Bir boşanma davası düşünün… Yıl 2016. Dava açılıyor, tanıklar dinleniyor, dosya gidip geliyor. Aradan 5 yıl, 7 yıl, 9 yıl geçiyor ama hâlâ sonuç yok. Bu süre zarfında taraflar hayatına devam edemiyor, yeniden evlenemiyor, aile kuramıyor.
İşte Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 2025 tarihli “Nurcan Çelik ve Diğerleri” kararında tam olarak bu durumu masaya yatırdı ve dedi ki:
“Boşanma davaları makul sürede bitmezse, bu sadece adil yargılanma hakkının değil, evlenme hakkının da ihlalidir.”
Olayın Detayları
- Başvurucuların boşanma davaları 5 ila 10 yıl arasında sürmüş.
- Bir dava 9 yıldır hâlâ sonuçlanmamış.
- Bu süre içinde yeni bir evlilik yapmaları hukuken mümkün değil.
- Gecikmede tarafların kusuru yok; süreç tamamen yargının yavaş işlemesinden kaynaklanmış.
Anayasa Mahkemesi’nin Hukuki Tespiti
- Anayasa m.20 (özel hayata saygı) ve m.41 (aile kurma hakkı) birlikte ele alındığında, evlenme hakkı anayasal güvence altında.
- Boşanma bitmeden yeni evlilik yapılamadığı için, devletin boşanma davalarını makul sürede bitirme pozitif yükümlülüğü var.
- Bu yükümlülük yerine getirilmezse, kişi özel ve aile hayatını düzenleyemez, evlenme hakkı fiilen engellenmiş olur.
Karar Ne Dedi?
- Evlenme hakkı ihlal edildi.
- Manevi tazminata hükmedildi.
- Maddi tazminat talepleri reddedildi (çünkü doğrudan parasal zarar kanıtlanamadı).
- Karar, ilgili mahkemelere ve Adalet Bakanlığı’na gönderildi.
Bu Karar Neden Önemli?
Artık Anayasa Mahkemesi, boşanma davalarının gereksiz uzamasını “evlenme hakkı ihlali” olarak da değerlendirecek.
Bu, hem hukukçular hem de boşanma sürecinde olan kişiler için önemli bir dönüm noktası. Çünkü mahkemeler, sadece adil yargılama hakkı açısından değil, evlenme hakkı açısından da daha hızlı davranmak zorunda kalacak.
Manevi ve Maddi Tazminat Konusu
Anayasa Mahkemesi, ihlalin tespitiyle yetinmedi. Çünkü evlenme hakkı gibi temel bir hakkın yıllarca fiilen kullanılamaması, sadece “ihlale karar verdik” denilerek kapatılabilecek bir mesele değil.
Mahkeme, bu gecikmenin başvurucular üzerinde yarattığı manevi baskıyı, hayata dair planlarını ertelemek zorunda kalmanın getirdiği yıpranmayı ve özel hayata müdahale boyutunu dikkate aldı.
Bu nedenle:
- Her başvurucu için ayrı ayrı manevi tazminata hükmetti.
- Miktarlar, ekli tablonun (H) sütununda kişilere özel olarak belirlendi.
- Amaç, yaşanan gecikmenin psikolojik ve sosyal etkilerini kısmen de olsa telafi etmekti.
Maddi tazminat ise reddedildi. Çünkü başvurucular “boşanma davalarının uzun sürmesinden dolayı şu kadar parasal zarara uğradım” diyebilecek somut bir delil sunamadılar. Mahkeme, ihlal ile maddi zarar arasında doğrudan illiyet bağı kurulamadığını vurguladı.
Bir diğer önemli nokta, ödemelerin dört ay içinde yapılması gerektiği ve gecikme olursa yasal faiz işletileceği. Yani Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu süreyi geçirdiğinde her gün için faiz yükümlülüğü doğacak.



















