Tüketiciye senet imzalatılması durumunda ne yapılabilir? Dershane, yurt , İngilizce kursu borcu için senet imzalatılması halinde yapılacaklar.

Firmalar tüketicilerden alacaklarını güvence altına almak için genellikle sözleşme ekinde bono doldurtmaktadırlar. Yabancı dil  eğitim kurslarında, öğrenci yurtlarında, dershanelerde bu durum karşımıza çıkmaktadır. Ancak tüketici çeşitli sebeplerle haklı olarak kursa devam etmek istemeyebilir veya sözleşmeyi hizmet almadan önce feshedebilir. Verilmeyen bir hizmet nedeniyle eldeki senetler konusuz kalacaktır.

Tüketici ile imzalanan taksitli hizmet sözleşmesine istinaden alınan senetlerin her bir taksit için bir adet ve nama yazılı olarak verilmesi gereklidir. Senetlerin emre düzenlenmesi senetlerin ticarette ciro edilerek kullanılmasının önünü açar.

Tüketicinin korunması hakkındaki kanun Madde 4/5 ‘Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.

Şeklindedir.

her bir taksit için ayrı ayrı senet düzenlenmediği gibi senedinde emre yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu halde, dava konusu senet geçersiz olup, mahkemece, bu senede istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibiden borçlu olmadığına karar verilmesi gerekir” 13. Hukuk Dairesi 2016/25606 E. , 2019/2069 K.

Tüketiciye yapılan icra takiplerinde yüksek oranda faiz uygulandığı görülmektedir. Kanunun 4/7.maddesine göre ‘7) Temerrüt hâli de dâhil olmak üzere, tüketici işlemlerinde bileşik faiz uygulanmaz’ şeklindedir.

6098 S.lı Türk Borçlar Kanunu (Yeni) MADDE 88

5. Faiz

‘Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.

Borçlar Kanunu’nda da sözleşme ile kararlaştırılan faiz oranı düzenlenmiştir. Kanuni faiz %9 oranındadır. Sözleşme ile konulabilecek en yüksek faiz oranı %9 un yarısı ilavesi ile %13,5 oranını aşamaz.

Tüketiciye sözleşme imzalatılırken fahiş oranda faizlerin yazılması tüketici açısından geçersizdir.

Tüketiciye imzalatılan senet üzerine kambiyo senetlerine özgü takip yapılmış ise, sözleşmede kambiyo senedine atıf yapılmamış, kambiyo senedi sözleşmeden bağımsız ve ayrıca düzenlenmiş ise en fazla avans faiz oranı uygulanabilecektir.

..bir diğer ifade ile senet bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, senedin vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında imzalanan protokol başlıklı belge ile alacaklı vekili tarafından sunulan teslim belgesinde vade ve tanzim tarihi ile miktarı belirtilmek suretiyle takibe konu bonoya yapılmış bir atıf yoktur. Takip dayanağı belge, bono niteliğinde olduğundan taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, 3095 sayılı Yasa’nın “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin ticari işlerde temerrüt faizine ilişkin 2. fıkrasındaki avans faizi oranlarının uygulanması gerekir.’ 12. Hukuk Dairesi 2018/11244 E. , 2019/1708 K.

Ödeme emrinin gelmesi akabinde 5 gün içerisinde İcra Hukuk Mahkemesine dava açılarak faize itiraz edilmesinde fayda vadır.

Görevli Mahkeme

Tüketici eğer sözleşmeden caymada haklı olduğunu senedin ödenmemesi gerektiğini düşünüyorsa, senetten borçlu olmadığına dair dava açmalıdır. Bu davaya menfi tespit davası denilir. Kambiyo senetlerinden doğan uyuşmazlıklar ticari uyuşmazlık olacağından görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi mi olacağı yoksa aradaki ilişkinin tüketicinin korunmasından kaynaklı olmasından dolayı Tüketici Mahkemesi’nde mi görüleceğinin konusunun aydınlatılması gerekir.

Yargıtay 12.HD kanun yararına bozma talebi ile önüne gelen bir uyuşmazlıkta giyim alışverişi nedeniyle imzalanan 200 TL bedelli senedin ticari ihtilaf olduğunda karar vermiştir.

Dava, kambiyo senedinden (bono) dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. TTK’ nın 26/6/2012 tarih ve 6335 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.

Mahkemece öncelikle bu husus gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.’ 11. Hukuk Dairesi         2020/2607 E.  ,  2021/483 K.

İngilizce kurs ücretinden kaynaklı senetlerin konusuz kalması nedeniyle iptaline dair başka bir davada ise Yargıtay 3.Hukuk Dairesi tüketici mahkemesinin kendisini görevli kabul ederek verdiği hükümde görev açısından bozmaya gitmemiş zımnen görevli olduğuna karar vermiştir. 3. Hukuk Dairesi         2020/4174 E.  ,  2020/7506 K. Kararın tam metni ektedir.

Yargıtay 5.Hukuk Dairesi de senedin menfi tespitini içeren tüketici hukuku kaynaklı ihtilafların tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğine karar vermektedir.

Somut olayda, dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olup dava dilekçesi ve dosya kapsamından taşınmazın aynına ilişkin bir dava olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı yer mahkemesi olan … 1. Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.’ 5. Hukuk Dairesi         2020/10078 E.  ,  2020/10869 K.

Yargıtay’ın kararlarından görüldüğü üzere, menfi tespit konusu senet tüketici hukuku konusu sözleşmenin bir parçası ise Tüketici mahkemeleri görevli olacak ancak kendi başına ayrı bir senet imzalandığı tüketici hukukundan kaynaklanmadığı itirazı ileri sürülüyor ve işin tüketiciden kaynaklı olduğuna dair bir delil yoksa bu durumda ticaret mahkemelerinin görevli olması gerekir.

Zorunlu Arabuluculuk dava şartı mıdır?

Tüketici uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir. Zorunlu arabuluculuk yoluna dava açılmadan önce başvurulmalı uyuşmazlık çözülemiyorsa dava açılmalıdır.

Menfi tespit davalarında zorunlu arabuluculuğa başvurulması gerekip gerekmediği konusunda farklı görüşler mevcuttur. Mahkemeler kendi içinde çelişkili uygulamalara gitmektedir. Ancak icra takibine konulmuş ve kesinleşmek üzere olan bir senet varken bazen haftalar süren arabuluculuk sürecini beklemek takibin kesinleşmesine yol açacaktır. Vadesi gelmiş senetlere dair açılan davalarda zorunlu arabuluculuğun dava şartı olarak gözetilmemesi gerekir.

13. Hukuk Dairesi 2016/25606 E. , 2019/2069 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalıdan ev malzemeleri aldığını, 13 adet emre yazılı bononun taksit maksadı ile alındığını, davacının borcunun büyük kısmını ödemesine rağmen davalının senetleri hiçbir ihtar çekmeden icra takibine koyduğunu, davalının takibe koyduğu senetlerin emre yazılı senetler olduğunu, … 14. İcra müdürlüğünün 2015/8953 esas sayılı dosyasında bulunan bonoların iptaline, bonolara bağlı cezai şart ve ferilerin iptaline, davalı tarafın kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine ve bilirkişi raporuna göre fazla ödendiği belirlenen 2.716,37 TL nin iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Davanın kabulüne, davacının … 14. İcra müdürlüğünün 2014/8953 esas sayılı dosyasından dolayı borçlu olmadığının tespitine, davacının fazla ödediği tutar olan 2.716,37 TL’nin 15/07/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Taraflar arasındaki 28.03.2013 tarihli sözleşmenin taksitli satış şeklinde gerçekleştiği, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 6/A maddesi uyarınca taksitli satış halinde sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senedin her bir taksit için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenleneceği, aksi takdirde kambiyo senedinin geçersiz olacağı düzenlenmiş olup, dava konusu olayda her bir taksit için ayrı ayrı senet düzenlenmediği gibi senedinde emre yazılı olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu halde, dava konusu senet geçersiz olup, mahkemece, bu senede istinaden kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan icra takibiden borçlu olmadığına karar verilmesi gerekirken değinilen bu hususa değinilmeden eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiş isede; Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden sonucu itibari ile doğru olan hükmün HUMK’nun 438/7 maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilerek onammasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bent gereğince mahkeme kararının gerekçesinin değiştirilmiş ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA. peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

12. Hukuk Dairesi 2018/11244 E. , 2019/1708 K.

“İçtihat Metni”

Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının onanmasını mutazammın 06.02.2018 tarih, 2016/27448 Esas, 2018/815 Karar sayılı daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair karar düzeltme itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, örnek 10 numaralı ödeme emri tebliği üzerine borçlunun icra mahkemesine başvurusunda takipte aylık % 10 faiz oranı üzerinden talep edilen faize itirazla birlikte sair itiraz ve şikayet nedenlerini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece takibe konu senedin taraflar arasında yapılmış olan 18.09.2015 tarihli protokole istinaden düzenlendiği ve protokolün 5. maddesinde faiz oranının % 10 olarak yazılı olduğu gerekçesi ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

Faiz oranı konusunda, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış olan senet dışındaki sözleşmelerde öngörülen ve senet nedeniyle alınacak faizi belirleyen akdi faiz ile ilgili anlaşma tarafları bağlar. 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre de, sözleşme ile yasal faizin aksinin kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede öngörülen faiz oranının uygulanabilmesi için ise takip dayanağı senede açık atıf yapılmış olması, bir diğer ifade ile senet bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, senedin vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında imzalanan protokol başlıklı belge ile alacaklı vekili tarafından sunulan teslim belgesinde vade ve tanzim tarihi ile miktarı belirtilmek suretiyle takibe konu bonoya yapılmış bir atıf yoktur. Takip dayanağı belge, bono niteliğinde olduğundan taraflar arasında ticari bir ilişkinin olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, 3095 sayılı Yasa’nın “Temerrüt faizi” başlıklı 2. maddesinin ticari işlerde temerrüt faizine ilişkin 2. fıkrasındaki avans faizi oranlarının uygulanması gerekir.

O halde, mahkemece, borçlunun faize yönelik itirazı yönünden, avans oranı esas alınarak ve Yargıtay denetimine imkân verecek şekilde gerektiğinde bilirkişiye başvurularak incelenip hesaplama yapıldıktan sonra, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, takip konusu bonoya açıkça atıf yapılmayan protokol başlıklı belgedeki faiz oranına itibar edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı anlaşıldığından borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Borçlunun karar düzeltme isteminin kısmen kabulü ile Dairemizin 06.02.2018 tarih, 2016/27448 Esas – 2018/815 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına, mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 11/02/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2. Hukuk Dairesi 2018/178 E. , 2019/7125 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :

Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı tarafından bonolara dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığı, borçluların icra mahkemesine başvurularında; takibe konu bonolarda herhangi bir faiz oranı belirtilmemesine karşın alacağın %39,24 oranında faizi ile tahsilinin talep edildiğini belirterek takipten sonra işleyecek faiz oranına itiraz ettikleri, … 17. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.-2017/317 K. sayılı ilamı ile talep edilen alacak ile toplam alacağın uyumlu olması nedeniyle davanın reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararına karşı borçlular tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-2017/1623 K. sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında düzenlenen sözleşmede kararlaştırılan faiz oranının baz alındığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 7. maddesinde; “Türk Borçlar Kanunu’nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76’ncı, faize ilişkin 88’inci, temerrüt faizine ilişkin 120’nci ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138’inci maddesi, görülmekte olan davalarda da uygulanır” şeklinde düzenleme getirilmiştir. İcra takibi de dava gibi düşünüleceğinden, 6098 sayılı TBK’nun anılan hükümlerinin henüz sonuçlanmamış icra takiplerinde de uygulanması gerekir (HGK’nun 12.09.2012 tarih ve 2012/19-314 E-2012/557 K. sayılı kararı). Bununla birlikte TTK’nun 8. maddesine göre, ticari işlerde temerrüt faiz oranı serbestçe belirlenebileceğinden, TBK’nun 88. ve 120. maddelerinde akdi faiz ve temerrüt faizi ile ilgili sınırlamaların, ticari işler bakımından uygulanabilirliği bulunmamakta ise de, anılan hükümlerde getirilen kısıtlamaların, ticari nitelik taşımayan işler bakımından uygulanması zorunludur.

6102 sayılı TTK’nun 3. maddesi; “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 19/2. maddesinde ise; taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan, faiz oranı konusunda, alacaklı ile borçlu arasında yapılmış olan bono dışındaki sözleşmelerde öngörülen ve bono nedeniyle alınacak faizi belirleyen akdi faiz tarafları bağlar. 3095 sayılı Kanun’un 2. maddesine göre de, sözleşme ile yasal faizin aksinin kararlaştırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Sözleşmede öngörülen faiz oranının uygulanabilmesi için ise, sözleşmede takip dayanağı bonoya açık atıf yapılmış olması, bir diğer ifade ile bono bedeli hakkında sözleşmede kararlaştırılan faizin uygulanacağının, bononun vade ve tanzim tarihleri ile miktarı belirtilmek suretiyle açıklanması şarttır.

Somut olayda, taraflar arasında düzenlenen ve bilirkişi raporunda da faiz oranlarının kararlaştırıldığı belirtilen sözleşmede takip dayanağı bonolara herhangi bir atıf bulunmadığından anılan sözleşmelerde öngörülen faiz oranının takip dayanağı bonolar için uygulanması mümkün değildir. Takip dayanağı bonolar, kambiyo senedi vasfında olduğuna göre, alacağa 3095 Sayılı Kanun’un 2/2. maddesinde öngörülen ticari işlerdeki temerrüt faiz olan avans faizi oranının uygulanması gerekir.

O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, işleyecek faiz oranının, 3095 sayılı Kanun’un 2/2. maddesi doğrultusunda avans faiz oranı olarak düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, sözleşmede belirtilen faiz oranının uygulandığından bahisle istinaf başvurusunun esastan reddi yönünde hüküm tesisis isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK’nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca, … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2017 tarih ve 2017/1358 E.-1623 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, … 7. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 01.03.2017 tarih ve 2016/64 E.,2017/317 K. sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 30/04/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

11. Hukuk Dairesi         2020/2607 E.  ,  2021/483 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki davanın Lüleburgaz 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yukarıda sayı ve tarihi belirtilen kararın HMK 363. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmesi üzerine, dava dosyası ve içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve diğer tüm dosya kapsamı delil ve belgeler incelendi. Gereği müzakere edilip düşünüldü.

Davacı vekili, davalı firmadan 30.5.2008 tarihinde 485,00TL bedeli olan giyim ürünü aldığını bedelini ödemek için davalının müşteri kartı tanzim ettiğini, alışveriş anında 70,00 TL ödeme yapıldığını, bakiye borcun taksitle ödeneceğinin kararlaştırıldığını,11.8.2009 tarihinde 223,00TL banka kanalıyla davalıya ödendiğini, bakiye 200 TL borç kaldığı halde kart oluşturulurken açığa atılan imza ile sonradan takibe konu senedin oluşturulduğunu belirterek davalıya senetten dolayı 200 TL dışında borçlu bulunmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davada görevli mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacının senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu senede karşı iddialarını yazılı delille ispatlaması gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle birlite tanzim tarihin senette zorunlu unsur olmadığını, tanzim edildiği tarihten önce yada sonraki tarih olmasının senedin geçerliliğini etkimediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda, menfi tespit davasında kural olarak ispat yükünün davalı alacaklıda olduğunu ancak senede dayalı açılan menfi tespit davasında ispat yükünün davacıda olduğunu, davacının malen kayıtlı senede istinaden malı almadığını beyan etmeyip, senette ki imzasını da inkar etmediğinden açığa atılan imza ile senedin sonradan tanzim edildiğini, senedin bedelsiz olduğunu ispat edemediği, senede konu borcun varlığının devam ettiği gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.

Davacı vekili, yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin hükmünün kanun yararına bozulması istemi ile Adalet Bakanlığına başvurmuştur.

Dava, kambiyo senedinden (bono) dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 4. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. TTK’ nın 26/6/2012 tarih ve 6335 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile değişik 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu ve bu durumda göreve ilişkin usul hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır.

Mahkemece öncelikle bu husus gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulmasına ve T.C. Adalet Bakanlığı’nın 07.12.2018 gün, 39152028-153.01-706-2018-E.1484/33580 sayılı kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar verilmiştir.

SONUÇ :Yukarıda açıklanan nedenlerle T.C. Adalet Bakanlığı’nın 07.12.2018 gün, 39152028-153.01-706-2018-E.1484/33580 sayılı kanun yararına bozma talebinin kabulü ile HMK’nın 363/2. maddesi gereğince hükmün, hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile kanun yararına BOZULMASINA, aynı Yasa’nın 363/son maddesi hükmü uyarınca kararın bir örneğinin Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilmesine, 27.01.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/4174 E.  ,  2020/7506 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, 25/05/2009 tarihinde davalı şirketin sahibi olduğu ingilizce kursuna kaydolduğunu, bunun karşılığında 50,00 TL ödeme yaptığını ve taksitli senetler imzalattığını, kursa kaydolduktan 3 ay sonra kursun başlayacağının bildirildiğini, ancak kısa bir süre sonra işini kaybettiğini ve kayıt tarihinden 1 ay sonra sözlü olarak kursa gidemeyeceğini bildirerek senetlerini geri istediğini, davalının istediğini yerine getirmediğini ve hakkında Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2012/5158 sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını ileri sürerek icra dosyası ile davalıya borçlu olmadığının tespitine ve % 20’den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile Bakırköy 12. İcra Müdürlüğünün 2012/5158 sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine, 770,00 TL ve bu miktara yürütülen faiz yönünden açılan davanın reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Davacı eldeki dava ile davalının hakkında başlatmış olduğu icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir. Mahkemece, gerekçede davacının icra takibine konu alacağın % 80’ine karşılık gelen 3.300,00 TL ve bu miktara karşılık gelen hesaplanmış faiz yönünden borçlu olmadığı ve fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği belirtilmiş; hüküm fıkrasında ise itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. HMK’nun 26. maddesine göre Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Öte yandan HMK.nun 297/2 maddesine göre “…. hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında

verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir”. Mahkemece, hüküm fırkasında itirazın 3.330,00 TL asıl alacak ve bu alacağa yürütülen faiz yönünden iptali ile bu miktar yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş olmakla, taleple bağlılık kuralına aykırı olarak ve infazda tereddüde neden olacak şekilde hüküm tesis edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/8934 E.  ,  2020/7579 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

(TÜKETİCİ MAHKEMESİ SIFATIYLA)

Taraflar arasındaki menfi tespit ve istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, oğlunun davalı şirket tarafından işletilen özel yurtta kalması için sözleşme imzaladığını ve 3.800,00 TL bedelli senet verdiğini, 20 gün sonra oğlunun … Anadolu Öğretmen Lisesi Yurduna yedekten kabul edildiğini, bu yüzden davalıya noter kanalıyla ihtar göndererek kaydının silinerek vermiş olduğu senedin tarafına iadesini ve yurtta kalmış olduğu süreye karşılık gelen bedelin peşin olarak verdiği 480,00 TL’den mahsup edilip geri kalanının iadesini istediğini ancak cevabı ihtarla talebinin kabul edilmediğini, sonrasında davalı tarafından senede dayalı haksız icra takibi başlatıldığını ileri sürerek, takibin iptali ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, yapılan kesintilerin iadesine, davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, alınan bilirkişi raporu da hükme esas alınarak, davacının oğlunun yurttan ayrıldığı tarihten sonra yerine yeni öğrenci kaydı yapılmamış ise de, ayrılma tarihinde yurttaki tüm odaların dolu olmaması nedeniyle yurtta kalınmayan dönem için davalının bedel talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, takibin iptali ile takibe konu senetten dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra dosyasına yapılan ödemelerin davacıya iadesine, koşulları oluşmadığından davacının kötü niyet tazminat talebinin reddine, karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Tarflar arasında davacının oğlunun davalı şirket tarafından işletilen özel öğrenci yurdunda 2013-2014 eğitim-öğretim yılında konaklaması için sözleşme imzalandığı, sözleşme bedelinin 3.800,00 TL olarak belirlendiği, bedelin bir kısmının ödendiği ve bir kısmının da senede bağlandığı, 13.08.2013 tarihinde yurda kayıt yaptıran öğrencinin 05.10.2015 tarihinde yatılı öğrenci yurduna gitmek için yurttan ayrılarak ilişiğini kestiği hususları taraflar arasında ihtilafsızdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının oğlunun yurttan ayrıldığı tarihten sonraki döneme ilişkin hizmet bedelinden davacının sorumlu olup olmadığı noktasındadır.

Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 03/12/2004 tarihli Özel Öğrenci Yurtları Yönetmeliğinin ilgili 18. maddesinde, ay içinde yurttan ayrılmak isteyenlerin bakiyelerinin iade edilip edilmeyeceğinin sözleşme hükümlerine göre belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda anılan yönetmelik ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine değinilmediği gibi mahkemece de bu hususta değerlendirme yapılmamış, davalı vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar da karşılanmamıştır. Bu haliyle, verilen karar eksik incelemeye dayalı olup, varılan sonuç hatalıdır. O halde mahkemece, ilgili yönetmelik ve taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilerek, gerektiğinde tekrar bilirkişi raporu da alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, değinilen bu hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birince bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09/12/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

5. Hukuk Dairesi         2020/10078 E.  ,  2020/10869 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mah.sıfatıyla)

Taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olarak açılan davada … 1. Tüketici ve … 3. Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla) Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkindir.

… 1. Tüketici Mahkemesince, davacı üzerinde yer alan tapunun sözleşmenin feshinin doğal sonucu olarak davalıya iadesi gerekeceğinden tapusu iade edilecek taşınmazın … İlinde yer aldığı, 6100 sayılı HMK’nun 12-(1). maddesi gereğince; taşınmazın aynına ilişkin uyuşmazlıkların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözülmesi hususunda kesin yetki söz konusu olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş, hükme karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuş, … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi, 01/07/2020 gün, 2020/229 Esas, 2020/906 Karar sayılı ilamıyla HMK m.353/1-b-1 gereğince davacı ve davalının istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş olup karar ise 01/07/2020 tarihinde kesinleşmiştir.

… 3. Asliye Hukuk (Tüketici Mahkemesi sıfatıyla ) Mahkemesince, dava taraflar arasında düzenlenen devremülk satış sözleşmesinin iptali ile ödenen bedelin iadesi istemine ilişkin olup davacının tapu kaydının iptaline ilişkin bir talebinin bulunmadığı, davalı taraflarca süresinde ve usulüne uygun şekilde yapılmış bir yetkisizlik itirazı da olmadığı gerekçeleriyle yetkisizlik kararı verilmiştir.

Devre Mülk Hakkı Kat Mülkiyeti Kanununda düzenlenen taşınmazın müşterek mülkiyet payına bağlı bir haktır. Mevcut uyuşmazlığın tüketici mahkemelerinde görülmesi için davaya konu sözleşmenin resmi şekilde düzenlenmesi gerekli olmayıp, şekil şartına uyulup uyulmadığı hususunun Tüketici Mahkemesince tartışılarak bir karara varılması gerektiğinden, 6502 sayılı Kanun kapsamındaki uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 73/5. maddesinde tüketici davalarının tüketicinin yerleşim yerinin bağlı bulunduğu mahkemelerde de açılabileceği hükmü düzenlenmiştir.

Somut olayda, dava, taraflar arasında düzenlenen devre mülk sözleşmesinin iptali, ödenen bedelin ve senetlerin iadesi, menfi tespit istemine ilişkin olup dava dilekçesi ve dosya kapsamından taşınmazın aynına ilişkin bir dava olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda uyuşmazlığın, davanın ilk açıldığı yer mahkemesi olan … 1. Tüketici Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK’nun 21 ve 22. Maddeleri ile 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince … 1. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 07/12/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

3. Hukuk Dairesi         2020/4163 E.  ,  2020/7055 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, çocuğunun dershane borcu nedeniyle davalı şirkete 28/09/2012 tazim ve 05/06/2013 vade tarihli 1.000,00 TL bedelli ve 21/06/2012 tanzim 05/06/2013 vade tarihli 2.000 TL bedelli senetleri verdiğini ve söz konusu senet bedellerini ödediğini, senetleri geri almak amacıyla defalarca şirket yetkilisi olan Alev Kaya ile görüştüğünü, ancak şirket yetkilisinin çeşitli bahanelerle senetleri teslim etmekten kaçındığını, en son … kötü niyetli olarak söz konusu senetleri ciro etmek suretiyle davalı …’e verdiğini ve … tarafından senetlerin icra takibine konulduğunu, bu olaylar üzerine davalı … ve … hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ileri sürerek Isparta 3. İcra Müdürlüğünün 2013/2581 sayılı icra takibine konu olan senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalı … davanın reddini dilemiş; davalı şirket davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, davalı … Dershanecilik ve Eğitim Limited Şirketinin münfesih olduğu dolayısı ile tüzel kişiliğinin bulunmadığı anlaşıldığından adı geçen davalı hakkındaki davanın tefrikine, davacının başvurması halinde yeniden esasa kaydına, davalı …’e yönelik davanın esastan reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava, çocuğunun eğitim gideri nedeniyle davalı şirkete verdiği ve bedellerini ödediği 2 adet bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava tarihi itibari ile yürürlükte olan 4077 sayılı Kanunun 23. maddesiyle, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle

ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Bu durumda mahkemece, mahallinde ayrı bir tüketici mahkemesi mevcut olmadığından ara kararı ile davaya tüketici mahkemesi sıfatı ile bakılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilip hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde görev hususu gözetilmeksizin esastan hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.

2- Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/11/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.