İşçiye Yapılan Enflasyon Baskısı
Birçok işçi için bu tablo fazlasıyla tanıdık. Aylarca, hatta yıllarca çalışılmış; emek verilmiş, alın teri dökülmüş. İşten çıkış anında ya da sonrasında ise aynı cümle duyulmuş:
“Git dava aç, nasıl olsa para enflasyonda erir.”
Bu söz, hukuki bir açıklamadan çok bir gözdağıdır. İnsan ister istemez düşünüyor. Dava açsam ne kadar sürer? Bugün alacağım para yarın gerçekten bir işe yarar mı? Ev kirası artmış, pazar pahalı, faturalar kabarmışken yıllarca beklemek herkesin harcı değil. Çoğu kişi bu noktada geri adım atıyor.
İşte tam da burada sorun başlıyor.
“Beklersen zaten kaybedersin” baskısı neden bu kadar etkili?
Çünkü enflasyon, herkesin cebini yakıyor. Bugün 100 bin lira olan bir alacağın, bir yıl sonra aynı hayatı karşılamayacağını herkes biliyor. İşverenler de bunu biliyor. Bu yüzden “zaten para eriyecek” diyerek işçiyi köşeye sıkıştırıyorlar. Ardından düşük bir rakam teklif ediliyor ve “ya bunu kabul et ya hiç alama” mesajı veriliyor.
Bu noktada birçok işçi şunu söylüyor:
“Hiç yoktan iyidir.”
Ama hukuk, bu cümleyi kabul etmiyor.
Hukuk, işçinin yaşadığı bu kaybı görmezden gelmiyor
Şunu açıkça söylemek gerekir: İşçi alacağını geç aldığı için zarara uğruyorsa, bu zarar yok sayılmaz. Yıllar süren dava sonunda tazminatını almış olman, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Eğer o para, bekleme süresinde enflasyon karşısında ciddi biçimde değer kaybettiyse, bu durum munzam zarar olarak kabul edilir.
Yani işçi, “ben paramı aldım ama geç aldım, alım gücü düştü” diyerek işverene karşı ek bir dava açma hakkına sahiptir.
Bu, teorik bir ihtimal değildir. Yargı kararlarıyla kabul edilmiş bir gerçektir.
“Ama benim çalıştığım yer küçük” diyenler için
Bir başka yaygın düşünce de şudur:
“Bu anlattıkların büyük şirketler içindir, bizim patron küçük esnaf.”
Hayır. Hukuk burada da net. Karşındaki işverenin holding olması gerekmez. Zincir market de olabilir, mahalledeki fırın da. Küçük işletme olması, emeğin karşılığını geç ödeme hakkı vermez.
İşçi için değişen hiçbir şey yoktur.
Emeğin değeri, işyerinin tabelasına göre belirlenmez.
Asıl mesele para değil, boyun eğmemek
Bu noktada konu sadece para değildir. Asıl mesele, “nasıl olsa kaybederim” düşüncesine teslim olmamaktır. İşçiye verilen mesaj şudur: Beklersen kaybedersin, ses çıkarırsan daha da zarara girersin.
Oysa hukuk tam tersini söylüyor.
Emeğinin enflasyonda eritilmesine razı olmak zorunda değilsin.
Bu kaybı telafi etme hakkın var.
Bugün birçok işçi aynı kaygıları yaşıyor. Yalnız değilsin. Ve bu düzenin seni çaresiz bırakmasına izin vermek zorunda da değilsin. Hukuk, tam da bu noktada devreye giriyor.































