Yayın tarihi: 3 Haziran 2026Yazar: Av. Mehmet Mert Sezgen

Travis Scott Konseri Dolandırıcılık mı, Ayıplı Hizmet mi? Yüzü Kapalı Sahnenin Hukuki Karşılığı

Bir bilete 80 bin lira ödüyorsunuz. Bir saat ayakta bekliyorsunuz. Sahneye çıkan kişi yüzünü kalın bir atkıyla kapatıyor, 20 dakika sonra gidiyor. Geriye tek bir soru kalıyor: Sahnedeki adam gerçekten Travis Scott muydu, yoksa hep birlikte bir gösteriye mi inandık?

31 Mayıs 2026’da Tersane İstanbul’daki etkinlik tam olarak bu tartışmayı doğurdu. Bilet fiyatları 30 bin liradan başlayıp bazı kategorilerde 80 bin liraya ulaştı. Sanatçı planlanan saatten yaklaşık bir saat sonra sahneye çıktı, performansı 20 dakikayı bulmadı ve yüzünü bir an bile göstermedi. İzmir ayağında da tablo değişmedi. Organizatör tarafı etkinliğin klasik bir konser değil, “DJ Set / Club Night” formatında olduğunu savundu. Travis Scott ise bir arkadaşının partisine “ev sahipliği” yapmaya geldiğini açıkladı. Bir katılımcı çoktan suç duyurusunda bulundu.

Burada iki ayrı hukuki yol var ve hangisinin işleyeceği tek bir cevaba bağlı: Sahnedeki kişi gerçekten oydu, peki insanlara satılan vaat neydi?


Sahnedeki kişi gerçekten Travis Scott muydu? Yüzünü kapatması neden hukuki bir mesele? Bu tek başına suç oluşturur mu?

Yüzün kapalı olması, hukuken tek başına suç değildir. Bir sanatçı sahne tasarımı gereği yüzünü gizleyebilir. Sorun, bu tercihin “kimliğin doğrulanamaması” sonucunu doğurması ve halkta makul bir şüphe yaratmasıdır.

Bu şüphe somut bir soruya dayanıyor: Sahnedeki kişi sanatçının kendisi miydi? Bu sorunun cevabı tahminle değil, devletin kayıtlarıyla bulunur. Sanatçının ülkeye giriş yapıp yapmadığı pasaport ve sınır geçiş kayıtlarından, hareketleri konaklama ve uçuş verilerinden net biçimde tespit edilebilir. Bu noktada Travis Scott’ın Türkiye’de bulunduğunu kamuoyu önünde teyit etmiş olması, “sahnedeki kişi o değildi” iddiasını büyük ölçüde zayıflatıyor.

Demek ki tartışmanın ağırlık merkezi kayıyor. Asıl belirleyici soru artık “ülkeye girdi mi” değil; “insanlara satılan vaat neydi ve karşılığı verildi mi” sorusudur.

Bu konser dolandırıcılık sayılır mı? Hangi durumda TCK kapsamında suç oluşur? Savcılık hangi kayıtları inceler?

Dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde tanımlanır. Suçun oluşması için failin hileli bir davranışla kişiyi aldatması, bu aldatma sonucu kişinin kendi veya başkasının zararına bir işlem yapması ve failin bundan yarar sağlaması gerekir. Kritik nokta şudur: Hile, işlemden önce var olmalı ve kişiyi o işleme yöneltmelidir.

Bu kural, olayı ikiye böler. Eğer organizatör baştan “tam kapsamlı konser” vaadiyle bilet sattıysa fakat en başından beri 20 dakikalık bir DJ seti planladıysa, yani satış anında bilinçli bir yanıltma varsa, dolandırıcılık tartışması ciddileşir. Buna karşılık sanatçı gerçekten sahne aldı da performans kötü geçtiyse, ortada hile değil, kötü ifa vardır. Bu ayrımı yapan, sahnedeki dakika sayısı değil, satış anındaki iradedir.

İşin bilişim sistemleri üzerinden bilet satışıyla ve bir şirket adına ticari faaliyet çerçevesinde yürütülmüş olması da önemlidir. Çünkü dolandırıcılığın bilişim sistemleri aracılığıyla işlenmesi (TCK m.158/1-f) ya da tacir veya şirket adına hareket eden kişilerce ticari faaliyet sırasında işlenmesi (TCK m.158/1-h) suçu nitelikli hale getirir ve cezayı ağırlaştırır.

Savcılık, şikâyet üzerine bu makul şüpheyi somut delille doldurmaya çalışır. İncelenecek başlıca kayıtlar; sanatçının ülkeye giriş-çıkış verileri, organizatörle yapılan sözleşme, biletlerin hangi vaatle ve hangi tanıtım metniyle satıldığı, ödeme akışları ve sosyal medyada paylaşılan reklam içerikleridir. Burada cevabı aranan soru tektir: Tüketiciye satılan ile sahnede sunulan arasındaki fark, bir kusurdan mı yoksa baştan kurgulanmış bir aldatmadan mı kaynaklandı?


Sahneye gerçekten kendisi çıktıysa hukuki durum değişir mi? Kötü ve kısa performans dolandırıcılık mıdır? Bu bir “ayıplı hizmet” midir?

Evet, değişir. Sanatçının gerçekten kendisi olduğu ve etkinliğin gerçekten gerçekleştiği kabul edilirse, ceza hukuku zemini büyük ölçüde zayıflar. Çünkü hizmet hiç sunulmamış değil, beklenenden düşük sunulmuştur. Bu, hukuki dille “ayıplı hizmet”tir.

Burada devreye 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun girer. Tüketiciye taahhüt edilen niteliği taşımayan, eksik veya beklenen faydayı azaltan bir hizmet ayıplıdır. Bilete biçilen bedel ile sahnede karşılaşılan 20 dakikalık, yüzü kapalı performans arasındaki uçurum, tam da bu kapsamda değerlendirilir.

Ayıplı hizmette tüketicinin seçimlik hakları vardır. Tüketici, ödediği bedelin tamamen iadesini (sözleşmeden dönme) ya da ayıp oranında bedelden indirim talep edebilir. Yani sahnedeki adam gerçekten Travis Scott bile olsa, “parama yazık oldu” diyen seyircinin eli boş değildir. Talebin adı ceza değil, iade ve indirimdir.

Bilet parası nasıl geri alınır? Tüketici Hakem Heyeti’ne nasıl başvurulur? e-Devlet üzerinden başvuru mümkün mü?

İade veya indirim talebinin muhatabı, bileti satan ve hizmeti sunan organizatör firmadır. Tüketici, talebini önce bu firmaya iletebilir; sonuç alamazsa Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurur.

Görevli merci, uyuşmazlığın değerine göre belirlenir. 2026 yılı için İl/İlçe Tüketici Hakem Heyeti başvuru sınırı 186.000 TL’dir. 30 bin ile 80 bin lira arasındaki bilet bedelleri bu sınırın altında kaldığından, başvurular doğrudan Tüketici Hakem Heyeti’ne yapılır. Bu tutarın altındaki uyuşmazlıklarda Tüketici Mahkemesi’ne doğrudan dava açılamaz; hakem heyetine başvuru zorunludur.

Başvuru için adliye kapısı çalmak gerekmez. Tüketici, yerleşim yerindeki ya da işlemin yapıldığı yerdeki hakem heyetine, e-Devlet üzerinden Tüketici Bilgi Sistemi (TÜBİS) aracılığıyla başvurabilir. Başvuruya bilet, ödeme dekontu ve etkinliğin nasıl tanıtıldığını gösteren ekran görüntüleri eklenmelidir. Heyetin kararı taraflar için bağlayıcıdır; karara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesi’ne itiraz edilebilir.

Organizatör firma da sorumlu tutulabilir mi? Soruşturmada kimlerin ifadesi alınır? Mağdurlar şimdi ne yapmalı?

Sorumluluk yalnızca sahnedeki kişiyle sınırlı değildir. Vaadi kuran, bileti pazarlayan ve parayı tahsil eden organizatör firmadır. Dolayısıyla olası bir ceza soruşturmasında firma yetkililerinin, etkinliği duyuran kişilerin ve sözleşmenin taraflarının ifadesine başvurulur. Aldatma kastının kimde olduğu, ancak bu beyanlar ve kayıtlar bir araya getirildiğinde ortaya çıkar.

Mağdur konumundaki seyircinin iki ayrı yolu vardır ve bunlar birbirini dışlamaz. Bilet parasını geri almak isteyen, Tüketici Hakem Heyeti yoluna gider. Baştan bir aldatma olduğunu, yani satılan vaat ile gerçeğin bilinçli biçimde çarpıtıldığını düşünen ise Cumhuriyet Başsavcılığı’na dolandırıcılık şikâyetinde bulunabilir. Doğan zarar için ayrıca maddi ve manevi tazminat davası açma imkânı da saklıdır.

Bu olay, eğlence sektörünün bir kuralını hukukun diliyle yeniden hatırlatıyor: Bir bilet, yalnızca alana girme hakkı değil, somut bir hizmet vaadidir. Vaat tutulmadığında sorun “beğenmedim” meselesi olmaktan çıkar, hukuki bir alacağa dönüşür. Sahnedeki yüz kapalı kalabilir; ama satılan vaat ile sunulan hizmet arasındaki fark, kayıtlar açıldığında asla kapalı kalmaz. Bu davanın kaderini sahnedeki 20 dakika değil, bilet satılırken verilen söz belirleyecek.

Yorum Bırakın

Avukata Sor