştirme hem tenkis bir arada talep edilebilir. Tenkis talebi ile saklı payın kapsadığı kısım, denkleştirme ile de kanuni miras hakkının güvenceye alınması istenebilir.

Mirasbırakan, malvarlığı üzerinde istediği şekilde tasarrufta bulunabilir. Mirasçılar arasında mal paylaşımında dağılımın sınırı saklı paylar ile belirlenmiştir. Denkleştirme, mirasbırakanın, miras payları üzerinde dağılımına müdahale etmediğinden, mirasbırakanın zımni bir beyanı ile verdiği bağışlamanın diğer mirasçıların miras hesabına dahil edilmemesi iradesine üstünlük tanınır. Sağlararası tasarrufla evlenen erkek çocuğa ev alınması örneğinde mirasbırakan bu ev erkek çocuğa ait olacak ileride miras paylaşımında kız çocuğuna da aynı yardımı yapma taahhüdüm yoktur, kız çocuğu evlenince kocası ona almalıdır mantığı ile tasarrufta bulunduysa, erkek çocuğa yapılan bu bağışlama denkleştirme kapsamına alınmaz. Ancak diğer mirasçıların miras oranını zedelediği sürece tenkise tabidir.

Aynen denkleştirme ve mahsuben denkleştirme usulü

Aynen denkleştirme, iade ile mükellef mirasçının aldığı kazandırmayı aynen terekeye iade etmesidir. İade ile diğer mirasçılarla beraber miras taksimine katılır.

Mahsuben denkleştirme(kıymet üzerinden denkleştirme)

Mirasçının almış olduğu kazandırmayı iade etmek yerine, değerini miras payından düşüp mahsup ederek hissesi oranında indirmesidir.

Denkleştimeye konu malın başkasına devredilmiş olması halinde, aynen denkleştirme değil bunun kıymeti üzerinden denkleştirme yapmak gerekir.

Mirasbırakanın bir kısım çocukları yetiştirmiş olmasına karşılık bir kısım çocukların  öğretimlerini bitirmemiş veya hiç yapmamış olmaları da eşitsizlik yaratacağından hakkaniyete uygun bir ödeme yapılması gerekir. (TMK 674/2)

Aklen geri ve engelli çocukların yetiştirilmesi de mirasbırakan için daha fazla masraf gerektirecektir. Sakat çocuklara da TMK 674/2 gereği terekeden uygun bir ödeme yapılması gerekir.

Denkleştirme davası açılırken mirasbırakanın iradesine dikkat etmek gerekir. Miras paylarındaki eşitsizlik muris tarafından bilinçli şeklilde yapıldıysa, muris burada tasarruf hakkını kullanıyor demektir. Murisin tasarruf hakkı yasal miras paylarını aşar ve saklı paylara taşarsa bu halde 1 ve 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde(zamanaşımı değil) tenkis davası açılmalıdır.

Miras sözleşmesi nedir? Sözleşme ile miras malları başkasına devredilebilir mi?

miras sözleşmesi nedir

Miras sözleşmesi ölüme bağlı yani ölümle sonuç doğuran bir işlemdir.

Miras sözleşmeleri genelde, murisin birine mal bırakması veya bir kişiyi mirasçı olarak ataması ile ortaya çıkar. Hatta vatandaşlar mirasçı atamanın ne olduğunu algılayamamakta, aile dışından birinin miras alacağını duyunca evlat edinme ile karıştırmaktadır.

Miras sözleşmeleri vasiyetnameden farklıdır. Sözleşme olması iki tarafın mutabakatını gerektirir. Miras sözleşmesinde diğer taraf kabul etmezse sözleşme kurulmaz. Vasiyetname ise tek taraflı olarak murisin arzularını ortaya koymasıdır.

Miras sözleşmelerinin en önemli özelliği, sözleşme niteliğinde olduğundan tek taraflı olarak sözleşmeden dönmek mümkün değildir. Mirasbırakan vasiyetnameden dilediği gibi dönebilirken, sözleşmeden dönmek için karşı tarafın muvafakatine ihtiyaç duymaktadır.

Günlük hayatta nasıl sözleşmeler çok sayıda kişi tarafından kurulabiliyorsa, miras sözleşmesi de ikiden fazla kişi arasında yapılabilir.

Miras sözleşmesi ile mal bırakılan veya mirasçı atanan kişi, bunun karşılığında bir şey verme/yapma borcu altına girebileceği gibi karşılıksız olarak da bu miras hakkını edinebilir. Kendisine 100 dönüm nar bahçesi miras sözleşmesi ile taahhüt edilen kişi, alacağı  karşılığında traktörünü devir borcu altına girebilir, her sene 10 ton nar verme borcuna girebilir ya da  bir sorumluluk  yüklenmeyebilir.

Uygulamada en sık görülen miras sözleşmesi ölünceye kadar bakma sözleşmesidir. Detayları ise başka bir yazının konusu olacaktır.

Miras sözleşmesi dönemsel olarak borç altına sokuyorsa yani sözleşme tarafı hayat boyunca belirli bir irat vermeyi taahhüt ediyorsa, TBK607 gereği kaydi hayatla irat sözleşmesi gündeme gelir.

TBK 607 Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi

A. Tanımı

Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.

Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır.

Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısının mirasçılarına geçer.

Yabancı bir kişinin mirasçı olması.

Miras sözleşmesi ile üçüncü bir kişi mirasçı olabilir. Kocası ile yaptığı bir miras sözleşmesiyle, kadın, önceki evliliğinden olan oğlunu mirasçı olarak atayabilir. Bu sözleşmenin iptali koca ve karı arasındaki iradeye bağlı olup, mirasçı atanan oğlu sözleşmeye taraf olmadığından herhangi bir hakkı yoktur.

Miras sözleşmesinin taraflarından birinin ölmesi halinde iptali.

Miras sözleşmesi tarafların ölümü halinde uygulanması amacıyla düzenlenir. Bir tarafın ölümü sözleşmenin iptali için fırsata çevrilemez aksine taraflar öldükten sonra kesin olarak hüküm ifade eder. Hayatta kalan taraf sözleşmenin iptalini isteyemez.  

Mirastan feragat sözleşmesi de bir miras sözleşmesi olarak mı sayılır?

Mirastan feragat sözleşmesi diğer adı olumsuz miras sözleşmesi de bir miras sözleşmesi olarak kabul edilir. Ancak burada, miras hakkı ortadan kalkmakta, mirasçı hakkından kısmen veya tamamen vazgeçmektedir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi de bir miras sözleşmesi midir?

ÖKBA şeklinde kısaltacağımız bu sözleşme türü Borçlar Kanunu 611 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

BK611. Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi

A. Tanımı

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. 

Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.

Burada da sözleşme karşılığı olan, belirli bir mal veya miras payı verildiği görülmektedir.

Miras sözleşmesi iptal edilebilir mi?

Miras sözleşmesi kural olarak iptal edilemez. Ancak bazı istisnai hallerde iptal edilebilmesi mümkün kılınmıştır.

Miras sözleşmesinin içerisine konulacak bir madde ile taraflara iptal hakkı tanınabilir.

Mirasçı, miras bırakana karşı ağrı bir suç işlemişse veya yükümlülüklerini yerine getirmezse iptal edilebilir. Mirasçının, miras bırakını öldürmeye çalışması veya miras sözleşmesi gereği bakım görevini yetirmemesi iptal ile sonuçlanacaktır.

Miras sözleşmesinin iptali sözlü şekilde yapılamaz. Yeni bir miras sözleşmesi yapılması veya miras sözleşmesinin iptal edildiğini beyan eder vasiyetname ile yapılması gerekir.

Sözleşme hata, hile, korkutma ile kurulduysa örneğin, yaşlı bir kadının akıl bulanıklığından faydalanılarak sözleşme imzalatılması veya tehdit, silah zoruyla imzalandıysa, iptal edilebilir. Miras bırakanın ömrü bu davayı açmaya yetmezse, kalan diğer mirasçıları iptal davasını açabilir.

Vasiyetçinin, ehliyet ve ayırt etme gücü olmadığı bir anda akdetmişse, mirasçıları bu durumu ispatlamak kaydıyla murisin ölümünden sonra dava açabilir. Sağlıklı düşünemeyen, her tür yönlendirmeye açık, zihni bulanık yaşlı bir kişinin hedef seçilerek, miras sözleşmesi imzalatıldığı sıklıkla görülmektedir. Bu gibi durumlarda miras hakları zedelenen mirasçılar tarafından süre sınırı olmaksızın iptal davası açılabilecektir.

Muvazaalı olarak yapılan miras sözleşmeleri batıldır. Bazı mirasçılar, murisle birlikte hareket ederek diğer mirasçıların miras haklarına el koymak istemektedir. Genellikle kız çocuklarının mirastan pay almaması için erkek kardeşler murisle anlaşarak miras sözleşmesi yapmaktadır. Miras payı zedelenen diğer mirasçılar, muvazaaya iddiasıyla her zaman dava açabilirler. 

Miras sözleşmesi nasıl düzenlenir?

TBK 545 maddesinde görüldüğü üzere resmi şekilde düzenlenecektir. Resmi şekil şartının sağlanması için noterlerde, Sulh Hukuk Mahkemesi hakimine başvuru yapılarak veya yabancı ülkelerde Türk Konsolosluklarına başvurularak yapılması gerekir.

Vasiyetin iptali/miras sözleşmesinin iptali

Ölüme bağlı tasarrufların iptali/ irade sakatlığı nedeniyle iptal davaları

Bazı hukuki işlemler, kendiliğinden batıl/butlan/yok/hükümsüz olur. İşlem yapan kişinin ayırt etme gücünden yoksun olması, işlemin şekil şartlarına uyulmadan yapılması, ahlak ve adaba aykırı olması hükümsüzlüğe örnektir.

Bazı ölüme bağlı tasarruflar ise ileri sürülmesi, talep edilmesi halinde hükümsüz olacaktır. Hata,hile, korkutma durumlarında irade sakatlığı ortadan kalktıktan sonra kanunda gösterilen sürede dava açmaz ise işlem geçerli hale gelecektir.

Bazı ölüme bağlı tasarruflar kendiliğinden geçersiz sayılmamakta, mirasçıların dava açması ve mahkemece geçersiz olduğunun tespiti gereklidir. İşlemler kendiliğinden geçersiz sayılmaz, ölenin son arzuları iptal edilene kadar geçerli kabul edilir.

Tasarrufun bazı hükümleri aykırılık teşkil ediyorsa, kısmi olarak maddelerinin de iptali mümkündür.

Birden çok vasiyetname varsa, iptal edilenin yerine önceki vasiyetname geçerlilik kazanır.

İptal edilen tasarruf sadece iptal davası açılan davacı ve davalılar bakımından sonuç doğurur. Diğer mirasçılar için iptal hüküm ifade etmez. Kamu yararı düşüncesi ile işlemin herkes için geçersiz sayılması burada görülmez. Aleyhine iptal davası açılmamış kişiler tasarruflardan faydalanmaya devam eder.

İptal davası açılması gereken işlemler ile yok hükmünde olup ölü doğan işlemler şeklinde ayrım yapabiliriz.

İptal sebepleri

İptal sebepleri TMK 557 maddesinde dört grupta toplanmıştır.

İptal davası

I. Sebepleri

Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir:

1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa,

2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa,

3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlaka aykırı ise,

4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.

Bir konuda dava açıp yasal hakkın kullanılması ihtarı hukuka uygun bir tehdittir. Hukuka uygun bir fiil de cebir, tehdit kapsamında değerlendirilebilir. Borçlar Kanunu’na göre tehdidin fesih sebebi olması için hukuka aykırı olması gereği ölüme bağlı tasarruflarda uygulanmaz. Hukuka uygun da olsa her tür tehdit vasiyetçinin iradesine etki ettiği surette iptal sebebidir.

Bir kişinin heyecanlı, korkak, panik bir yapıda bulunması, basit bir iddiayı tehdit olarak kabul edip, ölüme bağlı tasarruf yaparsa, şahsın kişisel özelliklerine göre inceleme yapılacak, şahsı etkileyecek düzeyde ise iptale konu olabilecektir.

Hata,hile, tehdide uğrayan vasiyetçi etkinin ortadan kalkmasından itibaren 1 sene içinde iptal davası açmazsa tasarrufu kabul etmiş sayılır ve tasarruf geçerli hale gelir. Böyle bir durumda mirasçılar da iptal davası açamazlar.

Muvazaa ile vasiyetname düzenlenebilir mi?

Vasiyetnamelerde muvazaa olmaz. Vasiyetname tek taraflı bir işlemdir. Muvazaa miras sözleşmesinde olabilir. Taraflar gerçek iradelerinin haricinde başka bir niyeti kendi aralarında kararlaştırabilirler. Muvazaa ile yapılan sözleşmelerin iptali talep edilemez. Muvazaalı sözleşmeler batıl/hükümsüz olduğundan herhangi bir süre sınırı olmaksızın ileri sürülebilir.

İptal davasını kim ne zaman açar?

İptal davası murisin ölümünden sonra açılabilir. Mirasbırakan hayattayken kendisi bizzat bu tasarrufu zaten iptal edebilir.

İptal davasını, mirasçılar, lehine mal vasiyeti yapılan ilgililer açabilir.

Alacaklılar iptal davası açabilir mi?

Muris veya mirasçıların alacaklı ve borçluları iptal davası açma hakkına sahip değildir. Vasiyeti yerine getirme görevlisi de iptal davası açamaz.

Yetkili ve görevli mahkeme neresidir?

Mirasbırakanın son ikametgahındaki asliye hukuk mahkemesi görevli ve yetkilidir.

İptal davası kime karşı açılır?

İptal davası, iptale konu tasarruf ile menfaat elde eden kişilere karşı açılır.

Hak düşürücü süreler nelerdir?

TMK559’da gösterilen süreler içerisinde davanın açılması gerekir.

TMK 559 Hak düşürücü süreler

İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.

Hükümsüzlük, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

Vasiyetin açılması nedir? Mirasın açılması ile farkı nedir?

Miras genel olarak, mirasbırakanın ölümü ile açılır. Vasiyetin açılması, sulh hakiminin ilgilileri davet ederek onların önünde vasiyetnameyi açması içindekileri onlara okumasıdır. İlgililerin vasiyetname içeriğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıllık süresi başlar.

Vasiyetname mahkemeye tevdi edilmezse, açılması meydana gelmeyeceğinden süre de işlemeyecektir.

Ortak vasiyetname geçerli midir?

Hukukumuza göre ortak vasiyetname geçersizdir. Karı ve kocanın birlikte vasiyetname yaparak kim önce ölürse tüm malların diğerine kalacağı şeklinde sözleşme yapmaları geçersiz sayılır. Vasiyetname tek taraflı bir hukuki işlemdir. Taraflar beraber sözleşme yapmak istiyorlarsa miras sözleşmesi düzenlemeleri gerekir.

Doktrinde ortak vaziyetname şekil bozukluğu olarak kabul edilmekte, iptal davası açılması gerektiği sonucu çıkarılmaktadır.

Ölüme bağlı tasarrufun kendiliğinden hükümsüz olduğu haller

Bazı hallerde tasarrufun iptali talep ve dava olunamaz. Zaten kendiliğinden hükümsüzdür. Bu durumlarda mahekemden tasarrufun kendiliğinden hükümsüz olduğunun tespiti talep edilir.

İşlem hükümsüz olduğundan, tespiti de herhangi bir süreye tabidir. Resen yani kendiliğinden mahkeme tarafından göz önüne alınır.

  • Vasiyetçinin vasiyetten dönmesi
  • Vasiyetnamenin kaybolması ve metnin tespitinin mümkün olmaması
  • Miras sözleşmesinin taraflar hayattayken kanundaki sebeplerle feshi
  • Boşanma (TMK 181 Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.)
  • Mirastan yoksunluk TMK 578
  • Vekaleten mirasçı atanması

örnek olarak gösterilebilir.

Tenkis davası nedir? Miras hakkı nasıl korunur? Mirastan hak verilmeyen kardeşleri hakları nelerdir?

Tenkis davası, mirasçıların saklı payına tecavüz eden tasarrufların, tecavüz ettiği oranda iptal edilerek, mirasçıya iade edilmesidir.

Ölüme bağlı tasarruflar yani miras sözleşmesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mal vasiyeti, vakıf kurulması, vasiyetname tenkise tabidir. Murisin mal kaçırma kastı varsa, sağlığında yapmış olduğu bağışlamalara karşı da tenkis davası açılabilir.

Tenkis davasının şartları nelerdir?

            1.Ölüme bağlı tasarruf veya sağlararası bağışlamalar ile mirasbırakanın tasarruf oranı aşılmış olmalı

2. Mirasçının saklı pay hakkının ihlal edilmiş olması gerekir.

Mirasbırakanın tasarruf oranını aşması her zaman saklı payları ihlal etmez. Murisin tüm mirasını, Beşiktaş spor kulübüne bağışlaması durumunda, hem tasarruf oranı aşılacak hem de geriye kalan 5 çocuğun saklı miras payları tecavüze uğramış olacaktır.

Mirasbırakanın, tüm mal varlığını Ahmet isimli tek erkek oğluna bırakıp diğer dört kız kardeşe mirastan pay vermemesi durumunda, muris yine tasarruf oranını aşacak ancak Ahmet açısından saklı miras payı hakkı ihlal edilmiş olmayacak, aksine Ahmet tüm mirası edinip zenginleşmiş bulunacaktır. Bu ihtimalde, diğer 4 kız kardeş saklı miras haklarının tecavüze uğradığını, murisin tasarruf oranını aştığını iddia ederek tenkis davası açabilecektir. Tüm mirası Ahmet’e vasiyet eden mirasbırakan, 4 kızına saklı miras paylarına karşılık İstanbul’dan deniz manzaralı birer daireyi tapuda devretmiş ve böylece ileride sahip olacakları miras paylarını şimdiden vermiş ise bu durumda kız kardeşler saklı miras paylarına denk mal varlığını edinmiş olduğundan tenkis davası açamayacaklardır.

Mal vasiyeti ve reddi miras

Muris, mal vasiyeti yolu ile saklı paylı mirasçısına mal bağışı yapabilir. Bu durumda kişi hem mirasçı hem musaleh olur. Mirasçı reddi miras yaparak miras payına düşecek mirası reddedebilirken aynı zamanda vasiyet edilen malı kabul edebilir. Buna karşılık, mirasçı, mal vasiyetini reddederek, saklı payını elde etmek için tenkis davası açamaz. (Prof.Dr.Zahit İmre, Prof.Dr.Hasan Erman, Miras Hukuku 10.Baskı İstanbul 2014, s.263)

Kimler tenkis davası açamaz?

Mirastan feragat sözleşmesi ile hakkından vazgeçen, mirastan ıskat edilen veya mirastan yoksun bulunan mirasçı tenkis davası açamaz.

Mirastan yoksunluk sebepler Türk Medeni Kanunu 578. maddesinde düzenlenmiştir

TMK 578,

1.Miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldüren veya öldürmeye teşebbüs edenler,

2.Miras bırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirenler,

3.Miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarruf yapmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini aldatma, zorlama veya korkutma yoluyla sağlayanlar ve engelleyenler,

4.Miras bırakanın artık yeniden yapamayacağı bir durumda ve zamanda ölüme bağlı bir tasarrufu kasten ve hukuka aykırı olarak ortadan kaldıranlar veya bozanlar

Mirastan ıskat(çıkarma)sebepleri ise TMK 510. maddesinde düzenlenmiştir.

TMK 510

Mirasçılıktan çıkarma

I. Sebepleri

Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:

1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,

2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.

Alacaklıların dava hakkı var mıdır?

Saklı paylı mirasçının borç batağında olması sebebiyle bilerek tenkis davası açmadığı, mirastan pay almadığı görülmektedir. Kasıtlı olarak mal edinilmediğinin tespiti halinde, alacaklılar da tenkis davası açabilecektir.

Alacaklıların tenkis davası açabilmesi için

1. Ödemeden aciz belgesi veya iflas kararı

2. Saklı paylı mirasçının tenkis davası açmamış olması

3. Alacaklının veya iflas masasının saklı paylı mirasçıya tenkis davası açması gerektiğini ihtar etmiş olması ve yapılan ihtarın semeriz kalmış olması  gerekir.

Tenkise konu malın, alacaklılar tarafından dava açılıp kaybedilmesinin önlenmesi için malın üçüncü kişiye kötü niyetli, hileli devri halinde    13.01.1975 tarihli 7/1 sayılı içtihadı birleşme kararı sayesinde üçüncü kişilere de dava yöneltilebilir.

İçtihatları Birleştirme BGK 1975/7 E, 1975/1 K.

Özet

‘Mirasbırakanın saklı pay kurallarını gidermek için yaptığı temliki tasarruftan sonra, bundan yararlanan kişinin miras bırakanın bilgi ve talimatı dışında sırf saklı pay sahibi mirasçıları bu haklarından yoksun kılmak amacıyla durumu bilen üçüncü kişilere taşınmazları temlik etmesi halinde kötüniyetli bu kişilere karşı saklı pay sahibi mirasçılarca indirim (tenkis) davası açılabilir.’ https://www.kararara.com/yargitay/ibk/k4865.htm

Görevli ve yetkili mahkeme

Tenkis davasında görevli ve yetkili mahkeme ölenin son ikametgahı asliye hukuk mahkemesidir.

Tenkis davası ne zaman açılır?

Tenkis davası mirasbırakan hayattayken açılamaz. Mirasbırakan hayattayken miras hakkı ve saklı pay hakkı henüz doğmamıştır.

Davanın açılması için hak düşürücü süreler öngörülmüştür.

Mirasçının saklı payının ihlal edildiğini öğrendiği günden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre mevcuttur. 1 yıl içinde dava açılmazsa hak kaybedilir. Bu süre her mirasçı açısından öğrenme tarihi farklı olacağından ayrı ayrı hesaplanır.

Mirasçı saklı payına tecavüz edildiğinden haberdar olmazsa her halde 10 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür.

Vasiyetname yapılması halinde 10 yıllık süre vasiyetin açıldığı tarihten başlar. Miras sözleşmesi veya ölüme bağlı tasarruf olmayan sağlararası bağışlamalarda 10 yıllık süre murisin ölümünden başlar.

İptal ve tenkis davasının birleştirilmesi/beraber açılması mümkün müdür?

Yargıtay’ın 22.05.1987, 987/5 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile tenkis davası ile birlikte kademeli olarak veya tenkis davası açıldıktan sonra ayrı bir dilekçe ile TBK19 muvazaa nedeniyle iptal-tescil davası açılabilecektir.

Tenkis davasından vazgeçmek mümkün müdür?

Tenkis davasından vazgeçmek mümkündür. Saklı paylar mirasbırakanın ölümü ile doğacağından feragatin mirasbırakanın ölümünden sonra yapılması gerekir.

ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA SÖZLEŞMESİNDE MURİSİN BAKILMADIĞI İDDİASI

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

Esas No: 1998/12648 Karar No: 1998/13158 Karar Tarihi: 19.11.1998

TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI – BAKIM ALACAKLISININ SAĞLIĞINDA SÖZLEŞMEYE AYKIRI DAVRANILDIĞINDAN BAHİSLE DAVA AÇMADIĞI – ALACAKLININ ÖLÜMÜNDEN SONRA MİRASÇILARININ SÖZLEŞMEYE AYKIRI DAVRANILDIĞI İDDİASIYLA İPTAL VE TESCİL DAVASI AÇAMAYACAKLARI

ÖZET: Yargısal uygulamada benimsenmiş ve kararlılık kazanmış ilkeye göre, bakım alacaklısı sağlığında sözleşmeye aykırı davranıldığından bahisle dava açmamış ise; ölümünden sonra mirasçı ya da mirasçıların değinilen iddiayı (sözleşmeye aykırı davranıldığını) ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmalarına olanak yoktur. Bu nedenle davanın reddi gerekir.

(818 S. K. m. 518)

Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:

Karar: Davacı, dava konusu taşınmazın miras bırakanı tarafından davalıya “Ölünceye kadar bakma sözleşmesi” ile temlik etmiş olmasına karşın; davalının bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediğini; böylece sözleşmeye aykırı davrandığını ileri sürmüş; iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.

Mahkemecede dava; sözleşmeye aykırılık iddiasına hasren incelenmiş ve sabit görülerek kabulüne karar verilmiştir.

Ne var ki, yargısal uygulamada benimsenmiş ve kararlılık kazanmış ilkeye göre, bakım alacaklısı sağlığında sözleşmeye aykırı davranıldığından bahisle dava açmamış ise; ölümünden sonra mirasçı ya da mirasçıların değinilen iddiayı (sözleşmeye aykırı davranıldığını) ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmalarına olanak yoktur.

Hal böyle olunca; davanın reddi gerekirken, yazılı olduğu üzere kabule karar verilmesi isabetsizdir. Davalı vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.