Trafik kazasında kusur belirlenemiyorsa ne yapılır ? Kaza sonrası delillerin yok olması ve kusur durumlarının belirlenememesi. Kazaya kimin sebep olduğunun bulunamaması ? Kazada sorumlunun belirlenememesi durumunda yapılacaklar.

Bazı trafik kazalarında tarafların hastaneye kaldırılması, yangın çıkması ve yangının söndürülmesi, bir tarafın vefat etmesi, hava koşulları gibi durumlar nedeniyle kazaya kimin neden olduğu, kimin sorumlu olduğu belirlenememektedir. Böyle durumlarda yargılamalar uzamakta, alınan raporlarda sürekli farklı kimselere kusur çıkmakta, delil yetersizliğinden de bir türlü gerçek sorumlu net olarak tespit edilememektedir.

Kazada asli kusurlunun belirlenememesi durumunda kusur durumları her iki tarafa eşit olarak paylaştırılacaktır.

4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Davacı … vekili Av. … tarafından, davalı Güneş Sigorta A.Ş. aleyhine 16.09.2019 tarihli dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine hakem heyeti tarafından yapılan inceleme sonunda; itiraz hakem heyetince itirazın reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

K A R A R

Davacı vekili Sigorta Tahkim Komisyonu başvurusunda, 29.09.2013 tarihinde davalıya trafik sigortalı sürücünün davacıya çarpması neticesinde meydana gelen kazada davacının yaralandığını, davacının %10,3 maluliyetine ilişkin raporun ekte olduğunu, davalıya bakiye tazminat için yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını beyanla, 5100 TL işgöremezlik tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini 111.293,00 TL’ye artırmıştır.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nce tüm dosya kapsamına göre; talebin kabulü ile 111.293,00 TL bakiye sürekli işgöremezlik tazminatının 26.06.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Güneş sigorta A.Ş. Tarafından başvuru sahibine ödenmesine karar verilmiş; karara karşı davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti’nce itirazın reddine karar verilmiş; itiraz hakem heyeti kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Somut olayda; olay tarihinde düzenlenen olay yeri inceleme tespit tutanağında, davacı yayaya aynı köyden davalıya trafik sigortalı motosiklet sürücüsünün çarptığı, olay yerinde herhangi bir fren izi, bulgu olmadığı, davacının hastaneye kaldırıldığı, tanık olmadığı, motosikletin sürücü tarafından olay sonrası hemen olay yerinden kaldırıldığı belirlenmiş, düzenlenen kaza tespit tutanağı ile de köy yerinde davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün davacıya çarptığı, tarafların kaza yerinden ayrılması nedeniyle kaza yerinde iz ve emare bulunmadığından kusur oranı belirlenemediği belirlenmiştir, kollukta dinlenen reşit olmayan davacı ve davalıya sigortalı araç sürücüsünün anne ve babalarının kazaya dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı ifade edilmiş, soruşturma dosyasında şikayet yokluğu nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Davacı tarafından ibraz edilen adli trafik bilirkişi tarafından düzenlenen 16.05.2019 tarihli raporda; davalı tarafı sürücüsünün KTK 81. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle kusurlu olduğu, davacı tarafın ise kusursuz olduğu olduğu belirlenmiş uyuşmazlık hakem heyetince de hükme esas alınmış, davalı taraf sürücüsü tam kusurlu olarak kabul edilerek karar verilmiş, itiraz hakem heyetince de raporun oluşa uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin anılan yöne ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm verilemez.
Bu durumda itiraz hakem heyetince; kaza yerini terk etme ile ilgili ihlalin sürüş kusuru olmadığı bu sebeple kaza yerini terk etme nedeniyle davalıya trafik sigortalı araç sürücüsüne kusur izafesinin hatalı olduğu gözetilerek, soruşturma dosyası da getirtilmek suretiyle kusur dağılımının belirlenmesi için İTÜ Trafik kürsüsünden seçilecek uzman bilirkişi kurulundan, önceki raporların da irdelendiği ayrıntılı ve gerekçeli şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi, işletenlerden hangisinin kusurlu olduğunun toplanan tüm delillere rağmen kesin olarak tespit edilemediği durumda, tehlike sorumluluğuna katlanma ilkesi uyarınca, zararın işletme tehlikeleri doğrultusunda, tehlikeler eşit varsayıldığından zararın yarı yarıya paylaştırılması gerekirken eksik inceleme ile itirazın reddedilmesi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de; 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16/13. maddesi ve karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’nin 17/2. maddesi gereği, davacı yararına hükmedilecek vekalet ücretinin, tarifeye göre belirlenen nispi vekalet ücretinin 1/5’i tutarında (maktu ücretin altında kalmamak kaydıyla) olması gerektiği gözetilmeden, fazla vekalet ücretine karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile itiraz hakem heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 03/06/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Olay yerini terk etmenin cezası nedir ? Kaza yapıp kaçmanın cezası var mıdır ? Trafik kazası yapıp kaçarsak ne olur ? Trafik kazası yapıp kaçarsam hapis cezası alır mıyım ?

Olay yerini terk etmek başlı başına hapis cezasına sebep olmaz ancak Karayolları Trafik Kanunu’na göre idari para cezası düzenlenir.

Trafik kazası sonucu maddi hasar dışında bir kişi yaralanmış ise polis tarafından araştırma yapılır. Olay yerini gören kamera kayıtları toplanır. Kazaya karışan aracın plakası plaka okuma sistemlerinden sorgulanarak kaçan şahsın kimliği araştırılır. Polis dosyayı hazır edip ifadeleri aldıktan sonra dosya savcılığa gönderilir. Savcılık dosyadaki delilleri yeterli bulursa şahıs hakkında ceza davası açacaktır. Takdir edilecek ceza miktarı ölüm ve yaralama olup olmadığına, ölen ve yararlanan şahısların sayısına, kusur durumlarına göre değişiklik gösterecektir.

Kişinin olay yerini terk etmesi başlı başına kusurlu olduğunu göstermez. 4. Hukuk Dairesi         2021/2684 E.  ,  2021/2425 K.

Trafik kazalarına karışanlar ile ilgili kurallar:

Madde 81 – Trafik kazalarına karışanlar:

a) Hareket halinde iseler trafik için ek bir tehlike yaratmayacak şekilde hemen durmak, kaza mahallinde trafik güvenliği için gereken tedbirleri almak,

b) Kazada ölen, yaralanan veya maddi hasar var ise bu kaza trafiği,can ve mal güvenliğini etkilemiyorsa, sorumluluğun saptanmasında yararlı olacak kanıt ve izler dahil, kaza yerindeki durumu değiştirmemek,

c) Kazaya karışan kişiler tarafından istendiği takdirde kimliğini, adresini, sürücü ve tescil belgesi ile sigorta poliçe tarih ve numarasını bildirmek ve göstermek, (3)

d) Kazayı; yetkili ve görevli memurlara bildirmek, bunlar gelinceye kadar veya bunların iznini almadan kaza yerinden ayrılmamak,

(e) Sürücüsü, mal sahibi veya ilgili kişilerin bulunmadığı sırada araç, eşya veya yüklere zarar veren sürücüler, zarar verdikleri araç,eşya veya mülkün sahibini veya ilgili kişileri bulmak, ilgilileri bulamadakları takdirde durumu tespit etmek ve zarar verilen şey üzerine yazılı bilgi bırakmak, ilgili zabıtaya en kısa zamanda bilgi vermek, Zorundadırlar.

Yalnız maddi hasar meydana gelen kazalarda, kazaya dahil kişilerin tümü, yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmezlerse, bunu aralarında yazılı olarak saptamak suretiyle kaza yerinden ayrılabilirler. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.)

Anlaşma hali dışında maddi hasarlı, ölümlü veya yaralanmalı trafik kazalarında, zabıtanın iznini almadan zaruret dışında olay yerinden ayrılan veya birinci fıkranın (b) bendi hükümlerine uymayan sürücüler 7 200 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Bu maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 3 600 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.

18 yaşından küçükler için maluliyet hesabı- çocuklar için maluliyet hesabı, çalışıp çalışmaması, muhtemel kazanç – maluliyet oranı

Çocukların trafik kazası nedeniyle genç yaşta engelli kalması durumunda bilirkişilerin, çocuğun geliri olmadığından 18 yaşına kadar tazminat hesaplamadığı, tazminat hesabına ise çocuk 18 yaşına geldikten sonra muhtemel asgari ücretle çalışacağı varsayımından yola çıkarak hesaplamaya başladığı görülmektedir.

Yapılan hesaplamanın hakkaniyetli olmadığı kanaatindeyiz. Çocuk kaza geçirdiğinde her ne kadar bir geliri olmasa ve gelirden mahrum kalmasa dahi, günlük hayatını idame ettirirken engel oranı nispetinde daha fazla efor sarf edecektir. Belki de kaza geçiren çocuk yaşıtları gibi bisiklet süremeyecek, koşamayacak, hayattan eksik kalacaktır. Kazalının dezavantajlı olduğu dönemin gelir elde etmediği açıklaması ile tazminattan dışlanması hukuka aykırıdır.

davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı, bu dönemde ise %100 malul sayılacağı belirtilmiş, mahkemece davacı küçüğün gelir getirici işte çalıştığının ispat edilemediği gerekçesi ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Halbuki beden gücü kaybı nedeniyle 9 aylık geçici iş göremezlik döneminde de daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettirmek durumunda olacak davacının, bu dönem için asgari ücret düzeyinde kazanç kaybı zararının tespit edilip hüküm altına alınması gerekir iken mahkemece, davacının bu kısma ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. ‘YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ E. 2013/13253 K. 2014/18409 T. 11.12.2014

Yargıtay çocukların birini silahla yaraladığı ve çocuğun gözünün kısmen kör olduğu olayda, çocuğun gelir elde edip etmediği gibi hususları tartışmadan doğrudan tazminata hükmedilmesini onaylamıştır.

Dosya kapsamından, davalıların 26.1.2000 doğumlu oğlu …’ın davacıların 23.10.2000 doğumlu oğlu Salih Kaçar’ı 4.12.2010 tarihinde tüfekle gözünden yaraladığı, … Üniversitesi … Raporuna göre …ol gözünde tam görme kaybı olduğu, genel beden gücüne göre % 32.3 beden gücü kaybı olduğu, bilirkişi raporuna göre %32,3 malüliyet oranına göre olayın 141.125 TL maddi tazminat gerektirdiği anlaşılmaktadır.

Davada, TMK’nun 369.maddesi gereğince…tazminat talep edilmiştir.

Mahkemece; dosyadaki delil durumuna ve bilirkişi raporlarına göre kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir. ‘T.C. YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2015/10816 K. 2016/3349 T. 8.3.2016

Yargıtay başka bir kararda parkta oynarken elektrik akımına kapılıp engelli kalan çocuğun, tazminat hesabının NET ASGARİ ÜCRET üzerinden yapılması gerektiğine hükmetmiştir.

Mahkemece, H. Gök’ün maluliyeti sebebiyle uğradığı zarara dair hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesabının net asgari ücret üzerinden yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre, davacının net asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği kabul edilerek, tazminat miktarı belirlenmelidir. Bu sebeple mahkemece bu husus açıklattırılarak, gerektiği takdirde bilirkişiden yeniden ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmak suretiyle, net asgari ücret esas alınarak belirlenen miktara hükmedilmelidir. ‘T.C.YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ E. 2013/16812 K. 2014/1690 T. 6.2.2014

Yargıtay 17 Hukuk Dairesi, çocuk çalışmıyor olsa bile emsallerine göre daha fazla efor sarf ettiğinden tazminata hükmedilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T. 25.12.2014 E.2013/13485 K.2014/19487

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI TAZMİNATI

OLAY TARİHİNDEN HESAPLANMALIDIR

ÖZET : Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir.

Çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan (9) yaşındaki davacının, 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T.29.05.2014, E.2013/9664 K.2014/8672

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI NASIL HESAPLANMALI

ÖZET: Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

2021 YILI İTİBARİYLE GÜNCEL DURUM

2021 yılı itibariyle de yukarıda olduğu gibi zararın kaza tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği, tazminatın hesabı için çocuğun 18 yaşına gelmesinin beklenmeyeceği şeklindedir.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile davacı … için 25.453,31 TL’nin 08.03.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; davacı … için 37.769,80 TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen hükmün, davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 13.11.2017 tarih, 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı ile; “davacı çocukların sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken, 18 yaştan itibaren hesaplama yapılmasının doğru olmadığı; davacıların 18 yaştan itibaren elde edecekleri gelirin zaten iskontoya tabi tutulması nedeniyle, tazminatın erken alınması gerekçesiyle ayrıca % 10 iskontoya gidilmesi de yerinde olmadığından, hatalı hesaplamaları içeren rapora göre karar verilmesinin doğru görülmediği” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; asıl ve birleşen davanın kabulü ile davacı … için 51.855,03 TL. ve davacı … için 55.823,02 TL. olmak üzere toplam 107.678,05 TL. tazminatın 08.03.2013 tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporla, davacıların hak kazanabileceği maluliyet tazminatının usulünce ve bozma gereklerine uygun biçimde hesap edilmiş olmasına ve bu raporun hükme esas alınmış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 5.516,60 TL kalan onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına 18/01/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi. ( 17. Hukuk Dairesi         2019/4271 E.  ,  2021/40 K. )

EMSAL KARARLAR

T.C.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/13253

K. 2014/18409

T. 11.12.2014

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, müvekkillerinin küçük oğluna davalıların işleteni, sürücüsü ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın çarpması neticesinde yaralandığını ve iş gücü kaybına uğradığını açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile çocuk için 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi, anne baba için 5.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalı Ş.. G.. vekili, taleplerin haksız ve fahiş olduğunu ileri sürmüştür.

Diğer davalılar vekili, müvekkillerinin kusuru bulunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı M. A. kaza tarihinde 14 yaşında olduğu, 9 aylık iş göremezlik süresi sonunda dahi 16 yaşını bitirmemiş olduğu, yaşı ve gelir getirici bir işte

çalıştığına dair her hangi bir delil sunulmadığı gerekçesi ile maddi tazminat talebinin reddine, davacı küçük için 10.0000,00 TL, anne-baba için 2.500,00’er TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve manevi tazminatın takdirinde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47.maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nesafet kuralları çerçevesinde hüküm kurulmuş olmasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacının diğer temyiz itirazına gelince; Adli Tıp Kurumu marifeti ile tespit edilen maluliyete ilişkin rapora göre, trafik kazasında sürekli malul kalacak derecede yaralanmayan davacının iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayacağı, bu dönemde ise %100 malul sayılacağı belirtilmiş, mahkemece davacı küçüğün gelir getirici işte çalıştığının ispat edilemediği gerekçesi ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Halbuki beden gücü kaybı nedeniyle 9 aylık geçici iş göremezlik döneminde de daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettirmek durumunda olacak davacının, bu dönem için asgari ücret düzeyinde kazanç kaybı zararının tespit edilip hüküm altına alınması gerekir iken mahkemece, davacının bu kısma ilişkin tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 11.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/10816

K. 2016/3349

T. 8.3.2016

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 8.3.2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalı ve vekili gelmedi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve taraflardan kimsenin gelmediği anlaşılmakla işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili dava dilekçesinde, davalıların oğlu …’ın davacıların oğlu …’lıyı silahla yaralayıp sol gözünün kör olmasına sebep olduğunu belirterek, 60.000 TL(ıslah ile 141.125 TL) maddi tazminat ile davacı … ve… için 15.000’er TL, Salih için 50.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiştir.

Davalılar vekili cevabında, yaralamanın taksirle olduğunu, çocukları Samet’in 12 yaşından küçük olması sebebiyle tazminattan sorumlu olmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulüyle 112.900 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı … ve Hasan için 10.000’er TL manevi tazminat ile Salih için 35.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.

Dosya kapsamından, davalıların 26.1.2000 doğumlu oğlu …’ın davacıların 23.10.2000 doğumlu oğlu Salih Kaçar’ı 4.12.2010 tarihinde tüfekle gözünden yaraladığı, … Üniversitesi … Raporuna göre …ol gözünde tam görme kaybı olduğu, genel beden gücüne göre % 32.3 beden gücü kaybı olduğu, bilirkişi raporuna göre %32,3 malüliyet oranına göre olayın 141.125 TL maddi tazminat gerektirdiği anlaşılmaktadır.

Davada, TMK’nun 369.maddesi gereğince…tazminat talep edilmiştir.

Mahkemece; dosyadaki delil durumuna ve bilirkişi raporlarına göre kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir.

SONUÇ : Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 8.602.00 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 8.3.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

3. HUKUK DAİRESİ

E. 2013/16812

K. 2014/1690

T. 6.2.2014

Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili dilekçesinde; davacıların müşterek çocuğu olan H. Gök’ün; parkta oynarken, davalıya ait kapısı açık trafo binasında elektriğe kapılarak hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını belirterek, H. Gök için 5.000 TL maddi(ıslah ile 41.554 TL) 20.000 TL manevi, anne ve babası için 10.000’er TL manevi tazminatın tahsilini istemiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmü tarafların vekilleri temyiz etmektedir.

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentler dışındaki sair temyiz itirazları yerinde değildir.

Somut olayda, elektrik çarpması sebebiyle yaralanan H. Gök’ün %13 oranında sürekli maluliyet durumunun oluştuğu, davalının olayın meydana gelmesinde %70 davacı anne-babanın %30 kusurlarının bulunduğu bilirkişi raporlarıyla belirlenmiştir.

Mahkemece, H. Gök’ün maluliyeti sebebiyle uğradığı zarara dair hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminat hesabının net asgari ücret üzerinden yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre, davacının net asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği kabul edilerek, tazminat miktarı belirlenmelidir. Bu sebeple mahkemece bu husus açıklattırılarak, gerektiği takdirde bilirkişiden yeniden ve Yargıtay denetimine uygun rapor alınmak suretiyle, net asgari ücret esas alınarak belirlenen miktara hükmedilmelidir.

Bundan ayrı olarak, davalı vekilinin bilirkişi raporuna itirazı üzerine sunulan “ek raporda davacı küçüğün %13 malul kaldığından ve askerlik hizmetinden muaf olacağı düşünüldüğünden bu sebeple askerlik dönemi dikkate alınmadığı” açıklanmış ve mahkemece de askerlik dönemi esas alınmadan yapılan hesaplamaya göre hüküm tesis edilmiştir.

Ancak, davacı küçüğün %13 malûl kaldığı ve bu sebeple askerlik yapamayacağı hususu, yönündeki soyut bilirkişi beyanı yeterli kabul edilerek, sonuca gidilmesi doğru değildir.

Mahkemece, davacının %13 maluliyetinin askerliğe engel teşkil edip etmeyeceği ilgili askeri birimlerden sorularak, engel teşkil ettiği takdirde şimdiki gibi aksi halde askerlik süresi düşülerek yeniden bilirkişilerce hesaplanacak tazminata hükmedilmelidir.

SONUÇ : Bu itibarla yukarda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu sebeplerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz edene iadesine, 6.2.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T. 25.12.2014 E.2013/13485 K.2014/19487

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI TAZMİNATI

OLAY TARİHİNDEN HESAPLANMALIDIR

ÖZET : Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir.

Çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan (9) yaşındaki davacının, 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

DAVA: Davacılar vekili, müvekkili Cansu’nun yolcu olarak bulunduğu davalı idaresindeki minibüsten inmek istediği sırada hareket halinde iken kapının açılması nedeni ile düşerek yaralanmasına neden olduğunu belirterek çalışma gücü kaybı nedeni ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 80.000,00.-TL maddi tazminatın her iki davalıdan, ayrıca Cansu için 50.000,00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 10.000,00.-TL olmak üzere toplam 70.000,00.-TL manevi tazminatın Yaşar Deveci’den olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsilini talep etmiş, talebini ıslah etmiştir.

Davalı Ak Sigorta A.Ş. vekili, kusur oranında, gerçek zarardan, poliçe limiti ile sorumlu olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı Yaşar Deveci vekili, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacıların ceza davasında şikayetçi olmamaları nedeniyle tazminat talep edemeyeceklerini müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davalı sürücünün % 62,50 oranında kusurlu olduğu ve davacının % 10,30 oranında çalışma gücü kaybı olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabul kısmen reddiyle çalışma gücü kaybı nedeniyle 12.052,45.-TL maddi tazminatın sigorta şirketinden dava, davalı Yaşar’dan olay tarihinden, ayrıca Cansu için 3.000;00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00.-TL olmak üzere toplam 7.000,00.-TL manevi tazminatın davalı Yaşar Deveci’den olay tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile tahsiline karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve davalı Yaşar Deveci vekili tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR : 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı Yaşar Deveci vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.

2-Davacılar vekilinin temyiz itirazları yönünden;

a-Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince çalışma gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat ve 47. maddesi (TBK m. 56) gereğince manevi tazminat istemine ilişkindir.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/1’de özel olarak hükme bağlanmıştır (6098 sayılı TBK m. 54). Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara duçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ilende iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu’nun 46. maddesinde belirtilen “bütün masraflar” deyimi çok geniş kapsamlıdır. Bu giderlere zarara uğrayanın katlanmak zorunda kaldığı bütün giderler dahildir.

Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (Eren Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, İstanbul 2006, s. 713)

Bununla birlikte Yargıtay’ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir. Bunun gibi çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğunun kabulü gerekmektedir.

Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda beden gücü kaybına uğrayan davacı Cansu Erdil’in 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacının sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

b-Beden gücü kaybı nedeni ile tazminat hesaplanırken rapor tanzim tarihine kadar gerçekleşen zararın bilinen veriler nazara alınarak ve ıskontoya tabi tutulmadan somut olarak, rapor tanzim tarihinden sonraki zarar da bilinen son gelir nazara alınıp 1/Kn katsayısına göre her yıl % 10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanmalıdır (YHGK., 28.06.1995 tarih, 1994/9-628 Esas, 1995/694 Karar).

Hükme esas alman bilirkişi raporunda her ne kadar zarar bilinen son gelir nazara alınıp 1/Kn katsayısına göre her yıl % 10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanma yapılmış ise de belirlenen zarardan ayrıca 9 yaşında olan davacının 18 yaşında gelir sağlamaya başlayacağı ve buna göre 9 yıl önce tazminat alacağı gerekçesi ile tazminatı 0,4241 oranında ıskontoya tabi tutarak hesaplama yapılması hatalı olup yukarıda açıklanan yönteme uygun hesaplama için ek rapor alınması gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

c-Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre (6098 sayılı TBK. m. 56), hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktarın, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.6.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanır iken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Dosya kapsamından, kaza sonucu davacı Cansu Erdil’in sağ el bileği tendonunda oluşan yaralanma nedeni ile % 10. 3 oranında sürekli çalışma gücü kaybına uğradığı ve elinde oluşan yaralanmanın sabit iz niteliğinde olduğu dosya kapsamındaki rapor ve resimden anlaşılmaktadır. Mahkemece Cansu için 3.000,00.-TL, anne ve babası için ayrı ayrı 2.000,00.-TL olmak üzere toplam 7.000,00.-TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Manevi tazminatın değerlendirilmesinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli, davalıların sorumluluğunun niteliği, davacıdaki yaralanmanın niteliği ve etkisi ile kusur oranları ve özellikle caydırıcı bir etki doğuracak düzeyde olması gerektiği de gözönünde tutularak, meydana gelen trafik kazası sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amacıyla olay tarihindeki paranın alım gücüne uygun düşen tutarlara hükmedilmesi gerekmektedir. Bu bakımdan somut olayda olayın meydana geliş şekli ve davacıdaki yaralanmanın niteliği dikkate alındığında davacılar için hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir miktar daha yüksek manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, somut olay ile bağdaşmayan miktarlarda manevi tazminata hükmedilmesi uygun görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Yaşar Deveci vekilinin temyiz nedenlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 25.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 17.HUKUK DAİRESİ

T.29.05.2014, E.2013/9664 K.2014/8672

ÇOCUKLARIN GÜÇ KAYBI NASIL HESAPLANMALI

ÖZET: Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA: Davacı vekili, davalının zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın müvekkiline çarpması sonucu yaralanmasına neden olduğunu belirterek fazlaya dair hakları saklı kalak kaydı ile 10.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, kusur oranında, gerçek zarardan, poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının maluliyetinin ve maddi zararının bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

KARAR: Dava, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda, zarar gören küçüğün maluliyetinin bulunmadığı, iyileşmesinin 9 aya kadar sürebileceği ve bu dönemde %100 malul olduğu belirtilmiştir. Davacının geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin talebi, efor kaybı ile ilgilidir. Davacı küçüğün iyileşme döneminde başkalarına göre daha fazla efor sarf ederek hayatını idame ettireceği ve bu nedenle bu dönem için zarar hesabı yapılacağı Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile kabulündedir. Bu durumda mahkemece, davacının iyileşme dönemi içinde efor kaybı talep edebileceği kabul edilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 29.5.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2019/4271 E.  ,  2021/40 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, asıl ve birleşen davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davalı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Asıl davada, davacılar vekili; davalının trafik sigortacısı olduğu iki aracın çarpışması ve park halindeki aracın savrulmasına yol açıp bu aracın da kaldırım üzerindeki davacı çocuklara çarpmasıyla oluşan kazada, davacı çocukların yaralandığını, hastane ve evde tedavi süreleri boyunca kazanç kaybına uğrayan davacıların ayrıca daimi işgücü kaybına uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 5.000,00 TL. maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 02.10.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini davacı … için 25.453,31 TL’ye ve davacı … için 37.769,80 TL’ye yükseltmiştir.

Bozmadan sonra açılan birleşen davada, davacılar vekili; asıl davaya konu kaza nedeniyle davacı çocuklar için hesap edilen tazminat miktarlarının düşük olduğu gerekçesiyle, asıl davada verilen kararın davacılar lehine bozulduğunu; bozmadan sonra alınan raporla tazminatların belirlendiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 107.678,05 TL’nin kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kabulü ile davacı … için 25.453,31 TL’nin 08.03.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; davacı … için 37.769,80 TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen hükmün, davacılar vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 13.11.2017 tarih, 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı ile; “davacı çocukların sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekirken, 18 yaştan itibaren hesaplama yapılmasının doğru olmadığı; davacıların 18 yaştan itibaren elde edecekleri gelirin zaten iskontoya tabi tutulması nedeniyle, tazminatın erken alınması gerekçesiyle ayrıca % 10 iskontoya gidilmesi de yerinde olmadığından, hatalı hesaplamaları içeren rapora göre karar verilmesinin doğru görülmediği” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; asıl ve birleşen davanın kabulü ile davacı … için 51.855,03 TL. ve davacı … için 55.823,02 TL. olmak üzere toplam 107.678,05 TL. tazminatın 08.03.2013 tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince toplanan delillerin takdirinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; konusunda uzman bilirkişi tarafından düzenlenen raporla, davacıların hak kazanabileceği maluliyet tazminatının usulünce ve bozma gereklerine uygun biçimde hesap edilmiş olmasına ve bu raporun hükme esas alınmış olmasına göre; davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 5.516,60 TL kalan onama harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davalıdan alınmasına 18/01/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karayolları Trafik Kanunu 2021 Haziran değişikliği

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar ; Değer kaybı tazminatı,Destekten yoksun kalma tazminatı ve Sürekli sakatlık tazminatı hesaplamasında önemli değişiklikler 19.06.2021 tarihli RG de yayınlanmıştır.

Maddi ve manevi tazminat: (2)Madde 90 – (Değişik:14/4/2016-6704/3 md.)Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanunda (…)(2) öngörülen usul ve esaslara tabidir. (Ek cümle:9/6/2021-7327/18 md.) Bu tazminatlardan;

a) Değer kaybı tazminatı, aracın; piyasa değeri, kullanılmışlık düzeyi, hasara uğrayan parçaları ile hasar tutarı dikkate alınarak,

b) Destekten yoksun kalma tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu ve zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,

c) Sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2’yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat anüiteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak,hesaplanır.Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanunda (…)

(2) düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.

(3)(Ek fıkra:9/6/2021-7327/18 md.) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından belirlenir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar: Madde 92 – Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler. g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, i) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile) j) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri, k) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar, l) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) Hasar sebebiyle trafikten çekme veya hurdaya çıkarılma işlemi görmüş araçların değer kaybı tazminatı talepleri, m) (Ek:9/6/2021-7327/19 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin ve terör ve sabotaj eyleminde yer alan kişilerin uğradıkları zararlara ilişkin talepler. (Ek fıkra:9/6/2021-7327/19 md.) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan gelir kaybına ilişkin ödemelerde, 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesi uyarınca sigortacının Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı sorumluluğu varsa, bu sorumluluk sigortacının kendi sigortalısının kusuru oranında devam eder.

Yüzde iz kalması ve tazminat

Yüzde veya görünür yerlerdeki zararın tazminat hukukundaki yerini belirlemek için sakatlık sonucu doğan tazminat ile ekonomik geleceğin sarsılmasının farkının ortaya koymak gerekir. Bir kaza sonucu kişinin sakat kalması günlük hayatında kazadan önceki haline oranla daha fazla efor sarf etmesini gerektirecektir. Kaza sonucu bacağına platin takılan tezgahtar eskinden sabahtan akşama kadar ayakta duruyorken artık duramaz veya durmak için çok daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacaktır. Daha fazla sarf etmesi gereken oran sakatlık yüzdesi esas alarak hesaplanacaktır.

Ekonomik geleceğin sarsılması ise kişinin kaza neticesinde iş imkanlarının daralması, bir şekilde gelirinin düşme tehlikesine girmesidir. Yüzünde dikiş izleri kalan bir manken merdiven çıkarken, koşarken daha fazla efor harcamayacaksa da elindeki iş imkanlarını kaybedecektir.

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

‘Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).’

Trafik kazası akabinde kişinin yüzünün kesilmesi, yaralanması dikiş atılması sebebiyle yüzde kalıcı iz oluşabilir. Yüzde oluşan kalıcı iz her ne kadar günlük hayatı idame ettirmeye engel değilse de görselliğin önemli olduğu günümüzde iş ararken, çalışırken, sosyal ilişkilerde kişiyi olumsuz etkileyecektir. Yüzünde veya vücudunun çeşitli görünen yerlerinde yara izleri olan biri işe alım sürecinde elenebilecek, evlenme ihtimali dahi belki azalacaktır.

Verilen her zararın tazmin edilmesi gerekeceğinden vücuttaki kalıcı izlerin de yarattığı zararın hesaplanıp tazmini gerekir. Trafik kazası haricinde, bıçakla yaralama, darp, silahlı saldırı gibi suç konusu olaylar neticesinde de vücutta sabit izler kalabilir. Bunlarında tazmini gerekir.

Kaza tarihinde kişi meslek sahibi ise mahkemece yapılacak iş mesleğin tespit edilmesi, ortalama kazancın belirlenmesi, kaç yıl daha çalışacağının belirlenmesi, kalıcı izlerin mesleğe ne oranda etki ettiği bilgilerinin araştırılarak uzman bilirkişiye hesap yaptırılmasıdır.

Kişinin yüzünde oluşan şekil bozukluğunun giderilmesi de tedavi gideri kapsamında karşılanmalıdır. Kişinin ameliyat olması gerekiyorsa bunun da tedavi giderlerine eklenmesi gerekir. Ancak her ameliyat kendi içinde hayati bir risk barındırdığından kişinin ameliyat olmamak istemesi de mümkündür. Böyle bir durumda zarara sebep olan, yüzdeki şekil bozukluğunun ameliyat ile şifa bulacağı karşı tarafın ameliyat olmaması nedeniyle tazminat ödemeyeceğini ileri süremez. Kişi bıçak altına yatmaya zorlanamaz.

İzin sadece yüz bölgesinde mi olması gerekir?

Estetik zararlar sadece yüz ile sınırlı değildir. Vücudun her tarafında olabilir. İzin görünür bir bölgede olması kişinin rapor yüzdesini artıracaktır.

Kalıcı iz nedeniyle yapılacak hesaplamaya kişinin mesleği etki eder mi ?

Bir dizi oyucusu ile uzaktan çalışan yazılımcının yüzerinde oluşan iz nedeniyle meslekte görecekleri etki aynı değildir. Dizi oyuncusu belki işini kaybedecekken, uzaktan bilgisayardan çalışan yazılımcı işine aynen devam edecektir. Doktrindeki görüşler, meslek kollarına göre meydana gelen zararın etkilerinin yer aldığı bir cetvel olmamasını eleştirmektedir. Meslek koluna ve kalıcı izin meslekteki kazanç etkisine göre bir hesaplama yapılması gerekmektedir.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K

‘davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.’ 

Ev hanımı olan, meslek sahibi olmayan işsiz kişilerin ekonomik geleceği sarsılma hesabı nasıl yapılacaktır?

Ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin emsal davalarda meslek sahibi olan kişilere ilişkin tazminat talepleri görülmektedir. Meslek sahibi olmayan kişilerin ekonomik geleceğinin sarsıldığı iddiasına dair açılan davalarda sadece vücutta kalıcı sakatlık oranına göre tazminat hesaplanmış, kalıcı izlerin geleceğe etkisine dair tartışmalara girilmediği görülmüştür. Konuya ilişki doktrinde Çelik Ahmet ÇELİK, Prof.Dr.Kemal OĞUZMAN ve tazminata dair yazılarda ekonomik geleceğin sarsılması mevcut meslekte kariyerin etkilenmesi şeklinde değerlendirilmiş net bir kural veya görüşe yer verilmemiştir. Ancak kaza tarihinde ev hanımı olan bir kişinin sonradan dizi oyuncusu, reklam yüzü olması da olasılık dahilinde olup, kalıcı izler muhtemel kariyer olanaklarını etkilemektedir. Ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında net bir hesaplama yapılamıyorsa manevi tazminat olarak talep edilmesi mantıklı olacaktır.

Aşağıdaki kararda görüldüğü üzere eğer hakim zararı tespit edemiyorsa TBK 50.maddesi kapsamında hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmelidir.

17. Hukuk Dairesi         2017/4190 E.  ,  2019/10784 K.

Mahkemece yazılı gerekçe ile davacının yüzündeki sabit izin ekonomik geleceğinin sarsmadığı nedeniyle bu yöndeki talebin reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Bozma sonrası yapılan yargılamada davacının yüzünde oluşan (A.T.K. raporunda belirlenen) sabit iz ve niteliği dikkate alınarak yaralanmanın davacının ekonomik geleceğinin sarsılmasına yol açıp açmadığı hususunda davacı delilleri de toplanarak konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden rapor alınmış, alınan raporda kaza tarihinden bu tarihe kadar davacının yüzündeki izin davacının iş bulma ve ücret miktarında düşüşe sebebiyet vermediği, davacının şuan itibariyle iş aramak zorunda kalmaması, buna bağlı olarak davacının iş ararken geçireceği işsizlik süresi ve iş bulması durumunda yeni işine ilişkin ücret düzeyinin bilinememesi sonucunu doğurmuş, belirtilen sebeplerden dolayı davacının yüzündeki izin davacının kariyerine olan etkisi geleceğe dair olarak kritik edilemediği ve ek görüş olarak bozma ilamı ikinci kısmı gereğince rapor tarihi sonrası döneme ilişkin davacının yaşı, maaşı ve yüzdeki sabit izin kazanç kaybına oranı esas alınarak yapılan hesaplamada 12.956,88 TL ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat belirlenmiştir.

Hükmüne uyulan Dairemiz bozma ilamına göre davacı zararının bilirkişi raporuyla tespit edilememesi halinde mülga 818 sayılı BK’nun 42. (6098 sayılı T.B.K 50) maddesi hükümleri uyarınca hakkaniyete uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken uyulan bozma ilamın gerekleri yerine getirilmeden ve ek bilirkişi görüşüne de itibar edilmeyiş nedenleri yeterli gerekçe yazılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.’

Küçük çocuğun ekonomik geleceğinin sarsılması nasıl hesaplanır?

Yargıtay emsal aşağıda sunulan kararda karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğunun eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar kapsamında uzman raporu alınması gerektiğini belirtmiştir. Ancak henüz 9 yaşında olan bir çocuğunun ileride edineceği mesleğin nasıl belirleneceği açıklanmamıştır. Yüzlerce meslek arasından tahmin edilerek hesaplanması da mümkün değildir. Bozma sonucu yerel mahkemenin nasıl hesaplama yapacağı halen belirsizdir.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.’

Yüzdeki izlerin ameliyat ile giderilip giderilemeyeceğinin araştırılması gerekebilir.

Emsal bir kararda yüzdeki izin ameliyat ile geçip geçmeyeceğinin araştırılması gerektiğinden bahsedilmişse de kişi ameliyat olmaya zorlanamayacağından zararın hesaplanıp ödenmesi gerektiği kanaatindeyiz.

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: ‘Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

Yüzde kalan sabit iz nedeniyle manevi tazminat davası açılabilir mi?

Yüzde sabit iz kalması nedeniyle aracın ruhsat sahibine, sürücüsüne ve teminat altına alınmış ise sigortasına karşı dava açılabilir. Kalıcı iz darp, yaralama, saldırı nedeniyle oluştuysa bu eylemi yapan şahıslara karşı dava açılması, manevi zararın detaylı açıklanması gerekir.

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: ‘Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

Evlenme olasılığının azalması maddi tazminata konu olur mu ?

Evlilik ticari bir yatırım olmadığından evlilik şansının azalması maddi tazminata konu edilemez. Ancak manevi tazminat davasına konu edilebilir. T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005 kararında karşı oy görüşü olarak belirtilmiştir.

Yargıtay güncel kararlarında evlenme olasılığının azalmasını da ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değerlendirmiştir.

Bacakta kalan sabit iz tazminat sebebi midir ?

Bacağında iz kalan kişi eğer mankenlik yapıyorsa bacağındaki iz meslekte kazanma gücünü etkileyeceğinden ne oranda etkileyeceği hesaplanarak zararın tazmin edilmesi gerekir. Ancak kişi kepçe operatörü, şoför veya başka bir meslekle uğraşıyor, bacağındaki iz de yaptığı işe etki etmiyor ise maddi tazminat olarak değil, manevi tazminat hesabında zarar dikkate alınmalıdır.

%100 engelli kalan kişi ayrıca ekonomik geleceğin sarsılması zararını talep edebilir mi?

Kişinin tam engelli kalması mevcut mesleğinde ömür boyu gelir elde edememesi anlamına gelir. Ancak kişi kariyerinin başındaysa ileride müdür yardımcı, müdür, genel müdürü gibi kariyer olanaklarından ve ilerlemesinden mahrum kalacak, ilk işe girdiği maaşından ömür boyu tazminat hesaplanacaktır. Bunun önüne geçilmesi için ekonomik geleceğin sarsıldığı iddiası da ileri sürülmeli tazminat hesabında dikkate alınmalıdır.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

EMSAL KARARLAR :

KAYNAK SİNERJİ

T.C YARGITAY 17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 8135 Karar: 2019 / 3198 Karar Tarihi: 19.03.2019

ÖZET: Davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

(6100 S. K. Geç. m. 3) (1086 S. K. m. 427)

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, 10.06.2013 tarihinde davacı idaresindeki araç ile davalıların sürücüsü işleteni ve trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kazada davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, davacının meydana gelen kazada maluliyeti oluşarak yaralandığını ve kaza nedeniyle tedavi, ilaç, yol masrafları yaptığını, kazadan sonra 4 gün iş göremezlik raporu aldığını, maluliyet oranının … Kurumu vasıtasıyla tespitinin gerektiğini, davacının tır şoförü olduğunu ve aylık 1.800,00 TL maaşı elden aldığını, ücret araştırması yapılmasını talep ettiğini beyanla, 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 50.000,00 TL manevi tazminatın (manevi tazminat sigorta şirketi hariç) davalılardan kaza tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalılar … ve … vekili, kusura itiraz ederek hastane masraflarının SGK tarafından karşılandığını, davacının tır şoförü olup olmadığının Şoförler Odası tarafından tespiti gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece; iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, 1.937,98 TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine, 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılar … ve …’dan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili, davalılar … ve … vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 sayılı HMK’nın geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 2016 yılı için 2.190,00 TL’dir. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyize konu davacı lehine hükmedilen maddi tazminat yönünden verilen karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davalı … vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına ve özellikle manevi tazminatın takdirinde TBK’nun 56 (eski BK 47) maddesindeki özel haller dikkate alınarak hak ve nasafet kuralları çerçevesinde karar verilmesine göre davalılar … ve … vekilinin yerinde görülmeyen tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Mahkemece davacının elde ettiği gelirin belirlenmesi için yeterli bir araştırma yapılmamıştır.

Somut olayda; davacı vekili davacının tır şoförü olarak çalıştığını aylık 1.800,00 TL geliri olduğunu beyanla işgöremezlik nedeniyle tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkemece; bu hususta yeterli araştırma yapılmadan asgari ücret üzerinden yapılan tazminat hesabı esas alınarak karar verilmiştir.

Bu nedenle; mahkemece kaza tarihinden geriye doğru maaş bordroları getirtilmeli, SGK’dan davacının geliri ile ilgili resmi belgeler ve meslek odasından emsal ücret araştırması getirtilerek davacının geliri tam ve doğru olarak belirlenmelidir. Bu bilgiler ışığında gelir tespiti yapıldıktan sonra zarar hesaplaması yapılması gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm verilmesi doğru değildir.

4-Davacı taraf, davacının kazada yüzünde sabit iz kaldığını ve bu izler nedeniyle estetik tedavi gideri yapılması gerektiğini belirterek bu giderlerin de tazmini isteminde bulunmuştur. Mahkeme tarafından, hükme esas alınan ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacının yüz sınırları dahilindeki izin belirli mesafeden bakıldığında dikkat sarf etmeden görülebildiği sabit iz olduğu belirtilmiş; ancak, mahkemece bu izlerin giderilmesi için estetik-cerrahi müdahale ile bu tedavinin masrafları konusunda herhangi bir araştırma yapılmadan karar verildiği görülmektedir.

Bu durumda mahkemece; davacının ATK raporu ile yüzde sabit iz olarak kabul edilen izlerin cerrahi müdahaleyi de içeren estetik tedavi yoluyla giderilmesinin mümkün olup olmadığı konularında, uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasından sonra, bu tedavi için gerekli giderin miktarı konusunda da rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

5-Davacı taraf dava dilekçesinde; hükmedilen tazminatlara kaza tarihinden itibaren avans faizi hükmedilmesini talep etmiş; mahkemece faiz hususunda olumlu olumsuz karar verilmemesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin davacı lehine hükmedilen maddi tazminata ilişkin temyiz dilekçesinin kesinlikten REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin tüm ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (3), (4) ve (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 1.123,93 TL kalan onama harcının temyiz eden davalılar … ve …’dan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalı … şirketine geri verilmesine 19.03.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 13.Hukuk Dairesi Esas: 2014/ 12913 Karar: 2015 / 8804 Karar Tarihi: 19.03.2015

ÖZET: Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

(4721 S. K. m. 4) (YİBK 22.06.1966 T. 1966/7 E. 1966/7 K.)

 Dava: Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

 Karar : Davacı, 24/04/2012 tarihinde eşinin sevk ve idaresindeki 2008 model .. . marka araçta yolculuk yaparken meydana gelen kazada şoför ve yolcu hava yastıklarının açılmadığını, bu sebeple yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, aracın ayıplı olduğunu ileri sürerek fazlaya dair haklar saklı kalmak üzere 50.000,00-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

 Davalı, hava yastığı sisteminde üretimden kaynaklanan bir ayıp bulunmadığını, darbe yönü ve şiddetine göre hava yastıklarının açılması için gereken negatif ivmenin oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

 Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 7.500,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

 2-) Dava, davalıdan satın alınan aracın hava yastıklarının kaza esnasında açılmaması sebebiyle yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanan davacının manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. 22.6.1966 tarihli 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, manevi tazminat tutarını etkileyen özel hal ve şartlar belirtilmiş olup, hakim manevi tazminat miktarını belirlerken Türk Medeni Kanunu’ nun 4.maddesi gereğince hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalmalı, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, olayın vehametini, davalıların kusurunu, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmelidir. Takdir edilecek manevi tazminat, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı, ne var ki mamelek hukukuna dair zararın karşılanması amaç edinilmediğinden zenginleşme aracı da olmamalıdır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarda belirtilen ilkeler gözetildiğinde, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunun kabulü gerekir. O halde yukarda belirtilen ilkeler doğrultusunda takdir edilecek makul bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

 Sonuç: Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 384,25 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, 19.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 4.Hukuk Dairesi Esas: 2004/ 14777 Karar: 2005 / 2065 Karar Tarihi: 03.03.2005

ÖZET: Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.

(5237 S. K. m. 24) (1086 S. K. m. 440)

 Dava ve Karar: Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle tazminat davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 13/07/2004 gün ve 2004/28-2004/9370 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalılar vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK.nun 440-442 nci maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

 Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine ve aynı kanunun 442/3. ve TCK.nun 24 üncü maddeleri gereğince takdiren 123,90 YTL. para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak hazineye gelir kaydedilmesine ve aşağıda yazılı ret karar harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine 03/03/2005 tarihinde oyçokluğu ile, karar verildi.

 KARŞI OY YAZISI

 Davacı vekili, öğrenci olan müvekkilinin trafik kazası sonucu bacağında mevcut kalıcı izlerden ötürü estetik ameliyat gideri, ileride zengin bir koca desteğinden yoksun kalması ve yaranın hareket kabiliyetini etkileyebileceğinden 30.000.000.000 lira ekonomik geleceğin sarsılması tazminatını da kapsayacak maddi tazminat isteminde bulunmuş, yerel mahkeme tedavi gideri dışında kalan maddi tazminat talebinin reddine karar vermiştir.

 Davacı öğrenci olup, henüz bir meslek sahibi değildir. Yaralanma sonucunda fonksiyonel, iş gücü kaybının ve maluliyetinin olmadığı, ancak bacaktaki izlerin kalıcı nitelikte olduğu ve estetik ameliyatla giderilemeyeceği dosya kapsamından bellidir.

 Ekonomik geleceğin sarsılmasından ötürü maddi bir tazminata karar verilebilmesi için davacının bacağındaki kalıcı izlerin yapacağı işi etkilemesi gerekir. Davacı öğrenci olup bacağındaki kalıcı izin ileride yapacağı işi etkileyeceği ispat edilememiştir. Söz konusu izin evlenme şansını belli oranda etkileyecek olması ise, evlilik ticari bir kurum olarak kabul edilemeyeceğinden ekonomik geleceğin sarsılması kapsamında değil, fakat manevi tazminatın hesabında nazara alınması gerekir. Nitekim yerel mahkeme manevi tazminata karar verirken bacaktaki söz konusu kalıcı izlerin evlenme şansını etkileyeceği ve ömür boyu elem ve ızdırabına sebebiyet vereceği hususlarını da nazara alarak manevi tazminat miktarını belirlemiştir.

 Belirtilen nedenlerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun bozmaya ilişkin görüşüne katılamıyorum. 03.03.2005 (¤¤)

17. Hukuk Dairesi         2019/2579 E.  ,  2020/755 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili; 05.12.2009 tarihinde davalının maliki ve sürücüsü olduğu araç ile davacıların desteği …’ın maliki ve sürücüsü olduğu aracın karıştıkları kazada davacı …’in eşi, … ve …’in babaları …’ın vefat ettiğini, araçta yolcu olarak bulunan …’in de yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davacılar için 1.000,00’er TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 40.000.00’er TL manevi tazminatın, yine davacı …’ın yaralanması nedeniyle maluliyeti ile ilgili çalışma gücü kaybından dolayı 1.000,00 TL, geçirmesi muhtemel estetik ameliyat ve sair giderleri için 1.000,00 TL, tedavi giderleri için 1.000,00 TL ve iktisadi geleceğinin sarsılmış olmasından dolayı yoksun kaldığı gelir yönünden 500,00 maddi tazminat ile yaralanmasından dolayı 40.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili; 07.05.2015 tarihli dilekçesi ile dava değerini … yönünden 24.410,11 TL ve … yönünden 40.938,45 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili; kazanın oluşunda davalının kusurunun bulunmadığını, talep edilen tazminat miktarının oldukça yüksek olduğunu ve hesaplanacak tazminat miktarından sigortadan alınmış olan tazminatın düşülmesinin gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacı vekili; davacının maluliyet oranının tespiti ile vücudunda meydana gelen çalışma gücü kaybı dolayısıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maluliyet nedeniyle maddi tazminat, hakemlik yapan davacının trafik kazasından dolayı iktisadi geleceğinin sarsıldığını, mesleğini icra edemeyeceğini ve gelirinden yoksun kalacağını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 100,00 TL maddi tazminat talep etmiştir.

Davalı … vekili; poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olmak üzere limit ile sınırlı olduğunu, uyuşmazlık haksız fiilden kaynaklandığı için uygulanacak faizin kanuni faiz olduğunu, davalı şirketin dava açılmasına sebebiyet vermediğinden yargılama masrafları ve vekalet ücretinden sorumlu olmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen dava davacılar vekili; ek bilirkişi raporu doğrultusunda ek dava olarak … açısından 14.775,91 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve … açısından 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan (… Sigorta A.Ş.’den poliçe limiti ve kapsamında kalmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, asıl ve birleşen davaların kısmen kabulü ile davacı … için 14.775,91 TL ve davacı … için 16.469,32 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, … için fazlaya ilişkin istemin reddine; davacı … Yapaklar yönünden destekten yoksun kalmaya ilişkin tazminat talebinin reddine; davacı …’ın sürekli iş göremezlik zararından doğan 40.938,45 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı … yönünden estetik ve tedavi giderleri, iktisadi gelirin sarsılması ve kazanç kaybı nedeniyle talep edilen tazminat yönünden talebin reddine; davacı … için 20.000,00 TL, davacı … Yapaklar için 15.000,00 TL, davacı …’ın müteveffanın ölümü nedeniyle 15.000,00 TL ve sürekli iş göremezlik nedeniyle 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05/12/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle, davacı … yönünden destek tazminatının reddedilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı, cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

BK’nın 47. maddesindeki (6098 sayılı TBK m. 56) hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek, tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri gözönünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, davacılar için takdir edilen manevi tazminatların az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

3-Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince bedensel zarara uğranılması nedeniyle maddi tazminat ile manevi tazminat istemine ilişkindir.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m.46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin, vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (OĞUZMAN Kemal / ÖZ Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı … vekilince amatör klüp futbol hakemi olan davacının kaza sonucu başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi ameliyat geçirmesi sonucu ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep edilmiş; mahkemece bölgesel çapta kalan ve devam edip etmediği belli olmayan futbol hakemliği mesleği nedeniyle hesaplama yapılmadığını bildiren bilirkişi raporu doğrultusunda düzenli ve kayıtlı bir işi olmaması gerekçesiyle ekonomik geleceğin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Mahkemece bu hususta yapılan araştırma ve inceleme yetersizdir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde amatör klüp futbol hakemi olarak çalışıp çalışmadığı detaylı bir araştırma sonrası belirlendikten sonra, bu işten elde edebileceği ortalama geliri, hakemliği kaç yaşına kadar yapabileceği belirlenip varsa davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın ve kazanç kaybının uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

4-Davacı vekili, dava dilekçesinde müvekkilinin trafik kazası sonucu yaralandığını, kaza sonucunda başında, yüzünde, çene ve dişlerinde, her iki ayağında meydana gelen yaralanmalar dolayısıyla bir dizi estetik ameliyat ihtiyacı olduğunu belirterek tedavi gideri talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, estetik ve tedavi giderleri yönünden bu giderlere ilişkin bilgi ve belgenin dosyada bulunmadığından bu husustaki talebin reddine, adli tıp raporuyla yüzde sabit iz durumu sabit olsa da masrafların belgeli olmadığından ve bilirkişinin uzmanlığında olmaması nedeniyle ayrıca hesaplanamadığından talebin reddine karar verilmiştir.

Davacının tedavi gideri, yapılmış olan tedavilere ilişkin ödemeleri içerdiği gibi estetik ameliyat gerektiren yaralanmalarda olduğu gibi ileride yapılacak ödemeleri de kapsamaktadır. Mahkemece davacının bu zarar türüne ilişkin talebi olduğu halde bu konuda her hangi bir araştırma yapılmamıştır.

Tedavi yalnızca tam sıhhate kavuşma için değil kısmen de olsa yapılacak tıbbi müdahale ile iyileşme sağlanmasının mümkün olduğu hallerde zorunlu ise insanın bedensel ve ruhsal sağlığı için gereklidir. BK’nın belirtilen zarar kapsamında yer alan ve ileride yapılması gerekli estetik ameliyat giderlerinin de tazmini söz konusu olup mahkemece bu yönde araştırma yapılmamıştır.

Bu bakımdan, davacıda meydana gelen yaralanmanın estetik olarak kusura neden olup olmadığı ve estetik ameliyatı gerektirip gerektirmediği ile yapılması gerekli ise ne kadarlık bir maliyetinin olduğu yönünde uzman tıbbi bilirkişiden rapor alınması ile belirlenecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davacı vekili, dava dilekçesinde Sosyal Güvenlik Kurumu’nca karşılanmayan ve davacının vücudunda kullanılacak tıbbi gereçler, tedavi giderleri, protezler, ilaçlar ve sair masraflar ile ilgili tedavi giderleri talebinde bulunmuştur.

Yargılama sırasında 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Yasa’nın 59. maddesinde “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, ”aynı yasanın geçici 1. maddesi ile de “Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59. maddesine göre belirlenen tutarın %20’sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği,” öngörülmüştür.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A-1. maddesinde, sigortacının poliçede belirtilen aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği düzenlenmiştir.

Karayolları Trafik Kanununa göre, zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunludur. Sigorta şirketi motorlu aracın işletilmesinden kaynaklanan kaza nedeniyle zarar görenlerin tedavisi için ödenen giderleri zorunlu olarak teminat altına alır. Sigorta şirketinin yasadan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü (belgeli tedavi giderleri), yukarıda belirtilen 6111 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemeyle sona erdirilmiş bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere göre davadan sonra yürürlüğe giren kanun değişikliğiyle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluk Sosyal Güvenlik Kurumu’na geçmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen 2918 sayılı Yasanın 98. maddesi kapsamında tüm tedavi giderlerinden değil ancak söz konusu madde kapsamında kalan belgeli tedavi giderlerinden sorumludur. Kanunun 98. maddesi kapsamında olmayan tedavi giderleri yönünden ise işleten ve işleten hukuki sorumluluğunu yüklenen sigortacının sorumluluğu devam etmektedir.

Davacının talep ettiği tedavi harcamalarının nev’i, bu zarardan sorumlu olanların belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Zira, 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesi ve geçici 1. maddesi gereği, trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinden Sosyal Güvenlik Kurumu sorumlu olacak ve zarara sebep olan araç malik, sürücü ve sigortacısı sorumlu tutulamayacaktır. 6111 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce açılmış olan ve tedavi gideri talebini de içeren davalarda, SGK Başkanlığı davada yasal hasım haline geldiğinden davaya dahil edilmesi gerekecektir. Ancak, 6111 sayılı Kanun ile KTK’nun 98. maddesinde yapılan değişiklik gereği kanun kapsamında olmayan tedavi giderleri için, zarara sebep olan araç ilgililerin sorumluluğu devam edecektir.

Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında mahkemece; öncelikle, davacı tarafa uygun bir süre verilerek, dava konusu edilen tedavi giderleri kapsamının (belgeli- belgesiz) açıklattırılması ve yapılan açıklamaya göre eksik kalan delillerin ve tedavi belgelerinin toplanması; 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik gereği SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderlerinin de dava konusu edildiğinin bildirilmesi halinde, SGK’nın davaya dahil edilmesi; davacı …’in yaralanması nedeniyle yapılan ve talep edilen tedavi giderleri için, SGK’nın sorumlu olduğu tedavi giderleri ile sorumluluğu dışındakilerin ayrı ayrı hesaplanması, davacının yaralanmasının mahiyetine göre yapılması kaçınılmaz olan belgesiz tedavi giderleri için ayrıca hesaplama yapılması hususlarında, uzman doktor bilirkişiden rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 05/02/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2018/2456 E.  ,  2019/12267 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi

İLK DERECE

MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan istinaf incelemesi sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı istinaf başvurusunun kısmen kabulüne dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalı …’ın sevk ve idaresindeki minibüsün davacının idaresindeki motosiklete çarpması sonucu yaralandığını, olayda tüm kusurun davalı sürücü …’da olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sürekli ve geçici iş göremezlik, bakıcı giderleri, ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı 1.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, ayrıca davalı …Ş. ve … yönünden 30.000,00 TL manevi tazminatın avans/ticari faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … cevap dilekçesi sunmamış, diğer davalılar vekilleri davanın redddini savunmuştur.

İlk derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile maddi tazminat yönünden, 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı toplamının davalı … yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte, davalılar … Tur. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerin reddine, manevi tazminat yönünden; 7.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar … Tur. A.Ş. ve …’dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince, davalı …Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun reddedilen 200,00 TL maddi tazminat hükmü yönünden usulden reddine, davacı vekilinin manevi tazminat miktarı ile maddi ve manevi tazminata avans faizi işletilmesi gerektiğine ilişkin istinaf başvurusunun kabulüne, Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 07/02/2017 tarih ve 2014/1258-2017/122 sayılı kararının kaldırılarak davacının sürekli ve geçici iş göremezlik talebine ilişkin maddi tazminat davasının kabulü ile toplam 49.968,81 TL geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalı … yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere dava tarihi 10/12/2014 tarihinden, davalılar … Turz. İşl. A.Ş. ve … yönünden kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması talebine ilişkin maddi tazminat davasının reddine, davacının manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 12.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi 22/08/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte … Turz. İşl. A.Ş. ile …’tan müştereken ve müteselsilen alınmasına, karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK’ya eklenen EK-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2017 yılı için 41.530,00 TL’dir.

Dava dilekçesinde davacı lehine 30.000,00 TL manevi tazminat talep edilmiş, mahkemece 12.000,00 TL, manevi tazminata hükmedilmiş olup, temyize konu edilen hükmedilen tazminat miktarları kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1/6/1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden, davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminata ilişkin hükmün taraflar yönünden kesin olması nedeni ile reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Mahkemece verilen karara yönelik olarak davacı vekili ve davalı …Ş. tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, yaralamalı trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili dava dilekçesinde meydana gelen kaza nedeniyle yaralanmasından dolayı fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı, bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması nedenlerinden dolayı maddi tazminat talep etmiştir. 26/03/2015 tarihli dilekçesi ile 100,00 TL bakıcı gideri, 100,00 TL ekonomik geleceğin sarsılması, 400,00 TL geçici iş göremezlik, 400,00 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi tazminat talebi olduğunu beyan etmiş ve geçici ve sürekli iş göremezlik tazminat miktarını 49.968,81 TL’ye yükseltmiştir. Davacı birden fazla maddi tazminat kalemine ilişkin talepte bulunmuş olsa da; kesinlik sınırı hükmedilen toplam maddi tazminat tutarına göre belirlenir. Ayrıca davacı fazlaya ilişkin haklarınıda saklı tutmuştur. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince davacının bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talepleri hükmedilen toplam maddi tazminat miktarı yönünden değerlendirildiğinde istinaf kesinlik sınırının altında kalmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece, bakıcı giderlerine ve ekonomik geleceğin sarsılmasına ilişkin tazminat talebi yönünden yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

O halde mahkemece, delillerinin toplanarak, davacının tedavi süresi bu sürede %100 malul sayılacağı ve sürekli maluliyet oranı ve mesleği de dikkate alınıp, ATK.’dan davacının maluliyeti ile ilgili bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı ihtiyaç var ise süresi hususunda rapor alınması yine uzman bilirkişiden rapor alınarak bakıcı gideri ve ekonomik geleceğin sarsılması açısından davacının talebinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı …Ş. vekilinin temyiz dilekçesinin manevi tazminat hükmünün kesin olması nedeni ile REDDİNE, (2)numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının, davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373/2 maddesi uyarınca dosyanın karar veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 2.683,96 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı …Ş.’den alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2017/485 E.  ,  2019/9402 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Germencik Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti., dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili ve davalı … tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; davalılardan … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti’nin maliki olduğu, davalı …’nun sevk ve idaresindeki aracın 20/12/2010 tarihinde içinde davacının bulunduğu aracın karıştığı trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını, uzun süre tedavi gördüğünü, sağ kalçasında kırık tespit edildiğinin belirtildiğini, saç deri içinden başlayarak alnına doğru yer yer çöküntülerin olduğunu, müvekkilinin geçirdiği bu trafik kazasının izlerini halen üzerinde taşımakta olduğunu, özellikle yüzünde medana gelen deformasyonun izlerini hayatı boyuncu da taşıyacağını, ekonomik ve sosyal geleceğinin ortadan kalktığını beyanla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı … İnş. Taah. Harf. Nak. Turz. Tar. Ürün. Ltd. Şti. ile dahili davalı … Sigorta (…) AŞ

vekilleri davanın reddini savunmuş, davalı asıl … cevap dilekçesi sunmamıştır.

Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabul-kısmen reddi ile; 1.124,68 TL maddi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 3.875,32 TL maddi tazminat talebinin reddine, 4.500,00 TL manevi tazminata 20/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanarak, davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin 500,00 TL manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekili, davalı asıl … ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Gerekçeli karar davalı asıl …’na 08.11.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, adı geçen davalı kararı 25.11.2016 tarihinde temyiz etmiştir. Davalı asıl …’nun temyiz dilekçesi, süresinde olmadığından, temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Davacı vekilinin, davacı lehine hükmolunan manevi tazminata ilişkin temyiz talebinin incelenmesinde; 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK’nun 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01.01.2016 tarihinden itibaren 2.180,00 TL’ye çıkarılmıştır.

Temyize konu kararda, davacının reddedilen manevi tazminat talebinin 500,00 TL olduğu görülmektedir. Karar, anılan yasanın yürürlüğünden sonra verildiğinden, reddedilen manevi tazminat ile hüküm altına alınan maddi tazminat kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

3-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Dava, davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve … aleyhine açılmıştır. Davacı vekili dahili dava dilekçesi ile … (…) Sigorta AŞ.nin davaya dahil edilmesini talep etmiştir.

6100 Sayılı HMK’nun 124/3. maddesinde yer alan “maddi hatadan kaynaklanan ve dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edilir.” düzenlemesi dışında dahili dava yolu ile taraf değişikliğine gidilmesi mümkün değildir. Usul hukukumuzda dahili dava müessesesi bulunmayıp, HUMK’un 49-52 maddeleri (6100 S.HMK.md.61 vd.) uyarınca, dava dilekçesinde davalı olarak gösterilmeyen kişi, dava açıldıktan sonra ihbar ya da dahili dava dilekçesi ile davada taraf sıfatını kazanamayacağı gibi, ıslah yoluyla dahi davada taraf değişikliğinin olanaklı bulunmadığı ve husumetin mahkemece res’en dikkate alınması gerektiği açıktır.

Somut olayda; dahili dava dilekçesiyle davaya dahil edilen … (…) Sigorta AŞ. hakkında usulüne uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığından, dolayısıyla davada taraf sıfatı taşımadığından, dahili davalı konumundaki …(…) Sigorta AŞ. hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

4-Dava; kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel

zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir.Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (… /… , Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, kazadan önce genç ve beğenilen genç bir kadın olan müvekkilinin, kazadan sonra yüzünde sabit izler kaldığından bahisle manevi yıkıma uğradığını, kazadan önce kısa süreli işlerde çalıştığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, davacı tanığı … ise; davacının kazadan önce anketörlük yaptığını beyan etmiş olup, mahkemece bu husurlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verilmiştir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının kaza tarihinde anketör olarak çalışıp çalışmadığı belirlendikten sonra, yüzünde sabit iz oluştuğuna ilişkin iddiasına yönelik Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan, davacı bizzat hazır edilerek yeni ve denetime uygun bir rapor alınarak, daha sonra yüzde sabit izin tespiti halinde, davacının yaşı, medeni hali, sosyal durumu ve mesleği dikkate alınmak suretiyle, davacının varsa yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.

5-Davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının ise incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı …’nun temyiz dilekçesinin REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin, reddolunan manevi tazminata ilişkin kısım yönünden, mahkeme hükmünün kesin olması nedeniyle REDDİNE; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle; dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … Hafr. İnş. Ltd. Şti. ve dahili davalı … Sigorta (…) AŞ vekilinin hükmolunan geçici iş göremezlik tazminatına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalılar … Hafr. İnş. Ltd. Şti, … ve dahili davalı … (…) Sigorta A.Ş.’ne geri verilmesine 15/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

17. Hukuk Dairesi         2016/14748 E.  ,  2019/6839 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili, davacı küçük …’ın yolcusu olduğu araç ile davalıların sürücüsü, maliki ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kaza sonucu davacı küçük …’ın yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralandığını, efor kaybı, çalışma kaybı oluştuğunu, sabit iz nedeniyle diğerlerine göre iş bulmasının ve iyi bir işe yerleşmesinin çok zor olduğunu, davacılar …,… dışındaki davacıların yolcu olan annesinin vefat ettiğini, elem çektiklerini beyanla, belirsiz alacak olarak davacılar …,… için ayrı ayrı 7.000,00’er TL manevi, davacı küçük … için 20.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle davalılar …,…’den müştereken ve müteselsilen tahsilini, davacı küçük … için 1.000,00 TL maddi tazminatın 27/04/2012 kaza tarihinden işleyecek en yüksek faiziyle bütün davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, bedel artırım dilekçesiyle talebini davacı küçük … yönünden

geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bu dönemdeki bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir.

Davalılar ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulü ile; 50,000 TL maddi tazminatın yasal faizi ile davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3.000,00’er TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ölenin çocuklarına ayrı ayrı verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 15.000,00 TL manevi tazminatın 25/01/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline ve davacı … adına velayeten … ve …’e verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK’nın 388 ve 389. maddeleri ile 6100 sayılı HMK’nın karşılık 297/1-2. maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerekir.

Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur.

Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır.

Somut olayda; davacılar vekili dava dilekçesinde davacı küçük … yönünden 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuş, bedel artırım dilekçesi ile maddi zarar talebini geçici işgöremezlik dönemindeki efor kaybı için 773,01 TL, bakıcı gideri için 978,6 TL, ekonomik geleceğin sarsılmasına yönelik zararı için 68.248,39 TL’ye yükseltmiştir. Mahkemece

aldırılan hesap bilirkişi raporunda davacı küçük … için 1 aylık geçici işgöremezlik zararı 773,01 TL, 1 aylık bakıcı gideri zararı 978,6 TL olarak hesaplanmış, sabit iz nedeniyle maddi tazminatın mahkemenin takdirinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece 50.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmiştir. Mahkeme tarafından davacı …’ın üç kalemden oluşan maddi tazminat taleplerinden hangisine, ne miktarda hükmedildiği açık olmadığından, denetime elverişli bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.

3-Kabule göre de; HMK’nın 266 ve devamı maddelerine göre, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, mahkemece uzman bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulması zorunludur.

Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlal etmesi hali 6098 sayılı TBK m. 54’te özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlali halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddi zararın türleri; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomi geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir. Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi, iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi, ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler. Zarar görenin genç bir kız olması halinde bu kişinin evlenme şansının azalması veya beden şeklinin önemli derece değişmesi nedeniyle kaybetmesi ya da mesleğinde yükselmesine engel olması gibi hallerde de, zarar görenin ekonomik geleceğinin sarsıldığından bahsedilir.

Somut olayda davacı … kaza tarihinde 4 yaşında olup ekonomik geleceğinin sarsılmasına dayalı olarak da maddi tazminat talep etmiştir. Mahkemece ATK’dan aldırılan ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’ne göre

düzenlenen raporda davacı küçük …’ın sürekli maluliyetinin bulunmadığı, iyileşme süresinin 15 güne kadar uzayabileceği, yüz sınırları dahilindeki yara izlerinin muayyen bir mesafeden bakıldığında belirgin dikkat sarf etmeden görülebildiği cihetiyle yüzde sabit iz niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hükmün gerekçesinde her ne kadar davacı …’ın yaralanmasının yürürlükteki yönetmelik hükümlerine göre maluliyet tayinine gerek olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; bu görüşe katılmanın mümkün olmadığı, zira davacı …’ın yaralanması dikkate alındığında belli başlı mesleklere bu yaralanması ile kabulü mümkün olmadığı gibi, özel sektörde dahi göz önünde yapılacak işlere kabulünün çok zor olduğu, bu bağlamda davacının ekonomik geleceğinin sarsıldığının ve yaralanmasının davacının iş bulmasını zorlaştıracağının kabulü gerektiği, yaşı itibari ile davacıdan arazın giderilmesine yönelik olarak ameliyat olmasını beklemenin şu aşamada mümkün olmadığından bahisle maddi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verildiği belirtilmiştir. Eksik inceleme ile karar verilemez. Davacı …’ın yerel mahkemenin karar tarihinde 9 yaşında bir kız çocuğu olduğu anlaşılmış olup bu durumda adı geçen davacının eğitim durumu, okuldaki başarısı, ailesinin eğitim durumu, gelir durumu, ileride evlenme ihtimali, ileride edineceği mesleği gibi hususlar göz önüne alındığında, yüzünde sabit iz kalacak şekilde yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılması sonucu oluşan zararın uzman bilirkişi tarafından belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece uzman bilirkişi raporu alınmadan yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca yukarıda 2) nolu bentte belirtildiği üzere mahkemece davacı çocuk … yönünden hangi kalem için ne miktarda tazminata hükmedildiği belirtilmediğinden, eğer davacı çocuk … için geçici işgöremezlik tazminatına da hükmedildi ise davacı çocuk … kaza tarihinde henüz 4 yaşında olup gelir getiren bir işte çalışması söz konusu olmadığı, dolayısıyla tedavi müddeti boyunca mahrum kaldığı herhangi bir kazancı olmadığından, mahkemece geçici işgöremezlik zararı bulunmadığının gözetilmemesi, eğer mahkemece bakıcı giderine hükmedildi ise ATK raporunda iyileşme süresi 15 gün olarak belirtildiğinden 15 gün yerine 1 aylık süre içn bakıcı gideri hesabı yapan hesap bilirkişi raporuna itibar edilmesi de doğru görülmemiştir.

4-Davacı …(…’e Velayeten)’ün adının gerekçeli karar başlığında yazılmamış olması mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak değerlendirilmiştir.

SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile davacı … hakkındaki maddi tazminat hükmünün davalı … lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …’ne geri verilmesine 27/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Üniversite sınavı öncesi kaza geçirip sınavı kazanamayan öğrencinin durumu nedir?

Sınav öncesi ağır bir trafik kazası geçirmesi sonucu derslerine çalışamayan, tedavi görmesi nedeniyle sınavda düşük puan aldığını iddia eden öğrencinin tazminat davası açma hakkı vardır. Burada kazadan önceki notları ile kazadan sonraki notları karşılaştırılacak, meslek koluna göre bir hesaplama yapılacaktır.

17. Hukuk Dairesi         2019/4863 E.  ,  2020/4292 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacılar vekili asıl davada, davalı …Ş.’ye trafik sigortalı, diğer davalı sürücünün kusuru ile meydana gelen kazada müvekkili …’nın yaralandığını ve malul kaldığını, bu kaza sebebi ile üniversite sınavında daha yüksek puan alabilecekken daha düşük puan alarak istediği bölüme yerleşemediğini, tüm geleceğinin bu kaza nedeni ile etkilendiğini açıklayıp ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile 1.000,00 TL maddi tazminatın, davacının babası davacı … tarafından yapılan harcamalar sebebi ile 4.350,00 TL maddi tazminatın, davacı … için 20.000,00 TL; anne-babası olan diğer davacılar için 10.000,00’er TL manevi tazminatın tahsilini talep etmiş, birleştirilen davada 2.000,00 TL iş göremezlik tazminatının tahsiline karar verilmesini talep etmiş ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.

Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre; asıl davada, maddi tazminat talepleri yönünden davacı …’nın maddi tazminat talebinin reddine, davacı …

’nın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 3.682,55 TL’nin tahsiline, manevi tazminat talepleri yönünden davacı … için 5.000,00 TL, diğer davacılar için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline, birleştirilen davada 74.860,72 TL’nin tahsiline karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazları dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

2-Dava, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK m. 54) gereğince davacının uğradığını iddia ettiği cismani zararların tazminine ilişkin olup, sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/I’de özel olarak hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince “Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir”.

Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin ekonomik geleceğinin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar BK m. 46/I’de “iktisaden mahrum kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zararlar” şeklinde ifade edilmiştir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin bu ihlâl nedeniyle ekonomik geleceği sarsılmış olabilir. Bu tür zararlar çalışma gücünün tamamen veya kısmen kaybı nedeniyle ortaya çıkan zararlar dışında ekonomik geleceğin sarsılmasının meydana getirdiği zararlardır. Ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle ortaya çıkan zararlar müstakbel zararlardır ve bu zararlar çalışma gücünde bir azalma olmasa dahi meydana gelmektedir.

Vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişi çalışma gücünde bir azalma meydana gelmese dahi iş piyasasında yeni bir iş bulmakta veya eski işini korumakta güçlük çekmekte veya aynı işte çalışsa dahi ihlâlden öncesine nazaran daha çok emek sarf etmek zorunda kalmaktadır. Hatta bu kişiler ihlâl fiili neticesinde işlerinden tamamen de çıkarılabilirler.

Vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ekonomik geleceğin sarsılması özellikle mesleği nedeniyle bazı kişiler bakımından ayrıca önem arz etmektedir. Örneğin,vücut bütünlüğü ihlâl edilen bir sinema sanatçısının, halkla ilişkiler bölümünde çalışan bir kişinin yüzünde sabit bir iz kalması bu kişilerin çalışma güçlerinde fiilen bir eksiklik meydana getirmemekle birlikte iş bulmalarını imkânsızlaştırabilecek, zorlaştırabilecek ya da kariyer olarak yükselmelerine engel olabilecektir. Bu gibi durumlarda zarar gören ekonomik geleceği sarsılarak zarara uğratılmış olur (Oğuzman Kemal/Öz Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. B, İstanbul 2009, s. 562).

Somut olayda davacı vekili, müvekkilinin kazadan önce üniversite sınavına hazırlandığını, kazanın üniversite sınavlarına 3 ay kala gerçekleştiğini, okulda başarılı bir öğrenci olan müvekkilinin orta öğretim başarı puanının yüksek olduğunu, girdiği deneme sınavlarında yüksek puanlar aldığını, bu kazada ağır yaralanması ve pek çok kırığının olması nedeni ile uzun süre tedavi gördüğünü, 9 gün hastanede yattığını, kafa içi yaralanması ve epilepsi şüphesi ile yoğun bakımda yatarak tedavi gördüğünü, sınava hazırlanmak için dershaneye gidemediğini, evde hazırlanarak girdiği sınavda beklediğinden düşük puan aldığını, kaza olmasaydı daha yüksek puan alarak Endüstri Mühendisliği bölümünde okuyabileceğini, ancak bu kazanın kendisini olumsuz etkilemesi sebebi ile daha düşük puan alarak istediği bölüme gidemediğini, ekonomik geleceğinin bu nedenle sarsıldığını beyan etmek suretiyle, ekonomik geleceğinin sarsılması nedeni ile maddi tazminat talep etmiş, mahkemece bu hususlarda araştırma ve inceleme yapılmaksızın eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile davacı …’nın yoksun kaldığı ekonomik geleceği nedeniyle uğradığı kesin bir zarar söz konusu olmadığı gerekçesi ile asıl davada maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

Dosya kapsamından davacının Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünü kazandığı daha sonra ekoloji üzerine tezli yüksek lisans yaptığı anlaşılmıştır. Kaza nedeni ile yaşadığı travma, yaralanma bölgeleri ve şekli, bu hali ile kazandığı üniversite ve öğrenim gördüğü bölüm dikkate alındığında davacının ekonomik geleceğinin sarsılmış olma ihtimalinin daha detaylı olarak araştırılması ve bu yöndeki olumlu/olumsuz kararın yeterli gerekçeler ile verilmesi gereklidir.

Eksik inceleme ile ve açıklanan konular irdelenmeden oluşturulan gerekçe ile hüküm kurulamaz.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, davacının eğitim durumu, kazadan önce okuldaki başarısı, kazalı hali ile kazandığı üniversite gibi hususlar göz önüne alınarak davacının bu yöndeki delilleri de toplanarak kazada ağır yaralanmış olmasının etkileri değerlendirilip gerekli araştırma yapılarak davacının yaralanması nedeni ile ekonomik geleceğinin sarsılıp sarsılmadığının, sarsılmış ise bu yönde oluşan zararın araştırılıp hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

3-Davacılar vekili meydana gelen kazada müvekkili …’nın ağır yaralandığını, çok sayıda kemik kırığı oluştuğunu ve malul kaldığını açıklayıp … için 20.000,00 TL; anne babası için 10.000,00’er TL manevi tazminat isteminde bulunmuş mahkemece davacıların manevi tazminata yönelik taleplerinin kısmen kabulü ile … için 5.000,00 TL; anne babası için 3.000,00’er TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir.

Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, B.K.’nun 47. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nasafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K’nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nasafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.

Yukarıda belirtilen hususlar, takdir olunan manevi tazminatların “bir miktar az” olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.

4-Davacılar ihtiyari dava arkadaşı olup red ve kabul edilen maddi – manevi tazminatlar yönünden her bir davacı lehine ve aleyhine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiştir.

5-Bozma ilamının neden ve şekline göre davacı …’nın red edilen maddi tazminat talebine yönelik vekalet ücretine ilişkin davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve 83) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar ve davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalı …’a geri verilmesine 02/07/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yaralanma olmayan maddi hasarlı kazalarda kusur durumlarına itiraz.

Maddi hasarlı kazalarda kusur durumuna itiraz nasıl yapılır?

Yaralanmalı kazalar ile sadece araçların hasar gördüğü maddi hasarlı kazaları birbirinden ayırmak gerekir. Birinin yaralandığı kazalarda Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen taksirle yaralama suçu gündeme geldiği için trafik ekiplerince resmi bir kaza tespit tutanağı tutulması gerekir. Ancak, yaralanma oluşmamış sadece maddi hasar mevcutsa taraflar kendi aralarında bir rapor tutabilir.

1 Nisan 2008 tarihinden bu yana trafikte en az iki aracın yalnız maddi hasarlı bir kazaya karışmaları sonucu, tarafların anlaşarak sigorta şirketi ya da polise gerek kalmadan, aralarında kaza tespit tutanağı düzenlemeleri mümkün hale gelmiştir.

Maddi hasarlı kazalarda ya iki taraf ya da taraflardan biri kusurludur. İki taraf aralarında maddi hasarlı kaza tespit tutanağı tutarak sigorta şirketlerine gönderirler. Kazaya karışan araçların sigorta şirketleri de kendi bünyelerinde kusur inceleme yaparlar. İki sigorta şirketi de kusur durumu konusunda anlaşabilir. Eğer uyuşmazlık olursa kusur durumunu dosya SBM kusur değerlendirme komisyonuna gönderilir.

Komisyon tarafından belirlenen kusur durumu taraflara mesaj veya e posta olarak iletilir. 5 gün içinde itiraz edilmeyen veya itiraz edilip de sonuç alınamayan durumlarda artık sigorta tahkim komisyonuna başvuru yapmak veya genel mahkemelerde dava açmak gerekecektir.  

Trafik kazası sonrası çalışamama, işe gidememe ve tazminat.

geçici iş göremezlik

Trafik kazası sonrasında raporlu geçen sürede iş ve kazanç kaybı nedir? Çalışılamayan sürelerin ücreti istenebilir mi?

Her türlü kazada zarara yol açan, Türk Borçlar Kanunu 54.maddesi gereği yol açtığı tüm bedensel zararları tazmin etmek zorundadır.

TBK 54. Bedensel zarar

Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Kaza geçiren kişinin, geçici olarak tedavi görmesi ve bu sürede çalışamaması nedeniyle bir zarar doğar. Bu zarar kusurlu sürücüden, araç sahibinden veya kusurlu tarafın trafik sigortasından tahsil edilebilir.

İş ve kazanç kaybına uğramak için meslek sahibi olmak zorunlu değildir. Kaza nedeniyle günlük işlerinin yapamayan ev kadınları da ‘geçici iş göremezlik’ tazminatını isteyebilirler. Ev kadınları da bir asgari ücretli kişinin yapacağı işi eve yardım ederek yaptığından, tazminat asgari ücret üzerinden hesaplanmaktadır.  

Trafik kazası nedeniyle okula gidemeyen ve yıl kaybeden öğrenci de çalışma hayatına bir yıl geç başlayacağından kazanç kaybı talebinde bulunabilir.

Tedavi süresi ile iyileşme süresi arasındaki fark nedir?

Tedavi süresi hastanede yapılan tıbbi müdahale ve işlemlerdir. Kaza geçiren bir kişi hastanede aylarca tedavi görebilir ek ameliyatlar geçirebilir. Tedavinin bitmesi ile kişi normal hayatına hemen dönemez. Kişinin tedavi sonrasında normal hayatına dönmesine kadar geçen süre iyileşme süresidir.

İyileşme süresi mesleklere göre değişiklik gösterebilir. Beden gücüyle çalışan bir işçinin bacağının kırılması durumunda iyileşme süresi uzun olacakken, masa başı çalışan bir kişi iş hayatına zorlanarak da olsa devam edebilecektir.

Bakıcı gideri istenebilir mi?

Tedavi sonrasında iyileşme sürecinde kişi hayatını tek başına idame edemiyor, sürekli birinin yardımına muhtaç ise bakıcı gideri talep edebilir. Bakıcı gideri istenebilmesi için yaralanmanın ağır, yatağa bağlılık derecesinde olması gereklidir.

Bakıcının ücret karşılığı dışarıdan biri kişi olmasına gerek yoktur. Kaza geçirenin oğlu, gelini veya yakınlarının bakması durumunda da o kişilerin bir bakıcı kadar emek harcadığı ve emeklerinin tazmin edilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Bakıcı giderleri zorunlu trafik sigortası tarafından karşılanır mı?

Yargıtay’ın verdiği son kararlarda bakıcı gideri tedavi gideri kapsamında sayılmış, sigorta şirketi tarafından karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

‘Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; maddi tazminat davasının kabulü ile 14.653,30 TL’nin (5.484,80 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.168,50 TL bakıcı gideri ve 2.000,00 TL faturalandırılamayan ve SGK’ca karşılanmayan kaçınılmaz tedavi gideri toplamı) sigorta şirketinden dava diğer davalılardan kaza tarihinden; manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve işletenden kaza tarihinden; işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş’ temyiz edilen hüküm Yargıtayca onanmıştır. YARGITAY  17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 13803 Karar: 2019 / 6344 Karar Tarihi: 20.05.2019

Gelecekte yapılması olası tedavi giderleri istenebilir mi?

İleride yapılacak iyileştirme giderlerinin önceden istenmesi mümkündür. Kaza geçirenin daha sonra ameliyat edilmesi gereği, çeşitli ilaçlara ve medikal malzemelere bağımlı kalması durumunda bilirkişi tarafından bunların tutarları hesaplanmalı ve tazmin edilmelidir.

geçici iş göremezlik kaza trafik

‘Tedavi gideri, yaralanan kişinin sadece hastanede yapılan giderleri olmayıp ilaç, pansuman, medikal malzeme gibi doğrudan tedaviye bağlı giderler dışında, tedavi sırasında yapılacak diğer zorunlu giderler de tedavi giderleri içerisindedir. Bu giderlerin tamamının fatura ile kanıtlanması mümkün değildir. Bu konuda 818 sayılı BK 42/II maddesi yol gösterici nitelikte olup aynı zamanda zararın gerçek miktarını belirleyecek olan hakime de bir görev yüklemektedir.’ Yargıtay  17.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 15811 Karar: 2019 / 7480 Karar Tarihi: 13.06.2019

‘Kural olarak, TMK’nın 6.maddesi gereğince zararın ve zararın kapsamının davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Tedavi giderlerinin her türlü delille ispatı mümkün olup; bu giderlerin mutlaka belgeye bağlanması zorunlu değildir. Zararın gerçek miktarının kanıtlanamadığı veya kanıtlanmasının zor olduğu yahut davacıdan beklenemeyeceği durumlarda, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemler de göz önünde tutularak zararın kapsamı belirlenebilir.

Zarar görenin sağlığına kavuşması için gerekli olan muayene, tahlil, ambulans ve benzeri taşıma giderleri ile ameliyat, ilaç, protez, bakım, fizik tedavi gibi giderler tedavi giderleri kapsamı içerisindedir. Zira, sadece iyileşmeyi sağlayan giderler değil, sakatlık ya da hastalığın artmasını önlemek için yapılması zorunlu giderler de tedavi giderlerinden sayılır. İleride yapılması zorunlu olan tedavi giderleri de henüz bu giderler yapılmadan önce talep edilebilir.’
YARGITAY 3.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 608  Karar: 2018 / 8208 Karar Tarihi: 10.09.2018

Kazanın başka bir hastalığı tetiklemesi halinde yapılacaklar nelerdir?

Kaza kişinin mevcut hastalığının artmasına neden olmuş ve uzun tedavi süreci gerekmiş olabilir. Kalp, akciğer, böbrek gibi organlarda kronik rahatsızlığı olan kişilerin bir de üzerine trafik kazası geçirmesi halinde aylarca hastanede tedavi altına alındığı görülmektedir. Akciğer rahatsızlıklarında kaza nedeniyle rahatsız akciğere batan kaburga, kişinin devam eden tedavisini etkileyebilir, akciğerinin sönmesine ve cihaza bağlı kalmasına yol açabilir. Bu durumda fazladan yapılan tedavi masrafları da tazminata dahil edilmelidir.

Tedavi giderlerinin fatura ve makbuzla ispatı zorunlu mudur?

Kaza akabinde kişinin yakınları telaş içinde tedaviye odaklanmakta, ceplerinden masraf yapmaktan kaçınmamaktadır. Acı ve can korkusu içinde yapılan giderlerin belgelenmesi kimsenin aklına gelmeyecektir. Bu yüzden Yargıtay kararları ile benimsendiği üzere, tedavi giderlerini ispatlama için kolaylıklar getirilmiş, yaklaşık olarak ev-hastane arası gidilen yolun ne olduğu, yakıt, yemek, konaklama masraflarının ortalama ne kadar olacağının uzman bilirkişi tarafından hesaplanması gerektiğine hükmedilmiştir.

‘Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davacıdan tedavi giderine yönelik ulaşım masraflarını gösteren belgeleri istemek, davacının ulaşım giderlerini belgelendirmesi mümkün olmadığı takdirde geçici iş göremediği süre dahilinde hangi sağlık kuruluşunda ve kaç sefer sağlık hizmeti aldığını davacıdan da sormak suretiyle araştırmak ve mutad vasıta ücretlerine göre davacının ulaşım giderlerini hesaplayarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.’ Yargıtay 21.Hukuk Dairesi  Esas: 2010/ 9732  Karar: 2012 / 3963 Karar Tarihi: 19.03.2012

Özel Hastanede yapılan tedavi giderlerinden kim sorumlu olacaktır?

Genel kural, Karayolları Trafik Kanunu 98.madde kapsamında devlet veya özel hastane fark etmeksizin trafik kazasından kaynaklı sunulan sağlık hizmet bedellerini SGK tarafından karşılanmasıdır.

Trafik kazası akabinde tedavisi özel hastanede devam eden kişinin cebinden ne kadar bir meblağ çıkacağı öncelikle tedavinin İVEDİ olup olmadığına göre belirlenecektir.

Hayati tehlikesi olan hastanın ivedi olarak özel hastanede tedavisi başlamış ise masrafları SGK tarafından karşılanır. Özel hastane, faturayı SGK’ya kesmelidir.

Yargıtay 2011 tarihli bir kararında ödenmesi gereken tedavi miktarının Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği resmi tarife tutarı değil(düşük meblağlı), özel sağlık kuruluşlarının emsal tedaviler için uyguladığı genel ve ortalama rayiç bedelin ödenmesi gerektiğine, özel hastanelerde uygulanan emsal bedelin belirlenmesi için bilirkişiden rapor alınarak bedelin tespit edileceğine karar vermiştir. (Çelik Ahmet Çelik, Bedensel Zararlar 2018 Ankara, Seçkin Yayınları, s.259 – 17.HD 05.04.2011, E.2010/7342 K.2011/3099)

Örneğin, Acıbadem hastanesi önünde araba çarpan yaya, ivedi olarak Acıbadem Hastanesine kaldırılmış ve bacaklarına platin takılmış ise Acıbadem Hastanesi’nin uyguladığı ücret tarifesi ne ise SGK tarafından karşılanmalıdır.

Uygulamada kaza geçiren kişilerin özel hastaneye kaldırıldığı ve 50 bin lira gibi yüksek meblağlar fatura edildiği görülmektedir. Uyuşmazlığın yaşandığı nokta ise tedavinin İVEDİ olup olmadığının belirlenememesi halinde ortaya çıkar. Halen görülmekte olan emsal bir davada, özel hastanede fatura edilen tutar için SGK’ya ve çarpan aracın sigorta şirketine dava açılmıştır. Gelen bilirkişi raporunda trafik sigortasının mevzuat gereği tedavi masrafından sorumlu tutulmayacağı, SGK’nın ise SUT(Sağlık Uygulama Tebliği) kapsamında kendi payına düşen 20.000 TL kısmı ödediği şeklindedir. Böylece kaza geçiren tedavi masrafını cebinden ödediğiyle kalmıştır. Raporda görüldüğü üzere tedavinin İVEDİ olup olmadığı tespit edilememiştir.

Tedavinin zorunlu ve ivedi olduğu iddiası var ise, KTK 98 maddesince ödenen sağlık harcamaların iadesi için özel hastaneye başvuru yapılması, ödenmezse icra takibine geçilmesi, hastane tarafından borca itiraz edilmesi durumunda %20 icra inkar tazminatı talepli itirazın iptali davası açılması mantıklı bir yol olabilir.

Aracın zorunlu trafik sigortası yoksa tedavi giderinin rücu edilebileceği kanaatindeyiz.

Yapılan düzenleme gereği, kaza geçiren kişinin keyfi olarak devlet hastanesinde tedavi olabilecekken nasıl olsa SGK her türlü sağlık giderini karşılar mantığı ile lüks özel hastanelere başvurulması engellenmiştir. Özel hastanede yapılan ancak zaruri olmayan tedavilerde ise devlet hastanesinde karşılanacak meblağ nispetinde ödeme yapılmakta üzerini tedavi gören kendisi karşılamalıdır. Çelik Ahmet Çelik, aradaki bu farkın tazminat sorumlularından( ruhsat sahibi, sürücü, ZMSS) tahsil edilebileceği görüşündedir. (Çelik, Bedensel Zararlar, s.261)

SGK’nın sorumlu olmadığı yasa kapsamı dışındaki tedavi giderleri.

Yasa kapsamı dışındaki tedavi giderleri 17.HD 24.01.2013, E.2012/362 K.2013/578 sayılı kararında, yaralanan kişinin iyileşmesi için yapılan muayene, ilaç, bakıcı gideri, ulaşım gibi) giderler olarak örnekleme yoluyla sayılmıştır.

Muayene, ilaç, bakıcı gideri, ulaşım, yemek gibi giderlerden aracın zorunlu trafik sigortası, işleten ve sürücü sorumlu olacak, SGK ödeme yapmayacaktır.

Belgeli olmayan tedavi giderlerinden SGK sorumlu olmayıp, sigorta şirketi ile işleten ve sürücü sorumludur.

Sigorta uygulamalarındaki değişiklik

Sigorta genel şartlarında yapılan değişiklik ile geçici iş göremezlik dönemi olarak ifade edilen çalışılamayan ayların ücretinin SGK tarafından ödeneceği yorumu yapılmaktadır.  Trafik sigortası yapan şirketler geçici iş göremezlik taleplerini reddetmekte SGK’nın sorumlu olduğu şeklinde yanıtlar vermektedir.

‘Trafik sigortası genel şartları madde A.5/b Üçüncü kişinin trafik kazası dolayısıyla bedenen eski haline dönmesini teminen protez organ bedelleri de dahil olmak üzere yapılan tüm tedavi giderlerini içeren teminattır. Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98 inci maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.’ şeklinde cevaplar gelmeye başlamıştır.

Yargıtay ise 2014 tarihli bir kararında ‘geçici iş göremezlik zararı bedeni zarar teminatıyla zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında olup, 6111 sayılı yasa uyarınca tedavi gideri kapsamında değerlendirilemez.’ 17HD 2014/16455E. 2014/13330 14.10.2014 T.

şeklinde değerlendirmiş, geçici iş göremezlik zararından sigorta şirketini sorumlu tutmuştur.

Geçici iş göremezlik, kişinin çalışamadığı dönemde işe meslek/iş gücü/emek kaynaklı bir zarar olduğundan tedavi gideri listesine dahil edilmesine katılmıyoruz. ZMSS sigortası yapan şirket geçici iş göremezlik zararlarından sorumlu olmalıdır. Ancak, uygulama tartışmalı olup, zamanaşımı yaralanmalarda 8 yıl olduğundan uygulama netleşene kadar Yargıtay’ın güncel kararları beklenmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT       :

SAĞLIK HİZMET BEDELLERİNİN ÖDENMESİ:

Madde 98 – (DEĞİŞİK MADDE RGT: 25.02.2011 RG NO: 27857 MÜKERRER KANUN NO: 6111/59)


Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın (EKLENMİŞ İBARE RGT: 23.04.2015 RG NO: 29335 KANUN NO: 6645/60) genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. (EKLENMİŞ CÜMLE RGT: 23.04.2015 RG NO: 29335 KANUN NO: 6645/60) Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kapsama girenler yönünden genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmetlerine ilave sağlık hizmetlerini belirler, protez ve ortezler için farklı birim fiyatı tespit eder. Bu sağlık hizmetleri sağlık uygulama tebliğindeki istisnai sağlık hizmetleri kapsamına dâhil edilmez. 

Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu söz konusu tutarı % 50’sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir. 

Bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. 

Sigorta şirketleri ve Güvence Hesabından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacak meblağın belirlenmesi ve ödenmesi ile sağlık hizmetleri için teminat sağlanan sigortaların tespiti ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığınca belirlenir. Trafik kazası sebebiyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarınca gerçekleştirilen tedavi giderleri bakımından, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Bakanlığına yapılacak ödemeye ilişkin usul ve esaslar Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca belirlenir.

EMSAL KARARLAR  :

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu

YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
Esas: 2003/ 6318
Karar: 2004 / 1185
Karar Tarihi: 12.02.2004

ÖZET: Davacı vekili, müvekkilinin, davalıların işleticisi, trafik sigortacısı ve sürücüsü bulundukları araçta yolcuyken inmesi sırasında şoförün kusuru nedeniyle yaralandığını, malul hale geldiğini, tedavi masrafları yapmak zorunda kaldığını, manen ve madden zarara uğradığını iddia ederek, maddi tazminat ile manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini dava etmiştir. Limitler dahilinde davalı trafik sigortacısı tedavi giderlerinden de sorumludur. Zarar gören davacının sağlığına kavuşabilmesi için bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı, iyileşme süresi, bakıcıya ödemeleri gösterir makbuzların tarihleri de dikkate alınarak bu kalem zararının bulunup bulunmadığı, yapılan giderin kadri maruf olup olmadığı noktalarında uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.


(2918 S. K. m. 85, 90, 97, 98) (818 S. K. m. 46, 47, 49) (6762 S. K. m. 806)

Taraflar arasında görülen davada Üsküdar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.09.2002 tarih ve 2000/1065 – 2002/640 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı Bengin Apaydın vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla … gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin, davalıların işleticisi, trafik sigortacısı ve sürücüsü bulundukları araçta yolcuyken inmesi sırasında şoförün kusuru nedeniyle yaralandığını, malul hale geldiğini, tedavi masrafları yapmak zorunda kaldığını, manen ve madden zarara uğradığını iddia ederek, 5 milyar TL maddi tazminatın tüm davalılardan, 10 milyar TL manevi tazminatın ise Sigorta şirketi dışındaki davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Şeker Sigorta A.Ş. vekili, tedavi giderleriyle ilgili olarak 412.915.000 TL ödediklerini, ücretli yardımcı tutulmasına ilişkin giderlerin teminat dışı olduğunu, sakatlık halinde sorumluluklarının 3 milyar TL ile sınırlı olduğunu açıklamıştır.

Davalı Bengin Apaydın vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, tazminat isteminin fahiş olduğunu, davacının kusurlu bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.

Mahkemece, iddia, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı sigorta şirketinin poliçe limitiyle sorumlu olmak üzere, davacının maluliyet sebebiyle 1.916.460.987 TL ve bakım gideri 292.500.000 TL maddi tazminatın tüm davalılardan; 2,5 milyar TL manevi tazminatın ise, davalı Bengin Apaydın ve Sultan Çiftliği Belediyesinden tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, davalı Bengin Apaydın vekili temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı Engin Apaydın vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamları dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Taşıma sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı vekili, 30.04.2002 tarihli celsede açıkça maddi tazminat kapsamıyla ilgili olarak maluliyetten doğan zararı ile bakıcı masraflarım talep ettiğini açıklamıştır. Mahkemece, bilirkişi raporu ve ibraz edilen bakıcı giderlerine ilişkin makbuzlar esas alınarak hüküm kurulmuştur. Ancak, zarar gören davacının sağlığına kavuşabilmesi için bakıcıya ihtiyacı olup olmadığı, iyileşme süresi, bakıcıya ödemeleri gösterir makbuzların tarihleri de dikkate alınarak bu kalem zararının bulunup bulunmadığı, yapılan giderin kadri maruf olup olmadığı noktalarında uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmadan yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

3- Ayrıca, yapılan bakıcı giderleri de tedavi giderleri arasındadır. Limitler dahilinde davalı trafik sigortacısı tedavi giderlerinden de sorumludur. Davacı vekilinin kabul ettiği üzere, davalı trafik sigortacısı tedavi gideri kapsamında davacıya dava tarihinden önce 412.915.000 TL ödemiştir. O halde, yapılan ödemenin belirlenen zarardan mahsup edilmemesi de doğru olmamıştır.

Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Bengin Apaydın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Bengin Apaydın vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı mümeyyiz davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

ÖZET: Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; maddi tazminat davasının kabulü ile ……. TL’nin (….. TL geçici iş göremezlik tazminatı, …… TL bakıcı gideri ve …… TL faturalandırılamayan ve SGK’ca karşılanmayan kaçınılmaz tedavi gideri toplamı) sigorta şirketinden dava diğer davalılardan kaza tarihinden; manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile …… TL manevi tazminatın davalı sürücü ve işletenden kaza tarihinden; işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı …Ş. vekili ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde ve özellikle, yargılama sırasında alınan maluliyet raporunun benimsenmesinde ve uzman bilirkişice düzenlenen maddi tazminata ilişkin raporun hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı …Ş. vekilinin ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün onanmasına karar verilmiştir.


YARGITAY
17.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 13803
Karar: 2019 / 6344
Karar Tarihi: 20.05.2019

(6098 S. K. m. 54, 56)

Dava: Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı …. vekili ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, 13.12.2014 tarihinde, müvekkilinin sürücüsü olduğu araçla davalıların sürücüsü, işleteni ve zorunlu mali mesuliyet sigortacısı oldukları aracın çarpışması sonucu müvekkilinin yaralandığını, yatarak tedavi gördüğünü, çalışamadığını, aracının pert olması sebebiyle taşımacılık yapamadığından gelir kaybına uğradığını belirterek sürekli-geçici iş göremezlik, tüm tedavi masrafları, yol vb. giderler, kazanç kaybı ve bakıcı gideri talepleri kapsamında belirsiz alacak olarak 10.000,00 TL maddi tazminatın tüm davalılardan ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve işletenden, müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 07.12.2015 tarihinde maddi talebini 14.653,30 TL’ye artırmıştır.

Davalı …. vekili ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekili, davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; maddi tazminat davasının kabulü ile 14.653,30 TL’nin (5.484,80 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 7.168,50 TL bakıcı gideri ve 2.000,00 TL faturalandırılamayan ve SGK’ca karşılanmayan kaçınılmaz tedavi gideri toplamı) sigorta şirketinden dava diğer davalılardan kaza tarihinden; manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve işletenden kaza tarihinden; işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı …Ş. vekili ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Sonuç: Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde ve özellikle, yargılama sırasında alınan maluliyet raporunun benimsenmesinde ve uzman bilirkişice düzenlenen maddi tazminata ilişkin raporun hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı …. vekilinin ve davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 977,62 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı Derya Otomotiv Akaryakıt Taşıma Servis Tic. A.Ş.’den alınmasına, aşağıda dökümü yazılı 971,76 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 20/05/2019 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY
17.Hukuk Dairesi
Esas: 2016/ 15811
Karar: 2019 / 7480
Karar Tarihi: 13.06.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen hüküm davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili, davalılardan …’ın sürücüsü, davalı …’in maliki, davalı … şirketinin sigortacısı olduğu aracın çarpması sonucu davacının yaralandığını, davalı …’nin de araçta yolcu olduğu ve kazaya kusurlu hareketi ile sebep olduğunu belirterek geçici iş göremezlik, tedavi gideri ve iktisadi geleceğin sarsılmasından kaynaklı toplam 1.500,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini istemiştir.

Davalılar davanın reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davanın kısmen kabulü ile 16.261,24 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 24/10/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydı ile) müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, 3.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 24/10/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, sair taleplerin reddine,

karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2-Dava trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Tedavi gideri, yaralanan kişinin sadece hastanede yapılan giderleri olmayıp ilaç, pansumanmedikal malzeme gibi doğrudan tedaviye bağlı giderler dışında, tedavi sırasında yapılacak diğer zorunlu giderler de tedavi giderleri içerisindedir. Bu giderlerin tamamının fatura ile kanıtlanması mümkün değildir. Bu konuda 818 sayılı BK 42/II maddesi yol gösterici nitelikte olup aynı zamanda zararın gerçek miktarını belirleyecek olan hakime de bir görev yüklemektedir.

Somut olayda, davacı vekili tarafından dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 500,00 TL tedavi gideri talep edilmiştir. Hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda tedavi gideri yönünden hesap yapılmamıştır. Mahkemece de bu konuda herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Bu durumda konusunda uzman bilirkişiden, davacının kazadaki yaralanması ile tedavisinin mahiyeti, tedavi süresi ve şekli ile tedavi belgeleri dikkate alınmak suretiyle, tedavi sürecinde yapılması muhtemel ve belgelenmemiş tedavi giderlerinin miktarı konusunda ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre, belgesiz tedavi giderlerinden davalıların sorumlu olduğu da gözetilmek suretiyle, davacı isteminin karara bağlanması gerekirken; eksik incelemeyle yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 13/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C YARGITAY
3.Hukuk Dairesi
Esas: 2018/ 608
Karar: 2018 / 8208
Karar Tarihi: 10.09.2018

YARGITAY KARARI

…..

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminatın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, müvekkilinin ikamet ettiği ……. köyünde sık sık elektrik kesildiğini ve elektrik tellerinde incelme ve sarkmalar meydana geldiğini, davacının ve…….köyü sakinlerinin defalarca tellerin değiştirilmesi ve gerekli tamiratın yapılması hususunda ……….. Kurumuna başvuru yapmalarına rağmen davalı kurumun cevap vermediğini, köydeki iki trafodan birinde telin koptuğunu, bundan dolayı ilgililerin gelip gerekli tamiratı yapmasını istediklerini, ancak iki gün geçmesine rağmen yetkililer gelmediğinden dolayı müvekkilinin 29/09/2008 günü kopmuş olan elektrik tellerini bağlamaya çalışırken ağır bir şekilde yaralandığını , bu olay neticesinde müvekkilin sakat kaldığını belirterek 50.000 TL manevi, 20.000 TL maddi tazminat, olay sebebiyle davacının yapmak zorunda olduğu ve olacağı tedavi masraflarına ilişkin şimdilik 5.000 TL’ye hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ise davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacı vekilinin 27.05.2014 tarihli 5 nolu celsede mazeretinin son kez kabul edildiğine ilişkin karar verildiği, buna rağmen 7.celsede mazeret dilekçesi sunduğu, böylelikle dosyanın 2.kez takip edilmediği, dolayısıyla bu şekilde 2.kez işlemden kaldırıldığı gerekçe gösterilerek, davanın HMK 150/6.maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

Temyiz incelemesini yapan,dairemizin 2015/1782 Esas 2016/1658 Karar sayılı ilamı ile davada ilk yenilemeden sonra 2.yenileme talebi kabul edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği” belirtilerek bozulmuştur.

……

Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde, davacının maddi tazminat isteminin reddine, tedavi gideri talebinin reddi ile davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ve 1.500 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş,hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, haksız fiil nedeniyle yaralanmadan dolayı maddi ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.

Bedensel zarara uğrayan kimse, çalışma gücünü sürekli veya geçici olarak yitirmesinden ve ileride edineceği kazançtan yoksun kalmasından doğan zarar ile bütün giderlerini isteyebilir. Çalışamamaktan kaynaklanan zarar ise geçici iş göremezlik nedeniyle olabileceği gibi; sürekli iş göremezlik biçiminde de olabilir. Geçici iş göremezlik zararı, zararı görenin yaptığı iş ve gelir durumu itibariyle iyileşme süresinde elde edemediği kazançtan ibarettir. Sürekli iş göremezlik zararı ise beden gücü kaybına uğrayan kişinin, zarar görmeden önce yapmakta olduğu iş için daha fazla bir güç (efor) harcaması nedeniyle doğan zarardır.

Davacı dava dilekçesinde, davalıdan 20.000 TL maddi tazminat talep etmiş ancak bu maddi tazminat talebininin kapsamını açıklamamıştır. Mahkemece davacının maddi tazminat talebi kapsamı açıklattırılarak, daimi sakatlık nedeni ile istenen maddi tazminat ile geçiçi iş görmezlik tazminat miktarının sorularak tespit edilmesi , buna göre davacı tarafça geçici iş göremezlik tazminatı talep edildiğinde davacının yaralanmasının kaç iş günü geçici çalışmasına engel olacağı tespit edilerek bu süreye ilişkin maddi tazminat miktarının hesaplanması için dosyanın konusunda uzman bilirkişiye tevdi ile Yargıtay denetimine uygun rapor alınıp, hasıl olacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekmektedir.

Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, davacının sürekli ve geçici iş göremezlik zararının da hesaplattırılıp varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, bu istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

2-6098 sayılı TBK’nın 50. (BK’nın 42.) maddesinde; “Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.” hükmü düzenlenmiştir. Zararın varlığını ve tutarını kanıtlamak zorunda olan davacının, zararın gerçek tutarını kanıtlamakta zorlandığı veya kanıtlanmasının davacıdan beklenemeyeceği durumlarda hakim, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemleri gözeterek zarar tutarını kendiliğinden belirler.

Bu durumda, mahkemece davacının zarar miktarı hesaplattırılmalı, söz konusu zarar miktarının tam olarak tespitinin mümkün olmaması halinde, hakim 6098 sayılı TBK’nın 50. maddesi hükmü gereğince davacının zarar miktarını hakkaniyete uygun olarak takdir etmelidir.
…….

Kural olarak, TMK’nın 6.maddesi gereğince zararın ve zararın kapsamının davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Tedavi giderlerinin her türlü delille ispatı mümkün olup; bu giderlerin mutlaka belgeye bağlanması zorunlu değildir. Zararın gerçek miktarının kanıtlanamadığı veya kanıtlanmasının zor olduğu yahut davacıdan beklenemeyeceği durumlarda, işlerin olağan gidişi ve zarar görenin aldığı önlemler de göz önünde tutularak zararın kapsamı belirlenebilir.

Zarar görenin sağlığına kavuşması için gerekli olan muayene, tahlil, ambulans ve benzeri taşıma giderleri ile ameliyat, ilaç, protez, bakım, fizik tedavi gibi giderler tedavi giderleri kapsamı içerisindedir. Zira, sadece iyileşmeyi sağlayan giderler değil, sakatlık ya da hastalığın artmasını önlemek için yapılması zorunlu giderler de tedavi giderlerinden sayılır. İleride yapılması zorunlu olan tedavi giderleri de henüz bu giderler yapılmadan önce talep edilebilir.

Davacı olay sebebiyle davacının yapmak zorunda olduğu/ olacağı tedavi masraflarına ilişkin şimdilik 5.000 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Buna göre, açıklanan tüm bu hususlar gözetildiğinde; mahkemece davacının tedavi giderleri konusunda (hastane, ilaç, doktor, ambulans ücreti gibi), hangi giderlerin resmi kurum tarafından, hangilerinin davacının bütçesinden karşılandığı hususunun, ilgili kurumlardan gerekli bilgi ve belgeler celp edilerek, gerekirse bu konuda uzman bilirkişiden rapor alınmak suretiyle belirlenmesi ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus da bozmayı gerektirmiştir.

3-Bununla birlikte,dava dilekçesi ve dosya kapsamına göre davacı, elektrik çarpması neticesinde meydana gelen daimi iş gücü kaybından dolayı tazminat istediğine göre davanın sonucunu maluliyet durumunun tespiti belirleyecektir.

Yargılama sırasında … Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan 22.05.2014 tarihli raporda davacının kalıcı iş gücü kaybı olmadığı belirtilmiştir.Oysa bu rapor maddi tazminat yönünden hükme esas alınacak nitelikte değildir.

Buna göre mahkemece Adli Tıp ihtisas Kurulundan rapor alınarak, davacının iş göremezlik zararı saptanması halinde , olay nedeniyle davacı yararına maddi tazminatın yeniden değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.09.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı kanun yolu

Kanun yolu , yetkili ve görevli merci tarafından verilen kararın bir üst merci tarafından denetlenmesidir.

Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından verilen kararlara karşı kanun yolu mümkündür. Tahkim komisyonu Sigortacılık Kanunu m.30/22 gereği 6100 sayılı HMK hükümleri kıyasen uygulanır.

‘Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanununun hükümleri, sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanır.’ Sigortacılık Kanunu m.30/22

Sigorta Tahkim Komisyonu yargılamayı 4 ay içinde bitirmek zorundadır. Aksi halde verilen kararlar geçersiz olur ve normal dava yolu ile uyuşmazlığın çözülmesi gerekir. Ancak tarafların yazılı muvafakatlari ile süre uzatılabilir. (SK. m.30/16)

Süre kısıtlı olduğu için yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan kararlar verilebilmektedir.

Karara karşı itiraz yolu.(5.000 TL- 40.000TL- 10 gün)

5.000 TL ve üzerindeki tahkim kararlarına karşı 10 gün içinde bir seferlik itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilecek karar kesindir. 40.000 TL ve üzeri uyuşmazlıklarda itiraz üzerine verilen karar kesin olmayıp, temyiz yoluna da gidilmesi mümkündür. Kesinlik sınırı 5000 TL olduğundan uyuşmazlık tutarını 5001 TL olarak belirlemek ileride çıkması muhtemel sorunların önüne geçecektir.

İtiraz kararın icrasını durdurur.

Karara henüz itiraz edilmemişken takibin başlatılmış olması bu kuralı değiştirmez. (YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ E. 2016/17475 K. 2017/1227 T. 7.2.2017- Metin aşağıdadır.)

Karara karşı temyiz yolu.(40.000 TL- 2 hafta)

40.000 TL üzerindeki uyuşmazlıklarda itiraz üzerine verilen kararlar kesin olmadığından temyiz yoluna gidilmesi mümkündür.  

HMK M.361

Temyiz edilebilen kararlar

(1) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren (Değişik İbare: 5.8.2017 – 7035/ m.31) “iki hafta” içinde temyiz yoluna başvurulabilir.

(2) Davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir.

Parasal sınıra tabi olmayan temyiz yolu.

Bazı konularda parasal sınırlara bakılmaksızın temyiz yolu açıktır.

  • tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması,
  • talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması
  • hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve
  • hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında

 her hâlükârda temyiz yolu açıktır.

sigort tahkim kaza karar

Kararlara karşı istinaf yolu.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi  Esas No:2017/2064 Karar No:2017/4128  ve 17/04/2017 tarihli kararıyla, Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı istinaf yolunun açık olduğu şeklinde tartışmalı bir karar vermiş olup, temyiz ya da istinaf yolu arasında süreci belirsizliğe sokmuştur.

40.000 TL tutarındaki temyiz parasal sınırı istinaf için de geçerlidir.

Sigorta Tahkim Komisyonu internet sitesinde istinaf yoluna ilişkin bir bölüme yer verilmemiştir.

Emsal bir kararda itiraz sınırı altında kalan (5000 TL) bir karar istinaf edilmiş ve parasal sınır nedeniyle reddedilmiştir. İstinaf kararı temyiz edilmiş, Yargıtay başvuruyu reddetmiş, istinaf kararını doğru bulmuştur. 17. Hukuk Dairesi 2018/356 E. , 2018/4833 K. (Karar metni içtihatlar kısmındadır.)

Alkollü sürücünün yaptığı bir kaza sonucu uyuşmazlık sigorta tahkim komisyonuna intikal etmiştir. Uyuşmazlık tutarı 57.349,30 TL olup Parasal sınırın üzerindedir. Komisyonun kararı istinaf edilip reddedilmiş, bunu üzerine temyizen Yargıtay tarafından bozulmuştur. Karar metni aşağıdadır. (YARGITAY 17. Hukuk Dairesi Esas Numarası: 2018/297 Karar Numarası: 2018/4514 Karar Tarihi: 25.04.2018)

İstinaf incelemesi esasa yönelik yapılmaktadır.

Bulduğumuz güncel içtihatlarda 40.000 TL parasal sınırın üzerindeki uyuşmazlıklarda temyiz yerinde İstinaf kanun yolunun tercih edildiği, istinaf kararının da temyiz edilerek Yargıtay denetimine tabi tutulduğu görülmektedir.

Kanaatimizce, 40.000 TL üzeri uyuşmazlıklar doğrudan Temyiz edilmemeli, önce İstinaf yoluna başvurulmalı, sonuç alınamazsa temyiz edilmelidir.

İçtihatlar bölümünde sunduğumuz, Yargıtay 17.Hukuk Dairesi Esas: 2018/ 2859 Karar: 2019 / 12252 Karar Tarihi: 19.12.2019, kararında İstinaf mahkemesinin esastan inceleme yaptığı vurgulanmaktadır.

‘Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi, HMK’nın 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacılar vekilini temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.’

İtiraz ve Temyiz miktarlarının her yıl güncellenmesi konusu.

HMK ek-1 maddesi parasal sınırların Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle revize edilmesini öngörmektedir.

Ancak, Sigortacılık Kanunu HMK’nın kıyasen uygulanacağını söylese de Sigortacılık Kanunu’nda özel düzenleme olduğundan HMK uygulanmamaktadır. Düzenleme gereği Hazine Müsteşarlığı bu tutarları artırmaya yetkili kılınmış, ancak henüz yapılmış bir artırım yapmamıştır.  

Sigorta Tahkim Komisyonu internet sitesinde de ilgili tutarlar 5.000 TL ve 40.000 TL olarak güncelliğini korumaktadır.

Not: 15.000 TL üzeri uyuşmazlıklarda dosyaya Yönetmelik 16/7 maddesi gereğince 3 hakem atanmaktadır. 3 hakemden oluşan heyetin dosyaya bakması, hataları azaltacağından belirsiz alacak taleplerinin eğer sağlıyorsa 15.001 TL olarak açılmasında fayda vardır.

EMSAL KARARLAR

Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu
Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına karşı İtiraz, İstinaf, Temyiz kanun yolu

17. Hukuk Dairesi 2018/356 E. , 2018/4833 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesi

İLK DERECE

MAHKEMESİ : Asliye Ticaret Mahkemesi

Davacı ile davalılar arasındaki tazminat davasına ilişkin davadan dolayı …. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/1069 D.İş E. – 2017/1069 D.İş K. (Uyuşmazlık Hakem Heyetinin 17/02/2017 tarihli 2016/E.29177 – K – 2017/5894 sayılı kararı) sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından Bölge Adliye Mahkemesi’ne istinaf başvurusu üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 9.Hukuk Dairesi’nin 2017/856 E – 2017/963 K sayılı kararının Yargıtay’ca incelenmesi davalı … şirketi vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, trafik kazasından kaynaklanan hasar tazminatı istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalı tarafça kasko poliçesi ile sigortalı bulunan aracının trafik kazası nedeniyle uğradığı 3.700,00 TL.’lik hasar tazminatının tahsili için başvurmuştur.

Uyuşmazlık Hakem Heyeti, başvuru sahibinin talebinin kabulüne, 3.700,00 TL.’nin … Sigorta A.Ş. tarafından başvuru sahibine ödenmesine kesin olarak karar vermiş, karara karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf incelemesi isteminde bulunulmuştur.

İstinaf mahkemesince,davalı vekilinin, istinaf başvuru dilekçesinde belirttiği ve 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/12 maddesinde istisnai olarak düzenlenen dört durumun bulunmadığı, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının usul ve yasaya uygun olduğu, kararın miktar itibariyle de kesin olduğu anlaşıldığından, bu bağlamda H.M.K.’nın 352. ve 353/1-b-1 maddeleri gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olup, verilen bu karara karşı davalı vekilince bu kez temyiz isteminde bulunulmuştur.

Davalı …Ş. hakkında mahkemece 27.11.2017 tarihli verilen kararın incelenmesinde;6100 Sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanunu’nun 362/1.a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 6763 Sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK’a eklenen EK-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alındığında 2017 yılı için 41.530,00 TL’dir. Adı geçen davacının belirlenen zararı miktarı da göz önüne alındığından temyize konu edilen karar kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 1/6/1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay tarafından da temyiz isteminin reddine karar verilebileceğinden; davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı …vekilinin temyiz isteminin (dilekçesinin) nedeniyle REDDİNE, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …Ş.’ye geri verilmesine 09.05.2018 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

T.C.
Yargıtay
17. Hukuk Dairesi
Esas No:2017/2064
Karar No:2017/4128
K. Tarihi:

-K A R A R-
5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır.

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunun “Sigortacılıkta Tahkim” başlıklı 12. maddesinin son cümlesinde “Temyize ilişkin usul ve esaslar hakkında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun uygulanır” düzenlemesi, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 447/2 maddesi “Mevzuatta yürürlükten kaldırılan 18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerinin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” düzenlemesi ile sigortacılıkta tahkim ile ilgili kanun yolunda Hukuk Muhakemeleri Kanunun uygulanacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341/5. maddesinde diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtay’a başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabileceği düzenlenmiştir.

HMK.’nın 439/1 maddesinde hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabileceği, iptal davasının ise tahkim yerindeki mahkemede açılabileceği, HMK’nın 410. maddesinde ise tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkemenin tahkim yeri bölge adliye mahkemesi olduğu düzenlenmiştir. HMK.’nın 361. maddesinde bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir.

Ayrıca 28 Haziran 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanunun 45. maddesi ile 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrası değiştirilerek 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa ve 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa göre yapılan tahkim yargılamasında; tahkim şartına ilişkin itirazlara, iptal davalarına, hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalara asliye ticaret mahkemesinin heyetçe karar vereceği düzenlenmiştir.

Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde HMK.’nın 439/1. maddesi gereği hakem heyeti kararlarına karşı yalnız iptal davası açılabileceği anlaşılmaktadır. HMK’nın 439. maddesinin 6. fıkrasında iptal davasına karşı temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Ancak bu düzenleme HMK’nın 410. maddesi gereği tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri bölge adliye mahkemesine uygun olarak yapılmış bir düzenlemedir.

Hakem heyeti kararlarına karşı açılacak iptal davalarında Hukuk Muhakemeleri Kanununun 410. maddesi ile daha sonra yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 45. maddesi ile değişik 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında görevli mahkeme konusunda düzenlemeler bulunmaktadır. HMK.’nın 410. maddesinde hakem heyeti kararlarına karşı açılacak davada Bölge Adliye Mahkemelerini görevli sayılırken 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrası asliye ticaret mahkemelerini görevli saymıştır. İptal davalarına ister HMK’nın 410. maddesi gereği bölge adliye mahkemesince bakılsın, ister 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrası gereği asliye ticaret mahkemelerince heyet halinde bakılsın, HMK’nın 361. maddesi gereği temyiz yoluna başvurulabilmesi için bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinden verilen temyizi kabil nihai kararlar ile hakem kararlarının iptali talebi üzerine verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Bu durum istinaf yargı yolunun getirilmesindeki amaç olan kararların iki dereceli denetim sistemine tabi olması ilkesine de uygun düşecektir.

Bu nedenle bölge adliye mahkemelerinin açıldığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen hakem heyeti ya da itiraz hakem heyeti kararları istinaf kanun yoluna tabi olup, inceleme bölge adliye mahkemesince yapılacağından dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 17/04/2017 tarihinde Üye B.Aydın’ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye
A.Ş.Sertkaya M.Özcan H.Tuztaş R.Eğri B.Aydın

(Karşı Oy)
03.06.2007 tarihinde kabul edilip 14.06.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 1.maddesinde belirtildiği gibi bu kanun amaçlarından birisi sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesine yönelik olarak sigorta tahkim sistemi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir. Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesinde sigortacılık tahkiminin usul ve esasları düzenlenmiştir. Kanun’un 30/12 maddesinde “Kırkbin Türk Lirasının üzerindeki kararlar için temyize gidilebilir” şeklinde hüküm mevcut olup 13.06.2012 tarihli 6327 Sayılı Kanun’un 58.maddesiyle bu hüküm “Kırkbin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumda herhalükarda temyiz yolu açıktır.” şeklinde değiştirilmiştir
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun 439.maddesine göre hakem kararlarına karşı sadece iptal davası açılabilir. Oysa sigortacılık tahkiminde geçerli kılınan kanun yolu açıkça temyizdir. Sigortacılık Yasasından sonra 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’dan dokuz ay kadar sonra 13.06.2012 tarihli 6327 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonrasında da temyiz edilebilirlik hükmü değiştirilmemiş ve yeni temyiz gerekçeleri eklenmiştir.
6100 Sayılı HMK’nun 341/5 maddesindeki düzenleme ilk derece mahkemelerince verilen kararlara ilişkin olup sigortacılık yasasına göre hakemlerin kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine hakem heyetince verilen kararlara karşı bu madde uygulanamaz. Yine HMK 361, 410 ve 439.maddelerinin de Sigortacılık Yasası’nın 30/12.maddesinde yapılan özel düzenleme karşısında uygulama yeri olmayıp özellikle sigorta tahkim yönteminin düzenlenmesinin temel amaçlarından birisinin yargılama sürecini hızlandırmak olduğuda dikkate alındığında kanun koruyucu tarafından sürecin çabuk sonuçlanabilmesi için iptal davası yoluna gidilmesinin arzu edilmediği anlaşılmaktadır. Aksi halde kanun koyucunun açık düzenlemesine rağmen HMK’da düzenlenen genel tahkim sistemine ilişkin iptal davası yoluna gidilmesi kanun koyucunun özel iradesine de aykırılık teşkil edecektir.
Açıklanan nedenlerle Sigortacılık Yasasında açıkça belirtilen kanun yolu temyiz olduğundan Sayın Çoğunluğun hakem kararlarına itiraz üzerine hakem heyetince verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Belma Aydın

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2017/2615

K. 2017/4222

T. 11.9.2017

DAVA : … 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.10.2016 gün ve 2016/3776-2016/3776 D.İş sayılı kararı ile saklanmasına karar verilen Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti’nin 24.04.2016 gün 2016/11744 Sayılı kararının Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurarak, Devlet Destekli Bitkisel Ürün Sigorta Poliçesi kapsamında davalı tarafından sigortalanan taşınmazındaki üzüm bağında, 06.08.2015 tarihinde fırtına ve 08.08.2015 tarihinde de dolu sebebiyle ürünlerde hasar meydana geldiğini, tazmin talebinin reddedildiğini ileri sürerek, 39.748,12 TL tazminatın davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı vekili, sigorta konusu taşınmazın yanlış bildirildiğini, taşınmazda beyan edilen üründen farklı çeşit ürün bulunduğunu savunarak talebin reddini istemiştir.

Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince, talebin kısmen kabulüne, 16.240,96 TL tazminatın Tarım Sigortaları Havuz’undan tahsiline karar verilmiş, davalı itiraz etmiş; davalının itirazının kendisine tebliği sonrasında davacının katılma yoluyla itiraz talebinde bulunması üzerine, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından ilgili kararın başvurana tebliğinden itibaren yasal süresi içerisinde itirazda bulunulmadığı gerekçesiyle itiraz değerlendirmeye alınmamış, buna dair davacı itirazı, itiraz hakem heyetince reddedilmiştir.

Sigorta Tahkim Komisyonu kararını, davacı vekili temyiz etmiştir.

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 6456 Sayılı Kanun ile Değişik 30/12. maddesinde “Beş bin Türk Lirası’nın altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirası’nın üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her hâlükarda temyiz yolu açıktır. Temyize dair usûl ve esaslar hakkında Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.

Somut olayda, itiraz üzerine verilen kararda, reddedilen miktar Kırk bin Türk Lirası’nın altında olup, dosya kapsamı itibariyle karara karşı her halükarda temyiz yolunun açık olmasını gerektirir bir durumun varlığı da kanıtlanamadığından davacı vekilinin temyiz isteminin açıklanan yasa hükmü uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, ödediği peşin temyiz harcının istemi halinde temyiz edene iadesine, 11/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/17475

K. 2017/1227

T. 7.2.2017

DAVA : Taraflar arasında görülen ve yukarda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR : Borçlu vekili, vekil edeni aleyhine …. 32. İcra Müdürlüğü’nün 2016/14606 Esas sayılı takip dosyası ile ilamlı takip başlatıldığını, …. Sigorta Tahkim Komisyonu Hakem Heyeti kararına karşı itiraz başvurusu yapıldığını ve kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirterek takibin iptalini istemiştir.

Mahkemece; HMK 439. madde gereğince hakem kararlarının derhal uygulanacağı ve hakem kararlarına karşı sadece iptal davası açılabileceği ve bunun da kararın icrasını durdurmayacağı gerekçeleriyle şikayetin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.

5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesinin 12. fıkrasında; “ Tahkim sistemine üye olmak isteyenlerden katılma payı, uyuşmazlık çözümü için Komisyona başvuranlardan ise başvuru ücreti alınır. Beş bin Türk Lirasının altındaki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları kesindir. Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebilir. İtiraz talebinde bulunmak için bu madde uyarınca belirlenen başvuru ücretinin Komisyona yatırılması şarttır. İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. İtiraz talebi münhasıran bu talepleri incelemek üzere Komisyon tarafından teşkil edilen hakem heyetlerince incelenir. İtiraz talebi hakkında işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilir. Beşbin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararları bu madde uyarınca süresinde itiraz başvurusunda bulunulmaması hâlinde kesinleşir. Bu uyuşmazlıklar hakkında bu madde uyarınca yapılan itiraz üzerine verilen karar kesindir. Kırk bin Türk Lirasının üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında itiraz üzerine verilen kararlar için temyize gidilebilir. Ancak, tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması, talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmiş olması, hakemlerin yetkileri dahilinde olmayan konularda karar vermesi ve hakemlerin, tarafların iddiaları hakkında karar vermemesi durumlarında her hâlükarda temyiz yolu açıktır. Temyize dair usûl ve esaslar hakkında Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu uygulanır.” düzenlemesi mevcuttur.

Mevcut yasaya göre değeri Beş bin Türk Lirası ve daha üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında verilen hakem kararlarına karşı kararın Komisyonca ilgiliye bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere Komisyon nezdinde itiraz edilebileceği ve itiraz üzerine hakem kararlarının icrasının duracağı belirtilmektedir.

Somut olayda borçlunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na 05.05.2016 tarihinde itiraz başvurusu yaptığı takibin ise daha önce 02.05.2016 tarihinde başlatıldığı anlaşılmaktadır.

O halde, Mahkemece; itiraz başvurusunun takip başlatıldıktan sonra yapılması nedeniyle, takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle Mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366 ve 6100 Sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK’nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istenmesi halinde temyiz edene iadesine 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2018/297

Karar Numarası: 2018/4514

Karar Tarihi: 25.04.2018

SÜRÜCÜNÜN ALKOLLÜ OLMASININ TEK BAŞINA ZARARIN TEMİNAT DIŞI KALMASINI GEREKTİRMEYECEĞİ – Taşıtın, Yasaklanan Miktardan Fazla İçki Almış Kişiler Tarafından Kullanılması Sırasında Meydana Gelen Zararların Sigorta Teminatı Dışında Olduğu – Zararın Teminat Dışı Kalabilmesi İçin Kazanın Meydana Geliş Şekli İtibariyle Sürücünün Salt (Münhasıran) Alkolün Etkisi Altında Kaza Yapmış Olması Gerektiği – Trafik Kazasında Sigortalının 1.29 Promil Alkollü Bulunduğu – Kaza Tespit Tutanağında, Tüm Kusurun Karşı Araç Sürücüsünde Olduğunun Belirtildiği – Olayda Hiç Bir Kusuru Olmayan Sigortalının Sırf Alkollü Olması Nedeniyle Rizikonun Teminat Dışı Olarak Kabul Edilerek Davanın Reddine Karar Verilemeyeceği

Özeti: Meydana gelen trafik kazasında sigortalı, 1.29 promil alkollü bulunmuştur. Kaza tespit tutanağında, tüm kusurun karşı araç sürücüsünde olduğu belirtilmiştir. Ekper raporunda da %100 kusurun karşı tarafta olduğu açıklanmıştır. Mahkemece de kusur araştırması yapılmadığına göre, olayda hiç bir kusuru olmayan sigortalının sırf alkollü olması nedeniyle rizikonun teminat dışı olarak kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

İLK DERECE

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nce verilen 26.10.2017 tarih ve 2017/483 Esas – 2017/732 Karar sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi süresi içinde davacı vekili tarafından istenmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Davacı vekili; Sigorta Tahkim Komisyonuna verdiği dilekçede; 25/10/2015 tarihinde vekil edeni … yönetimindeki … plaka sayılı araç ile sürücüsünün belirlenemediği … plakalı sayılı aracın çarpışması sonucunda, davalı … şirket nezdinde kasko sigortası bulunan vekil edenine ait …. plakalı aracın hasarlandığını, hasarın giderimi için davalı sigortaya yapılan başvurunun 23/11/2015 tarihli yazı ile olay sırasında sürücünün alkollü olması nedeniyle reddedildiğini, vekil edeninin kaza anında vücudunda 1.29 promil alkol bulunduğunu, ancak kaza tespit tutanağındaki belirlemelerden de anlaşılacağı üzere olayın alkolün etkisi ile gerçekleşmediğini, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları çerçevesinde davalı … şirketinin hasar tazminatını ödemesi gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 57.349,30-TL’nin sigorta şirketinden tahsiline karar verilemesini talep etmiştir.

… Sigorta A.Ş vekili cevabında; kaza sırasında sürücü davacının 1.29 promil alkollü olduğunun belirlendiğini zaten bu konuda uyuşmazlık bulunmadığını, bu durumda meydana gelen hasarın sigorta teminatı kapsamı dışında bulunduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince; başvurunun reddine karar verilmiş, davacının Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetine yaptığı itiraz üzerine itirazın vekalet ücretine ilişkin bölümünün kabulüne, diğer itirazların reddine karar verilmiş; İtiraz Hakem Heyeti Kararına karşı başvuran vekili tarafından süresi içerisinde istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.

Davacı istinaf dilekçesinde, müvekkili sürücünün kaza esnasında 1.29 promil alkollü olmasının kazanın oluşumunda etkili olmaması nedeniyle sigorta şirketinin meydana gelen hasardan sorumlu olması gerektiği, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarının da bu yönde olduğu, dolayısıyla itiraz hakem heyetince verilen kararın usul ve yasaya aykırı bulunduğunu belirtmiştir.

İstinaf incelemesinde somut olayda; tazmini istenen zararlandırıcı olayın meydana geldiği tarihin 23/11/2015 olduğu, sigorta teminatı kapsamında kalmayı belirleyecek olan yeni yasal düzenleme mevcut olup; davacının olay sırasında yasal limiti aşacak şekilde alkollü olması nedeniyle meydana gelen hasarın sigorta teminatı kapsamı dışında bulunduğunun açık olduğu ve bu nedenle hakem heyetince davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından; yerinde görülmeyen istinaf talebinin reddine dair karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Somut olayda davacı-sigortalı, kendi sigortasından araç hasarını talep etmekte olup,yasa ve poliçenin eki genel şartları yanlış uygulanmıştır. Kasko Sigortası Genel Şartlarının A/1. maddesine göre gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması müsademesi devrilmesi düşmesi yuvarlanması gibi kazalar ile 3. kişilerin kötü niyet ve muziplikle yaptıkları hareketler aracın yanması çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminatı kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan TTK.’nun 1409(1282 md.) maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. Ayrıca, Motorlu Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesinde; Taşıtın, uyuşturucu maddeler veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların sigorta teminatı dışında olduğu belirtilmiştir. Zararın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına zararın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda zararın teminat dışı kaldığının ispat yükü sigortacıya düşmektedir.

Somut olayda, meydana gelen trafik kazasında sigortalı, 1.29 promil alkollü bulunmuştur. Kaza tespit tutanağında, tüm kusurun karşı araç sürücüsünde olduğu belirtilmiştir. Ekper raporunda da %100 kusurun karşı tarafta olduğu açıklanmıştır. Mahkemece de kusur araştırması yapılmadığına göre, olayda hiç bir kusuru olmayan sigortalının sırf alkollü olması nedeniyle rizikonun teminat dışı olarak kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373/2. maddesi uyarınca dosyanın mahkemesine (hakem heyetine karar örneğinin) Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 25/04/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C YARGITAY
17.Hukuk Dairesi
Esas: 2018/ 2859
Karar: 2019 / 12252
Karar Tarihi: 19.12.2019

Taraflar arasındaki tahkim davası hakkında Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına dair hükmün süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

– K A R A R –

Davacılar vekili; davalının trafik sigortacısı olduğu aracın geçirdiği tek taraflı trafik kazası sonucunda, davacıların desteği olan sürücü …’nun vefat ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik davacı … için 20.001,00 TL, davacı … için 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.001,00 TL tazminatın davalı … Hesabından tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 24/09/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile … için talebini 55.422,00 TL’ye, … için talebini 60.106,00 TL’ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacıların talebinin kabulüne, davacı … için belirlenen 55.422,00 TL, davacı … için belirlenen 60.106,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 02/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı … Hesabından tahsiline dair verilen karara, davalı vekili İtiraz Hakem Heyeti nezdinde itiraz etmiştir. İtiraz Hakem Heyeti tarafından, itirazın kısmen kabulüne, davacı … için belirlenen 55.422,00 TL, davacı … için belirlenen 60.106,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının 02/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı … Hesabından tahsiline karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Davalı vekilinin İtiraz Hakem Heyeti kararına yönelik istinaf kanun yoluna başvurması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti’nin 12/01/2017 tarih ve 2016/İ.3353-2017/İHK-79 sayılı kararına karşı yapılan istinaf talebinin kabulüne, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin 12/01/2017 tarih ve 2016/İ.3353 – 2017/İHK-79 sayılı kararının kaldırılmasına, davacılar tarafından destekten yoksun kalma tazminatı talebiyle açılan davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi, HMK’nın 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre, davacılar vekilini temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Ticaret Mahkemesi’ne, dairemiz karar örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda dökümü yazılı 13,00 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına 19/12/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.