Devletin Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluğu, Rücu Hakkı ve Tabi Olduğu Zamanaşımı
I. Devletin Tapu Sicilinin Tutulmasından Doğan Sorumluluğu
A. Sorumluluğun Hukuki Niteliği
Devletin TMK m. 1007 kapsamındaki sorumluluğu asli ve kusursuz karakterdedir. Bu iki özelliğin pratik sonuçlarını ayrı ayrı kavramak, davanın husumet, ispat ve tazminat boyutlarında kritik önem taşır.
KAYNAK:
DEVLETİN TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN DOĞAN SORUMLULUĞU, RÜCU HAKKI VE TABİ
OLDUĞU ZAMANAŞIMI (The Liability, Right of Recourse and Period of Limitation
of Goverment Caused by Malfunctions at Land Register Procedure) Ar. Gör. Başak GÖRGEÇ, makalesinden faydalanılmıştır.
1. Asli Sorumluluk. Devletin sorumluluğunu düzenleyen pek çok düzenlemede Devlet fer’i (ikincil) sorumlu iken, TMK m. 1007 hükmünde asli sorumlu olarak konumlandırılmıştır. Bunun anlamı; zarar görenin önce tapu görevlisine, ardından Devlete başvurma zorunluluğunun bulunmamasıdır. Zarar gören, doğrudan Devletten zararının tamamının karşılanmasını talep edebilir. Yazar, taşınmaz değerlerinin yüksekliği nedeniyle tapu görevlisinin tek başına bu zararı karşılamasının çoğu kez mümkün olmadığını, kanun koyucunun bu pratik gerekçeyle Devleti asli sorumlu tuttuğunu vurgular.
Asli sorumluluk, zarar görenin görevliye başvurma imkanını kural olarak ortadan kaldırır. 657 sayılı DMK m. 13 uyarınca kişiler, kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili zararlardan dolayı görevliye değil ilgili kuruma karşı dava açar. Bu kuralın yegâne istisnası, görevlinin kasıtlı veya görev/yetkisinin kötüye kullanımı niteliğindeki kişisel kusurudur. Yazar bu ayrımı net biçimde koyar: tapu görevlisinin görevini ifa ederken kusurlu davranması DMK m. 13 koruma alanındadır; oysa görev veya yetkinin kötüye kullanılması suretiyle kasten zarara sebebiyet verilmesi DMK m. 13 dışında kalır ve doğrudan görevliye dava açma imkanı doğurur.
2. Kusursuz Sorumluluk. TMK m. 1007 zararın kusurlu bir fiil ile meydana gelmesini aramaz. Zarar görenin, görevlinin kusurlu olduğunu ispat yükümlülüğü yoktur; Devlet de görevlinin kusurunun olmadığını kanıtlayarak sorumluluktan kurtulamaz. Doktrin sorumluluğun dayandığı esas konusunda üç görüş geliştirmiştir: tehlike sorumluluğu, sebep sorumluluğu ve risk sorumluluğu.
B. Sorumluluğun Doğması İçin Aranan Şartlar
Devletin sorumluluğunun şartları dört unsurdan oluşur: tapu sicilinin tutulmasına ilişkin bir fiil, hukuka aykırılık, zarar ve uygun illiyet bağı.
1. Tapu Sicilinin Tutulmasına İlişkin Fiil
Devletin sorumluluğu hem tapu siciline işlenmemesi gereken bir kaydın işlenmesinden hem de işlenmesi gereken bir kaydın işlenmemesinden doğabilir. Tapu görevlisinin yardımcı kişi kullanması da sorumluluğu doğurur ve bu kişinin yetkili veya yetkisiz olması fark etmez. Tapu Sicil Tüzüğü m. 26 kapsamında denetim makamlarının istemin reddi üzerine yapılan itirazları haksız yere kabul veya reddetmesi de TMK m. 1007 koruma alanındadır.
Burada gözden kaçırılmaması gereken kritik nokta şudur: yanlış kayıt tapu görevlisinin fiilinden kaynaklanmıyorsa Devletin sorumluluğu doğmaz. Muvazaalı işlem sonucu yapılan kayıttan doğan zarar, hak sahibinin kendi iradesi nedeniyle uygun illiyet bağını kestiğinden TMK m. 1007 kapsamında tazmin edilmez.
Bu zarar gerçekten tapu sicilini tutan memurun yaptığı hatadan mı doğdu?
Eğer cevap evet ise TMK m. 1007 gündeme gelir.
Eğer cevap hayır ise, yani tapudaki sonuç kişinin kendi yaptığı işlemden, muvazaadan, sahte görünüm yaratmasından veya tapu memuruna yüklenemeyecek başka bir sebepten doğmuşsa Devlet sorumlu olmaz.
a. Kadastro ve Tapulama İşlemleri ve Taşınmazın Niteliği. Kadastro ve tapulama işlemleri başlı başına tapu sicilinin tutulması faaliyeti değildir; ancak bu yanlışlığın plana yansıması ve plan uyarınca tapu kaydı yapılmasıyla TMK m. 1007 uygulama alanı bulur. Tazminat hesabında, hatalı kadastroya karşı verilen itiraz hakkının kullanılıp kullanılmadığı dikkate alınır. Doğru kadastro işleminin plana ve sicile yanlış işlenmesi ise doğrudan TMK m. 1007 kapsamındadır. Taşınmazın geliri, vergi/sigorta değerleri Devletin menfaati açısından önem taşıdığından kişiler için zarar doğurmaz; ancak yüzölçümü, cinsi ve üzerindeki binalar gibi nitelikler hakkındaki yanlışlıklar sorumluluk doğurur. AYM’nin 2013/5669 başvuru numaralı 24.03.2016 tarihli kararına atıfla, yüzölçümü hatasına dayalı zararda mülkiyet hakkı ihlali tespitinin yapıldığını gösterir.
b. Planın Yapılması ve Yevmiye Defteri. Plan iki aşamalıdır: ilk aşama (yüzölçümü ve geometrik şeklin belirlenmesi) tapu sicilinin tutulması dışındadır ve TMK m. 1007 sorumluluğu doğurmaz. Coğrafik özellikleri belirlenmiş taşınmazın planının hazırlanması ise tapu sicilinin tutulmasına dahildir; bu aşamada görevlinin kusuru olmasa da Devlet sorumlu olur. Yevmiye defterinin yanlış tutulması, üçüncü kişilerin iyiniyetini bertaraf eden işleviyle birlikte değerlendirildiğinde, Devletin sorumluluğunu doğurur.
c. Tapu Siciline Kayıt, Birleştirme ve Bölünme. Eski sicillerin tapu siciline geçirilmesinde, taşınmazın bölünmesi veya birleştirilmesinde, hakların yeni oluşturulan taşınmaza naklinde meydana gelebilecek hatalar TMK m. 1007 kapsamındadır. Yargıtay’ın 15.03.1944 tarihli 1943/13 E., 1944/8 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, ETMK m. 917 hükmünün eski ve yeni tüm sicilleri kapsadığını kabul etmiştir; bu kabul TMK döneminde de korunmuştur.
d. Çift Tapu Kaydı. Bir taşınmaz için birden fazla sayfa açılması halinde gerçek hak sahibi adına olan kayda güvenerek kazanılan haklar bakımından sorun çıkmaz. Sorun, gerçek durumu yansıtmayan sayfaya güvenilerek hak kazanılmasında belirir. Yazar, çift tapu kaydının genellikle tapu sicilinin tutulmasından kaynaklandığı gerekçesiyle, TMK m. 1007’nin gerçek hak sahibi olmayanları da koruduğunu savunan ikinci görüşü benimser; iyiniyetle güvenen kişi de zararının tazminini Devletten talep edebilir.
e. Tescil. Tapu görevlisinin tescile dayanak resmi senedi inceleme yükümlülüğü, şekli geçerlilik kontrolü ile sınırlıdır. Esasa ilişkin bir yanlışlık veya eksiklikten şüphelenilmedikçe, geçersiz resmi senede dayalı tescil Devletin sorumluluğunu doğurmaz; çünkü resmi senedin düzenlenmesi tapu sicilinin tutulması dışında kabul edilir. Tescil talebinde bulunan kişinin yetkisinin (ayni hak sahibi mi, sicilde malik gözüken mi, yetkilendirilmiş kişi mi) araştırılmaması ise sorumluluk doğurur.
f. Bağımsız ve Sürekli Haklar. TMK m. 998 kapsamında taşınmaz olarak kabul edilen bu haklar tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilebilir. Yüklü taşınmaza ait sayfada tescil yapılmadan ayrı sayfa açılması veya hakkın sona ermesine rağmen ayrı sayfanın kapatılmaması yolsuz kayıt yaratır. Üçüncü kişi yüklü taşınmaz sayfasını inceleseydi yanlışlığı görebileceğinden tam iyiniyetli sayılmaz; ancak yapılan harcamalar yönünden Devlete başvurabilir.
g. Şerhler. TMK m. 1009 kapsamındaki şerhlerde de tapu görevlisi şekli denetim yapar. Yolsuzluk halleri çeşitlidir: şerh talebine rağmen şerhin verilmemesi, terkin talebine rağmen terkin edilmemesi, şerh anlaşmasının veya yazılı talebin geçersizliği. Kişisel hakkın sona ermesi halinde tapu görevlisinin re’sen terkin yetkisi yoktur; ancak terkin talep edildiği halde işlemi yerine getirmemesi sorumluluk doğurur. Şerh süresinin dolması durumunda re’sen terkin yükümlülüğü vardır. Tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin şerhlerde mahkeme kararının gereği yerine getirilmediğinde Devlet sorumlu olur. TMK m. 1010/2’deki iflas, haciz, konkordato bildirimlerinin tapuya yapılmaması halinde tapu görevlisi re’sen hareket edemeyeceğinden Devletin sorumluluğu doğmaz; ancak bildirim yapıldığı halde işlenmemesi farklı sonuç doğurur. Geçici tescil şerhinde, ilgililerin rızası veya mahkeme kararı olmaksızın yalnızca ayni hak iddiasıyla şerh verilmesi hukuka aykırıdır.
h. Beyanlar. TST m. 53-67 ve m. 26 kapsamındaki beyanlarda da talep edilmesine karşın işleme alınmaması veya talep olmadan terkin edilmesi sorumluluk doğurur.
i. Fer’i Siciller. Aleni olmayan fer’i siciller (mal sahipleri sicili, aziller sicili, düzeltmeler sicili, kamu orta malları sicili) tek başına yolsuz olduğunda kural olarak zarar doğurmaz. Ancak fer’i sicildeki yanlış kayıt asli sicile yansıdığında dolaylı olarak zarar nedeni olur ve bu durumda fer’i sicildeki hata, görevlinin kusurunun belirlenmesi açısından belirleyici rol oynar.
j. Sahte Vekaletname ve Mirasçılık Belgesi. Doktrindeki ilk görüş, tapu görevlisinin gerekli özene rağmen sahteliği tespit edemediği durumda Devletin sorumluluğunun doğmayacağını savunur. Yazar bu yaklaşımı kusursuz sorumluluk ilkesiyle bağdaşmaz bularak ikinci görüşü benimser: sahte belgeye dayanılarak yapılan tescile iyiniyetle güvenen üçüncü kişinin TMK m. 1023 kapsamında hak kazanması nedeniyle gerçek hak sahibinin uğradığı zarar, Devletten istenebilir. Yargıtay’ın 20.01.1960 tarihli 4/1-3 sayılı HGK kararı bu görüşü destekler niteliktedir.
Diyelim ki taşınmaz gerçek malik Ahmet adına kayıtlı.
Bir dolandırıcı sahte vekâletname düzenledi. Bu sahte vekâletnameyle tapuya gitti. Ahmet’in vekiliymiş gibi davrandı. Taşınmazı Mehmet’e sattı.
Burada ilk işlem sakattır. Çünkü Ahmet gerçekten vekâlet vermemiştir.
Bu aşamada Mehmet’in iyi niyeti her zaman onu malik yapmaz. Çünkü işlem doğrudan sahte vekâletnameye dayanmaktadır. Makalede de sahte vekâletnameyle yapılan işlemde TMK m. 1023’ün şartlarının ilk aşamada oluşmadığı, buna rağmen tapuda yolsuz bir işlem meydana geldiği ifade ediliyor.
Şimdi devam edelim.
Mehmet, tapuda malik olarak göründü. Sonra taşınmazı Ayşe’ye sattı.
Ayşe tapuya baktı. Tapuda Mehmet malik görünüyor. Ayşe sahte vekâletname olayını bilmiyor. Bilmesi de beklenmiyor. Bedelini ödedi. Tapuya güvenerek taşınmazı aldı.
İşte burada TMK m. 1023 devreye girer.
TMK m. 1023 mantığı şudur:
Tapu siciline güvenerek iyi niyetle ayni hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur.
Bu durumda Ayşe korunur. Ayşe taşınmazı kazanır. Gerçek malik Ahmet ise artık taşınmazını geri alamayabilir.
İşte gerçek zarar bu noktada doğar.
k. Diğer İşlemler. Tapu sicilinin ilgililerce incelenmesi, sicilden örnek verilmesi, ipotekli borç senedi ve irat senedi düzenlenmesi tapu sicilinin tutulması faaliyeti içindedir. Bildirim yükümlülüğünün tek başına ihlali sorumluluk doğurmaz; ancak bildirim yapılmaması sonucunda yolsuz işlem gerçekleşmişse Devlet sorumlu olur ve görevliye rücu eder.
2. Hukuka Aykırılık
Hukuka aykırılığın varlığı için zarar görenin menfaatini koruyan bir hukuk normunun ihlali gerekir. Objektif hukuka aykırılık yeterlidir; tapu görevlisinin sübjektif kusuru aranmaz. Görevlinin kusuru ancak Devletin rücu davasında önem kazanır. Bu ayrım özellikle sahte belgeye dayalı işlemlerde belirleyicidir: objektif hukuka aykırılık görüşü kabul edildiğinde sahte belgeye dayalı işlemden Devlet sorumlu olurken, sübjektif görüşte sorumluluk doğmaz.
3. Zarar
Devletin sorumluluğu yalnızca maddi zararı kapsar; manevi zarardan TMK m. 1007 uyarınca tazminat istenmez. Maddi zarar; mevcut hakkın tescil edilmemesinden doğan ayni hak kaybı, ipotek hakkının tescil edilmemesi nedeniyle alacağın elde edilememesi, gerçekte var olmayan ayni hakkın tescili sonucu taşınmazın değerinde meydana gelen düşüş ve iyiniyet korunmadığı hallerde yapılan sözleşme/işlem masrafları biçiminde ortaya çıkabilir. Devlet hem fiili zarardan hem de mahrum kalınan kardan sorumludur.
Zararın Doğum Anı. Zarar her zaman yanlış kayıt anında doğmaz; yanlışlığın düzeltilmesinin imkansız hale geldiği anda doğmuş sayılır. Olağan zamanaşımıyla mülkiyet kazanımı söz konusuysa, on yıllık süre içinde tapu sicilinin düzeltilmesi mümkün oldukça zarar doğmaz. Bu noktada doktrin ikiye bölünür: bir görüş on yıllık sürenin dolmasıyla zararın doğduğunu kabul ederken, baskın görüş tapu sicilinin düzeltilmesi davasının açılmasını ve sonuçlanmasını arar; düzeltme davasından doğan masraflar da TMK m. 1007 kapsamındadır. Olağanüstü zamanaşımında ise tescil davasındaki üç aylık itiraz süresi içinde yapılan itirazın reddinin kesinleşmesi yeterli görülür. Haciz ve ipotek hakkına ilişkin yolsuzluklarda zarar, alacağın elde edilemez hale geldiği anda doğar.
4. Uygun İlliyet Bağı
Geçmişte dolaylı-dolaysız nedensellik aranıyordu; bugün uygulanan ölçü uygun nedensellik bağıdır. Hayatın olağan akışı içinde tapu sicilindeki yolsuzluk zararın meydana gelmesi için elverişliyse illiyet kurulmuş sayılır.
İlliyet bağını kesen haller şunlardır: zarar görenin ağır kusuru, mücbir sebep ve üçüncü kişinin fiili. Üçüncü kişinin kusurunun illiyeti kesip kesemeyeceği tartışmalıdır. Bir görüş, kesemeyeceğini; diğeri (yazarın da katıldığı) ağır kusur halinde uygun illiyetin kopabileceğini savunur. Üçüncü kişinin kusuruyla Devlet arasında TBK m. 61 uyarınca müteselsil sorumluluk doğar.
C. Görevli ve Yetkili Mahkeme
1974 yılına kadar TMK m. 1007 davalarının adli yargıda görülmesi gerektiği kabul edilirken, Uyuşmazlık Mahkemesi 25.09.1974 tarihli 1973/379 E., 1974/1369 K. sayılı kararıyla idari yargıyı görevli saymıştır. Bu durum geçici olmuş, bugün adli yargının görevli olduğu yerleşmiştir. Danıştay 6. Dairesi 14.09.2011 tarihli 2009/13615 E., 2011/3170 K. sayılı kararıyla TMK m. 1007 sorumluluğunun özel hukuk ilkeleri gereği olduğunu ve adli yargıda görüleceğini açıkça vurgulamıştır. Uyuşmazlık Mahkemesinin 11.04.2016 tarihli 2016/209 E., 2016/248 K. sayılı kararı da aynı yöndedir. Yargıtay HGK 21.11.2012 tarihli 2012/5-512 E., 2012/822 K., 16.06.2010 tarihli 2010/4-349 E., 2010/318 K. ve 18.11.2009 tarihli 2009/4-383 E., 2009/517 K. sayılı kararları bu yerleşik içtihadın temelini oluşturur.
Yetkili mahkeme, TMK m. 1007’nin son cümlesindeki açık düzenleme uyarınca tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise HMK m. 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir.
D. Zamanaşımı
Bu başlık makalenin tartışmalı omurgasını oluşturur. Doktrin ile Yargıtay arasında belirgin görüş ayrılığı vardır.
1. Genel Olarak (Doktrinin Hakim Görüşü)
TMK m. 1007’de özel zamanaşımı süresi öngörülmediğinden genel hükümlere başvurulur. Yazara göre, sorumluluğun haksız fiil sorumluluğu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden uygulanacak hüküm TBK m. 72‘dir: zarar gören, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl. Ancak makalede vurgulandığı üzere, kısa sürenin başlangıç anı pratikte zararın doğum anıyla çakışır; zira tapu sicilinin düzeltilmesinin sonuçsuz kalması veya borçlunun aciz halinin belgelenmesi ile zararın doğması ve öğrenilmesi aynı ana denk gelir. Tazminat yükümlüsü ise TMK m. 1007’nin açık düzenlemesi nedeniyle baştan bellidir.
Uzun zamanaşımı yönünden ise lafzi yorum (fiilin işlendiği tarih) çoğu olayda zamanaşımının dava açılmadan dolmasına yol açacağından, zararın doğduğu anın kesin olarak tespit edildiği tarih başlangıç olarak alınmalıdır.
2. Yargıtay Uygulaması
Yargıtay 2011 yılına kadar TMK m. 1007 davalarına haksız fiil zamanaşımı uygulamaktaydı. Bu tarihten itibaren içtihat değişmiş; TBK m. 146’daki on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması yönünde içtihat yerleşmiştir. Yargıtay 1. HD 15.07.2011 tarihli 2011/4662 E., 2011/8363 K. sayılı kararı milat niteliğindedir: hazinenin haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmesinden bahsedilemeyeceği, bu nedenle BK m. 125 (TBK m. 146) hükmündeki genel zamanaşımının uygulanacağı belirtilmiştir. Yargıtay 20. HD 16.05.2016 tarihli 2015/2696 E., 2016/5497 K., Yargıtay 5. HD 03.11.2014 tarihli 2014/15353 E., 2014/24633 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.
II. Devletin Tapu Görevlisine Rücu Hakkı
A. Genel Olarak
Zarar gören tatmin edildikten sonra Devlet, zarara sebep olan tapu görevlisine başvurur. Rücu yalnızca işlemi gerçekleştiren görevliye karşı değil, denetim yükümlüsü makam görevlisine karşı da kullanılabilir. Rücunun temeli kusur sorumluluğudur: TMK m. 1007 sorumluluğu kusursuz olsa da görevliye rücu için kusur şarttır. Görevlinin kusursuzluğu halinde rücu da yoktur.
Görevlinin kişisel kusuru halinde durum farklılaşır. Bu hal DMK m. 13 dışındadır; zarar gören doğrudan görevliden tazminat isteyebilir. Devletin bu durumda yan yana sorumlu olarak ödeme yapması halinde rücu hakkı TMK m. 1007’den değil, TBK m. 62 (genel birlikte sorumluluk) hükmünden doğar.
İspat yükü Devlet üzerindedir. Devlet, görevlinin kusurunu ispat edemezse rücu davası reddedilir.
Davayı ihbar yükümlülüğü. Devletin aleyhine açılan tazminat davasını tapu görevlisine ihbar etmesi pratik öneme sahiptir. İhbar edilmemiş davada görevli, kararın Devlet lehine değişmesini sağlayabilecek bir savunması olduğunu ispat ederse, ispat ettiği ölçüde rücu hakkı sınırlanır.
B. Rücu Hakkının Kapsamı
Rücu kapsamına şu kalemler girer: zarar görene ödenen tazminat bedeli, yargılama giderleri, vekalet ücreti ve ödenen tazminata işleyen faiz. Faiz, Devletin tazminatı ödediği tarihten itibaren başlar (haksız fiil ilkesi). İlamın icrasından doğan masraflar yönünden ayrım yapılır: kararın kesinleşmesinden sonra Devlet ödeme yapmamışsa bu masraflar onun üzerinde kalır; ancak kesinleşmeden ilam icraya konulmuşsa görevliye rücu edilebilir.
C. Rücu Davası
Rücu davasında davacı Devlet, davalı tapu görevlisidir. Birden fazla görevlinin kusuru söz konusuysa müteselsil sorumluluk doğar. Görevlinin ölümü halinde dava mirasçılarına yöneltilir.
Görev ve Yetki. Görevli mahkeme HMK m. 2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme bakımından genel yetki kuralı (HMK m. 6 – davalının yerleşim yeri) ile haksız fiile özgü yetki kuralı (HMK m. 16 – haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer veya zarar görenin yerleşim yeri) birlikte uygulanır; Devlet seçim hakkına sahiptir.
Ceza Davasının Etkisi. TBK m. 74 uyarınca hukuk hakimi, ayırt etme gücü ve kusur konusunda ceza hakiminin kararıyla bağlı değildir. Beraat kararı kural olarak hukuk hakimini bağlamaz; ancak beraat sebebi fiilin sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması ise hukuk hakimi için bağlayıcıdır. Mahkumiyet kararı ise fiilin görevli tarafından işlendiği yönünden bağlayıcılık taşır. Hukuk hakiminin ceza davasının sonuçlanmasını bekleme zorunluluğu yoktur.
D. Rücuya İlişkin Zamanaşımı
1. EBK Döneminde
818 sayılı Borçlar Kanunu’nda rücuya özel düzenleme yoktu. Tazminat davalarına ilişkin BK m. 60 uygulanır; Devletin tazminatı ödemesinden ve görevlinin kimliğinin tespitinden itibaren bir yıl, her halde tazminatın ödenmesinden itibaren on yıl içinde rücu davası açılması gerekirdi.
2. TBK Döneminde
TBK m. 73/1, rücu istemine özel düzenleme getirmiştir: tazminatın tamamının ödenmesi ve birlikte sorumlu kişinin öğrenilmesinden itibaren iki yıl, her halde tazminatın tamamının ödenmesinden itibaren on yıl. TBK m. 73/2 ise tazminat ödemesi istenen kişinin durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirme yükümlülüğünü düzenler; bildirim yapılmamışsa zamanaşımı, bildirimin dürüstlük kuralları gereği yapılabileceği tarihten itibaren işler. Bu düzenleme, Devletin aleyhine açılan tazminat davasını görevliye ihbar etmemesi halinde rücu zamanaşımının başlangıcını tazminat ödendiği tarihten önceye çekme sonucunu doğurur.
3. Tapu Kanunu Düzenlemesi (Ek Madde 2)
2644 sayılı Tapu Kanunu’na 10.09.2014 tarihinde eklenen ek madde 2, rücu zamanaşımını kusur derecesine göre ayırır. İhmali bulunan personel için: ödeme tarihinden itibaren iki yıl, her halde zarara yol açan işlemin gerçekleştirildiği tarihten itibaren on yıl. Ağır kusura dayalı sorumluluğu bulunan personel için TBK m. 73 hükümleri saklıdır.
Yazarın eleştirisi son derece önemlidir ve uygulamacı için yol gösterici niteliktedir. Ek madde 2’deki ihmali personele ilişkin uzun zamanaşımının başlangıcı (zarara yol açan işlem tarihi), TBK m. 73’tekine (tazminatın tamamının ödenmesi tarihi) göre çok daha erken bir tarihtir. Bu durum, hafif kusurlu görevliye karşı rücu davasının çoğu kez zamanaşımına uğramış olarak açılmasına yol açabilir. Daha kritik usul sorunu ise şudur: Tapu Kanunu’nun ihmal-ağır kusur ayrımı, zamanaşımı definin kusurun derecesi belirlendikten sonra ileri sürülmesini gerektirir. Oysa HMK m. 142, hakimin tahkikata başlamadan önce zamanaşımı definin karara bağlanmasını öngörür. Yargıtay 4. HD 28.04.2009 tarihli 2008/11362 E., 2009/6004 K. sayılı kararında zamanaşımı definin ön sorun olarak incelenmesi gerektiğini açıkça vurgulamıştır.
























