Anonim Şirketlerde süresi biten yönetici. A.Ş yönetim kurulunun görev süresi biterse ne olur?

ANONİM ŞİRKETLERDE yönetim kurulunun görev süresinin bitmesi

Görev süresinin sona ermesi eski yöneticinin görevini devam ettirip ettirmediği, şirketin organsız mı kalacağı tartışmasına YARGITAY11.Hukuk Dairesi Esas: 2012/ 9040 Karar: 2013 / 10236 Karar Tarihi: 17.05.2013 kararı çözüm getirmiş

‘Mahkemece; iddia, savunma ve temsilci kayyımı raporuna göre, anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle, yeni yönetim seçilene kadar yönetim kurulunun zorunlu görevlerine devam edeceği,’ yapılan yorum yüksek mahkemece onanmıştır.

Başka bir uyuşmazlıkta ise, yönetim kurulunun süresi sona ermesine rağmen fiilen göreve devam ettiklerinin tespit edilmesi istenmiş, Yargıtay tarafından bu konunun araştırılıp karara bağlanmasına karar verilmiştir.

Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre; 6102 Sayılı T.T.K.nın 362. maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulunun görev süresinin en çok 3 yıl olarak belirlendiği, kanunda görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin yenileri seçilene kadar görevlerinin devam edip edemeyeceği hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı, kanunda belirlenen görev süresi süre bitmeden yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmasının gerektiği, süre bitmeden genel kurul yapılamazsa genel kurulun toplantıya çağrılması ve toplantı yapılana kadar şirketin yönetilmesi için kayyım tayin edileceği, yönetim kurulunun yetkisinin devam ettiği kabul edilirse kanundan ve genel kuruldan yetki almayan bir yönetim kurulunun şirketi yönetmesinin gündeme geleceği, bu durumun hukuk devletiyle bağdaşmayacağı, yönetim kurulunun görev süresinin 25.8.2013 tarihinde dolduğu gerekçesiyle, tespit talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı tespit isteyen vekili temyiz etmiştir.

Dava, yukarda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere talepte bulunan anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiğinin tespitine dair olarak açıldığına göre, mahkemece dava dilekçesinin mahkeme esas defterine kaydıyla davaya bakılmak gerekirken, Değişik İş Dosyası üzerinden davaya bakılarak karar verilmesi doğru olmamış, kararın BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.’ YARGITAY  11.Hukuk Dairesi Esas: 2013/ 17486 Karar: 2014 / 269 Karar Tarihi: 08.01.2014

Doğrudan kayyım atanması talep edilmemeli, mevcut yöneticinin öncelikle genel kurulu toplantıya çağırması gereklidir. Aksi halde hukuki yarar olmadığından davanın reddine karar verilecektir.

Kararlar sinerjimevzuat’dan alınmıştır.

T.C YARGITAY 11.Hukuk Dairesi Esas: 2012/ 13135 Karar: 2014 / 3515 Karar Tarihi: 25.02.2014

ÖZET: Dava, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi bittiği, bu nedenle şirketin organsız kaldığı iddiasına dayalı kayyım tayini istemine ilişkindir. Davacının yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle genel kurulu davet yetkisi mevcut olup, işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı gibi, yönetim kurulu üyesi olmasa dahi kanunda düzenlenen prosedür uygulanmadan doğrudan dava açılmasında da hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

T.C YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

Esas: 2012/ 13135

Karar: 2014 / 3515

Karar Tarihi: 25.02.2014

ÖZET: Dava, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi bittiği, bu nedenle şirketin organsız kaldığı iddiasına dayalı kayyım tayini istemine ilişkindir. Davacının yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle genel kurulu davet yetkisi mevcut olup, işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı gibi, yönetim kurulu üyesi olmasa dahi kanunda düzenlenen prosedür uygulanmadan doğrudan dava açılmasında da hukuki yarar bulunmamaktadır. Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.


(6762 S. K. m. 365, 366, 367) (6102 S. K. m. 410, 411)

Dava: Taraflar arasında görülen davada Silopi Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02.03.2011 tarih ve 2009/92-2011/51 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25.02.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklamayla anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. Seda Kolbakır dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi İhsan Akgül tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:

Karar: Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirketin 1999 yılında kurulduğunu ve 12.09.2000 tarihli genel kurul ile 3 yıllık süreliğine yönetim kurulu seçildiğini, geçen süre içinde yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolduğunu, bu nedenle şirketin organsız kaldığını, şirketin genel kurulunun toplanması için şirkete kayyım tayin edilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı şirketin 3 yıllık süre için seçilen yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin dolduğu halde yenilerinin seçilmediği, bu şekilde şirketin organsız kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı şirketin zorunlu organlarının oluşturulması için olağanüstü genel kurul toplantısı yapmak üzere davalı şirkete K. P., İ.H. D. ve A. K.’ın kayyım olarak atanmasına karar verilmiştir.

Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Dava, davalı şirketin yönetim kurulunun görev süresi bittiği, bu nedenle şirketin organsız kaldığı iddiasına dayalı kayyım tayini istemine ilişkindir.

Somut olayda, davalı şirketin 12.09.2000 tarihli genel kurulunda 3 yıllığına yönetim ve denetim kurulunun seçilmiş olduğu, daha sonra herhangi bir genel kurul yapılmadığı, davacının da seçilen yöneticiler arasında yer aldığı ve şirketin anılan tarihten sonra faaliyetinin bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir.

Anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevlerine devam edeceklerinin kabulü gerekir. Bu nedenle, yönetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kaldığından söz edilemez.

Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK’nın 365 ve 366 ncı maddelerinde anonim şirket genel kurulunu davete yetkili olan kişiler açıkça belirtilmiştir. Anılan Yasa’nın 365 inci maddesinde yazılı kişiler dışında, 366 ncı maddesi hükmüne göre, şirket sermayesinin en az onda biri değerinde paylara sahip olan kimselerin yazılı talepleri üzerine, yönetim kurulunun genel kurulu olağanüstü toplantıya davet etmemesi halinde azlık pay sahiplerinin, 367 nci maddesi hükmü gereğince murakıplara müracaat etmesi, onlardan da olumlu yanıt alınamaması halinde yetkili mahkemeden izin istemesi gerekmektedir. Benzer düzenleme karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın 410. vd. maddelerinde de yer almaktadır. 6102 s. Kanun’un Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında 6103 sayılı yasanın 3 üncü maddesinde 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girmesinden önceki olaylara da uygulanacağı hüküm altına alınmış olması karşısında anılan Yasa’nın 410. maddesi hükmü gereğince görev süresi dolmuş olan yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırabileceği açıktır.

Bu durumda davacının da yönetim kurulu üyesi olması nedeniyle genel kurulu davet yetkisi mevcut olup, işbu davayı açmada hukuki yararı bulunmadığı gibi, yönetim kurulu üyesi olmasa dahi 6102 sayılı TTK’nın 411 inci maddede düzenlenen prosedür uygulanmadan doğrudan dava açılmasında da hukuki yarar bulunmamaktadır.

Bu itibarla, mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 25.02.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY

11.Hukuk Dairesi

Esas: 2012/ 9040

Karar: 2013 / 10236

Karar Tarihi: 17.05.2013

YARGITAY KARARI


MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ



Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.11.2011 tarih ve 2010/266-2011/468 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin 120 hisse sahibi olduğu davalı şirkette 10.05.2006 tarihinde yapılan son genel kurul sonrasında, başka bir genel kurulun yapılmadığını, oysa TTK gereği genel kurulun 3 yılda bir yapılmasının zorunlu olduğunu, bu nedenle 10.05.2009 tarihinde yönetim kurulunun temsil yetkisinin sona erdiğini ve davalı şirketin organsız kaldığını, anonim şirketlerde zorunlu organlardan birinin yokluğu veya toplanamaması halinde mülga TTK’nın 1. maddesi yollamasıyla TMK’nın 427/4 maddesine göre ortaklığa kayyımın atanmasının zorunlu olduğunu, davalı şirketin yasal organlarının oluşturulması için genel kurulu davet yetkisini haiz organının bulunmadığını ileri sürerek, genel kurulu davet etmek üzere davalı şirkete kayyımın atanmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı şirketçe davaya cevap verilmemiştir.

Davalı şirket yanında davaya katılan fer’i müdahil olarak katılanlar vekili, müvekkillerinin kayyım talebinde bulunulan davalı şirketin ortağı ve %56 oranında hisse sahibi olduklarını, davalı şirkette genel kurulu toplantıya çağırabilecek denetçinin bulunduğunu, davalı şirket denetçisi dava dışı SMMM Servet Şahin’in bu konuda yasal işlemlere başladığını savunarak müdahale talebinde bulunmuştur.

Mahkemece; iddia, savunma ve temsilci kayyımı raporuna göre, anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair bir hüküm bulunmaması nedeniyle, yeni yönetim seçilene kadar yönetim kurulunun zorunlu görevlerine devam edeceği, bu nedenle yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin görev süresinin bitmesiyle şirketin kendiliğinden organsız kalmayacağı ve genel kurulu toplantıya davet edebileceği, davalı şirketin en son yapılan genel kurul toplantısında seçilen denetçinin davalı şirketin genel kurulunu yapmak üzere genel kurulu davet yetkisini kullandığı ve bu davet üzerine davalı şirketin 29.06.2010 tarihinde olağanüstü genel kurul toplantısının yapıldığı ve bu nedenle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 17.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi


T.C YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
Esas: 2013/ 17486
Karar: 2014 / 269
Karar Tarihi: 08.01.2014

ÖZET: Dava talepte bulunan anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiğinin tespitine dair olarak açıldığına göre, mahkemece dava dilekçesinin mahkeme esas defterine kaydıyla davaya bakılmak gerekir.


(6102 S. K. m. 362)

Dava: Hasımsız olarak görülen davada Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.9.2013 tarih ve 2013/127 – 2013/127 Sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi tespit isteyen vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:

Karar: Tespit isteyen vekili, müvekkili şirketin 25.8.2010 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında 3 yıllığına yönetim kurulu üyelerinin seçildiğini, 25.8.2013 tarihinde yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin sona erdiğini, ancak yeni genel kurulun yapılmadığını, Yargıtay içtihatlarına göre yeni yönetim kurulu üyeleri seçilinceye kadar önceki üyelerin görevine devam edeceğini, müvekkilinin gerek bankalararası gerek gümrükteki mallarını çekebilmek için işlem yapmak istediğini, ancak imza sirkülerinin süresi dolduğundan gerek bankalarca gerek idarece işlemlerin yapılamadığını ileri sürerek, müvekkilinin hukuki menfaatlerini korumak amacıyla son genel kurulda seçilen yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin genel kurulda yeni yönetim kurulu seçilinceye kadar devam ettiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre; 6102 Sayılı T.T.K.nın 362. maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulunun görev süresinin en çok 3 yıl olarak belirlendiği, kanunda görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin yenileri seçilene kadar görevlerinin devam edip edemeyeceği hususunda bir düzenlemenin bulunmadığı, kanunda belirlenen görev süresi süre bitmeden yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırmasının gerektiği, süre bitmeden genel kurul yapılamazsa genel kurulun toplantıya çağrılması ve toplantı yapılana kadar şirketin yönetilmesi için kayyım tayin edileceği, yönetim kurulunun yetkisinin devam ettiği kabul edilirse kanundan ve genel kuruldan yetki almayan bir yönetim kurulunun şirketi yönetmesinin gündeme geleceği, bu durumun hukuk devletiyle bağdaşmayacağı, yönetim kurulunun görev süresinin 25.8.2013 tarihinde dolduğu gerekçesiyle, tespit talebinin reddine karar verilmiştir.

Kararı tespit isteyen vekili temyiz etmiştir.

1- Dava, yukarda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere talepte bulunan anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin görevlerinin devam ettiğinin tespitine dair olarak açıldığına göre, mahkemece dava dilekçesinin mahkeme esas defterine kaydıyla davaya bakılmak gerekirken, Değişik İş Dosyası üzerinden davaya bakılarak karar verilmesi doğru olmamış, kararın BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, tespit isteyen vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle tespit isteyen vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 08.01.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)

Çift imza ile yetkiliyle sürekli tek imza ile bono düzenlenmesi ve ticaret yapılması.

Bazı şirket yöneticileri kötü niyetli olarak ticari sicilde çift imza ile yetkili olmalarına rağmen bazı borçlandırıcı işlemleri tek imza atarak yerine getirmektedir. Böylece şekle uyulmadığından bahisle icra takibinin iptaline karar verilmesi amaçlanmaktadır. Yargıtay aşağıdanki kararında, tek imza sıklıkla uygulanıyorsa ortaklar tek imza ile temsilde anlaşmış sayılacaklarından, tek imza ile düzenlenen bonodan dolayı şirketi sorumlu tutmuştur.

11. Hukuk Dairesi 2016/729 E. , 2016/8239 K.
“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 07/07/2015 tarih ve 2014/102-2015/412 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/10/2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin keşidecisi olduğu, 11.02.2006 tarihli 100.000 TL bedelli bononun müvekkiline verildiğini, yapılan takibe bonoda tek imza bulunduğu, şirketin çift imzayla bono düzenlemeye yetkili olduğu belirtilerek itiraz edildiğini, işbu itiraz sonrası takibin iptaline karar verildiğini, davalı şirketin çok sayıda çek ve bonoyu tek imza ile tanzim ederek bu durumu ticari teamül haline getirdiğini ileri sürerek, 100.000 TL’nin tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirket adına bononun çift imza ile tanzim edilebileceğini, dava konusu bononun ise … tarafından tek imza ile düzenlendiğini, davacının şirketi temsile yetkili kişileri arıştırması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, davalı şirketin iki kişi ile temsile yetkili bulunduğu, dava konusu bononun ise tek yetkili …’ün imzası ile tanzim edildiği, bononun tanzim edildiği tarih aralığı itibariyle şirketin tek imza ile senet ve çek tanzim etmediği, bunlara ilişkin ödeme yapılmadığı, şirketin tek imza ile kambiyo senedi düzenlemesi şeklinde genel bir uygulaması olmadığı, bono borcundan davalı şirketin sorumlu bulunmadığı, Ceza Mahkemesinden verilen beraat kararındaki değerlendirmelerin sonuca etkili olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, bonodan kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Dairemiz bozma ilamından sonra yapılan tahkikat neticesinde dosyaya aktarılan bilgi ve belgeler uyarınca, davalı şirketin iki yetkilinin imzası ile kambiyo senedi tanzim etme yetkisi bulunduğu halde, davalı şirket temsilcisinin tek imza ile borçlandırıcı işlemlerde bulunduğu, davalı şirketin ve diğer temsil yetkisine ait ortağın bu duruma rıza gösterip icazet verdiği ve bunun mutad bir uygulamaya dönüştüğü anlaşılmış ve ceza mahkemesince de bu konuda maddi olay tespiti yapılmış olup mahkemece davanın kabulü gerekirken, yapılan tahkikat sonuçlarına aykırı olacak biçimde davalı şirket kayıtları üzerindeki sınırlı incelemeye dayanarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Limited şirketlerde hisse devri aşamaları özeti

limited şirket pay devri hisse devri nasıl yapılır noter yeterli midir

Limited Şirketlerde Pay Devri Aşamaları

Limited şirketlerde ortaklardan biri veya birkaçı sahip olduğu payı devrederek, ortaklıktan çıkabilir. Ortaklıktan çıkmak isteyen paydaş ile diğer ortaklar borçlarda, devir bedelinde, ödeme şeklinde anlaşmış iseler hisse devri ile ortaklıktan çıkmak en hızlı yollardan biridir.

Limited Şirket Hisse devirlerinde aşamalar nelerdir?

LTD şirketlerde hisse devri konusu Türk Ticaret Kanunu 595.maddesinde düzenlenmiştir.

            1.Aşama

                        Devredecek ve devralacak kişilerin bir araya gelerek devir bedeli, devir bedeli karşılığı şirket sermayesi hisse oranı, bağlı bulunduğu vergi daire ve numarası, ödemenin nakit mi vadeli mi olacağı hususlarında anlaşarak yazılı sözleşme hazırlaması gerekir.

                        Önalım, alım, geri alım,  cezai şart, ek ödeme, yan edim gibi ek koşulların da mutlaka yazılması gereklidir.

                        Ayrıca devreden ortak(şirketten çıkan) ile diğer mevcut ortaklar arasında, yazılı bir sözleşme yapılarak, ‘devir tarihi itibariyle devreden ortak hissesine düşen SGK, vergi ve sair kamu borçlarına diğer ortaklara haricen ödenmiştir.’ şeklinde ibraname düzenlenmesinde fayda bulunmaktadır. Böylece, devreden ortak ileride kamu alacağı ödemek zorunda kalırsa diğer ortaklara bunun tamamını(hissesi oranında değil) rücu etme şansı yakalayacaktır.

            2.Aşama

                        Yazılı hisse devir sözleşmesi noter tarafından onaylanır.

Limited şirket pay devri aşama ltd pay devir

            3.Aşama

                        Şirketin bu devri kabul etmesi olarak özetlenebilecek aşamadır. Limited şirketler sermayeden çok kişilerin şahsiyetlerinin ağır bastığı ortaklıklardır. Çoğu LTD şirket aile şirketi şeklinde görülmektedir. Ortaklardan birinin elindeki payı şirketle alakasız bir kişiye satıp, şirketi tehlikeye atmasının önü kanun tarafından kesilmiştir.

Bu amaçla, hisse devri genel kurulun onayına tabi tutulmuştur. Özel bir çoğunluk öngörülmediğinden TTK 620 olağan kararlar kapsamında toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu yeterli görülmektedir.

            4.Aşama

                        Şirket müdürü pay devrinin tescili için ticaret siciline başvurmalıdır. 30 gün geçmesine rağmen müdür başvuruyu yapmazsa, ayrılan ortak sicile başvurabilir. (TTK 598)

Limited şirketlerde rüçhan ve önalım hakkı

ltd rüçhan önalım limited şirket

Limited şirket pay devirlerinde rüçhan ve önalım hakkı karşılaştırma ve farkları.

Rüçhan hakkı sermaye artırım kararı neticesinde oluşacak yeni paylara ortakların kendi sermayeleri oranında parasını ödeyip sahip olma imkanıdır. Kural olarak limited şirketlerde ortakların rüçhan hakkı mevcuttur ve sınırlandırılmadıkça devam eder. Rüçhan hakkında ilişkin düzenleme TTK591 ve TTK 621’de karşımıza çıkar.

Rüçhan hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması genel kurulda ağır nisaplara bağlanarak zorlaştırılmıştır. Sınırlama için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması

Rüçhan hakkı, artan sermaye ile doğan yeni payların yabancı kişilerce satın almasını engeller. Rüçhan hakkının sınırlandırılması veya kaldırılması şirkete yeni ortaklar girmesine neden olacağından şirketin işleyişi açısından önemli bir karar olarak kabul edilir.

Önalım hakkı ile rüçhan hakkının farkı nedir?

Rüçhan hakkı, sermaye artırımına gündeme gelirken, önalım hakkı pay devri konusunda gündeme gelecektir.

Sermaye payının devri halinde önalım hakkına TTK 577/1-b maddesinde değinilmiştir.

Ortaklardan birinin sermaye payını dışarıdan bir kişiye devretmesi halinde ortakların önalım hakkı ancak ana sözleşmede öngörülmesi ile mümkündür. Bu yüzden şirket kurulurken esas sözleşmede önalım hakkının düzenlenmesinde fayda vardır.

Önalım hakkı ana sözleşme ile düzenlenmemiş olsa bile, pay devri için genel kurulun onayı gerektiğinden, genel kurul pay devrine onay vermeyerek şirket hissesinin üçüncü kişiye devrine engel olabilir.

Kanunda önalım hakkının nasıl kullanılacağına dair bir açıklık yoktur. TTK616/2-b gereği önalım hakkı genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. TTK 595 maddesi gereğince de şirket hisse devirleri genel kurula bildirilmelidir. Üç ay içinde genel kurul devri reddetmediği takdirde onayı vermiş sayılacağından kanaatimizce esas sözleşmede hüküm yoksa ortakların önalım hakkını kullanımı üç ay ile sınırlanmalıdır.

İlgili mevzuat

önalım hakkı limited şirket

2. Rüçhan hakkı

MADDE 591– (1) Şirket sözleşmesinde veya artırma kararında aksi öngörülmemişse, her ortak, esas sermaye payı oranında, esas sermayenin artırılmasına katılmak hakkını haizdir.

(2) Genel kurulun sermaye artırımına ilişkin kararıyla, ortakların yeni payları almaya ilişkin rüçhan hakkı, ancak haklı sebeplerin varlığında ve 621 inci maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde  öngörülen  nisapla sınırlandırılabilir  veya  kaldırılabilir.  Özellikle, işletmelerin, işletme kısımlarının, iştiraklerin devralınmaları ve işçilerin şirkete katılmaları haklı sebep olarak kabul edilebilir. Rüçhan hakkının sınırlandırılması veya kaldırılması suretiyle hiç kimse haklı görülemeyecek şekilde yararlandırılamaz veya kayba uğratılamaz.

(3) Rüçhan hakkının kullanılabilmesi için en az onbeş gün süre verilir.

TTK Madde 621

2. Önemli kararlar

MADDE 621–(1) Aşağıdaki genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir:

a) Şirket işletme konusunun değiştirilmesi.

b) Oyda imtiyazlı esas sermaye paylarının öngörülmesi.

c) Esas sermaye paylarının devrinin sınırlandırılması, yasaklanması ya da kolaylaştırılması.

d) Esas sermayenin artırılması.

e) Rüçhan hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması.

f) Şirket merkezinin değiştirilmesi.

g) Müdürlerin ve ortakların, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmalarına genel kurul tarafından onay verilmesi.

h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması.

ı) Şirketin feshi.

(2)Kanunda belli kararların alınabilmesi için ağırlaştırılmış nisap aranıyorsa, bu nisabı daha da ağırlaştıracak şirket sözleşmesi hükümleri, ancak şirket sözleşmesinde öngörülecek çoğunlukla kabul edilebilir.

(3) (Ek: 12/7/2013-6495/52 md.) Bir ortağın şirketten çıkarılma sebeplerinin sonradan şirket sözleşmesine konulabilmesine dair sözleşme değişikliği, şirket sermayesini temsil eden tüm ortakların genel kurul toplantısında oy birliği ile karar almasıyla mümkündür.[1]

Limited Şirket sermaye koyma borcu.

limited şirket sermaye koyma borcu yerine getirilmemesi sermaye dava şirket avukatı

Limited Şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi halinde yapılacaklar.

Sermaye koyma borcu yerine getirilmezse ne olur ?

6102 sayılı TTK 128 maddesi para, taşınır, taşınmaz, kişisel emek hatta ticari itibarın dahi ticari şirkete sermaye olarak konulabileceğini belirtmektedir.

Limited şirketlerde sermaye koyma borcu ise TTK 581’de düzenlenmiş hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların sermaye olamayacağı belirtilmiştir.

Şirket sözleşmesi ile şirkete konulması taahhüt edilen sermaye ödenmezse, taahhüt eden ortak şirkete karşı borçlu, şirket ise alacaklı olacaktır. Bu halde şirketin paydaşa karşı yaptırım gücü bulunmaktadır.

Şirket, mütemerrit ortağa karşı, ödenmeyen pay değeri için icra takibi yapabilir, alacak davası açabilir.

Vadesinde ödenmeyen sermaye nedeniyle şirket zarar uğramış, sözleşme yapamamış, fırsatları kaçırmış, faaliyette duraklama yaşamış ise bu zararlara ilişkin önceden ihtar yollamak şartıyla tazminat davası açılabilir.

Tazminat davası yanında şirketin tescil tarihinden itibaren hesaplanarak taahhüdünü yerine getirmeyen ortaktan temerrüt faizi talep edilebilr.

Şirket sözleşmesinde cezai şart kararlaştırılmış ise mütemerrit ortaktan cezai şart talep edilebilir.

Şirket sözleşmesinde, ortaklıktan çıkarılma sebebi olarak taahhüt edilen sermayenin ödenmemesi yazılmamış dahi olsa, sermaye ödeme ortağın borcu olduğundan yükümlülüğünü yerine getirmeyen ortağa karşı haklı nedeni ile ortaklıktan çıkarma konulu genel kurul kararı alınıp, çıkarma davası açılabilir.

Sermaye koyma borcunu ödemeyen ortak taahhüt ettiği sermaye oranında üçüncü kişilere karşı şahsen sorumludur. Limited şirket alacaklıları, İİK 89/1 müzekkeresi ile borcunu yerine getirmeyen ortağa karşı icra takibine girişebilir.

Sermaye koyma borcu, ortaklık ilişkisi devam ettiği sürece muacceldir ve zamanaşımına uğramaz.

İLGİLİ MEVZUAT:

MADDE 127–(1) Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak;

a) Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar,

b) Fikrî mülkiyet hakları,

c) Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz,

d) Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları,

e) Kişisel emek,

f) Ticari itibar,

g) Ticari işletmeler,

h) Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler,

i) Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar,

j) Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer,

konabilir.

(2) Kanunun 307 nci maddesinin ikinci, 342 nci maddesinin birinci ve 581 inci maddesinin birinci fıkra hükümleri saklıdır.

MADDE 128–(1) Her ortak, usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçludur.

(2)Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya şerh verildiği, fikrî mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa özel sicillerine, bu hüküm uyarınca kaydedildikleri ve taşınırlar güvenilir bir kişiye tevdi edildikleri takdirde ayni sermaye kabul olunur. Özel sicile yapılan kayıt iyiniyeti kaldırır.

(3)Sermaye olarak taşınmaz mülkiyeti veya taşınmaz üzerinde var olan veya kurulacak olan ayni bir hakkın konulması borcunu içeren şirket sözleşmesi hükümleri, resmî şekil aranmaksızın geçerlidir.

(4)Paradan başka ekonomik bir değer veya bir taşınırın sermaye olarak konulmasının borçlanılması hâlinde şirket, tüzel kişilik kazandığı andan itibaren bunlar üzerinde malik sıfatıyla doğrudan tasarruf edebilir.

(5)Taşınmaz mülkiyetinin veya diğer ayni bir hakkın sermaye olarak konulması hâlinde, şirketin bunlar üzerinde tasarruf edebilmesi için tapu siciline tescil gereklidir.

(6)Mülkiyet ve diğer ayni hakların tapu siciline tescili istemi ile diğer sicillere yapılacak tescillerle ilgili bildirimler, ticaret sicili müdürü tarafından, ilgili sicile resen ve hemen yapılır. Şirketin tek taraflı istemde bulunabilme hakkı saklıdır.

(7)Şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmesini isteyebileceği ve dava edebileceği gibi, yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Tazminat istemi için ihtar şarttır. Şahıs şirketlerinde bu davayı ortaklar da açabilir.

(8)Ortaklarca, sermaye olarak konulması taahhüt edilen hakların korunması için, kurucular tarafından ortaklar aleyhine ihtiyati tedbir istenebilir. Tedbir üzerine açılacak  davalar için, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda öngörülen süre ancak şirketin tescil ve ilanı tarihinden itibaren işlemeye başlar.

2. Temerrüt  faizi

MADDE 129–(1) Zamanında ifa edilmeyen sermaye para ise, 128 inci madde gereğince tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, aksine şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede hüküm yoksa, şirketin tescili anından itibaren temerrüt faizi de ödenir.

3. Sorumlu olma

MADDE 130–(1) Sermaye olarak şirkete alacaklarını devretmiş olan bir ortak, alacaklar şirketçe tahsil edilmiş olmadıkça sermaye koyma borcundan kurtulmaz.

(2)Alacak, vadesi gelmemiş ise aksi kararlaştırılmış olmadıkça, vade gününden, muaccel ise şirket sözleşmesi veya esas sözleşme tarihinden itibaren bir ay içinde şirketçe tahsil edilmelidir.

(3)Her ne sebeple olursa olsun, bu süre içinde tahsil edilemediği takdirde, gecikmeden dolayı şirketin tazminat hakkına halel gelmemek şartıyla, ortak, sürenin bitiminden itibaren geçecek günlerin temerrüt faizini de öder.

(4)Alacak kısmen tahsil edilmişse, yukarıdaki hükümler tahsil edilmemiş olan kısım hakkında geçerlidir.

4. Karineler

MADDE 131–(1) Sermaye olarak konulan ayınlara, bilirkişi tarafından biçilecek değerler, ilgililerce kabul edilmiş sayılır.

(2)Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, sermaye olarak konan ayınların mülkiyeti şirkete ait ve haklar şirkete devredilmiş olur.

(3)Hizmet karşılığı olarak verilecek ücretin kısmen veya tamamen kâra iştirak suretiyle ifası kararlaştırıldığı takdirde bu kayıt çalışanlara ortak sıfatını vermez.

MADDE 132–(1)Kanunlarda aksine hüküm yoksa, şirket sözleşmesiyle ortakların, koydukları sermayeler için faiz ve şirketteki hizmetleri sebebiyle kendilerine ücret verilmesi kabul olunabilir.

1. Nakdî sermaye

MADDE 344–(1) Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir.

(2) Sermaye Piyasası Kanununun pay bedellerinin ödenmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.

II – Paysahiplerinin şirkete borçlanma yasağı

Madde 358 – (1) Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. [*]

A) Suçlar ve cezalar (Değişik: 26/6/2012-6335/30 md.) [1] 

MADDE 562–(1) Bu Kanunun;

a) 64 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci veya üçüncü cümlesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyenler,

b) 64 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belgelerin kopyasını sağlamayanlar,

c) 64 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca gerekli onayları yaptırmayanlar,

d) 65 inci maddesine uygun olarak defterlerini tutmayanlar,

e) 66 ncı maddesindeki usule aykırı olarak envanter çıkaranlar,

f) 86 ncı maddesine göre belgeleri ibraz etmeyenler,

dörtbin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

(2) 88 inci maddeye aykırı hareket edenler dörtbin Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.

(3) 199 uncu maddenin birinci ve dördüncü fıkralarına aykırı hareket edenler ikiyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(4) Bu Kanun hükümlerine göre tutulmakla veya muhafaza edilmekle yükümlü olunan defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgileri, denetime tabi tutulan gerçek veya tüzel kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın, 210 uncu maddenin birinci fıkrasına göre denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(5) Bu Kanunun;

a) (Mülga: 15/7/2016-6728/73 md.) 349 uncu maddesine aykırı beyanda bulunan kurucular,

b) 358 inci maddesine aykırı olarak pay sahiplerine borç verenler,

c) 395 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci veya ikinci cümlesi hükümlerini ihlal edenler,

üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(6) Ticari defterlerin mevcut olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi yahut bu Kanuna uygun saklanmaması hâllerinde, sorumlular üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(7) 527 nci maddeye aykırı hareket edenler, Türk Ceza Kanununun 239 uncu maddesi hükümlerine göre cezalandırılır.

(8) 549 uncu maddede belirtilen belgeleri sahte olarak düzenleyenler ile ticari defterlere kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(9) 550 nci maddeye aykırı hareket edenler üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.

(10) 551 inci maddeye aykırı hareket edenler doksan günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır.

(11) 552 nci maddeye aykırı hareket edenler altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

(12) 1524 üncü maddede öngörülen internet sitesini oluşturmayan şirketlerin yönetim organı üyeleri, yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla ve aynı madde uyarınca internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir şekilde koymayan bu fıkrada sayılan failler yüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

(13) Bu Kanun kapsamındaki idari para cezaları, aksine hüküm bulunmayan hâllerde, mahallin en büyük mülki amiri tarafından verilir.

(14) Bu Kanunda tanımlanan kabahatlerden birinin idari yaptırım kararı verilinceye kadar birden çok işlenmesi hâlinde, ilgili gerçek veya tüzel kişiye bir idari para cezası verilir ve ilgili hükme göre verilecek ceza iki kat artırılır. Ancak, bu kabahatin işlenmesi suretiyle bir menfaat temin edilmesi veya zarara sebebiyet verilmesi hâlinde verilecek idari para cezasının miktarı bu menfaat veya zararın üç katından az olamaz.

II – Ayni sermaye

MADDE 581– (1) Üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan; nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar ve adlar da dâhil, malvarlığı unsurları ayni sermaye olarak konulabilir. Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş  alacaklar sermaye olamaz.

(2) 127 nci madde hükmü saklıdır.

EMSAL KARARLAR:

T.C YARGITAY
11.Hukuk Dairesi
Esas: 2015/ 5159
Karar: 2016 / 2674
Karar Tarihi: 10.03.2016

ÖZET: Davacı şirketin sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen davalı ile ilgili olarak ıskat yolunu tercih etmeyerek davalıdan taahhüt ettiği sermayeyi ödemesini istediği, gönderilen ihtarname içeriklerinden davacının, davalının şirket payından mahrum bırakıldığı şeklinde bir iradesinin varlığından söz edilemeyeceği, davalının halen davacı şirketin ortağı olduğu, davalının katıldığı ve oy birliği ile alınan sermaye artırım kararı ve buna dayalı sermaye koyma taahhüdüne ve ödeme konusunda kendisine gönderilen ihtarnamelere rağmen taahhüt ettiği miktarı ödemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 105.000,00 TL’nin 21/06/2009 tarihinden itibaren, 315.000,00 TL’nin 20/03/2012 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verildiğinden hükmün onanması gerekmiştir.


(6100 S. K. m. 266)

Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada ….Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30.01.2015 tarih ve 2013/456-2015/37 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.03.2016 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, …. 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 27.12.2012 tarih 2011/608 Esas 2012/334 Karar sayılı ilamı ile müvekkilinin iflasına karar verildiğini ve tasfiye işlemlerinin …. İflas Müdürlüğü’nün 2012/42 dosyası üzerinden yürütüldüğünü, davalının müvekkili şirketin ortağı olup sermaye artırımından kaynaklanan borcunu ödemediğini, davalının hazır bulunduğu 17/03/2009 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında sermaye artırımı yapıldığını, bu toplantıda şirketin sermayesinin 3.000.000,00 TL daha artırılmasına karar verildiğini, davalının taahhüdünün 420.000,00 TL olduğunu, toplantıda “sermaye artırımının tamamının nakit olacağı, artırılan miktarın 1/4’ü olan 105.000,00 TL’nin tescilden itibaren üç ay içinde ve kalan miktarın yönetim kurulunun alacağı karar dairesinde en geç üç yıl içinde ödeneceğinin” kabul edildiğini, genel kurul toplantısının 20/03/2009 tarihinde sicile tescil edildiğini, 105.000,00 TL’nin 21/06/2009 tarihine kadar ödenmesi gerekirken ödenmediğini, müvekkilinin 420.000,00 TL’nin ödenmesi hususunda yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını, yönetim kurulunun 12/01/2012 tarihli kararı ile davalıdan borcunun ödemesinin istenmesine karar verildiğini, 420.000,00 TL sermaye borcunun 105.000,00 TL’sinin 21/06/2009 tarihinden itibaren, 315.000,00 TL’sinin 17/03/2012 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı şirketin gönderdiği 11.01.2011 ve 31.05.2011 tarihli ihtarlar incelendiğinde davacı şirketin tercihini ıskattan yana kullandığının görüleceğini, müvekkilinin de ıskat yaptırımına razı olarak sermaye artırımına katılım hakkının diğer hissedarlara rüçhan hakkı kullanımı yolu ile veya üçüncü kişilere kullandırılmasını kabul ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı şirketin sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen davalı ile ilgili olarak ıskat yolunu tercih etmeyerek davalıdan taahhüt ettiği sermayeyi ödemesini istediği, gönderilen ihtarname içeriklerinden davacının, davalının şirket payından mahrum bırakıldığı şeklinde bir iradesinin varlığından söz edilemeyeceği, davalının halen davacı şirketin ortağı olduğu, davalının katıldığı ve oy birliği ile alınan sermaye artırım kararı ve buna dayalı sermaye koyma taahhüdüne ve ödeme konusunda kendisine gönderilen ihtarnamelere rağmen taahhüt ettiği miktarı ödemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile 105.000,00 TL’nin 21/06/2009 tarihinden itibaren, 315.000,00 TL’nin 20/03/2012 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.

Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 21.517,20 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10.03.2016 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)

11. Hukuk Dairesi         2019/206 E.  ,  2019/7046 K.

  •  


“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA

Taraflar arasında görülen davada Denizli Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11/10/2017 tarih ve 2016/1081 E.- 2017/918 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 24/09/2018 tarih ve 2018/89 E.- 2018/1406 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketin hissedarı olduğunu, davalı şirketin 03.08.2015 tarihli genel kurul toplantısında sermayesinin 1.000.000,00 TL’den 2.000.000,00 TL’ye arttırılmasına karar verilerek kararın Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, davalı şirketin tarafından 01.06.2016 tarihinde genel kurul yapılması çağrısında bulunduğunu, müvekkilinin, temsilcisi vasıtasıyla genel kurul toplantısına katıldığını, 01.06.2016 tarihli genel kurulda gündemde olmayan sermaye artışına ilişkin olarak kalan bedelin 2016 yılının 30 Haziran, 30 Ağustos ve 30 Ekim tarihlerinde ödenmesine karar verildiğini, anılan kararın müvekkiline karşı kötü niyetle ve art niyetle alındığını, müvekkilinin diğer ortaklara yasanın kendisine tanıdığı haktan yararlanmak istediğini açıkça ifade etmesine rağmen onun yokluğunda ödemenin dar bir zaman dilimine sıkıştırılmak suretiyle ödeme yapılmasına ilişkin karar alınmasının müvekkilini zor durumda bırakmak gayesini taşıdığını, TTK’nın 344. maddesi 24 ay zaman dilimi tanımış iken ödemeyi 5 aya sığdırmanın müvekkili için ödeme sıkıntısı yaratarak ortaklıktan çıkarmak için sebep oluşturma amacına yönelik olduğunu, davacının kendisine tanınan haktan vazgeçtiğine yönelik icazetin ya da feragatinin bulunmadığını, karara açıkça muhalefet ettiğini ancak şerh yazısının tutanağa işlenmediğini ileri sürerek davalı şirketin 01.06.2016 tarihli genel kurul kararının sermaye artışına ilişkin olarak ödeme takviminin düzenlendiği 3 numaralı maddesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının muhalefet şerhini tutanağa yazdırmadığını, davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, şirketin mali müşaviri tarafından hazırlanan 2015 yılı sonu 31.03.2016 tarihli ara bilanço ile şirketin borca batık olduğu tespit edilip davacının temsilcisi mali müşavir …’a bildirildiğini, davacının keyfi olarak sermaye borcunu ödemek istemediğini, davaya konu genel kurula katılan davacı temsilcisinin karara muhalif olduğunu, ancak muhalefet şerhini yazmadığını, yalnız olumsuz oy kullanmakla yetineceğini bildirdiğini, 6102 sayılı TTK’nın 376. maddesi kapsamında şirketin borca batıklığı nedeniyle gerek iktifa kararının alınması, gerekse sermaye artış kararı nedeniyle mali durumun iyileştirmesi zorunluluğunun genel kurula önerildiğini, bu önerinin %80,62 oy çokluğu ile kabul edildiğini, dava konusu genel kurul kararının aynı zamanda sermayenin tamamlanmasına yönelik zorunluluğun gereği olduğunu, aksi halde şirketin yasa gereği sona ereceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalı tarafın 11.10.2017 tarihli duruşmada davacının taahhüt ettiği sermaye borcunun kalanını ödediğini bildirerek 07.08.2017 tarihli ödeme dekontunu ibraz ettiği, dava konusu genel kurul kararının iptal edilmesinde hukuki yararının kalmadığı, sermaye artırımına ilişkin kararların ve taahhüt edilen sermayenin ödeme sürelerinin şirketin kuruluşundaki hükümlere tabi olduğu, TTK 585 yollaması ile TTK 344. maddesi gereğince esas sermayenin artırılmasına ilişkin taahhütlerin yasaya uygun olarak en az %25’inin sermaye artırımının tescilinden önce, gerisinin de tescili izleyen 24 ay içinde ödenmesi gerektiği, yasaya aykırı olarak alınan kararların geçersiz olduğu, dava konusu sermaye artırımına ilişkin kararın 11.08.2015 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği, genel kurul kararına göre son taksidin 30.10.2016 tarihinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı, genel kurul kararlarının yasaya aykırı olamayacağı gerekçesiyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığında, haklılık durumuna göre davacı yararına yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalı vekilinin istinaf başvurusunun, dava konusu kararın ortaklardan davacının vekilinin muhalefeti ile %80,62 oranında oy çokluğu ile kabulüne karar verildiği, toplantı tutanağında davacı temsilcisinin muhalefet şerhinin yazılı olmadığı, davacının muhalefet şerhi içeren yazının toplantı tutanağına işlenmediğine dair iddiasını ispata yarar delilin bulunmadığı, davalı tanığının anlatımı dikkate alınarak böyle bir engellemenin bulunmadığı, bu nedenle dava konusu genel kurul kararının iptalinin istenemeyeceği, dava şartının bulunmadığından dava açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davacının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olduğu gerekçesiyle kabulüne, ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve temyiz edenin sıfatına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 11/11/2019 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Taahhüt ettiği sermaye payını ödemeyen şirket ortağına karşı yapılacaklar .

limited şirket çanakkale istanbul esas sermaye payı ödenmemesi

Borçlu şirket ortağının taahhüt ettiği sermaye payını ödememesi üzerine yapılacaklar.

6102 Sayılı TTK’nun 124. maddesinde; limited şirketlerin sermaye şirketi olduğu, aynı Kanunun 125. maddesinde; ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olup, Türk Medenî Kanunu’nun 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilecekleri ve borçları üstlenebilecekleri, aynı Kanunun 128. maddesinde ise; her ortağın usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı, şirkete karşı borçlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Şirket ortakları, şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettikleri sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduklarından ve borçlu şirketin, şirket ortağındaki sermaye alacağının haczine engel yasal bir düzenleme de bulunmadığından sermaye alacağının haczi mümkündür. Kaldı ki, borçlu şirketin, üçüncü kişi şirket ortağı nezdinde, sermaye borcu dışında tamamen özel hukuktan kaynaklanan ve paraya çerilmesi mümkün, İİK’nun 89. maddesi kapsamında haczedilebilecek nitelikte başkaca hak ve alacaklarının bulunabileceği de kuşkusuzdur.

HGK’nun 11.05.2016 tarih ve 2014/12-1078 Esas numaralı içtihadı doğrultusunda borçlu şirkete 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesinin önü açılmıştır. Bu kapsamda Yargıtay ilgili daireleri de bu yönde kararlar vermektedir.

Yukarıdaki açıklamalar kapsamında, öncelikle şirket ortaklarına 89/1 gönderilmeli ve varsa itirazları beklenmeli, itiraz etmezlerse İİK89 maddesi işletilmelidir.

Borçlu, İİK 89/1  haciz ihbarnamesine karşı itirazda bulunursa ne yapılacaktır?

İİK 89/4 maddesi, alacaklıya icra ceza mahkemesine başvurarak üçüncü şahsın İİK338 maddesine göre cezalandırılması ve tazminat isteme hakkını vermektedir. İcra Ceza mahkemesi davayı genel hükümlere göre görecektir. Bu kapsamda gerekiyorsa ticari defterler celp edilecek, bilirkişi incelemesi yapılacak şirket ile ortaklar arasındaki cari hesap ilişkileri de incelenecektir.  

İİK 338. maddesi gereğince gerçeğe aykırı beyanda bulunmanın yaptırımı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasıdır.

Bu davada ispat külfeti alacaklı üzerindedir. İİK89/1’e itiraz edildiğinde, itiraz edilen bu meblağ faizi ile birlikte tazminat olarak istenebilir. İlgili madde cezai müeyyide içerdiğinden İcra Ceza Mahkemesi görevli olup, mahkemece hükmedilecek tazminat miktarı İİK89/1 ile gönderilen haciz ihbarnamesinde yazan tutara göre belirlenir ve ilgili tutarı aşamaz. (Yavuz Süphandağ, İcra İflas Hukukunda Uygulamalar 11.Baskı s.590 ilgili Yargıtay kararı)

İlgili Mevzuat ve Yargı kararları;

İİK 338

HAKİKATA MUHALİF BEYANDA BULUNANLARIN CEZASI:

(Değişik madde: 06/06/1985 – 3222/40 md.;Değişik madde: 31/05/2005-5358 S.K./9.mad)

       Bu Kanuna göre istenen beyanı, hakikate aykırı surette yapan kimse, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

       Hakkında aciz vesikası alınmış borçlu, asgari ücretin üstünde bir geçim sürdürdüğü, aciz vesikası hamili alacaklının alacağının aciz vesikasına bağlanmasından en geç beş sene içinde müracaatı üzerine sabit olursa, asgari ücretin üstünde kalan gelirlerinden icra tetkik merciinin dörtte birden az olmamak üzere tespit edeceği kısmını merci kararının kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde ve aciz vesikasındaki borcun ödenmesine kadar her ay icra dairesine yatırmaya mecburdur. Bu mükellefiyeti yerine getirmeyen borçlu hakkında bir yıla kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra borçlu borcun tamamını veya o tarihe kadar icra veznesine yatırmak zorunda olduğu meblağı öderse tahliye edilir; ödemelerini tekrar keserse, hakkında tazyik hapsine yeniden karar verilir. Ancak, bir borçtan dolayı tazyik hapsinin süresi bir yılı geçemez.

       Borçlunun nafaka borçluları dahil üçüncü şahıstan yardım görmesi, asgari ücretin üstünde eline geçen para ve menfaatlerin icra mahkemesi kararı ile belirlenecek kısmını, icra veznesine yatırmak mükellefiyetini ortadan kaldırmaz.

       İkinci fıkradaki hükmün tatbikini birden fazla aciz vesikası hamili alacaklı talep etmiş ise, bunlar talep tarihi sırasıyla öncelik hakkını haizdir.

İİK89

– ALACAKLAR VE ÜÇÜNCÜ ŞAHIS ELİNDE HACZEDİLEN MALLAR HAKKINDA:

(Değişik madde: 18/02/1965 – 538/49 md.)

Hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü şahıs elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru; borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödiyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi).Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2,3 ve 4 üncü fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.

Üçüncü şahıs; borcu olmadığı veya malın yedinde bulunmadığı veya haciz ihbarnamesinin tebliğinden önce borç ödenmiş veya mal istihlak edilmiş veya kusuru olmaksızın telef olmuş veya malın borçluya ait olmadığı veya malın kendisine rehnedilmiş olduğu veya alacak borçluya veya emrettiği yere verilmiş olduğu gibi bir iddiada ise, keyfiyeti, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak bildirmeye mecburdur.

(Değişik fıkra: 17/07/2003 – 4949 S.K./22. md.) Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz etmezse, mal yedinde veya borç zimmetinde sayılır ve kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresinde itiraz etmediği, bu nedenle de malın yedinde veya borcun zimmetinde sayıldığı ikinci bir ihbarname ile bildirilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, üçüncü şahsın ihbarnamenin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci ihbarnameye süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin (Değişik ibare: 6352 S.K.-02.07.2012/m.18) “yüzde yirmisinden” aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkum edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir.

Üçüncü şahıs, haciz ihbarnamesine müddeti içinde itiraz ederse, alacaklı, üçüncü şahsın verdiği cevabın aksini icra mahkemesinde ispat ederek üçüncü şahsın 338 inci maddenin 1 inci fıkrası hükmüne göre cezalandırılmasını ve ayrıca tazminata mahkum edilmesini istiyebilir. İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.

Üçüncü şahıs, kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde haciz ihbarnamesine itiraz etmediği takdirde 65 inci madde hükmü uygulanır. (Değişik cümle: 17/07/2003 – 4949 S.K./22. md.) Her halde üçüncü şahıs, borçlu ile kötü niyetli alacaklıya karşı dava açarak ödemek zorunda kaldığı paranın veya teslim ettiği malın iadesini isteyebilir.

Malın teslimi mümkün olmazsa, alacaklı icra mahkemesine müracaatla değerini üçüncü şahsa ödetmek hakkını haizdir.

(Değişik fıkra: 6352 S.K.-02.07.2012/m.18; yürürlük: 6352 S.K. m.106 gereği: 05.01.2013) “Haciz ihbarnamesi, borçlunun hak ve alacaklarının bulunabileceği bir tüzel kişinin veya müessesenin şubesine veya tüm şubelerini kapsayacak şekilde merkezine tebliğ edilir. Haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği merkez, tüm şubeleri veya birimlerini kapsayacak şekilde beyanda bulunmakla yükümlüdür.”

Üçüncü şahsın beyanı hiçbir harç ve resme tabi değildir.

Bu madde hükmü, memuriyeti hasebiyle hakikate muhalif beyanda bulunan memurlar hakkında da uygulanır.

EMSAL KARARLAR;

12. Hukuk Dairesi 2019/2249 E. , 2019/6580 K.

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ :İcra Ceza Mahkemesi
SUÇ : 2004 Sayılı Kanuna Aykırılık

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
Şikayet dilekçesinde, İİK’nın 338. maddesi uyarınca cezalandırma isteği ile birlikte aynı Kanunun 89/4. maddesi uyarınca da Birinci Haciz İhbarnamesinde belirtilen 18.043,56-TL meblağı tutarında tazminat isteminde bulunulduğu, İİK 89/4. maddesindeki “İcra mahkemesi, tazminat hakkındaki davayı genel hükümlere göre halleder.” hükmü ile Harçlar Kanun’un 32. maddesinde yer alan “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” hükmü uyarınca tazminata ilişkin dava ile ilgili olarak yargılamanın yapılabilmesi için harcının yatırılması gerektiği cihetle, şikayetçi vekiline eksik dava harcını yatırması hususunda süre verilerek, Haciz İhbarnamesine itiraz tarihi itibariyle üçüncü şahsın icra dosya borçlusuna kesinleşmiş ve muaccel bir borcunun bulunup bulunmadığı konusunda üçüncü şahsın ve borçlunun ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, sonucuna göre hukuki durumunun tayini gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve şikayetçi vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2016/27930

K. 2018/1271

T. 13.2.2018

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Alacaklı tarafından borçlu şirket hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı, şikayetçi vekilinin icra mahkemesine yaptığı başvuruda, şikayetçinin ortağı olduğu takip borçlusu Gavremoğlu İnşaat Taahhüt Tic. Ltd. Şirketi aleyhine yapılan takip sebebiyle şikayetçiye, İİK’nun 89/1. maddesi gereği haciz ihbarnamesi gönderildiğini, oysa şirket ortağının borçlu şirket yönünden üçüncü kişi sayılamayacağını ileri sürerek haciz ihbarnamesinin iptalini talep ettiği, mahkemece, şikayetin kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.

İİK’nun 89/1. maddesine göre; hamiline ait olmıyan veya cirosu kabil bir senetle müstenit bulunmıyan alacak veya sair bir talep hakkı veya borçlunun üçüncü kişi elindeki taşınır bir malı haczedilirse icra memuru, borçlu olan hakiki veya hükmi şahsa bundan böyle borcunu ancak icra dairesine ödeyebileceğini ve takip borçlusuna yapılan ödemenin muteber olmadığını veya malı elinde bulunduran üçüncü şahsa bundan böyle taşınır malı ancak icra dairesine teslim edebileceğini, malı takip borçlusuna vermemesini, aksi takdirde malın bedelini icra dairesine ödemek zorunda kalacağını bildirir (Haciz ihbarnamesi). Bu haciz ihbarnamesinde, ayrıca 2, 3 ve 4. fıkra hükümleri de üçüncü şahsa bildirilir.

6102 Sayılı TTK’nun 124. maddesinde; limited şirketlerin sermaye şirketi olduğu, aynı Kanunun 125. maddesinde; ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olup, Türk Medenî Kanunu’nun 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilecekleri ve borçları üstlenebilecekleri, aynı Kanunun 128. maddesinde ise; her ortağın usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı, şirkete karşı borçlu olduğu hükme bağlanmıştır.

Kural olarak, borçlunun her türlü mal ve hakkı haczedilebilir. Haczedilmezlik için İcra ve İflas Kanununda veya özel kanunlarda açık hüküm bulunması zorunludur. Diğer bir anlatımla bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğinin kabul edilebilmesi için, bu konuda açıkça bir kanun hükmünün varlığı veya maddi hukuk anlamında o mal veya hakkın satış ve devrine engel yasal bir düzenlemenin bulunması şarttır. Şirket ortağı, ortağı olduğu şirket tüzel kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahip olup, TMK anlamında gerçek kişi olduğundan şirkete göre üçüncü kişi sayılır. TTK’nun yukarda açıklanan maddeleri uyarınca şirket ortakları, şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettikleri sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduklarından ve borçlu şirketin, şirket ortağındaki sermaye alacağının haczine engel yasal bir düzenleme de bulunmadığından sermaye alacağının haczi mümkündür. Kaldı ki, borçlu şirketin, üçüncü kişi şirket ortağı nezdinde, sermaye borcu dışında tamamen özel hukuktan kaynaklanan ve paraya çerilmesi mümkün, İİK’nun 89. maddesi kapsamında haczedilebilecek nitelikte başkaca hak ve alacaklarının bulunabileceği de kuşkusuzdur.

Dairemiz; şirket ortağının, borçlu şirket yönünden üçüncü kişi sayılamayacağından dolayı şirket ortağına 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği görüşünde iken, HGK’nun 11.05.2016 tarih ve 2014/12-1078 Esas numaralı içtihadı doğrultusunda ve yukarda açıklanan olgular karşısında içtihat değişikliğine gitmiş olup, Dairemizin değişen içtihadına göre; şirket ortağı, borçlu şirket bakımından üçüncü kişi sayılacağından, şirket ortağı olan şikayetçiye 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

O halde mahkemece şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, şikayetin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İİK’nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.
YARGITAY
12. HUKUK DAİRESİ
E. 2017/1355
K. 2017/5731
T. 7.4.2017
Taraflar arasındaki dava sonucu mahkemece verilen hükmün Dairemizce bozulması üzerine, yukarda tarih ve numarası yazılı direnme kararına dair mahkeme dosyası, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 Sayılı Kanun’un 45. maddesiyle 6100 Sayılı HMK’na eklenen geçici 4/1. madde uyarınca Dairemize gönderilmiş olmakla, Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
KARAR : Şikayetçilerin icra mahkemesine başvurarak, borçlunun ortakları olduklarından, üçüncü kişi sayılamayacaklarını ileri sürerek kendilerine gönderilen İİK’nun 89/1. maddesi kapsamında düzenlenen 1. haciz ihbarnamesinin iptalini talep etikleri, mahkemece; yasal süre geçtikten sonra açılan davanın reddine dair verilen kararın, Dairemizce;”…. Somut olayda haciz ihbarnamesi gönderilen şirket ortağı, borçlu şirket yönünden üçüncü kişi sayılamayacağından gönderilen haciz ihbarnamesi bir hukuki sonuç doğurmaz ve bu husus İİK’nun 16/2.maddesi uyarınca süresiz şikayet konusu yapılabilir. O halde mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir” gerekçesi ile bozulduğu, Mahkemece söz konusu Dairemiz bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir.
6102 Sayılı TTK’nun 124. maddesinde limited şirketlerin sermaye şirketi olduğu, aynı Kanun’un 125. maddesinde ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği haiz olup Türk Medenî Kanunu’nun 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilecekleri ve borçları üstlenebilecekleri, bu kanunun 128. maddesinde ise her ortağın usulüne göre düzenlenmiş ve imza edilmiş şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Kural olarak, borçlunun her türlü mal ve hakkı haczedilebilir. Haczedilmezlik için İcra ve İflas Kanununda veya özel kanununda açık hüküm bulunması zorunludur. Diğer bir anlatımla bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğinin kabul edilebilmesi için bu konuda açıkça bir kanun hükmünün varlığı veya maddi hukuk anlamında o mal veya hakkın satış ve devrine engel yasal bir düzenlemenin bulunması şarttır. Şirket ortağı, ortağı olduğu şirket tüzel kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahip olup, TMK anlamında gerçek kişi olduğundan, şirkete göre üçüncü kişi sayılır. TTK’nun yukarda açıklanan maddeleri uyarınca şirket ortakları, şirket sözleşmesiyle koymayı taahhüt ettiği sermayeden dolayı şirkete karşı borçlu olduklarından ve borçlu şirketin, şirket ortağındaki sermaye alacağının haczine engel yasal bir düzenleme de bulunmadığından sermaye alacağının haczi mümkündür. Kaldı ki, borçlu şirketin, üçüncü kişi şirket ortağı nezdinde sermaye borcu dışında tamamen özel hukuktan kaynaklanan ve paraya çevrilmesi mümkün, İİK’nun 89. maddesi kapsamında haczedilebilecek nitelikte başkaca hak ve alacaklarının bulunabileceği de kuşkusuzdur.
Dairemiz; şirket ortaklarının, borçlu şirket yönünden üçüncü kişi sayılamayacağından şirket ortağına 89/1 haciz ihbarnamesi gönderilemeyeceği görüşünde iken, 11.05.2016 tarihinde verilen HGK’nun 2014/12-1078 Esas numaralı içtihadı doğrultusunda ve yukarda açıklanan olgular karşısında Dairemizin değişen içtihadına göre; şirket ortakları borçlu şirket bakımından üçüncü kişi sayılacağından, şirket ortağı şikayetçilere İİK’nun 89. maddesi uyarınca haciz ihbarnamesi gönderilmesinde yasaya uymayan bir yön bulunmadığı anlaşılmakla, şikayetin reddine dair sonucu doğru … 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 09.03.2015 tarih ve 2014/741 Esas- 2015/142 Karar sayılı kararının onanması gerekirken, bozulduğu anlaşılmakla, mahkeme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : 1- ) Dairemizin 22/10/2015 tarih ve 2015/12335 E.- 2015/25479 K. sayılı bozma kararının kaldırılmasına,
2- ) Şikayetçilerin temyiz itirazlarının reddi ile İzmir 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 09.03.2015 tarih ve 2014/741 Esas- 2015/142 Karar sayılı kararının İİK’nun 366 ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca ( ONANMASINA ), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Limited Şirket Ortak ve Müdürlerinin Kamu Borçlarından Sorumluluğu

Limited Şirket Ortakları Şirket Borcundan Sorumlu Mudur?

Kural olarak limited şirket ortakları şirket borçlarından şahsen sorumlu değildir. 5 ortaklı balık ihraç eden bir şirketin, nakliye firmasına olan borcunu ödememesi sonucu düştüğü icra takibi şirketin tüzel kişiliğine karşı yapılacak ancak o şirketi oluşturan 5 ortak bu icra takibine borçlu olarak eklenemeyecektir. ( Bu konuda ortakların kambiyo taahhüdü altına girmesi halinde istisnalar mevcut olup başka bir yazının konusunu oluşturacaktır.)

Limited Şirket Ortaklarının kamu alacakları karşısında sorumluluğu nedir? SGK alacağı, vergi cezaları, idari para cezaları arasında bir fark var mıdır?

6183 sayılı kanun 35.maddesi gereğince, SGK alacağı, eksik ödenmiş primler, cezalı ödemeler ve faizleri, tahakkuk eden vergi cezaları ya da kamu kurumları tarafından düzenlenmiş idari para cezaları arasında herhangi bir ayrıma gidilmemiştir. Kanun tanımında amme alacağı ifadesi kullanmış, yukarıda sayılan tüm alacaklardan şirketle beraber şirket ortakları da müteselsil sorumlu tutulmuştur. Bu sorumluluk ortakların sermaye hisseleri oranında sınırlandırılmıştır.

Borçlu şirketin ortağı payını devrederek borçtan kaçabilir mi?

Şirketin ortağının, amme alacağı doğduktan sonra şirket payını devretmesi ortağı borçtan kurtarmadığı gibi bu payı devralan yeni kişi de devraldığı bu pay oranında borca müteselsil ortak olmuş olacaktır. Şirket payı satın alındıktan sonra, eski ortağın döneminden kalma kamu borçlarından dolayı ödeme emri gelmemesi için hissesi devralınacak şirketler titizlikle araştırılmalıdır.

Her ne kadar tüm ortaklar önceki  borçlardan  müteselsil sorumlu da olsa, bu ortaklar borca batık kişiler olabilir. Ayrıca müteselsil sorumluluk tüm ortakların borcun tamamından şahsen sorumlu olması anlamına geldiğinden, kamu kurumu alacağını, malvarlığı olan ortaktan tamamen  tahsil eder. Hissesine düşen miktardan fazla ödeme yapan ortak fazla ödediği miktarı diğer ortaklara payı oranında rücu edebilir.

Limited Şirket Müdürlerinin kamu borçlarından sorumlulukları nedir? Şirket yöneticisi olan ancak şirket ortağı olmayan müdürler de kamu borçlarından sorumlu tutulabilir mi?

Limited şirketin yöneticisi olan, her tür kararı alıp imza eden kişiye müdür denir. Müdür, şirket ortakları içinden olabileceği gibi ortaklık dışından yönetim becerilerine güvenilen bir kişi de seçilebilir. Kanun emredici hükmü gereğince yönetim tamamen şirket ortağı olmayan bir kişiye devredilemez, mutlaka bir ortak müdür olarak bırakılmalıdır.(TTK m.623)

Müdür halihazırda şirket ortağı ise zaten kamu alacaklarından müteselsil sorumlu olacaktır. Ancak dışarıdan bir kişi ise 6183 sayılı kanun mükerrer 35.maddesi gereğince yine sorumluluktan kaçamamakta, kanuni temsilci olarak müteselsil sorumlu sayılmaktadır. Bu anlamda kanun maddesi ve doktrindeki eleştirileri incelediğimizde sorumluluğun kusursuz sorumluluk derecesinde olduğu, müdürün sorumluluktan kaçınamayacağı görülmektedir.

Burada şirket ortağı olan müdürlerin, şirket hisselerini devrederken ortaklıktan istifa edip ticaret sicil gazetesinde ilan etmesi önemlidir. Yıllar sonra ortaklıktan ayrıldığı şirketin kağıt üzerinde yöneticisi göründüğü için amme alacağı takibine takılabilir daha da kötüsü karşılıksız çek keşide edilmesi durumunda icra ceza mahkemesinde yargılanabilir. Şirketten ayrılan pay sahibi ortak aynı zamanda müdür sıfatıyla yönetim görevi üstlenmiş ise yönetimden istifa edip ticaret sicil gazetesinde yayınlatmasını tavsiye ediyoruz. Bununla birlikte vergi müdürlükleri resen ticaret sicil kayıtlarını takip etmediğinden kendi sistemlerinde halen şirket ortağı gözükmemek, olası takipleri önlemek için noter devir evrakları, genel kurul kararı, ticaret sicil gazetesi ilanını alarak vergi müdürlüğüne gerekli bildirimin yapılması gerekmektedir.

Ancak, şirketten ayrılan yönetici ortağın ticaret sicil gazetesinde istifasını ilan etmemesi kendisinden sonraki borçlardan sorumlu olduğu anlamına gelmez. 6183 sayılı kanun mükerrer 35.maddesi son iki fıkrası Anayasa Mahkemesi 2014/144E. 2015/29K. 19.3.2015 RG: 3.4.2015-29315 kararı ile iptal edilmiştir.

Yargıtay kararlarında ilanın sadece bir duyuru olduğunu 3.şahısları ilgilendirdiğini, devirden sonraki kamu alacaklarından sorumlu tutulamayacağı yönünde kararlar vermiştir.

‘Ödeme Emrinin İptali İstemi – Temsil Yetkisinin Sona Erdiğinin Ticaret Sicil Gazetesinde İlanının İyiniyetli Üçüncü Kişileri Korumaya Yönelik Olduğu

Temsil Yetkisi Sona Erdikten Sonra Şirketi Borç Altına Sokacak Hukuki Bir İşlem Yapılmadığından Davacının Kendisinden Sonra Şirket Adına Yetkili Temsilcilerin Ödemesi Gereken Bir Borçtan Dolayı Şahsi Sorumluluğu Bulunmayacağı’ Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2012/21-734 K. 2013/152 T. 30.1.2013

‘Temsil yetkisinin sona erdiğinin ticaret sicil gazetesinde ilanı iyiniyetli üçüncü kişileri korumaya yönelik olup, davacı temsil yetkisi sona erdikten sonra şirketi borç altına sokacak hukuki bir işlem yapılmadığından, davacının kendisinden sonra şirket adına yetkili temsilcilerin ödemesi gereken bir borçtan dolayı şahsi sorumluluğu bulunmamaktadır.’ Yargıtay 10.Hukuk Dairesi Esas: 2016/ 3997 Karar: 2016 / 9847 Karar Tarihi: 13.06.2016

Kamu borçlarından dolayı önce müdüre gitmek zorunlu mudur? Doğrudan ortaklara karşı da takip yapılabilir mi?

Kamu alacaklarında asıl borçlu olan şirketin kendisidir. Müdür ve ortakların bu borçtan sorumluluğu ise ikincil yani feri niteliktedir. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, Esas No: 2013/1, Karar No: 2018/1, 20 Haziran 2019 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararı gereğince de eğer kamu alacağı şirketten karşılanamazsa, herhangi bir sıralama söz konusu olmaksızın müdür ve ortaklara gidilebilir. Önce şirket müdürüne karşı takip yapılması şeklinde bir usul yoktur.

Vergi Usul Kanunu şirket ortak ve yöneticilerinin sorumluluğunu nasıl düzenlemiştir ?

VUK.10 madde tüzel kişilerin vergi borçları nedeniyle sorumluluğunu düzenlemiştir. Bu hükümler sadece vergi borçları ile ilgili olup, idari para cezası ve SGK alacakları için geçerli değildir. Ancak burada da 6183 sayılı kanuna paralel düzenlemeler yapılmış, tüzel kişi olan limited şirket müdürünün, ortakların borcunu yatırması gerektiği aksi halde şahsen sorumlu olduğu düzenlenmiştir. Limited şirket ortaklarının vergi borcunu ödemek zorunda kalan müdür, borcunu ödememiş olan ortaklara rücu edebilir. Doktrindeki görüşler Vergi Usul Kanunundan kaynaklı alacaklarda yöneticinin ancak kusuru olması durumunda sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır.

VUK 333.maddesi gereğince yönetici vergi cezalarından da sorumlu olacaktır. Kusurlu davranışı ile limited şirketin vergi cezasına muhatap kalmasına neden olan yönetici, cezaların şahsiliği ilkesi gereğince cezadan şahsen sorumludur. Kusurlu yönetici ödediği vergi cezasını diğer ortaklara rücu edemez.

VUK 10/2 maddesi incelendiğinde, ‘mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır.’ zamanında ve tam şekilde yatırılmayan vergi borcunun aslından, bunun gecikme faizi ve cezalarından yönetici sorumlu tutulmaktadır. Tahakkuk eden ancak süresinde ödenmeyen 10.000 TL stopaj, şirketin borcu da olsa, bu borcu yerine getirmeyen müdür, 10.000 TL stopaj bedeli ile bunun cezası ve faizinden de sorumlu hale gelecektir.

Amme borcundan kaynaklı olarak doğrudan yönetcinin şahsi malvarlığına gidilemeyecektir. Amme borçlusu limited şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumlarından birinin gerçekleşmesi halinde müdürün adına kayıtlı araçlar, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına haciz konulabilecektir. Doğrudan müdürün şahsi malvarlıkları üzerine haciz işlemi yapılması itiraz sebebidir.

Amme alacağının tahsil edilemeyecek olduğunun anlaşılması ne demektir ?

Şirketin ortak ve müdürlerinin yurtdışına kaçmış, şirketin borca batık olduğunun anlaşılması durumunda  doğrudan müdür ve ortakların şahsi mal varlıklarına gidilebilecektir.

Vergi borcunun zamanaşımına uğraması limited şirket ortakları ve müdürleri için de geçerli midir?

Zamanaşımı, devletin,  vergi borçlarını bir silah olarak yıllarca elinde tutmasını önler. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 113. maddesi gereğince zamanaşımına uğrayan vergi tahsil edilemez. Bunun için mükellefin itirazına gerek olmayıp vergi dairesi tarafından kendiliğinden gözetilmelidir.

Tarh ve tahsil zamanaşımı olmak üzere vergi hukukunda iki tür zamanaşımı vardır.

Vergi tarhı, ödenmesi gereken verginin vergi dairesi tarafından hesaplanmasıdır.

Tarh edilen yani hesaplanan vergi, mükellefe tebliğ edilir, mükellef tarafından itiraz edilmez ise tarhiyat  tahakkuk etmiş olur, diğer bir anlatımla  vergi borcu kesinleşir.

VUK 34. maddesince ikmalen veya resen tarh edilen vergi mükellefe tebliğ olur. İdari Yargılama Usulü Kanunu  7’inci maddesince, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları tarhiyatı, mükellefe tebliğ edildiğinde, 30 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılması gereklidir. Tebliğden itibaren 30 gün içinde dava açılmazsa vergi tahakkuk etmiş olur.

VUK Madde 114 tarh zamanaşımını düzenlemiştir. Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanununa göre zamanaşımı ne kadardır?

Kanunun 102.maddesi ‘Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı

başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar.’ düzenlemesini getirmiştir.

Uygulamada vergi daireleri alacakları sıkı takip etmekte, zamanaşımına uğratmamak için prosedürü işletmektedir. Ancak yine de prosedürün takip edilerek zamanaşımına uğrayıp uğramadığı kontrol edilmelidir.

Görüldüğü üzere mevzuatta 5 yıllık bir zamanaşımı düzenlenmiştir. Üzerinden 5 yıl geçmiş bir işlem yeni  tarh edilmiş ise zamanaşımı gündeme geleceğinden zamanaşımı itirazı ile 30 gün içinde vergi mahkemesinde iptal davası açmakta fayda vardır.

SEZGEN HUKUK BÜROSU

Av.Mehmet Mert SEZGEN