Soruşturma Aşamasında Basında İsim ve Fotoğraf Paylaşılması Suç mudur?
Sabah telefonunuza bir haber düştüğünü düşünün. Henüz mahkeme görmemiş, hakkında sadece soruşturma yürütülen bir kişinin adı, soyadı ve fotoğrafı açıkça paylaşılmış. Altına da şu başlık atılmış: “Skandalın faili yakalandı”.
Bu noktada çoğu insan şu soruyu sorar:
“E madem tutuklanmış, basın yazamaz mı?”
Hukuk tam da bu soruda devreye girer.
Çünkü tutuklama, suçluluk değildir.
Ve basın özgürlüğü, sınırsız değildir.
Soruşturma Aşamasında İsmi ve Fotoğrafı Yayımlanan Kişi Dava Açabilir mi?
Evet, açabilir.
Üstelik sadece dava değil; birden fazla hukuki yol aynı anda işletilebilir.
Henüz iddianame dahi düzenlenmemişken kişinin açık kimlik bilgileriyle teşhir edilmesi, hukukta “olağan haber” olarak görülmez. Bu durum;
– masumiyet karinesini,
– soruşturmanın gizliliğini,
– kişilik haklarını
aynı anda zedeleyebilir.
Suç Sabit Olmadan Basında İsim ve Fotoğraf Paylaşılması Suç mu?
Bu sorunun cevabı nettir: Çoğu durumda evet, suçtur.
Bir kişinin;
– ad-soyadının,
– fotoğrafının,
– çalıştığı yerin
birlikte paylaşılması, onu herkes için teşhis edilebilir hale getirir.
Bu da hukuken “kişisel veri ifşası” anlamına gelir.
Hele ki bu paylaşım, “suçlu” algısı yaratan bir dil ile yapılıyorsa, mesele sadece etik değil cezai hale gelir.
Basın, Tutuklanan Kişinin Adını ve Fotoğrafını Paylaşabilir mi?
Toplumda en çok yapılan hata burada.
Tutuklama bir tedbirdir.
Hüküm değildir.
Mahkûmiyet hiç değildir.
Basın, “bir kişinin tutuklandığını” haber yapabilir.
Ama kimliğini ifşa etmek zorunda değildir.
Haber şu şekilde de yapılabilir:
“Bir kamu kurumunda sahte diploma iddiası kapsamında bir kişi tutuklandı.”
İsim ve fotoğraf eklemek, çoğu zaman zorunlu değil, aksine ölçüsüzdür.
Masumiyet Karinesi Basın Haberleriyle İhlal Edilebilir mi?
Evet.
Üstelik bu ihlal, sadece mahkeme salonlarında değil, manşetlerde de olur.
Bir kişi;
– “fail”,
– “dolandırıcı”,
– “suçlu”
gibi ifadelerle sunuluyorsa, mahkeme kararına gerek kalmadan toplum önünde mahkûm edilmiş olur.
Bu durum hukukta açıkça masumiyet karinesi ihlali olarak değerlendirilir.
Soruşturma Aşamasında Yapılan Haberler Hangi Durumlarda Hukuka Aykırıdır?
Şu üç unsur birlikteyse risk yüksektir:
- Henüz hüküm yoksa
- Kişi teşhis edilebilir şekilde sunuluyorsa
- Haber dili suçluluk algısı yaratıyorsa
Bu üçlü bir aradaysa, “basın özgürlüğü” savunması zayıflar.
“Basın özgürlüğü, 26.06.2004 tarihli ve 25504 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde; \”Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir\” şeklinde düzenleme altına alınmış ve sınırları çizilmek istenilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.
Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK’nun 25. maddenin birinci fıkrasında; \”Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez\” düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.” CG. CEZA GENEL KURULU Esas : 2022/546 Karar : 2023/356 Karar Tarihi :20.06.2023
Basın Tarafından Paylaşılan Fotoğraf Kişisel Veri Sayılır mı?
Evet.
Fotoğraf, kişisel veridir.
Ad-soyad ile birlikte paylaşıldığında ise bu veri daha da ağırlaşır.
Çünkü kişi artık anonim değildir; herkes tarafından tanınabilir hale gelir.
Bu noktada devreye TCK 136 girer.

Ad Soyad Paylaşımı TCK 136 Kapsamında Suç Oluşturur mu?
Tek başına her ad-soyad paylaşımı suç değildir.
Ama ad-soyad + fotoğraf + soruşturma bilgisi bir aradaysa, tablo değişir.
Bu durumda:
– kişisel veri vardır,
– rıza yoktur,
– hukuki zorunluluk yoktur.
Yani TCK 136 bakımından suçun maddi unsurları oluşabilir.
Kişisel Verilerin Basın Yoluyla İfşası Ceza Gerektirir mi?
Evet, gerektirebilir.
Özellikle internet haberleriyle yapılan ifşalar kalıcıdır ve telafisi zordur.
Bu nedenle savcılıklar, son yıllarda bu tür dosyalara eskisinden daha ciddi yaklaşmaktadır.
Soruşturmanın Gizliliğini İhlal Eden Basın Mensupları Cezalandırılır mı?
Soruşturma evresi kural olarak gizlidir.
Bu aşamada dosyadan bilgi, fotoğraf veya görüntü sızdırılması hukuka aykırıdır.
Basın “bize bilgi geldi” diyerek bu sorumluluktan kurtulamaz.
Yaymak fiili başlı başına sorunludur.
İnternet Haber Sitesine Karşı Erişim Engeli Talep Edilebilir mi?
Evet.
Üstelik bu en hızlı ve etkili yollardan biridir.
Çünkü internette yayımlanan bir haber:
– Google’da indekslenir,
– sosyal medyada yayılır,
– kişi beraat etse bile iz bırakır.
Bu nedenle erişim engeli ve kaldırma talepleri gecikmeden yapılmalıdır. Uygulamada hakimler talepleri kimi zaman reddebilir. Ancak uygulama zamanla daha istikrarlı olacaktır.
Basının Kişilik Haklarını İhlal Etmesi Halinde Tazminat İstenir mi?
Evet.
Ceza soruşturmasından bağımsız olarak manevi tazminat davası açılabilir.
Amaç basını susturmak değil;
ölçüsüzlüğün bir bedeli olduğunu hatırlatmaktır.
Peki Avukat Bu Durumda Ne Yapmalıdır?
Avukat refleksi şudur:
– Önce delilleri sabitler
– Ardından içeriğin kaldırılması için başvurur
– Paralel olarak suç duyurusu yapar
– Gerekiyorsa tazminat davası açar
Bu süreç doğru yönetilirse, basın çoğu zaman geri adım atar.
Haber verme hakkı basın için temeldir. Ancak insanları ifşa aracı olarak basının kullanılması durumunda işin rengi değişir.

Olay ne? EMSAL KARAR İNCELEMESİ
Sanık, iki internet haber sitesi ve bir gazete bakımından “sorumlu yazı işleri müdürü” konumunda.
Bu mecralarda yayımlanan bir haber içeriğinde, katılanın (şikâyetçinin) iş yeri unvanı / çalıştığı yerler gibi çalışma hayatına ilişkin bilgiler yer alıyor.
İlk derece mahkemesi, bu yayın nedeniyle sanığı TCK 136/1 kapsamında mahkûm ediyor (1 yıl 8 ay hapis; indirim ve hak yoksunlukları uygulanmış).
Sanık müdafii istinafa gidiyor. Bölge Adliye Mahkemesi, dosya üzerinden (duruşmasız) inceleme yapıp mahkûmiyeti kaldırıyor ve CMK 223/2-a ve 223/2-c gerekçeleriyle beraat veriyor.
Katılan vekili “suç unsurları oluştu, ceza verilmeli” diyerek temyiz ediyor. Yargıtay 12. CD, BAM kararını oy birliğiyle onuyor.
Süreç ne anlatıyor? (Hangi mahkeme ne dedi, fark nerede)
İlk derece yaklaşımı
- Haber içeriğinde katılanın iş/çalışma bilgileri “kişisel veri” sayıldı.
- Bu verinin yayımlanması “hukuka aykırı verme/yayma” olarak değerlendirildi.
- Sonuç: TCK 136’dan mahkûmiyet.
BAM yaklaşımı (beraatin omurgası)
BAM, iki ana eksende beraate gidiyor:
- Basın özgürlüğü ve haber verme hakkı kapsamında kalma
- Anayasa m. 28 ve Basın Kanunu m. 3/1’deki basın özgürlüğü/haber yapma-bilgi yayma-eleştirme hakkı vurgulanıyor.
- Katılanın geçmişi ve çalışma hayatındaki değişimin (dosya metninde “siyasi parti genel başkan yardımcısı yapmış bir kişinin eski şoförü iken sonradan istisnai memur statüsüne alınma” gibi bir çerçeve var) haber niteliği taşıdığı kabul ediliyor.
- Yani BAM’a göre mesele “salt bir işyeri unvanı yayımlama” değil; haber konusu olabilecek bir kamusal tartışma / kamu yararı iddiası var.
- Hukuka aykırılık bilinci ve kastın ispatlanamaması
- Haberde katılanın T.C. kimlik numarasının “buzlanarak” (maskelenerek) paylaşıldığına ayrıca dayanılıyor.
- Bu, mahkemeye göre “kişiyi ifşa etme / hukuka aykırılık bilinciyle yayın yapma” yönünde değil; tersine özen gösterildiği izlenimi doğuruyor.
- Sonuç: Sanığın hukuka aykırılık bilinciyle hareket etmediği açık; kast yok.
Bu iki eksen, BAM’ın beraatini taşıyan kolonlar.
Yargıtay yaklaşımı (onamanın mantığı)
Yargıtay, temyiz incelemesinde “BAM gerekçesi dosya içeriğiyle uyumlu, hukuka aykırılık yok” diyor ve CMK 302/1 uyarınca temyizi esastan reddedip kararı onuyor.
Bu kararda asıl hukuki mesele ne? (Sorunun çekirdeği)
Bu dosyada “kişisel veri var mı?” tartışması tek başına belirleyici değil.
Belirleyici olan şu:
- Kişisel veri niteliğindeki bilginin basın yoluyla paylaşılması, her durumda otomatik olarak TCK 136’yı doğurur mu?
- Basın özgürlüğü/haber verme hakkı, somut olayda hukuka uygunluk alanı yaratıyor mu?
- En kritik nokta: TCK 136’daki manevi unsur (kast + hukuka aykırılık bilinci) somut dosyada ispatlanabiliyor mu?
BAM ve Yargıtay, “bu olayda basın özgürlüğü alanı içinde kalınmış” ve “kast/hukuka aykırılık bilinci yok” dediği için beraat veriyor/beraatı onuyor.
TCK 136 bakımından “unsur” analizi (Neyi ispatlayamazsan beraat gelir)
TCK 136/1’in pratikte aranan iskeleti şudur:
1) “Kişisel veri” var mı?
Karar metni açıkça “katılanın daha önce çalıştığı iş yerlerine ait kişisel veri niteliğindeki bilgiler” diyor. Yani mahkeme, bu tür çalışma/iş yeri bilgisini dosyada kişisel veri olarak kabul etmiş.
Buraya kadar sanık açısından risk var.
2) “Hukuka aykırı olarak verme/yayma” var mı?
Asıl kırılma burada.
BAM, yayın içeriğini Anayasa 28 + Basın Kanunu 3/1 çerçevesinde haber yapma hakkı kapsamında görüyor. Bu, pratikte “hukuka aykırılık” unsurunu zayıflatıyor.
Yani kararın mesajı şu:
“Evet, kişisel veri olabilir; ama her kişisel veri paylaşımı otomatik suç değildir. Paylaşımın bağlamı, amacı, kamu yararı ve basın özgürlüğü alanı önemlidir.”
3) “Kast” var mı? “Hukuka aykırılık bilinci” var mı?
Beraatin en net noktası burası.
BAM, kimlik numarasının buzlanmasını “özen davranışı” olarak okuyor ve hukuka aykırılık bilinciyle hareket edilmediği sonucuna gidiyor.
Bu, TCK 136 dosyalarında savunmanın en güçlü damarlarından biridir:
- Yayın, “ifşa” amacıyla mı yapıldı?
- Kişiyi hedef göstermeye mi dönük?
- Yoksa haber bağlamında, sınırlı ve ölçülü bir bilgilendirme mi?
Bu dosyada mahkeme, ikinci ihtimali kabul etmiş.
CMK 223/2-a ve 223/2-c ile beraat verilmesi ne demek? (Pratik anlamı)
Kararda BAM’ın CMK 223/2-a,c ile beraat verdiği yazıyor. Bu iki bent birlikte kullanıldığında mahkemenin verdiği mesaj şudur:
- 223/2-a: “Yüklenen fiil kanunda suç olarak tanımlanmamıştır.”
Burada pratikte şu anlama gelir: Somut olayın tüm şartlarıyla bakıldığında, yapılan eylem ceza normunun yasakladığı tipik fiil alanına oturmuyor (basın özgürlüğü/hukuka uygunluk çerçevesi baskın). - 223/2-c: “Sanığın kastı yoktur.”
Bu da manevi unsurdan beraat demektir: Haber içeriği, özen, buzlama, bağlam gibi unsurlar “bilerek ve hukuka aykırı şekilde veri yayma kastı”nı çökertiyor.
MAHKEME TUTANAKLARININ BAŞKALARINA GÖNDERİLMESİ VE KİŞİSEL VERİLERİN İFŞASI
Bu kararın özü şudur: “Haber yapmak başka şeydir, kişisel veri içeren mahkeme tutanağını üçüncü kişiye göndermek başka şeydir.”
Somut olayda şüpheli bir magazin sitesi/Instagram hesabı yönetiyor. Şikâyetçi hakkında haber yapılıyor. Bir üçüncü kişi “yanlış haber yaptın” diye mesaj atınca, şüpheli cevap olarak şikâyetçinin sanık olduğu duruşma tutanağını gönderiyor. Bu tutanakta kimlik, adres, medeni hâl, eğitim gibi kişisel veriler yer alıyor.
Savcılık “haber verme hakkı” diyerek KYOK veriyor. Sulh Ceza Hâkimliği de itirazı reddediyor.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi diyor ki:
Burada tartışılması gereken haberin doğru olup olmadığı değil. Asıl mesele, bu duruşma tutanağının nasıl elde edildiği ve üçüncü kişiyle paylaşılıp paylaşılmadığıdır.
Bu sorular sorulmadan, tanık dinlenmeden “basın hakkı” gerekçesiyle dosya kapatılamaz.
Bu nedenle Yargıtay, eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle kararı kanun yararına bozuyor ve dosyanın yeniden ele alınmasını istiyor.
BASININ HABER VERME HAKKI KAPSAMINDA DEĞERLENDİRMELER ve HUKUKA AYKIRIILIK BİLİNCİYLE BİR HAREKET OLUP OLMADIĞI GÖRÜŞÜ
Yargıtay, TCK’nın 136. maddesinin uygulanmasında, mağdurun kamusal konumunu özel olarak dikkate almaktadır. Nitekim kararlarında; mağdurun bir siyasi partinin milletvekili adayı olması, kamuoyunda tanınan bir kişi ya da kamu görevi yürüten veya yürütmeye aday bir kimlik taşıması hâlinde, bu kişilere ilişkin bazı bilgilerin toplum nezdinde zaten bilinir veya bilinebilir olduğuna vurgu yapılmaktadır. Bu bağlamda Yargıtay, kamusal tartışmaya konu olan bir kişi hakkında yapılan haberlerde, özel hayatın korunması ile ifade ve basın özgürlüğü arasındaki dengenin, kamu yararı lehine yeniden değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İncelenen kararlarda, haberin kamu yararı taşıyıp taşımadığı temel ölçütlerden biri olarak ele alınmıştır. Yargıtay’a göre, haberin amacı; kişiyi hedef göstermek veya ifşa etmek değil, kamuoyunu bilgilendirmek, toplumsal bir tartışmaya açıklık getirmek ve açıklamaları delillendirmek ise, bu durumda basının haber verme hakkı sınırları içinde kalındığı kabul edilmelidir. Özellikle aleni duruşma sonucunda verilen mahkeme kararlarının veya kamuoyunu ilgilendiren olaylara ilişkin bilgilerin yayımlanması, salt bu nedenle “kişisel verinin hukuka aykırı yayılması” olarak nitelendirilemez.
Yargıtay’ın altını çizdiği bir diğer kritik nokta ise hukuka aykırılık bilinci (kast) unsurudur. Kararlarda açıkça ifade edildiği üzere, sanığın eylemini kişisel veriyi yayma kastıyla ve hukuka aykırı hareket ettiğinin bilinciyle gerçekleştirdiğini gösteren somut ve kesin deliller bulunmadıkça, TCK 136 kapsamında mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Sırf bir belgenin, fotoğrafın ya da bilginin haberde yer almış olması, tek başına suçun manevi unsurunun oluştuğu anlamına gelmemektedir.
Bu çerçevede Yargıtay, basın mensuplarının veya haber yapan kişilerin, haber verme hakkı kapsamında ve görünür gerçekliğe uygun şekilde hareket ettikleri, ayrıca açıklamalarını delillendirme amacı taşıdıkları hâllerde, hukuka aykırılık bilinciyle hareket ettiklerinin kabul edilemeyeceğini vurgulamaktadır. Sonuç olarak; mağdurun kamusal kimliği, haberin kamu yararına yönelik olması ve sanığın özel olarak kişisel veriyi hukuka aykırı biçimde yayma kastının ispatlanamaması hâllerinde, TCK 136’daki suçun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmekte ve beraat kararları hukuka uygun bulunmaktadır.





