Bisiklet Kazalarında Bilinmesi Gerekenler

Bu yazı bisiklet üstünde trafik kazası nedeniyle hayatını kaybeden arkadaşların anısına yazılmıştır.

Hepimiz iki teker üzerindeyken, zaman makinesiyle çocukluğumuza yolculuk yapıp, pedal çevirmekten burnumuzun aktığı, akşam ezanı okunmadan evde olma telaşı yaşadığımız günlere gider,  aynı heyecanla pedal çevirmeye devam ederiz. Tek fark artık akşam ezanı okunduktan sonra da evde olabiliyor ve burnumuzun akmasını önleyen termal kıyafetler giyebiliyoruz. Bir de hayatın getirdiği sorumluluklar, ekonominin vurduğu darbeler, aramızdan vefat edip ayrılan arkadaşlarımız, tekrar eden sağlık problemleri gibi gerçekler de var. Çocukken tek derdimiz akşam ezanından önce eve varmakken artık ölümler, terör, döviz kurları, petrol fiyatları, savaşlar, büyüyen işsizlik yetmiyormuş gibi bir de trafikte nasıl hayatta kalırız diye düşünüyoruz. Trafik kazalarında hayatını kaybedenleri hesaplamaya kalksak bunun kanserden daha fazla can alan, pandemilerden daha tehlikeli olan fark edilmeyen ama her an yanımızda bekleyen bir Azrail olduğunu görürüz. Her ne kadar istemesek, elimizden gelen tüm önlemleri almış, tüm güvenlik kurallarını sağlamış da olsak bu Azrail bizi veya yakınımızı bulduğunda neler yapmamız gerekir? Kazadan önce trafik kuralları, aldığımız önlemler, dikkat ve özenimiz ile bir miktar şans faktörü devrede olmakla beraber kaza oluştuktan sonra hukuk konuşur. Kimin kusurlu olduğu, kimin neyden ne kadar  ve nasıl sorumlu olduğu hukuk problemidir. Bu yazıda, bir bisikletlinin başına trafik kazası gibi vahim bir durum geldiğinde neler yapması gerektiğini teknik ayrıntılara girmeden blog tarzında anlatacağım. Yazı konusu pek de eğlenceli olmadığından, biraz pozitif enerji katması için kendi turlarımızda çektiğimiz fotoğrafları başlık aralarına ekledim.

Öncelikle kaza akabinde yapılan klasik uygulama, sonrasında yaralanma halinde haklarımız ve vefat durumunda yakınlarımızın hangi haklara sahip olduğunu derleyeceğim.

Kazadan kimler sorumludur? Bir kaza olduğunda zararı kim öder ?

Aracın işletilmesinden kimler sorumlu dediğimizde unutulmaması gereken üç basit sorumlu vardır. Ruhsat sahibi, araç sürücüsü ve aracın trafik sigortası. Bazen aracı süren ruhsat sahibi değildir. Bu durumda sürücü ne kadar sorumlu ise aracın sahibi de o kadar, sigorta şirketi de o kadar sorumludur.

Kaza sonrası neler yaşanır ?

Trafik kazası akabinde trafik ekipleri olay yerine gelir. Eğer kaza yaralanmalı değilse tutanak tutmak istemez kendi aranızda halledin derler. Genelde iki taraflı maddi hasarlı kazalarda araç sahipleri kendi aralarında tutanak tutarak, evrakları sigorta şirketlerine iletirler. Sigorta şirketi kaza tutanağına göre kusur durumu belirleyerek zarar oranında ödeme yapar.

Bisikletin yol açtığı zararlarda neler yapılmalı? Bisiklet bir arabaya çarptıysa ne olur ?

Bisikletin zorunlu trafik sigortası olmadığından, bisikletçi kendi hatası ve ihmali ile bir araca zarar verdiyse bunu kendi cebinden karşılamak zorunda kalacaktır. Artan araç fiyatlarını düşünürsek, lüks araç görürseniz daha da dikkatli olmanızda fayda var.  Buradaki sorumluluk sadece maddi zarar ile sınırlıdır. Kazayla bir arabaya çarptınız diye kimse sizden şikayetçi olamaz. Olsa da sonuç alamaz. Taksirle mala zarar verme suç olmadığından savcılık takipsizlik kararı verecek, dosya kapanacaktır.  Ancak bisikletçi, araç sürücüsüne bir şekilde sinirlenip aynasını kırmış veya başkaca bir zarar vermişse hem maddi anlamda zararı gidermekle hem de TCK 151 madde gereği mala zarar verme suçu suçundan sorumlu olacaktır. Mala zarar verme suçunun cezası mahkemenin somut olayda takdir edeceği bir oranda 4 aydan 3 yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Araç sürüsünün neden olduğu maddi hasarlı bisiklet kazasında kimler sorumludur ?

Araç sürücüsü dikkatsiz ve özensiz şekilde, bisiklete çarpmış böylece bisiklette maddi hasar oluşmuş ise mümkünse bisiklet sahibi ile araç sürücüsü arasında bu konuyu belgeleyen bir tutanak tutulmalı, bisikletçi bisikletinde oluşan hasarı fotoğraflarla olay yerinde belgelemeli ve tutanak ile fotoğraflarla aracın sigortasına başvurmalıdır. Trafiğe çıkan araçların zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırması şart olduğundan araç sürücüsünün şahsı ile muhatap olmadan doğrudan sigorta şirketinden zararın istenilmesinde fayda vardır. Kimi zaman şahıslar borca batık olur. Sizden önce bir yığın, milyonlarca lira alacağı olan bankalar ve vergi dairesi varsa, size sıra gelene kadar bir ömür beklemeniz gerekebilir. Ancak sigorta şirketlerinde her zaman zararı karşılayacak parasal fon ödeme için hazır bekler. Sigorta şirketleri ekonominin ne kadar kötü olduğuna dayanarak ödeme yapmaktan kaçınamazlar. Sigorta şirketi teknik anlamda kazayı kabul etmez ve itiraz ederse ne yapılması gerektiğini aşağıda anlattık.

Sigortası olmayan bir araç bisiklete çarpmış ise ne yapılacaktır?

Buradaki zarar bisiklette oluşan maddi zarardır. Bisikletin jantının yamulması, gidonun yamulması gibi parayla giderilebilir, eşyanın başına gelen zarardan bahsediyoruz. Aracın zorunlu trafik sigortası yoksa,  zarardan ruhsat sahibi ile sürücü beraber sorumludur. Ruhsat sahibinin olayla benim ilgim yok deme şansı yoktur. Karayolları Trafik Kanunu 85. Maddesi ruhsat sahibini de sorumlu tuttuğundan, araç kimin adına kayıtlı ise doğrudan o kişiye karşı dava açılabilir veya icra takibi yapılabilir.

Sigortası olmayan bir araç bisikletli şahsa çarpmış ise neler yapılacaktır?

Buradaki zarar, bisiklete gelen zarar değil, bisikleti süren kişinin bedeninde oluşan zarardır. Bisikletlinin kolunun kırılması, omzunun çıkması, yüzünde çizik izi kalması gibi zararlar buna örnektir. Çarpan aracın sigortasız olması bedensel zararların tazmininde önemli değildir. Sigortası olmayan aracın sebep olduğu kazadan vatandaşların mağdur olmaması için güvence hesabı kurulmuştur. Arabamıza sigorta yaptırırken ödediğimiz ücretin bir miktarı buraya aktırılarak fon oluşturulur. Bu fon yaralanmalı kazalarda çarpan aracın sigortası varmış gibi ödeme almamızı sağlar. Burada yapılacak başvurular güvence hesabına karşı yapılır. Güvence hesabı ödemiş olduğu zarar tutarını sigortası olmayan araç sürücüne icra takibi/dava yoluyla rücu eder.

Araba çarptığında ne kadar tazminat alabiliriz?

Genellikle kazalarda yaralan şahıslar ofisimize geldiğinde, büyük sıkıntılar yaşadıklarını, defalarca hastaneye gittiklerini, halen ağrıları olduğunu, tam olarak iyileşemediklerini, çarpan şahsın çok kaba davrandığını,  1.000 TL gibi bir para ödemeyi teklif ettiğini, kendilerinin asıl zararının çok daha fazla olduğunu ileri sürmektedir. Kazada yaralanan bazı vatandaşlar ise bir ay çalışamamış olmasının karşılığında 100.000 TL gibi rakamlar talep etmektedir.

Kazaya kusuruyla sebep olan araçtan alınabilecek tazminatın miktarı, çalışılamayan süre, sakatlık oranı, tedavi gideri ve iş potansiyelinin kaybı( ekonomik geleceğin sarsılması) kapsamında Türk Borçlar Kanunu’nda sayılmıştır.

Tazminat hesap formülleri fazlaca detaylı olduğundan birkaç örnek vermek gerekirse, bisikletli, çarpan aracın bacağını çatlatması nedeniyle 2 ay çalışamadıysa 2 aylık asgari ücret tutarında tazminata hak kazanır. Çalışamaz  olduğunu doktor raporu ile belgelemesi gerekir. Geliri asgari ücretin üzerindeyse, bunu da bordro/SGK hizmet dökümü ibraz ederek belgelemelidir.

Bisikletli yaşanan kaza nedeniyle devamlı surette engelli kaldıysa, bu sefer de engellilik oranını sağlık kurul raporu ile belgelemelidir. Yüksek tutarda tazminat alan kişiler genelde bu gruptur. Engelli kalıp eskisi gibi çalışıp gelir elde edemediklerinden, aradaki farkın tazmin edilmesi gerekir.

Ekonomik geleceğin sarsılması adı altında olan zararın en basit örneği ise, televizyonda sunuculuk yapan bir kişinin yüzünde yara izi kalması ve artık o sektörde çalışamayacak olmasıdır. Kariyer imkanı elinden alınan kişinin tazminat hakları bu kapsamda hesaplanır.

Trafik kazalarında hastane masrafları SGK tarafından karşılanır. Ancak karşılanmayan ek tedaviler varsa, ayrıca medikal malzeme alınmış ise bunlar da istenebilir.

Tazminat hesaplamaları teknik bir konu olup detaylı hesaplama ayrı bir eğitim konusudur. Eğer trafik kazasından kaynaklı bir engeliniz varsa, alabileceğiniz yaklaşık tutarı öğrenmek  için mail atabilirsiniz.  

Bisikletli, yolda yürüyen yayaya  çarparsa ne olur?

Bisikletli kişi yolda yürüyen bir kişiye çarpar ve zarara yol açarsa, yukarıda yapılan açıklamalar burada da geçerli olur. Bu sefer bisikletli yol açtığı zararları ödemelidir. Çaptığı kişide kemik kırığı olduysa, çalışamadığı ayların ücretini eğer kalıcı sakatlık, engellilik oluşmuş ise sakatlık oranı nispetinde zararı ödenmelidir. Ayrıca şikayet varsa, hakkında taksirle yaralamadan dava açılır.

Uzlaştırmacının para teklif etmesi ne anlama gelir? Uzlaştırmada para alırsak dava açabilir miyiz?

Taksirle yaralama kanunda suç olarak tanımlanmıştır. TCK 89 maddeye göre taksirle birini yaralamanın cezası üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Kaza akabinde yaralanma varsa olay yerine polis ekipleri gelir, tutanak tutulur, ifadeler alınır ve hazırlanan dosya savcılığa gönderilir. Taksirle yaralama uzlaşmaya tabi suçlardandır. Yani bir taraf şikayetten vazgeçmenin karşılığı olarak bir edim talep edebilir. Bazı durumlarda şikayetçi olan yaralanan kişi, hastane ve yol masrafları istemekte, kimi zaman kırılan telefonun ücretini istemekte, bazen özür dilenmesini istemekte bazen ise yüzbinlerce lira tazminat talep etmektedir. Eğer taraflar uzlaştırmacı huzurunda anlaşır ve anlaşma şeklinde tutanak tutulursa artık yargılama yapılmayacaktır.

Tarafların bir miktar para karşılığında uzlaşması durumunda sigortadan tazminat alınabilir mi?

Tarafların maddi edim karşılığı soruşturma aşamasında atanan uzlaştırmacı(savcılık tarafından listeden seçilerek atanır.) huzurunda uzlaşması tazminata engel değildir. Taraflar ceza mahkemesinde yargılama yapılmaması karşılığında kendi aralarında taksirle yaralama suçuna ilişkin anlaşma yapmaktadır. Burada zarar veren kişi ceza mahkemesinde yargılanmamak konuyu savcılık aşamasında kapatmak için teklif edilen tutarı öder. Ancak burada ödenen para kişinin bedensel zararı veya çalışamadığı dönemin zararı değildir. Keyfi olarak talep edilip ödenen, maddi tazminattan bağımsız bir miktardır. Dava açmaya engel değildir. Dava açılması halinde ayrıca zararlar hesaplanıp ödenmelidir.

Ancak sigorta şirketleri maddi edimli uzlaşmada, zaten zararınızı savcılık aşamasında ödemişler diyerek zorluk çıkardığından haricen yapılacak bir şikayetten vazgeçme ile dosyayı kapatmayı uygulamada tercih ederiz.

Araç çarpıp kaçar ve olay yerini terk ederse ne yapılmalıdır ?

Öncelikle aracın plakası alınmalı, mümkünse fotoğraf çekilmelidir. Olayı gören kişilerden çarpan aracın plakası sorulmalı, civardaki işletmelerden kamera kayıtları en kısa sürede araştırılıp incelenmelidir. Yaralanmalı kazalarda polis, taksirle yaralama suçu oluştuğundan şahsı araştırıp bulmaya çalışacaktır. Ancak polisin araştırması her zaman etkin değildir. Polis kamera görüntülerini alana kadar kamera kayıtları silinebilir. İşi şansa bırakmadan bir an önce kendi imkanlarınızla delil toplayın.

Aracın plakasından ruhsat sahibi kişiye polis ulaşacaktır. Aracı kullanan kişinin ifadesi ve delil durumuna göre ceza davası açılacaktır.

Olay yerine terk etmek, somut olayın durumuna göre trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna ( TCK 179-180 ) sebebiyet verebilir.

Detaylı bilgi için tıkla.

Sigorta şirketine karşı nasıl dava açarız?

Yukarıda özetlendiği üzere öncelikle dosyaya ait tüm evraklar toplanmalı ve zarar kalemleri belirlenmelidir. Kimi zaman sigorta şirketleri ödeme yapmak istemez ve çeşitli bahaneler üretebilirler. Bazı dosyalarda, şahıs %15 engelli kalmasına rağmen sigorta şirketi engel oranını fazla bulup hukuka aykırı ve keyfi şekilde engel oranını %5 sayarak tazminat ödeyebilir. Bu gibi durumlarda detaylı bir rapor alarak tazminat tutarınızı hesaplatmanız ve sigorta şirketine yeninden başvuru yapmanız gerekir. Sigorta şirketi hiç ödeme yapmaz veya eksik ödeme yaparsa önümüze iki tane yol çıkar. İlki adliyeye gidip dava açmaktadır. Ancak mahkemelerin iş yükü oldukça fazla olduğundan davanın sonuçlanması yıllar alabilir. İkinci yol ise, sadece sigorta ile yaşanan bu gibi davalara bakmakla göreli olan Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvuru yapmaktır. Yargılama 4 aylık sürede sonuçlandırılır. Hızlı ve ucuzdur. Genellikle tahkim komisyonuna başvurarak davaları ilerletmeyi tercih ederiz.

Ölümlü trafik kazasında kalanların hakları nelerdir?

Veriler tam olarak net olmasa da internette çıkan haberlerin ortalamalarına göre ülkemizde her hafta 2-3 kişi bisiklet sürerken ölüyor. Kayıt tutulmadığından net bir rakama ulaşamadık ancak bu sayının çok daha fazla olduğunu düşünüyoruz. Bisiklet süren ve trafik kazaları üzerine çalışan biri olarak ülkemiz şartlarında MTB sürerek trafikten uzak, dağ ve orman yollarını tercih eder oldum. Umalım ki en kısa sürede her il ve ilçede güvenli bisiklet yolları yapılır kazaların önüne geçilir. Ancak mevcut durumu değiştirme şansımız olmadığından haklarımızı bilmemizde fayda vardır.

Ölen kişinin yakınlarının tazminat hakkı teknik olarak destekten yoksun kalma tazminatı olarak geçer. Halk arasında ise kısaca kan parası olarak anılır. Kişinin vefatı nedeniyle onun yokluğundan maddi ve manevi kayba uğrayan her kimse bu davayı açabilir. Bu kişi genellikle anne,baba, eş, kardeşler ve çocuklar olarak esas alınır. Ancak vefat eden kişiden düzenli yardım alan bir kişi de bu davayı açabilir. Örneğin, her ay 1000 TL öğrenci bursu veren kişi kazada vefat ederse, vefat edenin sağladığı bu destekten yoksun kalan öğrencinin belgelemek suretiyle(dekont vs.) bu davayı açmasında yarar vardır. Sigorta şirketi manevi tazminat ödemeyeceğinden maddi zararlar sigorta şirketinden manevi zararlar ise sürücü ve ruhsat sahibinden istenir. Destekten yoksun kalmanın maddi zarar hesabı da yaşam tabloları, bilinen dönem, bilinmeyen dönem, müteveffa yaşı, hak sahibi yaşı  gibi detaylara göre farklılık arz ettiğinden ayrı bir uzmanlık gerektirir. Tazminatın uzman biri tarafından hesaplanarak takip edilmesin fayda vardır.

Vefat durumunda yarıca taksirle öldürme suçu da gündeme gelecektir. Taksirle öldürmenin cezası şu şekildedir;

Taksirle öldürme Madde 85-

 (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Şahsın alkollü olup olmadığı, yol şartlarına uygun sürüp sürmediği aynı zamanda bisikletlinin de bir kusuru olup olmadığı ayrıca araştırılır. Kaza yerinde mahkeme tarafından keşif yapılır. Bilirkişilerden raporlar alınır ve mahkemece kusur oranlarına göre ceza tayin edilir.

Trafik kazalarında zamanaşımı süresi ne kadardır? Kaç yıl öncesine kadar tazminat alabilirim ?

Maddi hasarlı kazalarda zamanaşımı kaza tarihinden itibaren 2 yıl olarak hesaplanır. Ancak kaza nedeniyle ölüm varsa 15 yıl, yaralanma olmuşsa 8 yıl zamanaşımı vardır. Detay için.

Sonuç olarak;

Trafik kazalarından kaynaklı davalar hem tazminat hesapları hem de ceza yargılaması bakımından diğer davalardan ayrılır. Tazminat hesaplarında engellilik oranının tespiti açısından çeşitli yönetmelikler çıkarılmış olup mahkemelerin kararları dahi birbirini tutmamakta, sürekli değişmektedir. Ceza yargılaması açısından da kazanın oluş şekli, tarafların kusurları tartışmalı olabilir. Tazminat hesapları konusunda eğitim almış bir avukata danışmanızı tavsiye ederiz. Kaza akabinde telefonunuzu durmadan arayan tazminat alacağını söyleyen kim olduğu belirsiz kişilerden uzak durmanızda, tanımadığınız kimseye vekaletname vermemenizde fayda vardır. ( Son yıllarda hasar danışmanlık şirketleri kurarak kaza yapan herkesi gece gündüz telefonla arayan, cenazelerine giden, hastanede ziyaret eden uçuk kaçık vaatlerde bulunan mantar gibi türemiş firmalar mağduriyete sebep olabilir. Barolar bu firmalara karşı hukuk mücadelesi yürütmektedir. ) Tanımadığı kişilere aldanıp zengin olacağım diye vekalet verenlere şakayla karışık sorduğum soru ‘sen bu avukatı tanımadığını söylüyorsun, ya senin eşini boşarsa ne yapacaksın’ diyorum. Tanımadığınız kimseye vekaletname vermeyin, dosyanızdan örnek vermeyin, kim olduklarını ve sizi nasıl bulduklarını sorgulayın. Aksi halde mağdur olabilirsiniz.

Gözünüz yolda olsun, iyi sürüşler.

Sigorta şirketinden ek tazminat almak ? İbranameye rağmen ek tazminat alınır mı ? Kazadan sonra ek ödeme hakkı ?

Sigorta şirketleri trafik kazasından kaynaklı tazminat ödeme noktasında kimi zamanda iskonto yaparak teklif sunmakta, alacaklı razı gelirse ibraname, muvafakatname hazırlayarak anlaşma yoluyla dosyayı kapatmaktadır. Ancak kimi zaman, imzalanan bu ibranamenin geçersiz olduğu, asıl alacağın çok daha fazla olduğu anlaşıldığında, tekrardan sigorta şirketlerine başvuru yapılmakta, bakiye kısım talep edilmektedir.

Karayolları Trafik Kanunu

Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar:

Madde 111 – Bu Kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir. Tazminat miktarlarına ilişkin olup da,yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten başlayarak iki yıl içinde iptal edilebilir.

Bozma kararlarında genel olarak bozma sebebi, ibranamenin koşullarının oluşup olmadığının araştırılmaması, yeteriz ve fahiş bir ibraname imzalanıp imzalanmadığının denetlenmediği noktasındadır.

Yargıtay’ın çeşitli kararlarında ibranamenin makbuz hükmünde olduğu, bakiye kalan kısım için arada fahiş fark varsa dava açılabileceği söylenir. Bu genel bir bilgi halini almış, uygulamada bir klasik haline gelmiştir.

Aşağıdaki kararda görüldüğü üzere Yargıtay 4 Hukuk Dairesi,  bakiye 153.734,09 TL’nin güncellenerek düşülmesi sonucunda bakiye 131.371,65 TL sürekli is göremezlik, 8.800,53 TL geçici is göremezlik ve 2.285,96 TL bakıcı gideri hakkında 04.03.2020 tarihli “Kesin Mutabakatname, İbraname, Feragatname ve Makbuz” başlıklı belge gözetildiğinde imzalandığı tarih itibariyle başvurucunun davalıyı ibra ettiği anlaşılmakla talebin tümden reddine karar verilmesi, gerektiğine karar vermiştir.

Şimdiye kadar kararlarında, ibraname fahiş tutar farkı ihtiva ediyorsa geçersizdir, bakiye ödeme yapılmalıdır diyen 4.Hukuk Dairesi buradaki kararında neredeyse ibra edilen tutar kadar olan bakiye alacağı, ibranameyi işaret ederek toprağa gömmüştür.

Sinerji mevzuat programından alınan kararın tam metni şu şekildedir;

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 5762 Karar: 2021 / 6327 Karar Tarihi: 06.10.2021

YARGITAY KARARI

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi  

 Taraflar arasındaki tahkim yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nce başvurunun kabulüne dair karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen 19.10.2020 tarih 2020/İHK-21648 sayılı itirazın reddine dair verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü

   – K A R A R –

 Davacı vekili, müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu davalıya sigortalı aracın karıştığı kazadan dolayı sürekli maluliyeti bulunduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL geçici iş göremezlik ve 100,00 TL bakıcı giderinin tahsilini talep ve dava etmiş; 10.08.2020 tarihli dilekçesi ile dava değerini sürekli iş göremezlik için 131.371,65 TL, geçici iş göremezlik için 8.800,53 TL, bakıcı gideri için 2.285,96 TL’ye yükseltmiştir.  Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.  

 Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından, başvurunun kabulü ile sürekli iş göremezlik için 131.371,65 TL, geçici iş göremezlik için 8.800,53 TL, bakıcı gideri için 2.285,96 TL’nin 06.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvuru sahibine verilmesine karar verilmiş; hükme karşı davalı vekili itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine dair karara karşı davalı vekili temyiz yoluna başvurmuştur.

 Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.

 Dosya kapsamından, davacının 08.05.2019 tarihli başvurusu ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL tazminat talebinde bulunduğu, bilirkişi incelemesi sonucu davacının zararının 168.367,74 TL olduğunun belirlendiği, Sigorta Tahkim Komisyonunca taleple bağlı kalınarak 1.000,00 TL’nin 17.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verildiği, ardından 04.03.2020 tarihli “Kesin Mutabakatname,

İbraname>, Feragatname ve Makbuz” başlıklı belgenin davacı vekili ve davalı vekili tarafından imzalandığı, buna göre 153.734,09 TL’nin ödenmesi kaydıyla davacının tüm haklarından feragat ettiği, 25.03.2020 tarihli eldeki davaya konu başvuru ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.200,00 TL tazminat talebinde bulunduğu,  06.08.2020 tarihli bilirkişi raporunda sigorta şirketince ödenen 153.734,09 TL’nin güncellenerek düşülmesi sonucunda bakiye 131.371,65 TL sürekli iş göremezlik, 8.800,53 TL geçici iş göremezlik ve 2.285,96 TL bakıcı gideri alacağı olduğunun belirlendiği,                                                                      ../… davacının ödemenin yapıldığı kabulüyle düzenlenen rapora herhangi bir itirazda bulunmadığı, Sigorta Tahkim Komisyonunca sürekli iş göremezlik için 131.371,65 TL, geçici iş göremezlik için 8.800,53 TL ve bakıcı gideri için 2.285,96 TL’nin 06.03.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak başvuru sahibine verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 04.03.2020 tarihli “Kesin Mutabakatname, İbraname, Feragatname ve Makbuz” başlıklı belge gözetildiğinde imzalandığı tarih itibariyle başvurucunun davalıyı ibra ettiği anlaşılmakla talebin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.

 SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 06/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 10.02.2020 tarihli kararında ise %88 ödemeyi yetersiz bulmuş, kalan kısım için dava açılmasını uygun bulmuştur.

ÖZET: Mahkemece, davalı şirketince davacının zararının %88’inin ödenmesi nedeniyle ibranamenin yetersiz olmasından söz edilemeyeceği gerekçesiyle maddi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece; davacının ödeme tarihi itibariyle gerçek zararı ile davalı … şirketince yapılan ödeme arasındaki farkın fahiş ve davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde, olduğu kabul edilerek davacının bakiye zararının hüküm altına alınması gerekirken, aksi  şekilde yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 1815 Karar: 2020 / 942 Karar Tarihi: 10.02.2020

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/yargitayda-4-daire-kapatiliyor/2031488

linkindeki 04.11.2020
tarihli habere göre (E.T 31.01.2022) Hukuk ve ceza dairelerinin mevcut iş ve kadro durumlarının incelenmesi sonucunda 17. ve 23. hukuk daireleriyle 3. ve 13. ceza dairelerinin kapatılmasına karar verilmiştir.

Kapatılan hukuk dairesi kapsamında içtihat değişikliği mi olacağı, verilen kararın tek bir münferit bir karar mı olduğu yoksa KTK 111 maddesinin uygulanmaya devam mi edeceği sorusunun yukarıdaki karar incelendiğinde şüpheden uzak bir cevabı yoktur.

Sigorta şirketlerine ibraname verirken, kapatılan 17 Hukuk Dairesine atfen 17 kez düşünmekte fayda olduğu kanaatindeyiz.

İbranameyi Makbuz Hükümde Sayan veya Eksik İnceleme Sebebiyle Bozma Kararı veren Kararlar

17. Hukuk Dairesi 2016/3277 E. , 2019/117 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, müvekkilinin 02.09.2010 tarihinde … plakalı motosiklette yolcu iken motosiklet sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek yaya kaldırımına çarptığını ve müvekkilinin ağır yaralandığını, kaza sonrası %10 oranında sakat olduğuna dair sağlık kurulu raporu verildiğini, müvekkilinin kaza sonrasındaGüvence Hesabına başvurduğunu, 25.07.2013 tarihinde davalı tarafça müvekkiline 10.030,00 TL ödendiğini bu miktarın çok düşük kaldığını, ibra sözleşmesinin geçersiz olduğunu ve iptali gerektiğini belirterek şimdilik 1.000,00 TL bakiye tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında talebini 3.480,36 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazası sonucunda yaralanma nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.

Somut olayda; olay nedeniyle davalı tarafından davacılara davadan önce 31/07/2013 tarihinde ödeme yapılmış, dava dilekçesinde ibranamenin iptali talep edilmiş, hükme esas alınan hesap raporunda, davacının zararının 15.228,00 TL olduğu ve davalı yanca yapılan ödemenin güncellenerek düşümü sonrasında davacının bakiye 3480,36 TL zararı kaldığı hesaplanmış, mahkemece, 15.228,00 TL zarardan %30 oranında

hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılması durumunda zararın 10.659,60 TL olduğu, davalının güncellenen ödeme tutarının ise 11.747,64 TL olduğu ve ödenen miktarla ödenmesi gereken miktar karşılaştırıldığında davalı tarafından yapılan ödemenin yeterli ve ibranamenin geçerli olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

2918 sayılı KTK’nın 111.maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Bu durumda davacı zararı, öncelikle ödeme tarihindeki verilere göre hesaplanmalı, ödenmesi gereken miktarla ödenen miktar arasında KTK’nın 111. maddesinde belirtildiği şekilde fahiş bir fark olup olmadığının bu şekilde değerlendirilmesi,şayet ödenmesi gereken tazminat miktarı ile ödenmiş olan miktar arasında fahiş fark olduğu saptanırsa, davacılar tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmesi ve rapor tarihindeki verilere göre hesaplanacak tazminat tutarından davalı tarafından yapılan ödemelerin güncellenerek düşülmesi ve sonrasında hatır taşıması ve müterafik kusur indirimi yapılarak sonucunda oluşacak duruma göre davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 15/01/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 3122 Karar: 2021 / 1507 Karar Tarihi: 24.05.2021

ÖZET: Fahiş fark olduğunun tespiti halinde ise, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davadan önce davalının ödediği bedellerin yasal faiziyle güncellenmiş değerleri hesaplanan güncel tazminattan düşülerek sonuç tazminatın belirlenmesi için, konusunda uzman bilirkişiden gerçek zarar miktarı konusunda rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verildi.

(6100 S. K. m. 266) (2918 S. K. m. 90, 111)

Dava: Taraflar arasındaki tahkim davası hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen 17/01/2018 tarih, 2018/İHK-305 sayılı davacı tarafın itirazının reddine dair kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Başvuran(davacı) vekili; davalı … nezdinde ZMMS poliçesi ile sigortalı bulunan aracın, yaya olan müvekkiline çarpması sonucu 27/11/2016 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucunda, müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını, maluliyeti nedeniyle sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin yetersiz olduğunu, bakiye tazminat ödenmesi için yapmış oldukları başvurunun reddedildiğini, beyanla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 20.000,00 TL bakiye maluliyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Karşı taraf(davalı) vekili; müvekkili şirket tarafından, başvurana 08/05/2017 tarihinde 227.784,17 TL ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin sorumluluğu kalmadığını beyanla başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 06/11/2017 tarih, 2017.E.36686 -2017/54782 Karar sayılı Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararı ile; sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme sırasında uygulanan hesaplama yönteminin Yeni Genel Şartlara uygun olarak yapıldığı, davacı tarafından talep edilen şekilde hesap yapılmasının Yeni Genel Şartlar uyarınca mümkün olmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine İtiraz Hakem Heyetinin 17/01/2018 tarih, 2018/İHK-305 sayılı kararı ile; davacı vekilinin Sigorta Tahkim Komisyonu’nun 06/11/2017 tarih, 2017.E.36686 -2017/54782 Karar sayılı kararına yaptığı itirazın reddine, karar verilmiş, itiraz hakem kararı davacı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir.

Dava, trafik kazası nedeni ile bakiye maluliyet tazminatı istemine ilişkindir.

Davacı, maluliyeti nedeniyle sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin yetersiz olduğunu belirterek bakiye maluliyet tazminatı talebinde bulunmuş, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davacının bu talepleri konusunda uzman bilirkişiden rapor alınmaksızın, davalı … şirketinin, başvuru sonrası ödemeye esas olarak düzenlemiş olduğu raporun doğru olduğu, davacının talebi doğrultusunda PMF yaşam tablosu kullanılarak hesap yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiş, davacı vekilinin bu yöndeki itirazları da reddedilmiştir.

6100 Sayılı HMK.’nun 266 ve takip eden maddeleri uyarınca, mahkemece, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşü alınarak karar verilmelidir.

Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının ve tazminatın miktarının doğru biçimde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Trafik kazasında cismani zarara uğrayan ve buna dayalı olarak işgücü kaybı tazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin bakiye ömürleri daha önceki yıllarda Fransa’dan alınan

1931 tarihli “PMF” cetvellerine göre saptanmakta ise de; Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu durumda; Yargıtay Daireleri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından ve yine bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içerdiği göz önüne alındığında, Dairemizce de tazminat hesaplamalarında TRH 2010 Tablosu’na göre bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinin, güncel verilere ve ülkemiz gerçeklerine daha uygun olacağına karar verilmiştir.

Ancak; davacının hak kazanabileceği işgücü kaybı tazminatının hesaplanması için sigorta şirketi tarafından davacıya yapılan ödeme sırasında düzenlenen ve İHH tarafından da karara esas kabul edilen 20/04/2017 tarihli aktüer raporunda; 01.06.2015 tarihli ZMSS Genel Şartları dahilinde, TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre ve %1,8 teknik faiz uygulanarak tazminat hesabı yapılmıştır. Tazminat hesaplamasında, yeni ZMSSGŞ ve ekindeki cetvellere göre hesaplama yapılmış ise de, Anayasa Mahkemesi’nin 17.07.2020 tarih- 2019/40-2020/40 sayılı kararı ile; KTK’nun 90. maddesindeki “bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir” bölümündeki “bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Bu nedenle; işgücü kaybı tazminatı hesabında, yeni ZMSS Genel Şartları ekindeki cetvellerin kullanılması mümkün olmadığından ve %1,8 teknik faiz uygulaması da anılan cetvellerle getirildiğinden, artık uygulanması mümkün değildir. Tazminat hesaplamasının, %1,8 teknik faiz uygulanmadan yapılması gereklidir ki, İHH tarafından hükme esas alınan rapor bu yönüyle yeterli bir rapor değildir.

Açıklanan tüm bu hukuki ve maddi vakıalar karşısında; davacı için, öncelikle kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümlerine uygun bir şekilde maluliyet oranı belirlenerek, TRH 2010 Tablosu’na göre muhtemel bakiye ömrün belirlenmesi ve % 1,8 teknik faiz uygulanmadan tazminatın hesaplanması; bilinmeyen işleyecek devre hesabı yapılırken, bilinen son gelirin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi yönteminin kullanılması; davacının 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 111/2. maddesindeki yetersizlik iddiasında bulunduğu gözetilmek suretiyle, zarar sorumlusu davalı tarafından ödenen bedellerin ödeme tarihi itibariyle yeterli olup olmadığının belirlenmesi için; öncelikle, ödeme tarihindeki verilere göre tazminat hesabının yapılması; daha sonra, ödeme ile ödenmesi gereken miktar arasında fahiş fark olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Fahiş fark olduğunun tespiti halinde ise, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince, davadan önce davalının ödediği bedellerin yasal faiziyle güncellenmiş değerleri hesaplanan güncel tazminattan düşülerek sonuç tazminatın belirlenmesi için, konusunda uzman bilirkişiden gerçek zarar miktarı konusunda rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 24/05/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2019/ 1815 Karar: 2020 / 942 Karar Tarihi: 10.02.2020

ÖZET: Mahkemece, davalı şirketince davacının zararının %88’inin ödenmesi nedeniyle ibranamenin yetersiz olmasından söz edilemeyeceği gerekçesiyle maddi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece; davacının ödeme tarihi itibariyle gerçek zararı ile davalı … şirketince yapılan ödeme arasındaki farkın fahiş ve davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde, olduğu kabul edilerek davacının bakiye zararının hüküm altına alınması gerekirken, aksi  şekilde yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.          

(818 S. K. m. 47) (2918 S. K. m. 111)

Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalılar … ve … Un Gıda Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı vekili, 13.08.2012 tarihinde, müvekkilinin yolcu olarak bulunduğu araçla davalıların sürücüsü, işleteni ve zorunlu mali mesuliyet sigortacısı oldukları aracın çarpışması sonucu gerçekleşen kazada müvekkilinin %18 oranında malul kaldığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL maddi tazminatın tüm davalılardan ve 100.000,00 TL manevi tazminatın sigorta şirketi dışındaki davalılardan, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 07.12.2015 tarihinde maddi talebini 4.981,17 TL’ye yükseltmiştir.

Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; maddi tazminat davasının reddine; manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 25.000,00 TL’nin kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen, tahsiline karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ile davalılar … ve … Un Gıda Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde ve özellikle, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporundaki kusur dağılımının oluşa uygun olması sebebiyle benimsenmesinde ve manevi tazminatın takdirinde B.K.nun 47.maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nasafet kuralları çerçevesinde karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair; davalılar … ve … Un Gıda Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti vekilinin tüm, temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava; trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2918 sayılı KTK’nun 111.maddesi uyarınca, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar veya uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren 2 yıl içinde iptal edilebilirler. Yasa’nın bu hükmünden yararlanmak için ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre, hak düşürücü süre olup mahkemece re’sen dikkate alınması gerekir.

Somut olayda; olay nedeniyle davalılardan sigorta şirketi tarafından davacıya 29.05.2014 tarihinde 39.070,00 TL ödeme yapılmış, taraflar arasında ibraname imzalanmıştır. Eldeki davanın 29.05.2014 tarihinde açılmış olmasına göre, KTK’nun 111. maddesinde öngörülen 2 yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmediği görülmektedir. Mahkemece alınan hesap raporunda; davacıya yapılan ödeme tarihi itibariyle davacının gerçek zararıyla davalı … şirketince yapılan ödeme arasında 5.304,11 TL fark olduğu; rapor tarihi itibariyle de yapılan ödemenin güncellenerek düşülmesi nedeniyle davacının gerçek zararının 4.981,17 TL olduğu belirlenmiştir. Mahkemece, davalı … şirketince davacının zararının %88’inin ödenmesi nedeniyle ibranamenin yetersiz olmasından söz edilemeyeceği gerekçesiyle maddi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Bu durumda mahkemece; davacının ödeme tarihi itibariyle gerçek zararı ile davalı … şirketince yapılan ödeme arasındaki farkın fahiş ve davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde, olduğu kabul edilerek davacının bakiye zararının hüküm altına alınması gerekirken, yazılı olduğu şekilde yanılgılı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair, davalılar … ve … Un Gıda Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 893,65 TL kalan onama harcının temyiz eden davalılar … ve … Un Gıda Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nden alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 10/02/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 14876 Karar: 2019 / 6046 Karar Tarihi: 14.05.2019

ÖZET: Somut olayda; hasar dosyasında, davalı tarafından davacının maluliyetine ilişkin rapor alınmadan %18 oranında maluliyeti olduğu takdir edilerek tazminat hesabı yapıldığı ve hesaplanan tazminat için ibraname alınarak davacıya .. tarihinde ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından usulüne uygun maluliyet raporu alınmadan davacıya ödeme yapılmış olmasına göre düzenlenen ibraname makbuz hükmündedir. Bu durumda mahkemece, davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilerek, davaya konu kaza nedeniyle oluşan zarar ve kusur durumlarının belirlenmesi için, işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

(2918 S. K. m. 111)

Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili; davalı şirketin trafik sigortacısı olduğu aracın yaya olan davacıya çarpması neticesinde davacının yaralandığını, bu nedenle 2 ay boyunca kendi ihtiyaçlarını göremediğini, sakatlığı ve 2 ay boyunca iş görememesi nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren uygulanacak avans faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili; müvekkilinin kazaya karışan aracın trafik sigortacısı olduğunu, kaza nedeniyle davacı tarafa 08.12.2009 tarihinde 7.804,00 TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemeyle sorumluluğunun sona erdiğini, davacının maluliyeti var ise Adli Tıp Kurumundan maluliyet raporu alınması gerektiğini belirtilerek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; 2 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra dava açıldığından davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 111. maddesinin ikinci fıkrasında tazminat miktarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmalar ve uzlaşmaların, yapıldığı tarihten itibaren iki sene içinde iptal edilir hükmü yer almaktadır. Yine aynı madde de, sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalarında geçersiz olduğu hüküm altına alınmıştır. Ne var ki, yapılan ödemenin de göz ardı edilmesi düşünülmemelidir. Yapılan ödemenin gerçek olması durumunda verilen ibraname ancak “makbuz” hükmünde kabul edilmeli ve ödenen miktar, hüküm altına alınacak tazminattan indirilmelidir.

Somut olayda; hasar dosyasında, davalı tarafından davacının maluliyetine ilişkin rapor alınmadan %18 oranında maluliyeti olduğu takdir edilerek tazminat hesabı yapıldığı ve hesaplanan tazminat için ibraname alınarak davacıya 08.12.2009 tarihinde ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından usulüne uygun maluliyet raporu alınmadan davacıya ödeme yapılmış olmasına göre düzenlenen ibraname makbuz hükmündedir.

Bu durumda mahkemece, davacı tarafından daha önce verilen ibranamenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilerek, davaya konu kaza nedeniyle oluşan zarar ve kusur durumlarının belirlenmesi için, işin esasına girilerek oluşacak sonuca göre davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 14.05.2019 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Trafik kazasında kusur belirlenemiyorsa ne yapılır ? Kaza sonrası delillerin yok olması ve kusur durumlarının belirlenememesi. Kazaya kimin sebep olduğunun bulunamaması ? Kazada sorumlunun belirlenememesi durumunda yapılacaklar.

Bazı trafik kazalarında tarafların hastaneye kaldırılması, yangın çıkması ve yangının söndürülmesi, bir tarafın vefat etmesi, hava koşulları gibi durumlar nedeniyle kazaya kimin neden olduğu, kimin sorumlu olduğu belirlenememektedir. Böyle durumlarda yargılamalar uzamakta, alınan raporlarda sürekli farklı kimselere kusur çıkmakta, delil yetersizliğinden de bir türlü gerçek sorumlu net olarak tespit edilememektedir.

Kazada asli kusurlunun belirlenememesi durumunda kusur durumları her iki tarafa eşit olarak paylaştırılacaktır.

4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı … vekili Av. … tarafından, davalı Güneş Sigorta A.Ş. aleyhine 16.09.2019 tarihli dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine hakem heyeti tarafından yapılan inceleme sonunda; itiraz hakem heyetince itirazın reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

K A R A R

Davacı vekili Sigorta Tahkim Komisyonu başvurusunda, 29.09.2013 tarihinde davalıya trafik sigortalı sürücünün davacıya çarpması neticesinde meydana gelen kazada davacının yaralandığını, davacının %10,3 maluliyetine ilişkin raporun ekte olduğunu, davalıya bakiye tazminat için yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını beyanla, 5100 TL işgöremezlik tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini 111.293,00 TL’ye artırmıştır.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nce tüm dosya kapsamına göre; talebin kabulü ile 111.293,00 TL bakiye sürekli işgöremezlik tazminatının 26.06.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Güneş sigorta A.Ş. Tarafından başvuru sahibine ödenmesine karar verilmiş; karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti’nce itirazın reddine karar verilmiş; itiraz hakem heyeti kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda; olay tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme tespit tutanağında, davacı yayaya aynı köyden davalıya trafik sigortalı motosiklet sürücüsünün çarptığı, olay yerinde herhangi bir fren izi, bulgu olmadığı, davacının hastaneye kaldırıldığı, tanık olmadığı, motosikletin sürücü tarafından olay sonrası hemen olay yerinden kaldırıldığı belirlenmiş, düzenlenen kaza tespit tutanağı ile de köy yerinde davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün davacıya çarptığı, tarafların kaza yerinden ayrılması nedeniyle kaza yerinde iz ve emare bulunmadığından kusur oranı belirlenemediği belirlenmiştir, kollukta dinlenen reşit olmayan davacı ve davalıya sigortalı araç sürücüsünün anne ve babalarının kazaya dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı ifade edilmiş, soruşturma dosyasında şikayet yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Davacı tarafından ibraz edilen adli trafik bilirkişi tarafından düzenlenen 16.05.2019 tarihli raporda; davalı tarafı sürücüsünün KTK 81. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu olduğu, davacı tarafın ise kusursuz olduğu olduğu belirlenmiş uyuşmazlık hakem heyetince de hükme esas alınmış, davalı taraf sürücüsü tam kusurlu olarak kabul edilerek karar verilmiş, itiraz hakem heyetince de raporun oluşa uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin anılan yöne ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Bu durumda itiraz hakem heyetince; kaza yerini terk etme ile ilgili ihlalin sürüş kusuru olmadığı bu sebeple kaza yerini terk etme nedeniyle davalıya trafik sigortalı araç sürücüsüne kusur izafesinin hatalı olduğu gözetilerek, soruşturma dosyası da getirtilmek suretiyle kusur dağılımının belirlenmesi için İTÜ Trafik kürsüsünden seçilecek uzman bilirkişi kurulundan, önceki raporların da irdelendiği ayrıntılı ve gerekçeli şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğunun toplanan tüm delillere rağmen kesin olarak tespit edilemediği durumda, tehlike sorumluluğuna katlanma ilkesi uyarınca, zararın işletme tehlikeleri doğrultusunda, tehlikeler eşit varsayıldığından zararın yarı yarıya paylaştırılması gerekirken eksik inceleme ile itirazın reddedilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin 17/2. maddesi gereği, davacı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin, tarifeye göre belirlenen nispi vekalet ücretinin 1/5’i tutarında (maktu ücretin altında kalmamak kaydıyla) olması gerektiği gözetilmeden, fazla vekalet ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile itiraz hakem heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 03/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Olay yerini terk etmenin cezası nedir ? Kaza yapıp kaçmanın cezası var mıdır ? Trafik kazası yapıp kaçarsak ne olur ? Trafik kazası yapıp kaçarsam hapis cezası alır mıyım ?

Olay yerini terk etmek başlı başına hapis cezasına sebep olmaz ancak Karayolları Trafik Kanunu’na göre idari para cezası düzenlenir.

Trafik kazası sonucu maddi hasar dışında bir kişi yaralanmış ise polis tarafından araştırma yapılır. Olay yerini gören kamera kayıtları toplanır. Kazaya karışan aracın plakası plaka okuma sistemlerinden sorgulanarak kaçan şahsın kimliği araştırılır. Polis dosyayı hazır edip ifadeleri aldıktan sonra dosya savcılığa gönderilir. Savcılık dosyadaki delilleri yeterli bulursa şahıs hakkında ceza davası açacaktır. Takdir edilecek ceza miktarı ölüm ve yaralama olup olmadığına, ölen ve yararlanan şahısların sayısına, kusur durumlarına göre değişiklik gösterecektir.

Kişinin olay yerini terk etmesi başlı başına kusurlu olduğunu göstermez. 4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

Trafik kazalarına karışanlar ile ilgili kurallar:

Madde 81 – Trafik kazalarına karışanlar:

a) Hareket halinde iseler trafik için ek bir tehlike yaratmayacak şekilde hemen durmak, kaza mahallinde trafik güvenliği için gereken tedbirleri almak,

b) Kazada ölen, yaralanan veya maddi hasar var ise bu kaza trafiği,can ve mal güvenliğini etkilemiyorsa, sorumluluğun saptanmasında yararlı olacak kanıt ve izler dahil, kaza yerindeki durumu değiştirmemek,

c) Kazaya karışan kişiler tarafından istendiği takdirde kimliğini, adresini, sürücü ve tescil belgesi ile sigorta poliçe tarih ve numarasını bildirmek ve göstermek, (3)

d) Kazayı; yetkili ve görevli memurlara bildirmek, bunlar gelinceye kadar veya bunların iznini almadan kaza yerinden ayrılmamak,

(e) Sürücüsü, mal sahibi veya ilgili kişilerin bulunmadığı sırada araç, eşya veya yüklere zarar veren sürücüler, zarar verdikleri araç,eşya veya mülkün sahibini veya ilgili kişileri bulmak, ilgilileri bulamadakları takdirde durumu tespit etmek ve zarar verilen şey üzerine yazılı bilgi bırakmak, ilgili zabıtaya en kısa zamanda bilgi vermek, Zorundadırlar.

Yalnız maddi hasar meydana gelen kazalarda, kazaya dahil kişilerin tümü, yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmezlerse, bunu aralarında yazılı olarak saptamak suretiyle kaza yerinden ayrılabilirler. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.)

Anlaşma hali dışında maddi hasarlı, ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarında, zabıtanın iznini almadan zaruret dışında olay yerinden ayrılan veya birinci fıkranın (b) bendi hükümlerine uymayan sürücüler 7 200 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Bu maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 3 600 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.

18 yaşından küçükler için maluliyet hesabı- çocuklar için maluliyet hesabı, çalışıp çalışmaması, muhtemel kazanç – maluliyet oranı

Çocukların trafik kazası nedeniyle genç yaşta engelli kalması durumunda bilirkişilerin, çocuğun geliri olmadığından 18 yaşına kadar tazminat hesaplamadığı, tazminat hesabına ise çocuk 18 yaşına geldikten sonra muhtemel asgari ücretle çalışacağı varsayımından yola çıkarak hesaplamaya başladığı görülmektedir.

Yapılan hesaplamanın hakkaniyetli olmadığı kanaatindeyiz. Çocuk kaza geçirdiğinde her ne kadar bir geliri olmasa ve gelirden mahrum kalmasa dahi, günlük hayatını idame ettirirken engel oranı nispetinde daha fazla efor sarf edecektir. Belki de kaza geçiren çocuk yaşıtları gibi bisiklet süremeyecek, koşamayacak, hayattan eksik kalacaktır. Kazalının dezavantajlı olduğu dönemin gelir elde etmediği açıklaması ile tazminattan dışlanması hukuka aykırıdır.

davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı, bu dönemde ise %100 malul sayılacağı belirtilmiş, mahkemece davacı küçüğün gelir getirici işte çalıştığının ispat edilemediği gerekçesi ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Halbuki beden gücü kaybı nedeniyle 9 aylık geçici iş göremezlik döneminde de daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettirmek durumunda olacak davacının, bu dönem için asgari ücret düzeyinde kazanç kaybı zararının tespit edilip hüküm altına alınması gerekir iken mahkemece, davacının bu kısma ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. ‘YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2013/13253 K. 2014/18409 T. 11.12.2014

Yargıtay çocukların birini silahla yaraladığı ve çocuğun gözünün kısmen kör olduğu olayda, çocuğun gelir elde edip etmediği gibi hususları tartışmadan doğrudan tazminata hükmedilmesini onaylamıştır.

Dosya kapsamından, davalıların 26.1.2000 doğumlu oğlu …’ın davacıların 23.10.2000 doğumlu oğlu Salih Kaçar’ı 4.12.2010 tarihinde tüfekle gözünden yaraladığı, … Üniversitesi … Raporuna göre …ol gözünde tam görme kaybı olduğu, genel beden gücüne göre % 32.3 beden gücü kaybı olduğu, bilirkişi raporuna göre %32,3 malüliyet oranına göre olayın 141.125 TL maddi tazminat gerektirdiği anlaşılmaktadır.

Davada, TMK’nun 369.maddesi gereğince…tazminat talep edilmiştir.

Mahkemece; dosyadaki delil durumuna ve bilirkişi raporlarına göre kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. ‘T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2015/10816 K. 2016/3349 T. 8.3.2016

Yargıtay başka bir kararda parkta oynarken elektrik akımına kapılıp engelli kalan çocuğun, tazminat hesabının NET ASGARİ ÜCRET üzerinden yapılması gerektiğine hükmetmiştir.

Mahkemece, H. Gök’ün maluliyeti sebebiyle uğradığı zarara dair hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesabının net asgari ücret üzerinden yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre, davacının net asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği kabul edilerek, tazminat miktarı belirlenmelidir. Bu sebeple mahkemece bu husus açıklattırılarak, gerektiği takdirde bilirkişiden yeniden ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmak suretiyle, net asgari ücret esas alınarak belirlenen miktara hükmedilmelidir. ‘T.C.YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/16812 K. 2014/1690 T. 6.2.2014

Yargıtay 17 Hukuk Dairesi, çocuk çalışmıyor olsa bile emsallerine göre daha fazla efor sarf ettiğinden tazminata hükmedilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T. 25.12.2014 E.2013/13485 K.2014/19487

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI TAZMİNATI

OLAY TARİHİNDEN HESAPLANMALIDIR

ÖZET : Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir.

Çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan (9) yaşındaki davacının, 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T.29.05.2014, E.2013/9664 K.2014/8672

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI NASIL HESAPLANMALI

ÖZET: Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2021 YILI İTİBARİYLE GÜNCEL DURUM

2021 yılı itibariyle de yukarıda olduğu gibi zararın kaza tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği, tazminatın hesabı için çocuğun 18 yaşına gelmesinin beklenmeyeceği şeklindedir.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile davacı … için 25.453,31 TL’nin 08.03.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; davacı … için 37.769,80 TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen hükmün, davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 13.11.2017 tarih, 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı ile; “davacı çocukların sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken, 18 yaştan itibaren hesaplama yapılmasının doğru olmadığı; davacıların 18 yaştan itibaren elde edecekleri gelirin zaten iskontoya tabi tutulması nedeniyle, tazminatın erken alınması gerekçesiyle ayrıca % 10 iskontoya gidilmesi de yerinde olmadığından, hatalı hesaplamaları içeren rapora göre karar verilmesinin doğru görülmediği” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; asıl ve birleşen davanın kabulü ile davacı … için 51.855,03 TL. ve davacı … için 55.823,02 TL. olmak üzere toplam 107.678,05 TL. tazminatın 08.03.2013 tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporla, davacıların hak kazanabileceği maluliyet tazminatının usulünce ve bozma gereklerine uygun biçimde hesap edilmiş olmasına ve bu raporun hükme esas alınmış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 5.516,60 TL kalan onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına 18/01/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi. ( 17. Hukuk Dairesi         2019/4271 E.  ,  2021/40 K. )

EMSAL KARARLAR

T.C.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/13253

K. 2014/18409

T. 11.12.2014

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin küçük oğluna davalıların işleteni, sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın çarpması neticesinde yaralandığını ve iş gücü kaybına uğradığını açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile çocuk için 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, anne baba için 5.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalı Ş.. G.. vekili, taleplerin haksız ve fahiş olduğunu ileri sürmüştür.

Diğer davalılar vekili, müvekkillerinin kusuru bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı M. A. kaza tarihinde 14 yaşında olduğu, 9 aylık iş göremezlik süresi sonunda dahi 16 yaşını bitirmemiş olduğu, yaşı ve gelir getirici bir işte

çalıştığına dair her hangi bir delil sunulmadığı gerekçesi ile maddi tazminat talebinin reddine, davacı küçük için 10.0000,00 TL, anne-baba için 2.500,00’er TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve manevi tazminatın takdirinde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47.maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacının diğer temyiz itirazına gelince; Adli Tıp Kurumu marifeti ile tespit edilen maluliyete ilişkin rapora göre, trafik kazasında sürekli malul kalacak derecede yaralanmayan davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı, bu dönemde ise %100 malul sayılacağı belirtilmiş, mahkemece davacı küçüğün gelir getirici işte çalıştığının ispat edilemediği gerekçesi ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Halbuki beden gücü kaybı nedeniyle 9 aylık geçici iş göremezlik döneminde de daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettirmek durumunda olacak davacının, bu dönem için asgari ücret düzeyinde kazanç kaybı zararının tespit edilip hüküm altına alınması gerekir iken mahkemece, davacının bu kısma ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 11.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/10816

K. 2016/3349

T. 8.3.2016

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 8.3.2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalı ve vekili gelmedi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve taraflardan kimsenin gelmediği anlaşılmakla işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde, davalıların oğlu …’ın davacıların oğlu …’lıyı silahla yaralayıp sol gözünün kör olmasına sebep olduğunu belirterek, 60.000 TL(ıslah ile 141.125 TL) maddi tazminat ile davacı … ve… için 15.000’er TL, Salih için 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar vekili cevabında, yaralamanın taksirle olduğunu, çocukları Samet’in 12 yaşından küçük olması sebebiyle tazminattan sorumlu olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüyle 112.900 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı … ve Hasan için 10.000’er TL manevi tazminat ile Salih için 35.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.

Dosya kapsamından, davalıların 26.1.2000 doğumlu oğlu …’ın davacıların 23.10.2000 doğumlu oğlu Salih Kaçar’ı 4.12.2010 tarihinde tüfekle gözünden yaraladığı, … Üniversitesi … Raporuna göre …ol gözünde tam görme kaybı olduğu, genel beden gücüne göre % 32.3 beden gücü kaybı olduğu, bilirkişi raporuna göre %32,3 malüliyet oranına göre olayın 141.125 TL maddi tazminat gerektirdiği anlaşılmaktadır.

Davada, TMK’nun 369.maddesi gereğince…tazminat talep edilmiştir.

Mahkemece; dosyadaki delil durumuna ve bilirkişi raporlarına göre kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 8.602.00 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 8.3.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/16812

K. 2014/1690

T. 6.2.2014

Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dilekçesinde; davacıların müşterek çocuğu olan H. Gök’ün; parkta oynarken, davalıya ait kapısı açık trafo binasında elektriğe kapılarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını belirterek, H. Gök için 5.000 TL maddi(ıslah ile 41.554 TL) 20.000 TL manevi, anne ve babası için 10.000’er TL manevi tazminatın tahsilini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmü tarafların vekilleri temyiz etmektedir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentler dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Somut olayda, elektrik çarpması sebebiyle yaralanan H. Gök’ün %13 oranında sürekli maluliyet durumunun oluştuğu, davalının olayın meydana gelmesinde %70 davacı anne-babanın %30 kusurlarının bulunduğu bilirkişi raporlarıyla belirlenmiştir.

Mahkemece, H. Gök’ün maluliyeti sebebiyle uğradığı zarara dair hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesabının net asgari ücret üzerinden yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre, davacının net asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği kabul edilerek, tazminat miktarı belirlenmelidir. Bu sebeple mahkemece bu husus açıklattırılarak, gerektiği takdirde bilirkişiden yeniden ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmak suretiyle, net asgari ücret esas alınarak belirlenen miktara hükmedilmelidir.

Bundan ayrı olarak, davalı vekilinin bilirkişi raporuna itirazı üzerine sunulan “ek raporda davacı küçüğün %13 malul kaldığından ve askerlik hizmetinden muaf olacağı düşünüldüğünden bu sebeple askerlik dönemi dikkate alınmadığı” açıklanmış ve mahkemece de askerlik dönemi esas alınmadan yapılan hesaplamaya göre hüküm tesis edilmiştir.

Ancak, davacı küçüğün %13 malûl kaldığı ve bu sebeple askerlik yapamayacağı hususu, yönündeki soyut bilirkişi beyanı yeterli kabul edilerek, sonuca gidilmesi doğru değildir.

Mahkemece, davacının %13 maluliyetinin askerliğe engel teşkil edip etmeyeceği ilgili askeri birimlerden sorularak, engel teşkil ettiği takdirde şimdiki gibi aksi halde askerlik süresi düşülerek yeniden bilirkişilerce hesaplanacak tazminata hükmedilmelidir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 6.2.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T. 25.12.2014 E.2013/13485 K.2014/19487

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI TAZMİNATI

OLAY TARİHİNDEN HESAPLANMALIDIR

ÖZET : Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir.

Çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan (9) yaşındaki davacının, 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

DAVA: Davacılar vekili, müvekkili Cansu’nun yolcu olarak bulunduğu davalı idaresindeki minibüsten inmek istediği sırada hareket halinde iken kapının açılması nedeni ile düşerek yaralanmasına neden olduğunu belirterek çalışma gücü kaybı nedeni ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 80.000,00.-TL maddi tazminatın her iki davalıdan, ayrıca Cansu için 50.000,00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 10.000,00.-TL olmak üzere toplam 70.000,00.-TL manevi tazminatın Yaşar Deveci’den olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiş, talebini ıslah etmiştir.

Davalı Ak Sigorta A.Ş. vekili, kusur oranında, gerçek zarardan, poliçe limiti ile sorumlu olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı Yaşar Deveci vekili, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacıların ceza davasında şikayetçi olmamaları nedeniyle tazminat talep edemeyeceklerini müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davalı sürücünün % 62,50 oranında kusurlu olduğu ve davacının % 10,30 oranında çalışma gücü kaybı olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabul kısmen reddiyle çalışma gücü kaybı nedeniyle 12.052,45.-TL maddi tazminatın sigorta şirketinden dava, davalı Yaşar’dan olay tarihinden, ayrıca Cansu için 3.000;00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00.-TL olmak üzere toplam 7.000,00.-TL manevi tazminatın davalı Yaşar Deveci’den olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı Yaşar Deveci vekili tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR : 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı Yaşar Deveci vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2-Davacılar vekilinin temyiz itirazları yönünden;

a-Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince çalışma gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat ve 47. maddesi (TBK m. 56) gereğince manevi tazminat istemine ilişkindir.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/1’de özel olarak hükme bağlanmıştır (6098 sayılı TBK m. 54). Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara duçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ilende iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu’nun 46. maddesinde belirtilen “bütün masraflar” deyimi çok geniş kapsamlıdır. Bu giderlere zarara uğrayanın katlanmak zorunda kaldığı bütün giderler dahildir.

Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713)

Bununla birlikte Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir. Bunun gibi çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan davacı Cansu Erdil’in 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

b-Beden gücü kaybı nedeni ile tazminat hesaplanırken rapor tanzim tarihine kadar gerçekleşen zararın bilinen veriler nazara alınarak ve ıskontoya tabi tutulmadan somut olarak, rapor tanzim tarihinden sonraki zarar da bilinen son gelir nazara alınıp 1/Kn katsayısına göre her yıl % 10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanmalıdır (YHGK., 28.06.1995 tarih, 1994/9-628 Esas, 1995/694 Karar).

Hükme esas alman bilirkişi raporunda her ne kadar zarar bilinen son gelir nazara alınıp 1/Kn katsayısına göre her yıl % 10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanma yapılmış ise de belirlenen zarardan ayrıca 9 yaşında olan davacının 18 yaşında gelir sağlamaya başlayacağı ve buna göre 9 yıl önce tazminat alacağı gerekçesi ile tazminatı 0,4241 oranında ıskontoya tabi tutarak hesaplama yapılması hatalı olup yukarıda açıklanan yönteme uygun hesaplama için ek rapor alınması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

c-Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK. m. 56), hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Dosya kapsamından, kaza sonucu davacı Cansu Erdil’in sağ el bileği tendonunda oluşan yaralanma nedeni ile % 10. 3 oranında sürekli çalışma gücü kaybına uğradığı ve elinde oluşan yaralanmanın sabit iz niteliğinde olduğu dosya kapsamındaki rapor ve resimden anlaşılmaktadır. Mahkemece Cansu için 3.000,00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00.-TL olmak üzere toplam 7.000,00.-TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Manevi tazminatın değerlendirilmesinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davalıların sorumluluğunun niteliği, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve etkisi ile kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de gözönünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan somut olayda olayın meydana geliş şekli ve davacıdaki yaralanmanın niteliği dikkate alındığında davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir miktar daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan miktarlarda manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Yaşar Deveci vekilinin temyiz nedenlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 25.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T.29.05.2014, E.2013/9664 K.2014/8672

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI NASIL HESAPLANMALI

ÖZET: Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA: Davacı vekili, davalının zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın müvekkiline çarpması sonucu yaralanmasına neden olduğunu belirterek fazlaya dair hakları saklı kalak kaydı ile 10.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, kusur oranında, gerçek zarardan, poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının maluliyetinin ve maddi zararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR: Dava, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda, zarar gören küçüğün maluliyetinin bulunmadığı, iyileşmesinin 9 aya kadar sürebileceği ve bu dönemde %100 malul olduğu belirtilmiştir. Davacının geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin talebi, efor kaybı ile ilgilidir. Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29.5.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2019/4271 E.  ,  2021/40 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Asıl davada, davacılar vekili; davalının trafik sigortacısı olduğu iki aracın çarpışması ve park halindeki aracın savrulmasına yol açıp bu aracın da kaldırım üzerindeki davacı çocuklara çarpmasıyla oluşan kazada, davacı çocukların yaralandığını, hastane ve evde tedavi süreleri boyunca kazanç kaybına uğrayan davacıların ayrıca daimi işgücü kaybına uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 5.000,00 TL. maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 02.10.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini davacı … için 25.453,31 TL’ye ve davacı … için 37.769,80 TL’ye yükseltmiştir.

Bozmadan sonra açılan birleşen davada, davacılar vekili; asıl davaya konu kaza nedeniyle davacı çocuklar için hesap edilen tazminat miktarlarının düşük olduğu gerekçesiyle, asıl davada verilen kararın davacılar lehine bozulduğunu; bozmadan sonra alınan raporla tazminatların belirlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 107.678,05 TL’nin kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile davacı … için 25.453,31 TL’nin 08.03.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; davacı … için 37.769,80 TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen hükmün, davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 13.11.2017 tarih, 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı ile; “davacı çocukların sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken, 18 yaştan itibaren hesaplama yapılmasının doğru olmadığı; davacıların 18 yaştan itibaren elde edecekleri gelirin zaten iskontoya tabi tutulması nedeniyle, tazminatın erken alınması gerekçesiyle ayrıca % 10 iskontoya gidilmesi de yerinde olmadığından, hatalı hesaplamaları içeren rapora göre karar verilmesinin doğru görülmediği” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; asıl ve birleşen davanın kabulü ile davacı … için 51.855,03 TL. ve davacı … için 55.823,02 TL. olmak üzere toplam 107.678,05 TL. tazminatın 08.03.2013 tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporla, davacıların hak kazanabileceği maluliyet tazminatının usulünce ve bozma gereklerine uygun biçimde hesap edilmiş olmasına ve bu raporun hükme esas alınmış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 5.516,60 TL kalan onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına 18/01/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Sigorta Tahkimde Karar İtiraz harcı

Tahkim dosyalarında karar itiraz edilirken de aynı dava açılışında olduğu gibi nisbi harç yatırılmaktadır. Yatırılan harç ise uyuşmazlık tutarı üzerinden değil, toplam dava tutarından üzerinden hesaplanmaktadır.

Eksik harç konusunda sigorta tahkim komisyonu internet sitesinde yapılan açıklama şu şekildedir ;

Karayolları Trafik Kanunu 2021 Haziran değişikliği

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar ; Değer kaybı tazminatı,Destekten yoksun kalma tazminatı ve Sürekli sakatlık tazminatı hesaplamasında önemli değişiklikler 19.06.2021 tarihli RG de yayınlanmıştır.

Maddi ve manevi tazminat: (2)Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.)Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) Bu tazminatlardan;

a) Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak,

b) Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,

c) Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,hesaplanır.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)

(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.

(3)(Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar: Madde 92 – Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler. g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, i) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile) j) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri, k) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar, l) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Hasar sebebiyle trafikten çekme veya hurdaya çıkarılma işlemi görmüş araçların değer kaybı tazminatı talepleri, m) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin ve terör ve sabotaj eyleminde yer alan kişilerin uğradıkları zararlara ilişkin talepler. (Ek fıkra:9/6/2021-7327/19 md.) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan gelir kaybına ilişkin ödemelerde, 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesi uyarınca sigortacının Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı sorumluluğu varsa, bu sorumluluk sigortacının kendi sigortalısının kusuru oranında devam eder.

Yüzde iz kalması ve tazminat

Yüzde veya görünür yerlerdeki zararın tazminat hukukundaki yerini belirlemek için sakatlık sonucu doğan tazminat ile ekonomik geleceğin sarsılmasının farkının ortaya koymak gerekir. Bir kaza sonucu kişinin sakat kalması günlük hayatında kazadan önceki haline oranla daha fazla efor sarf etmesini gerektirecektir. Kaza sonucu bacağına platin takılan tezgahtar eskinden sabahtan akşama kadar ayakta duruyorken artık duramaz veya durmak için çok daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacaktır. Daha fazla sarf etmesi gereken oran sakatlık yüzdesi esas alarak hesaplanacaktır.

Ekonomik geleceğin sarsılması ise kişinin kaza neticesinde iş imkanlarının daralması, bir şekilde gelirinin düşme tehlikesine girmesidir. Yüzünde dikiş izleri kalan bir manken merdiven çıkarken, koşarken daha fazla efor harcamayacaksa da elindeki iş imkanlarını kaybedecektir.

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

‘Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).’

Trafik kazası akabinde kişinin yüzünün kesilmesi, yaralanması dikiş atılması sebebiyle yüzde kalıcı iz oluşabilir. Yüzde oluşan kalıcı iz her ne kadar günlük hayatı idame ettirmeye engel değilse de görselliğin önemli olduğu günümüzde iş ararken, çalışırken, sosyal ilişkilerde kişiyi olumsuz etkileyecektir. Yüzünde veya vücudunun çeşitli görünen yerlerinde yara izleri olan biri işe alım sürecinde elenebilecek, evlenme ihtimali dahi belki azalacaktır.

Verilen her zararın tazmin edilmesi gerekeceğinden vücuttaki kalıcı izlerin de yarattığı zararın hesaplanıp tazmini gerekir. Trafik kazası haricinde, bıçakla yaralama, darp, silahlı saldırı gibi suç konusu olaylar neticesinde de vücutta sabit izler kalabilir. Bunlarında tazmini gerekir.

Kaza tarihinde kişi meslek sahibi ise mahkemece yapılacak iş mesleğin tespit edilmesi, ortalama kazancın belirlenmesi, kaç yıl daha çalışacağının belirlenmesi, kalıcı izlerin mesleğe ne oranda etki ettiği bilgilerinin araştırılarak uzman bilirkişiye hesap yaptırılmasıdır.

Kişinin yüzünde oluşan şekil bozukluğunun giderilmesi de tedavi gideri kapsamında karşılanmalıdır. Kişinin ameliyat olması gerekiyorsa bunun da tedavi giderlerine eklenmesi gerekir. Ancak her ameliyat kendi içinde hayati bir risk barındırdığından kişinin ameliyat olmamak istemesi de mümkündür. Böyle bir durumda zarara sebep olan, yüzdeki şekil bozukluğunun ameliyat ile şifa bulacağı karşı tarafın ameliyat olmaması nedeniyle tazminat ödemeyeceğini ileri süremez. Kişi bıçak altına yatmaya zorlanamaz.

İzin sadece yüz bölgesinde mi olması gerekir?

Estetik zararlar sadece yüz ile sınırlı değildir. Vücudun her tarafında olabilir. İzin görünür bir bölgede olması kişinin rapor yüzdesini artıracaktır.

Kalıcı iz nedeniyle yapılacak hesaplamaya kişinin mesleği etki eder mi ?

Bir dizi oyucusu ile uzaktan çalışan yazılımcının yüzerinde oluşan iz nedeniyle meslekte görecekleri etki aynı değildir. Dizi oyuncusu belki işini kaybedecekken, uzaktan bilgisayardan çalışan yazılımcı işine aynen devam edecektir. Doktrindeki görüşler, meslek kollarına göre meydana gelen zararın etkilerinin yer aldığı bir cetvel olmamasını eleştirmektedir. Meslek koluna ve kalıcı izin meslekteki kazanç etkisine göre bir hesaplama yapılması gerekmektedir.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K

‘davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.’ 

Ev hanımı olan, meslek sahibi olmayan işsiz kişilerin ekonomik geleceği sarsılma hesabı nasıl yapılacaktır?

Ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin emsal davalarda meslek sahibi olan kişilere ilişkin tazminat talepleri görülmektedir. Meslek sahibi olmayan kişilerin ekonomik geleceğinin sarsıldığı iddiasına dair açılan davalarda sadece vücutta kalıcı sakatlık oranına göre tazminat hesaplanmış, kalıcı izlerin geleceğe etkisine dair tartışmalara girilmediği görülmüştür. Konuya ilişki doktrinde Çelik Ahmet ÇELİK, Prof.Dr.Kemal OĞUZMAN ve tazminata dair yazılarda ekonomik geleceğin sarsılması mevcut meslekte kariyerin etkilenmesi şeklinde değerlendirilmiş net bir kural veya görüşe yer verilmemiştir. Ancak kaza tarihinde ev hanımı olan bir kişinin sonradan dizi oyuncusu, reklam yüzü olması da olasılık dahilinde olup, kalıcı izler muhtemel kariyer olanaklarını etkilemektedir. Ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında net bir hesaplama yapılamıyorsa manevi tazminat olarak talep edilmesi mantıklı olacaktır.

Aşağıdaki kararda görüldüğü üzere eğer hakim zararı tespit edemiyorsa TBK 50.maddesi kapsamında hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmelidir.

17. Hukuk Dairesi         2017/4190 E.  ,  2019/10784 K.

Mahkemece yazılı gerekçe ile davacının yüzündeki sabit izin ekonomik geleceğinin sarsmadığı nedeniyle bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Bozma sonrası yapılan yargılamada davacının yüzünde oluşan (A.T.K. raporunda belirlenen) sabit iz ve niteliği dikkate alınarak yaralanmanın davacının ekonomik geleceğinin sarsılmasına yol açıp açmadığı hususunda davacı delilleri de toplanarak konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmış, alınan raporda kaza tarihinden bu tarihe kadar davacının yüzündeki izin davacının iş bulma ve ücret miktarında düşüşe sebebiyet vermediği, davacının şuan itibariyle iş aramak zorunda kalmaması, buna bağlı olarak davacının iş ararken geçireceği işsizlik süresi ve iş bulması durumunda yeni işine ilişkin ücret düzeyinin bilinememesi sonucunu doğurmuş, belirtilen sebeplerden dolayı davacının yüzündeki izin davacının kariyerine olan etkisi geleceğe dair olarak kritik edilemediği ve ek görüş olarak bozma ilamı ikinci kısmı gereğince rapor tarihi sonrası döneme ilişkin davacının yaşı, maaşı ve yüzdeki sabit izin kazanç kaybına oranı esas alınarak yapılan hesaplamada 12.956,88 TL ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat belirlenmiştir.

Hükmüne uyulan Dairemiz bozma ilamına göre davacı zararının bilirkişi raporuyla tespit edilememesi halinde mülga 818 sayılı BK’nun 42. (6098 sayılı T.B.K 50) maddesi hükümleri uyarınca hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken uyulan bozma ilamın gerekleri yerine getirilmeden ve ek bilirkişi görüşüne de itibar edilmeyiş nedenleri yeterli gerekçe yazılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.’

Küçük çocuğun ekonomik geleceğinin sarsılması nasıl hesaplanır?

Yargıtay emsal aşağıda sunulan kararda karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğunun eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar kapsamında uzman raporu alınması gerektiğini belirtmiştir. Ancak henüz 9 yaşında olan bir çocuğunun ileride edineceği mesleğin nasıl belirleneceği açıklanmamıştır. Yüzlerce meslek arasından tahmin edilerek hesaplanması da mümkün değildir. Bozma sonucu yerel mahkemenin nasıl hesaplama yapacağı halen belirsizdir.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

Yüzdeki izlerin ameliyat ile giderilip giderilemeyeceğinin araştırılması gerekebilir.

Emsal bir kararda yüzdeki izin ameliyat ile geçip geçmeyeceğinin araştırılması gerektiğinden bahsedilmişse de kişi ameliyat olmaya zorlanamayacağından zararın hesaplanıp ödenmesi gerektiği kanaatindeyiz.

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: ‘Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

Yüzde kalan sabit iz nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir mi?

Yüzde sabit iz kalması nedeniyle aracın ruhsat sahibine, sürücüsüne ve teminat altına alınmış ise sigortasına karşı dava açılabilir. Kalıcı iz darp, yaralama, saldırı nedeniyle oluştuysa bu eylemi yapan şahıslara karşı dava açılması, manevi zararın detaylı açıklanması gerekir.

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: ‘Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Evlenme olasılığının azalması maddi tazminata konu olur mu ?

Evlilik ticari bir yatırım olmadığından evlilik şansının azalması maddi tazminata konu edilemez. Ancak manevi tazminat davasına konu edilebilir. T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005 kararında karşı oy görüşü olarak belirtilmiştir.

Yargıtay güncel kararlarında evlenme olasılığının azalmasını da ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değerlendirmiştir.

Bacakta kalan sabit iz tazminat sebebi midir ?

Bacağında iz kalan kişi eğer mankenlik yapıyorsa bacağındaki iz meslekte kazanma gücünü etkileyeceğinden ne oranda etkileyeceği hesaplanarak zararın tazmin edilmesi gerekir. Ancak kişi kepçe operatörü, şoför veya başka bir meslekle uğraşıyor, bacağındaki iz de yaptığı işe etki etmiyor ise maddi tazminat olarak değil, manevi tazminat hesabında zarar dikkate alınmalıdır.

%100 engelli kalan kişi ayrıca ekonomik geleceğin sarsılması zararını talep edebilir mi?

Kişinin tam engelli kalması mevcut mesleğinde ömür boyu gelir elde edememesi anlamına gelir. Ancak kişi kariyerinin başındaysa ileride müdür yardımcı, müdür, genel müdürü gibi kariyer olanaklarından ve ilerlemesinden mahrum kalacak, ilk işe girdiği maaşından ömür boyu tazminat hesaplanacaktır. Bunun önüne geçilmesi için ekonomik geleceğin sarsıldığı iddiası da ileri sürülmeli tazminat hesabında dikkate alınmalıdır.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

EMSAL KARARLAR :

KAYNAK SİNERJİ

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

(6100 S. K. Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 427)

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, 10.06.2013 tarihinde davacı idaresindeki araç ile davalıların sürücüsü işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kazada davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, davacının meydana gelen kazada maluliyeti oluşarak yaralandığını ve kaza nedeniyle tedavi, ilaç, yol masrafları yaptığını, kazadan sonra 4 gün iş göremezlik raporu aldığını, maluliyet oranının … Kurumu vasıtasıyla tespitinin gerektiğini, davacının tır şoförü olduğunu ve aylık 1.800,00 TL maaşı elden aldığını, ücret araştırması yapılmasını talep ettiğini beyanla, 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın (manevi tazminat sigorta şirketi hariç) davalılardan kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalılar … ve … vekili, kusura itiraz ederek hastane masraflarının SGK tarafından karşılandığını, davacının tır şoförü olup olmadığının Şoförler Odası tarafından tespiti gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, 1.937,98 TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılar … ve …’dan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 2016 yılı için 2.190,00 TL’dir. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyize konu davacı lehine hükmedilen maddi tazminat yönünden verilen karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davalı … vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına ve özellikle manevi tazminatın takdirinde TBK’nun 56 (eski BK 47) maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nasafet kuralları çerçevesinde karar verilmesine göre davalılar … ve … vekilinin yerinde görülmeyen tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Mahkemece davacının elde ettiği gelirin belirlenmesi için yeterli bir araştırma yapılmamıştır.

Somut olayda; davacı vekili davacının tır şoförü olarak çalıştığını aylık 1.800,00 TL geliri olduğunu beyanla işgöremezlik nedeniyle tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece; bu hususta yeterli araştırma yapılmadan asgari ücret üzerinden yapılan tazminat hesabı esas alınarak karar verilmiştir.

Bu nedenle; mahkemece kaza tarihinden geriye doğru maaş bordroları getirtilmeli, SGK’dan davacının geliri ile ilgili resmi belgeler ve meslek odasından emsal ücret araştırması getirtilerek davacının geliri tam ve doğru olarak belirlenmelidir. Bu bilgiler ışığında gelir tespiti yapıldıktan sonra zarar hesaplaması yapılması gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm verilmesi doğru değildir.

4-Davacı taraf, davacının kazada yüzünde sabit iz kaldığını ve bu izler nedeniyle estetik tedavi gideri yapılması gerektiğini belirterek bu giderlerin de tazmini isteminde bulunmuştur. Mahkeme tarafından, hükme esas alınan ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacının yüz sınırları dahilindeki izin belirli mesafeden bakıldığında dikkat sarf etmeden görülebildiği sabit iz olduğu belirtilmiş; ancak, mahkemece bu izlerin giderilmesi için estetik-cerrahi müdahale ile bu tedavinin masrafları konusunda herhangi bir araştırma yapılmadan karar verildiği görülmektedir.

Bu durumda mahkemece; davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

5-Davacı taraf dava dilekçesinde; hükmedilen tazminatlara kaza tarihinden itibaren avans faizi hükmedilmesini talep etmiş; mahkemece faiz hususunda olumlu olumsuz karar verilmemesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin davacı lehine hükmedilen maddi tazminata ilişkin temyiz dilekçesinin kesinlikten REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin tüm ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3), (4) ve (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.123,93 TL kalan onama harcının temyiz eden davalılar … ve …’dan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı … şirketine geri verilmesine 19.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 4) (YİBK 22.06.1966 T. 1966/7 E. 1966/7 K.)

 Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 Karar : Davacı, 24/04/2012 tarihinde eşinin sevk ve idaresindeki 2008 model .. . marka araçta yolculuk yaparken meydana gelen kazada şoför ve yolcu hava yastıklarının açılmadığını, bu sebeple yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 50.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

 Davalı, hava yastığı sisteminde üretimden kaynaklanan bir ayıp bulunmadığını, darbe yönü ve şiddetine göre hava yastıklarının açılması için gereken negatif ivmenin oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

 Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 7.500,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 2-) Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. 22.6.1966 tarihli 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Türk Medeni Kanunu’ nun 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarda belirtilen ilkeler gözetildiğinde, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 384,25 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, 19.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005

ÖZET: Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

(5237 S. K. m. 24) (1086 S. K. m. 440)

 Dava ve Karar: Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 13/07/2004 gün ve 2004/28-2004/9370 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK.nun 440-442 nci maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

 Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve TCK.nun 24 üncü maddeleri gereğince takdiren 123,90 YTL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 03/03/2005 tarihinde oyçokluğu ile, karar verildi.

 KARŞI OY YAZISI

 Davacı vekili, öğrenci olan müvekkilinin trafik kazası sonucu bacağında mevcut kalıcı izlerden ötürü estetik ameliyat gideri, ileride zengin bir koca desteğinden yoksun kalması ve yaranın hareket kabiliyetini etkileyebileceğinden 30.000.000.000 lira ekonomik geleceğin sarsılması tazminatını da kapsayacak maddi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkeme tedavi gideri dışında kalan maddi tazminat talebinin reddine karar vermiştir.

 Davacı öğrenci olup, henüz bir meslek sahibi değildir. Yaralanma sonucunda fonksiyonel, iş gücü kaybının ve maluliyetinin olmadığı, ancak bacaktaki izlerin kalıcı nitelikte olduğu ve estetik ameliyatla giderilemeyeceği dosya kapsamından bellidir.

 Ekonomik geleceğin sarsılmasından ötürü maddi bir tazminata karar verilebilmesi için davacının bacağındaki kalıcı izlerin yapacağı işi etkilemesi gerekir. Davacı öğrenci olup bacağındaki kalıcı izin ileride yapacağı işi etkileyeceği ispat edilememiştir. Söz konusu izin evlenme şansını belli oranda etkileyecek olması ise, evlilik ticari bir kurum olarak kabul edilemeyeceğinden ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değil, fakat manevi tazminatın hesabında nazara alınması gerekir. Nitekim yerel mahkeme manevi tazminata karar verirken bacaktaki söz konusu kalıcı izlerin evlenme şansını etkileyeceği ve ömür boyu elem ve ızdırabına sebebiyet vereceği hususlarını da nazara alarak manevi tazminat miktarını belirlemiştir.

 Belirtilen nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozmaya ilişkin görüşüne katılamıyorum. 03.03.2005 (¤¤)

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili; 05.12.2009 tarihinde davalının maliki ve sürücüsü olduğu araç ile davacıların desteği …’ın maliki ve sürücüsü olduğu aracın karıştıkları kazada davacı …’in eşi, … ve …’in babaları …’ın vefat ettiğini, araçta yolcu olarak bulunan …’in de yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davacılar için 1.000,00’er TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 40.000.00’er TL manevi tazminatın, yine davacı …’ın yaralanması nedeniyle maluliyeti ile ilgili çalışma gücü kaybından dolayı 1.000,00 TL, geçirmesi muhtemel estetik ameliyat ve sair giderleri için 1.000,00 TL, tedavi giderleri için 1.000,00 TL ve iktisadi geleceğinin sarsılmış olmasından dolayı yoksun kaldığı gelir yönünden 500,00 maddi tazminat ile yaralanmasından dolayı 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili; 07.05.2015 tarihli dilekçesi ile dava değerini … yönünden 24.410,11 TL ve … yönünden 40.938,45 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili; kazanın oluşunda davalının kusurunun bulunmadığını, talep edilen tazminat miktarının oldukça yüksek olduğunu ve hesaplanacak tazminat miktarından sigortadan alınmış olan tazminatın düşülmesinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacı vekili; davacının maluliyet oranının tespiti ile vücudunda meydana gelen çalışma gücü kaybı dolayısıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maluliyet nedeniyle maddi tazminat, hakemlik yapan davacının trafik kazasından dolayı iktisadi geleceğinin sarsıldığını, mesleğini icra edemeyeceğini ve gelirinden yoksun kalacağını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100,00 TL maddi tazminat talep etmiştir.

Davalı … vekili; poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere limit ile sınırlı olduğunu, uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklandığı için uygulanacak faizin kanuni faiz olduğunu, davalı şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediğinden yargılama masrafları ve vekalet ücretinden sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacılar vekili; ek bilirkişi raporu doğrultusunda ek dava olarak … açısından 14.775,91 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve … açısından 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan (… Sigorta A.Ş.’den poliçe limiti ve kapsamında kalmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile davacı … için 14.775,91 TL ve davacı … için 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, … için fazlaya ilişkin istemin reddine; davacı … Yapaklar yönünden destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminat talebinin reddine; davacı …’ın sürekli iş göremezlik zararından doğan 40.938,45 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı … yönünden estetik ve tedavi giderleri, iktisadi gelirin sarsılması ve kazanç kaybı nedeniyle talep edilen tazminat yönünden talebin reddine; davacı … için 20.000,00 TL, davacı … Yapaklar için 15.000,00 TL, davacı …’ın müteveffanın ölümü nedeniyle 15.000,00 TL ve sürekli iş göremezlik nedeniyle 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle, davacı … yönünden destek tazminatının reddedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı, cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

BK’nın 47. maddesindeki (6098 sayılı TBK m. 56) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözönünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacılar için takdir edilen manevi tazminatların az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

3-Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince bedensel zarara uğranılması nedeniyle maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı … vekilince amatör klüp futbol hakemi olan davacının kaza sonucu başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi ameliyat geçirmesi sonucu ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep edilmiş; mahkemece bölgesel çapta kalan ve devam edip etmediği belli olmayan futbol hakemliği mesleği nedeniyle hesaplama yapılmadığını bildiren bilirkişi raporu doğrultusunda düzenli ve kayıtlı bir işi olmaması gerekçesiyle ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bu hususta yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde amatör klüp futbol hakemi olarak çalışıp çalışmadığı detaylı bir araştırma sonrası belirlendikten sonra, bu işten elde edebileceği ortalama geliri, hakemliği kaç yaşına kadar yapabileceği belirlenip varsa davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın ve kazanç kaybının uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

4-Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin trafik kazası sonucu yaralandığını, kaza sonucunda başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi estetik ameliyat ihtiyacı olduğunu belirterek tedavi gideri talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, estetik ve tedavi giderleri yönünden bu giderlere ilişkin bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığından bu husustaki talebin reddine, adli tıp raporuyla yüzde sabit iz durumu sabit olsa da masrafların belgeli olmadığından ve bilirkişinin uzmanlığında olmaması nedeniyle ayrıca hesaplanamadığından talebin reddine karar verilmiştir.

Davacının tedavi gideri, yapılmış olan tedavilere ilişkin ödemeleri içerdiği gibi estetik ameliyat gerektiren yaralanmalarda olduğu gibi ileride yapılacak ödemeleri de kapsamaktadır. Mahkemece davacının bu zarar türüne ilişkin talebi olduğu halde bu konuda her hangi bir araştırma yapılmamıştır.

Tedavi yalnızca tam sıhhate kavuşma için değil kısmen de olsa yapılacak tıbbi müdahale ile iyileşme sağlanmasının mümkün olduğu hallerde zorunlu ise insanın bedensel ve ruhsal sağlığı için gereklidir. BK’nın belirtilen zarar kapsamında yer alan ve ileride yapılması gerekli estetik ameliyat giderlerinin de tazmini söz konusu olup mahkemece bu yönde araştırma yapılmamıştır.

Bu bakımdan, davacıda meydana gelen yaralanmanın estetik olarak kusura neden olup olmadığı ve estetik ameliyatı gerektirip gerektirmediği ile yapılması gerekli ise ne kadarlık bir maliyetinin olduğu yönünde uzman tıbbi bilirkişiden rapor alınması ile belirlenecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davacı vekili, dava dilekçesinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanmayan ve davacının vücudunda kullanılacak tıbbi gereçler, tedavi giderleri, protezler, ilaçlar ve sair masraflar ile ilgili tedavi giderleri talebinde bulunmuştur.

Yargılama sırasında 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Yasa’nın 59. maddesinde “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, ”aynı yasanın geçici 1. maddesi ile de “Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği,” öngörülmüştür.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A-1. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir.

Karayolları Trafik Kanununa göre, zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunludur. Sigorta şirketi motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü (belgeli tedavi giderleri), yukarıda belirtilen 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemeyle sona erdirilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere göre davadan sonra yürürlüğe giren kanun değişikliğiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumu’na geçmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında tüm tedavi giderlerinden değil ancak söz konusu madde kapsamında kalan belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Kanunun 98. maddesi kapsamında olmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten ve işleten hukuki sorumluluğunu yüklenen sigortacının sorumluluğu devam etmektedir.

Davacının talep ettiği tedavi harcamalarının nev’i, bu zarardan sorumlu olanların belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Zira, 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesi ve geçici 1. maddesi gereği, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinden Sosyal Güvenlik Kurumu sorumlu olacak ve zarara sebep olan araç malik, sürücü ve sigortacısı sorumlu tutulamayacaktır. 6111 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce açılmış olan ve tedavi gideri talebini de içeren davalarda, SGK Başkanlığı davada yasal hasım haline geldiğinden davaya dahil edilmesi gerekecektir. Ancak, 6111 sayılı Kanun ile KTK’nun 98. maddesinde yapılan değişiklik gereği kanun kapsamında olmayan tedavi giderleri için, zarara sebep olan araç ilgililerin sorumluluğu devam edecektir.

Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; öncelikle, davacı tarafa uygun bir süre verilerek, dava konusu edilen tedavi giderleri kapsamının (belgeli- belgesiz) açıklattırılması ve yapılan açıklamaya göre eksik kalan delillerin ve tedavi belgelerinin toplanması; 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik gereği SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderlerinin de dava konusu edildiğinin bildirilmesi halinde, SGK’nın davaya dahil edilmesi; davacı …’in yaralanması nedeniyle yapılan ve talep edilen tedavi giderleri için, SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderleri ile sorumluluğu dışındakilerin ayrı ayrı hesaplanması, davacının yaralanmasının mahiyetine göre yapılması kaçınılmaz olan belgesiz tedavi giderleri için ayrıca hesaplama yapılması hususlarında, uzman doktor bilirkişiden rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 05/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

İLK DERECE

MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan istinaf incelemesi sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı istinaf başvurusunun kısmen kabulüne dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı …’ın sevk ve idaresindeki minibüsün davacının idaresindeki motosiklete çarpması sonucu yaralandığını, olayda tüm kusurun davalı sürücü …’da olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı giderleri, ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, ayrıca davalı …Ş. ve … yönünden 30.000,00 TL manevi tazminatın avans/ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … cevap dilekçesi sunmamış, diğer davalılar vekilleri davanın redddini savunmuştur.

İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile maddi tazminat yönünden, 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı toplamının davalı … yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, davalılar … Tur. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerin reddine, manevi tazminat yönünden; 7.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar … Tur. A.Ş. ve …’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, davalı …Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddedilen 200,00 TL maddi tazminat hükmü yönünden usulden reddine, davacı vekilinin manevi tazminat miktarı ile maddi ve manevi tazminata avans faizi işletilmesi gerektiğine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/02/2017 tarih ve 2014/1258-2017/122 sayılı kararının kaldırılarak davacının sürekli ve geçici iş göremezlik talebine ilişkin maddi tazminat davasının kabulü ile toplam 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalı … yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere dava tarihi 10/12/2014 tarihinden, davalılar … Turz. İşl. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması talebine ilişkin maddi tazminat davasının reddine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 12.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte … Turz. İşl. A.Ş. ile …’tan müştereken ve müteselsilen alınmasına, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK’ya eklenen EK-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2017 yılı için 41.530,00 TL’dir.

Dava dilekçesinde davacı lehine 30.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiş, mahkemece 12.000,00 TL, manevi tazminata hükmedilmiş olup, temyize konu edilen hükmedilen tazminat miktarları kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1/6/1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden, davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminata ilişkin hükmün taraflar yönünden kesin olması nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Mahkemece verilen karara yönelik olarak davacı vekili ve davalı …Ş. tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde meydana gelen kaza nedeniyle yaralanmasından dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı maddi tazminat talep etmiştir. 26/03/2015 tarihli dilekçesi ile 100,00 TL bakıcı gideri, 100,00 TL ekonomik geleceğin sarsılması, 400,00 TL geçici iş göremezlik, 400,00 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminat talebi olduğunu beyan etmiş ve geçici ve sürekli iş göremezlik tazminat miktarını 49.968,81 TL’ye yükseltmiştir. Davacı birden fazla maddi tazminat kalemine ilişkin talepte bulunmuş olsa da; kesinlik sınırı hükmedilen toplam maddi tazminat tutarına göre belirlenir. Ayrıca davacı fazlaya ilişkin haklarınıda saklı tutmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davacının bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talepleri hükmedilen toplam maddi tazminat miktarı yönünden değerlendirildiğinde istinaf kesinlik sınırının altında kalmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, bakıcı giderlerine ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talebi yönünden yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminat hükmünün kesin olması nedeni ile REDDİNE, (2)numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373/2 maddesi uyarınca dosyanın karar veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 2.683,96 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …Ş.’den alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Germencik Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti., dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili ve davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; davalılardan … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti’nin maliki olduğu, davalı …’nun sevk ve idaresindeki aracın 20/12/2010 tarihinde içinde davacının bulunduğu aracın karıştığı trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, sağ kalçasında kırık tespit edildiğinin belirtildiğini, saç deri içinden başlayarak alnına doğru yer yer çöküntülerin olduğunu, müvekkilinin geçirdiği bu trafik kazasının izlerini halen üzerinde taşımakta olduğunu, özellikle yüzünde medana gelen deformasyonun izlerini hayatı boyuncu da taşıyacağını, ekonomik ve sosyal geleceğinin ortadan kalktığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti. ile dahili davalı … Sigorta (…) AŞ

vekilleri davanın reddini savunmuş, davalı asıl … cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabul-kısmen reddi ile; 1.124,68 TL maddi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 3.875,32 TL maddi tazminat talebinin reddine, 4.500,00 TL manevi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak, davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 500,00 TL manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekili, davalı asıl … ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Gerekçeli karar davalı asıl …’na 08.11.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, adı geçen davalı kararı 25.11.2016 tarihinde temyiz etmiştir. Davalı asıl …’nun temyiz dilekçesi, süresinde olmadığından, temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı vekilinin, davacı lehine hükmolunan manevi tazminata ilişkin temyiz talebinin incelenmesinde; 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK’nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.180,00 TL’ye çıkarılmıştır.

Temyize konu kararda, davacının reddedilen manevi tazminat talebinin 500,00 TL olduğu görülmektedir. Karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden, reddedilen manevi tazminat ile hüküm altına alınan maddi tazminat kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Dava, davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve … aleyhine açılmıştır. Davacı vekili dahili dava dilekçesi ile … (…) Sigorta AŞ.nin davaya dahil edilmesini talep etmiştir.

6100 Sayılı HMK’nun 124/3. maddesinde yer alan “maddi hatadan kaynaklanan ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.” düzenlemesi dışında dahili dava yolu ile taraf değişikliğine gidilmesi mümkün değildir. Usul hukukumuzda dahili dava müessesesi bulunmayıp, HUMK’un 49-52 maddeleri (6100 S.HMK.md.61 vd.) uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişi, dava açıldıktan sonra ihbar ya da dahili dava dilekçesi ile davada taraf sıfatını kazanamayacağı gibi, ıslah yoluyla dahi davada taraf değişikliğinin olanaklı bulunmadığı ve husumetin mahkemece res’en dikkate alınması gerektiği açıktır.

Somut olayda; dahili dava dilekçesiyle davaya dahil edilen … (…) Sigorta AŞ. hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, dolayısıyla davada taraf sıfatı taşımadığından, dahili davalı konumundaki …(…) Sigorta AŞ. hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

4-Dava; kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel

zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir.Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (… /… , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, kazadan önce genç ve beğenilen genç bir kadın olan müvekkilinin, kazadan sonra yüzünde sabit izler kaldığından bahisle manevi yıkıma uğradığını, kazadan önce kısa süreli işlerde çalıştığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, davacı tanığı … ise; davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının ise incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı …’nun temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin, reddolunan manevi tazminata ilişkin kısım yönünden, mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle REDDİNE; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle; dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti, … ve dahili davalı … (…) Sigorta A.Ş.’ne geri verilmesine 15/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili, davacı küçük …’ın yolcusu olduğu araç ile davalıların sürücüsü, maliki ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kaza sonucu davacı küçük …’ın yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, efor kaybı, çalışma kaybı oluştuğunu, sabit iz nedeniyle diğerlerine göre iş bulmasının ve iyi bir işe yerleşmesinin çok zor olduğunu, davacılar …,… dışındaki davacıların yolcu olan annesinin vefat ettiğini, elem çektiklerini beyanla, belirsiz alacak olarak davacılar …,… için ayrı ayrı 7.000,00’er TL manevi, davacı küçük … için 20.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle davalılar …,…’den müştereken ve müteselsilen tahsilini, davacı küçük … için 1.000,00 TL maddi tazminatın 27/04/2012 kaza tarihinden işleyecek en yüksek faiziyle bütün davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini davacı küçük … yönünden

geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bu dönemdeki bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir.

Davalılar ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulü ile; 50,000 TL maddi tazminatın yasal faizi ile davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3.000,00’er TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ölenin çocuklarına ayrı ayrı verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 15.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline ve davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK’nın 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı HMK’nın karşılık 297/1-2. maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.

Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır.

Somut olayda; davacılar vekili dava dilekçesinde davacı küçük … yönünden 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, bedel artırım dilekçesi ile maddi zarar talebini geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir. Mahkemece

aldırılan hesap bilirkişi raporunda davacı küçük … için 1 aylık geçici işgöremezlik zararı 773,01 TL, 1 aylık bakıcı gideri zararı 978,6 TL olarak hesaplanmış, sabit iz nedeniyle maddi tazminatın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Mahkeme tarafından davacı …’ın üç kalemden oluşan maddi tazminat taleplerinden hangisine, ne miktarda hükmedildiği açık olmadığından, denetime elverişli bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.

3-Kabule göre de; HMK’nın 266 ve devamı maddelerine göre, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, mahkemece uzman bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulması zorunludur.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlal etmesi hali 6098 sayılı TBK m. 54’te özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlali halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddi zararın türleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomi geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi, iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi, ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Zarar görenin genç bir kız olması halinde bu kişinin evlenme şansının azalması veya beden şeklinin önemli derece değişmesi nedeniyle kaybetmesi ya da mesleğinde yükselmesine engel olması gibi hallerde de, zarar görenin ekonomik geleceğinin sarsıldığından bahsedilir.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca yukarıda 2) nolu bentte belirtildiği üzere mahkemece davacı çocuk … yönünden hangi kalem için ne miktarda tazminata hükmedildiği belirtilmediğinden, eğer davacı çocuk … için geçici işgöremezlik tazminatına da hükmedildi ise davacı çocuk … kaza tarihinde henüz 4 yaşında olup gelir getiren bir işte çalışması söz konusu olmadığı, dolayısıyla tedavi müddeti boyunca mahrum kaldığı herhangi bir kazancı olmadığından, mahkemece geçici işgöremezlik zararı bulunmadığının gözetilmemesi, eğer mahkemece bakıcı giderine hükmedildi ise ATK raporunda iyileşme süresi 15 gün olarak belirtildiğinden 15 gün yerine 1 aylık süre içn bakıcı gideri hesabı yapan hesap bilirkişi raporuna itibar edilmesi de doğru görülmemiştir.

4-Davacı …(…’e Velayeten)’ün adının gerekçeli karar başlığında yazılmamış olması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davacı … hakkındaki maddi tazminat hükmünün davalı … lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’ne geri verilmesine 27/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Üniversite sınavı öncesi kaza geçirip sınavı kazanamayan öğrencinin durumu nedir?

Sınav öncesi ağır bir trafik kazası geçirmesi sonucu derslerine çalışamayan, tedavi görmesi nedeniyle sınavda düşük puan aldığını iddia eden öğrencinin tazminat davası açma hakkı vardır. Burada kazadan önceki notları ile kazadan sonraki notları karşılaştırılacak, meslek koluna göre bir hesaplama yapılacaktır.

17. Hukuk Dairesi         2019/4863 E.  ,  2020/4292 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili asıl davada, davalı …Ş.’ye trafik sigortalı, diğer davalı sürücünün kusuru ile meydana gelen kazada müvekkili …’nın yaralandığını ve malul kaldığını, bu kaza sebebi ile üniversite sınavında daha yüksek puan alabilecekken daha düşük puan alarak istediği bölüme yerleşemediğini, tüm geleceğinin bu kaza nedeni ile etkilendiğini açıklayıp ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile 1.000,00 TL maddi tazminatın, davacının babası davacı … tarafından yapılan harcamalar sebebi ile 4.350,00 TL maddi tazminatın, davacı … için 20.000,00 TL; anne-babası olan diğer davacılar için 10.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiş, birleştirilen davada 2.000,00 TL iş göremezlik tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiş ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.

Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; asıl davada, maddi tazminat talepleri yönünden davacı …’nın maddi tazminat talebinin reddine, davacı …

’nın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 3.682,55 TL’nin tahsiline, manevi tazminat talepleri yönünden davacı … için 5.000,00 TL, diğer davacılar için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline, birleştirilen davada 74.860,72 TL’nin tahsiline karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

2-Dava, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”.

Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (Oğuzman Kemal/Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin kazadan önce üniversite sınavına hazırlandığını, kazanın üniversite sınavlarına 3 ay kala gerçekleştiğini, okulda başarılı bir öğrenci olan müvekkilinin orta öğretim başarı puanının yüksek olduğunu, girdiği deneme sınavlarında yüksek puanlar aldığını, bu kazada ağır yaralanması ve pek çok kırığının olması nedeni ile uzun süre tedavi gördüğünü, 9 gün hastanede yattığını, kafa içi yaralanması ve epilepsi şüphesi ile yoğun bakımda yatarak tedavi gördüğünü, sınava hazırlanmak için dershaneye gidemediğini, evde hazırlanarak girdiği sınavda beklediğinden düşük puan aldığını, kaza olmasaydı daha yüksek puan alarak Endüstri Mühendisliği bölümünde okuyabileceğini, ancak bu kazanın kendisini olumsuz etkilemesi sebebi ile daha düşük puan alarak istediği bölüme gidemediğini, ekonomik geleceğinin bu nedenle sarsıldığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, mahkemece bu hususlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile davacı …’nın yoksun kaldığı ekonomik geleceği nedeniyle uğradığı kesin bir zarar söz konusu olmadığı gerekçesi ile asıl davada maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından davacının Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünü kazandığı daha sonra ekoloji üzerine tezli yüksek lisans yaptığı anlaşılmıştır. Kaza nedeni ile yaşadığı travma, yaralanma bölgeleri ve şekli, bu hali ile kazandığı üniversite ve öğrenim gördüğü bölüm dikkate alındığında davacının ekonomik geleceğinin sarsılmış olma ihtimalinin daha detaylı olarak araştırılması ve bu yöndeki olumlu/olumsuz kararın yeterli gerekçeler ile verilmesi gereklidir.

Eksik inceleme ile ve açıklanan konular irdelenmeden oluşturulan gerekçe ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının eğitim durumu, kazadan önce okuldaki başarısı, kazalı hali ile kazandığı üniversite gibi hususlar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki delilleri de toplanarak kazada ağır yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılıp sarsılmadığının, sarsılmış ise bu yönde oluşan zararın araştırılıp hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

3-Davacılar vekili meydana gelen kazada müvekkili …’nın ağır yaralandığını, çok sayıda kemik kırığı oluştuğunu ve malul kaldığını açıklayıp … için 20.000,00 TL; anne babası için 10.000,00’er TL manevi tazminat isteminde bulunmuş mahkemece davacıların manevi tazminata yönelik taleplerinin kısmen kabulü ile … için 5.000,00 TL; anne babası için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, B.K.’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen hususlar, takdir olunan manevi tazminatların “bir miktar az” olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

4-Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olup red ve kabul edilen maddi – manevi tazminatlar yönünden her bir davacı lehine ve aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

5-Bozma ilamının neden ve şekline göre davacı …’nın red edilen maddi tazminat talebine yönelik vekalet ücretine ilişkin davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve 83) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalı …’a geri verilmesine 02/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yaralanma olmayan maddi hasarlı kazalarda kusur durumlarına itiraz.

Maddi hasarlı kazalarda kusur durumuna itiraz nasıl yapılır?

Yaralanmalı kazalar ile sadece araçların hasar gördüğü maddi hasarlı kazaları birbirinden ayırmak gerekir. Birinin yaralandığı kazalarda Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle yaralama suçu gündeme geldiği için trafik ekiplerince resmi bir kaza tespit tutanağı tutulması gerekir. Ancak, yaralanma oluşmamış sadece maddi hasar mevcutsa taraflar kendi aralarında bir rapor tutabilir.

1 Nisan 2008 tarihinden bu yana trafikte en az iki aracın yalnız maddi hasarlı bir kazaya karışmaları sonucu, tarafların anlaşarak sigorta şirketi ya da polise gerek kalmadan, aralarında kaza tespit tutanağı düzenlemeleri mümkün hale gelmiştir.

Maddi hasarlı kazalarda ya iki taraf ya da taraflardan biri kusurludur. İki taraf aralarında maddi hasarlı kaza tespit tutanağı tutarak sigorta şirketlerine gönderirler. Kazaya karışan araçların sigorta şirketleri de kendi bünyelerinde kusur inceleme yaparlar. İki sigorta şirketi de kusur durumu konusunda anlaşabilir. Eğer uyuşmazlık olursa kusur durumunu dosya SBM kusur değerlendirme komisyonuna gönderilir.

Komisyon tarafından belirlenen kusur durumu taraflara mesaj veya e posta olarak iletilir. 5 gün içinde itiraz edilmeyen veya itiraz edilip de sonuç alınamayan durumlarda artık sigorta tahkim komisyonuna başvuru yapmak veya genel mahkemelerde dava açmak gerekecektir.