Özel güvenlik bir kadını camiye almamakla hangi suçları işlemiş olabilir?
Geçtiğimiz günlerde Ayasofya Camii’nde kaydedilen ve kısa sürede sosyal medyada yayılan bir video büyük tepki topladı. Görüntülerde, cami girişinde görevli özel güvenlik görevlisinin, yabancı uyruklu olduğu anlaşılan bir kadına “Müslüman mısın?”, “Kelime-i şehadet getir” şeklinde baskı yaptığı ve dini kimliğini sorguladığı görülüyor. Kadının Koreli olduğu varsayılarak Müslüman olmadığına karar verilmiş, bu nedenle camiye girişine engel olunmuştur.
Olay, sadece bir güvenlik ihlali değil; aynı zamanda din özgürlüğü, ibadet hakkı ve ayrımcılık yasağı gibi temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği çok yönlü bir insan hakları sorunu olarak gündeme oturmuştur. Bu yazıda, olayın ceza hukuku bakımından doğurabileceği sonuçları Türk Ceza Kanunu hükümleri ışığında adım adım inceliyoruz.
Bir kadına “Kelime-i şehadet getir” demek suç mu?
Evet, Türk Ceza Kanunu’na göre bu ifade suç teşkil edebilir.
Ayasofya Olayında TCK m.115 Uygulanabilir mi?
İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin engellenmesi suçu bu olayda oluşmuş mudur?
Türk Ceza Kanunu’nun 115. maddesi, bireyin inanç ve kanaat özgürlüğünü ceza hukuku düzleminde koruma altına alan temel düzenlemelerden biridir. Bu maddenin üç ayrı fıkrasında, inançla ilgili farklı yönleri hedef alan koruma mekanizmaları öngörülmüştür. Ayasofya Camii’nde özel güvenlik görevlisinin bir kadına “Müslüman mısın?” diyerek dini sorguya çekmesi, ardından “Şehadet getir” diyerek baskı kurması ve ibadet alanına girişini engellemesi, bu maddenin birden fazla fıkrası açısından suç teşkil edebilecek niteliktedir.
1. Fıkra: Dinî kanaati açıklamaya zorlama
“Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan…”
Olayda açık bir cebir ya da fiziksel tehdit unsuru yer almasa da, kişinin ibadethane olan camiye girişine engel olunması, bir tür fiilî baskı ve dayatma ortamı oluşturur. Kaldı ki, kanun metninde yer alan “açıklamaya zorlama” kavramı yalnızca fiziksel baskıyı değil, kişiyi manevi baskı ortamında dini kimliğini ifşa etmeye mecbur bırakmayı da kapsar.
Güvenlik görevlisinin “şehadet getir” demesi, kadını dinî kanaatini açıkça söylemeye zorlamak anlamına gelir. Bu, bir kişinin inancını açıklamaya mecbur bırakılmasıdır ve suçun maddi unsurunu oluşturur.
2. Fıkra: Dini ibadet veya ayinlerin engellenmesi
“…dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde…”
Burada “hukuka aykırı başka bir davranış” ibaresi kritik önemdedir.
Özel güvenlik görevlisinin, görev sınırlarını aşarak keyfi biçimde bir kadının camiye girişine mani olması, hukuka aykırı bir davranışla ibadeti engellemek anlamına gelir.
Camiye girmek isteyen kişi, o sırada ibadet etmek istiyor olabilir. Bu varsayımı sorgulamak görevlilerin değil, bireyin takdirindedir.
İbadet etme amacıyla camiye girmek isteyen bir kişi, dini ayinin yapıldığı alana görünüşü, etnik kökeni veya dini kanaati gerekçe gösterilerek alınmıyorsa, bu fıkra gereği suç oluşur.
3. Fıkra: Yaşam tarzına müdahale
“…bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden…”
Kadının Müslüman olup olmadığını sorgulamak, dini kimliğine göre muamelede bulunmak ve davranışını değiştirmeye zorlamak — örneğin “şehadet getir, ancak öyle girebilirsin” demek — onun dini yaşam tarzına müdahale etmek anlamına gelir.
Kadının Müslüman olduğunu açıklamak gibi bir yükümlülüğü yoktur. Hatta dini kimliğini saklamak, açıklamamak da onun anayasal hakkıdır.
Dolayısıyla burada kişinin yaşam biçimine yönelik bir zorlama söz konusudur.
Hukuki Değerlendirme Sonucu:
Olayda;
- Kadının dini inancını açıklamaya zorlanması (1. fıkra),
- Camiye girişinin hukuka aykırı biçimde engellenmesi (2. fıkra),
- İnanca dayalı yaşam tarzına müdahale edilmesi (3. fıkra)
unsurları hep birlikte değerlendirildiğinde, TCK m.115’in tüm fıkraları açısından suçun yasal unsurlarının oluştuğu söylenebilir.
Camiye alınmamak din temelli ayrımcılık mıdır?
Evet.
Koreli olduğu düşünülen bir kadının yalnızca “Müslüman olmadığı” varsayımıyla cami kapısından çevrilmesi, din temelli ayrımcılıktır.
TCTCK m.122 Uygulama Şartları
Kanun metnine göre aşağıdaki unsurların birlikte gerçekleşmesi hâlinde suç oluşur:
- Bir kimseye karşı nefret saikiyle hareket edilmiş olmalı
- Bu saikin kaynağı, din, ırk, milliyet, mezhep, renk vb. farklılıklar olmalı
- Bu kişi, aşağıda sayılan haklardan birinden mahrum bırakılmış olmalı:
- Mal alım-satım/transferi
- Kamuya açık bir hizmetten yararlanma
- İşe alınma
- Ekonomik faaliyette bulunma
Olayda TCK m.122 Uygulanabilir mi?
Evet. Çünkü olayda üç temel unsur bir arada gerçekleşmiştir:
1. Nefret saiki ve ayrımcı davranış açıkça ortadadır.
Koreli olduğu düşünülen kadının görünüşüne ve milliyetine bakılarak, dinî inancı varsayılmış, ardından da bu inanç üzerinden ötekileştirici ve dışlayıcı muameleye maruz bırakılmıştır. Kadına şehadet getirmesi dayatılmış ve “giremezsin” denilmiştir.
Bu, hem etnik köken (Koreli olduğu düşünülmesi) hem de din/mezhep farklılığı nedeniyle oluşan bir ayrımcılıktır.
2. Kamuya açık bir hizmetten yararlanma engellenmiştir.
Cami, herkesin girip ibadet edebileceği, kamuya açık bir ibadethanedir.
Kadının camiye girmesi, dinî gerekçeyle engellenmiştir. Bu durum TCK m.122/1-b bendi kapsamında değerlendirilir:
“Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını engellemek.”
Burada kamuya açık hizmet ibadet alanına giriş ve orada bulunma hakkıdır. Bu hak, yalnızca inancı açıklamak şartıyla veya belirli bir dine mensup olmak koşuluyla sınırlandırılamaz.
3. Engelleyen kişi özne bakımından kusurludur.
Özel güvenlik görevlisi, anayasa ve ceza kanunu tarafından koruma altına alınmış bir hakkın önünü kesen doğrudan fail konumundadır. Bu kişi, kanunen böyle bir yetkiye sahip değildir ve eylemi hiçbir meşru gerekçeyle haklılaştırılamaz.
Suçun oluşması için fiziksel müdahale gerekir mi?
Hayır.
TCK m.122’nin uygulanabilmesi için fiilî güç kullanımı, fiziksel engelleme ya da açık tehdit gerekmez.
Sözel dışlayıcılık, açıkça hizmeti vermeme, ya da varsayıma dayalı hak kısıtlaması yeterlidir.
Örneğin: “Sen gayrimüslümsün, camiye giremezsin.” demek, kişiyi açıkça kamuya açık bir hizmetten ayırmak demektir.
Cezai sonuç nedir?
TCK m.122 uyarınca ceza:
→ 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.
Her ne kadar suç tipinde para cezası ya da alternatif tedbir öngörülmemiş olsa da, mahkeme failin kasten hareket ettiği sonucuna ulaşırsa, doğrudan hapis cezası uygulaması gündeme gelir.
Ayasofya’da görevli güvenlik kamu görevlisi sayılır mı?
TCK açısından evet, kamu görevlisi gibi cezalandırılabilir.
TCK m.6/1-c’ye göre “kamusal faaliyeti yürütmekle görevli kişiler” kamu görevlisi sayılır.
Ayasofya gibi kamuya ait, devlete bağlı bir camide görev yapan özel güvenlik görevlisi, kamu hizmeti sunan bir personel olarak değerlendirilir. Bu durumda görevini kötüye kullanması halinde, kamu görevlisi gibi sorumlu olur.
Görevini aşan güvenlik için hangi cezalar uygulanır?
TCK m.257 – Görevi Kötüye Kullanma Suçu
TCK m.257’nin uygulanabilmesi için temel şartlar
Bu suçun oluşabilmesi için aşağıdaki unsurlar birlikte aranır:
Bir kişiye haksız menfaat sağlanması.
Failin kamu görevlisi olması,
Görev gereklerine aykırı davranışta bulunması,
Bu davranışın sonucu olarak:
Kişilerin mağduriyetine neden olması veya
Kamuya zarar verilmesi veya
Olayın TCK m.257 bakımından değerlendirilmesi
1. Fıkra: Görev gereklerine aykırı hareket
“Görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine neden olan kamu görevlisi…”
Ayasofya’daki güvenlik görevlisi:
- Görev tanımı dışında hareket etmiştir.
(Din sorgulama, inanç ölçme, ibadeti denetleme gibi bir yetkisi yoktur.) - Keyfi davranarak kadını camiye almamıştır.
- Dini baskı kurarak “şehadet getir” demiştir.
- Bu eylemleriyle kadının ibadet hakkını ihlal etmiş, onu mağdur etmiştir.
Tüm bu hususlar, görevin gereklerine aykırı davranıldığını ve kişisel mağduriyet doğduğunu açıkça göstermektedir.
Cezası:
→ 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıdır.
Hakim, mağduriyetin niteliğine ve failin kusur derecesine göre cezayı artırabilir.
2. Fıkra: Görevin gereklerini yerine getirmede ihmal
Bu fıkra olay açısından ikincil öneme sahiptir.
Eğer güvenlik görevlisi “hiçbir müdahalede bulunmayarak” bir başka ayrımcı fiili izleseydi, bu fıkra gündeme gelebilirdi.
Ancak mevcut olayda görevin ihmalinden değil, bilinçli kötüye kullanımından söz edilmektedir. Dolayısıyla asıl uygulama 1. fıkraya göre yapılmalıdır.

Özel güvenliğe karşı suç duyurusunda bulunulabilir mi?
Evet.
Mağdur veya olaya tanık olan kişiler, Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunabilir.
Ayrıca Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvuru yaparak, din temelli ayrımcılık gerekçesiyle idari yaptırım talep edebilir.
Video kaydı delil olarak kabul edilir mi?
Evet, bu tarz durumlarda video kaydı hukuka uygundur.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, kişinin kendi hakkını korumak amacıyla ve başka türlü ispat imkânı yoksa yaptığı ses veya görüntü kaydı meşru delil sayılır.
Bu olayda video kaydı, ayrımcılık ve görevi kötüye kullanma suçlarını ispatlamak için kullanılabilir.
Bu olayda hangi suçlar işlenmiştir?
Failin (özel güvenlik görevlisinin) tek bir fiille:
- Kişinin ibadet hakkını engellemesi → TCK 115
- Dini ve etnik kökene dayalı ayrımcılık yapması → TCK 122
- Görev sınırlarını aşıp mağduriyete neden olması → TCK 257
olayda üç ayrı suçun maddi unsurları oluşmuştur.
Fikri içtima neden uygulanır?
TCK m.44 – Fikri İçtima:
“İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.”
Bu olayda fail, tek bir eylemle hem ibadet hakkını engellemiş, hem ayrımcılık yapmış, hem de görevini kötüye kullanmıştır.
Ancak hepsi aynı davranış bütününün parçasıdır. Fail örneğin önce ibadet hakkını engelleyip sonra ayrımcılık yapmamış, her ikisini bir arada gerçekleştirmiştir.
Bu durumda maddi içtima değil, fikri içtima uygulanır.
Hangi suç en ağır cezayı öngörüyor?
| Suç | Cezası | Açıklama |
|---|---|---|
| TCK 115 | 1 – 3 yıl hapis | İbadet hakkının engellenmesi |
| TCK 122 | 1 – 3 yıl hapis | Din temelli ayrımcılık |
| TCK 257 | 6 ay – 2 yıl hapis | Görevi kötüye kullanma |
Her ne kadar TCK 115 ve 122 aynı ceza aralığını öngörse de,
TCK 115, doğrudan anayasal temel hak olan ibadet özgürlüğünü hedef alması nedeniyle daha ağır suç kabul edilir.
Yargı uygulamaları da bu yöndedir.
Kimse Kimsenin Dinini Sorgulayamaz ve Baskı Altına Alamaz:
Ayasofya Camii’nde özel güvenlik görevlisinin davranışı;
- TCK 115 (ibadet hakkının engellenmesi),
- TCK 122 (nefret/ayrımcılık),
- TCK 257 (görevi kötüye kullanma)
suçlarının maddi unsurlarını aynı anda oluşturmuştur.
Ancak bu suçlar tek bir fiilden doğduğu için TCK m.44 gereği fikri içtima uygulanır ve
fail yalnızca en ağır suçu oluşturan TCK m.115’ten (ibadet hakkının engellenmesi) cezalandırılır.














