Anayasa Mahkemesi 2025/149 Kararı Ne Getirdi, Ne Götürdü?
HAGB, Kaçak Sanık, Tazminat Komisyonu ve KVKK Düzenlemeleri Ne Oldu?
Günlük hayatta pek fark edilmese de bazı Anayasa Mahkemesi kararları vardır ki ceza yargılamasının omurgasını doğrudan değiştirir.
10 Temmuz 2025 tarihli ve E.2024/98 – K.2025/149 sayılı karar tam olarak böyle bir karardır.
Bu kararla birlikte hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), kaçak sanık yargılaması, koruma tedbirleri tazminatı, makul sürede yargılanmama tazminatı ve kişisel verilerin işlenmesi gibi çok temel alanlarda bazı hükümler iptal edilmiş, bazıları ise Anayasa’ya uygun bulunmuştur.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Artık Nasıl Uygulanacak?
HAGB tamamen kaldırıldı mı?
Hayır.
Ancak CMK m.231/5’in birinci cümlesi yeniden iptal edilmiştir.
“Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.”
Bu cümle Anayasa’nın 17. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi HAGB’yi Neden İptal Etti?
“Cezasızlık” Eleştirisi Ne Anlama Geliyor?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), kâğıt üzerinde bakıldığında sanık için bir “şans” gibi görünür. Mahkeme bir mahkûmiyet hükmü kurar; ancak bu hükmü açıklamaz, sanığı denetim süresine tabi tutar. Eğer sanık bu süreyi sorunsuz geçirirse, ortada hiç ceza verilmemiş gibi sonuç doğar.
İşte Anayasa Mahkemesi’nin itirazı tam olarak bu noktada başlıyor.
HAGB Neden “Cezasızlık” Sonucu Doğuruyor?
Şu ayrımı netleştirmek gerekiyor:
- Mahkeme suçun işlendiğini tespit ediyor
- Ancak cezayı fiilen uygulamıyor
Yani fail açısından tablo şudur:
“Evet, suç işledin ama fiilen hiçbir ceza çekmeyeceksin.”
Anayasa Mahkemesi’ne göre bu durum, her suç için aynı etkiyi doğurmaz.
Bazı suçlarda bu kabul edilebilir olabilir. Ancak bazı suçlar vardır ki devletin bu şekilde geri durması anayasal bir ihlale dönüşür.
Hangi Suçlarda Bu Durum Anayasal Sorun Yaratıyor?
Mahkeme özellikle Anayasa m.17 kapsamındaki fiillere dikkat çekiyor:
- İşkence
- Eziyet
- İnsan onuruyla bağdaşmayan muamele
- Kötü muamele
Bu fiillerin ortak özelliği şudur:
- Devletin mutlak koruma yükümlülüğü altındadır.
- “Hoşgörülebilir hata” veya “cezasız bırakılabilir ihlal” olarak görülemez.
Anayasa Mahkemesi diyor ki:
Bu tür fiillerde ceza sadece faille ilgili değildir; toplumsal caydırıcılık ve devletin insan onurunu koruma iddiası söz konusudur.
Kamu Görevlileri Açısından Sorun Nerede?
Asıl kırılma noktası burada.
Bir kamu görevlisi, görevini kullanarak bir kişiye işkence veya kötü muamelede bulunuyorsa:
- Bu artık bireysel bir suç değildir.
- Devletin yetkisinin kötüye kullanılmasıdır.
Bu durumda devletin yükümlülüğü iki yönlüdür:
- Faili etkili şekilde cezalandırmak
- Mağdura “bu fiil hoş görülmez” mesajını açıkça vermek
HAGB uygulandığında ise şu sonuç doğuyor:
- Kamu görevlisi mahkûm oluyor,
- Ama ceza uygulanmıyor,
- Siciline fiilen bir sonuç yansımıyor.
Anayasa Mahkemesi’ne göre bu tablo:
Devletin kendi görevlisini koruyormuş gibi görünmesine neden oluyor.
Bu da pozitif yükümlülük ihlali anlamına geliyor.

“Pozitif Yükümlülük” Ne Demek, Burada Nasıl İhlal Ediliyor?
Pozitif yükümlülük şudur:
Devlet, sadece “işkence yapma” demekle yetinemez;
yapıldığında etkili şekilde soruşturmak ve cezalandırmak zorundadır.
HAGB ise bu zinciri kırıyor:
- Etkili soruşturma var
- Suç tespiti var
- Ama etkili cezalandırma yok
Mahkeme’ye göre bu, Anayasa m.17’nin ruhuna aykırı.
Mağdur Açısından HAGB Neden Yetersiz?
Mahkeme sadece fail odaklı bakmıyor.
Mağdurun durumunu da değerlendiriyor.
Mağdur açısından tablo şu:
- “Sana bunu yapan kişi suçlu bulundu”
- “Ama fiilen ceza almadı”
Bu durumda:
- Mağdurun adalet duygusu tatmin olmuyor
- İhlalin ağırlığıyla orantılı bir giderim sağlanmıyor
Anayasa Mahkemesi bu nedenle şunu söylüyor:
HAGB, mağdur açısından etkili bir giderim yolu değildir.
“Yasama Organı Önceki İptal Kararlarını Dikkate Almadı” Ne Demek?
Bu cümle çok kritik ve genelde yanlış anlaşılıyor.
Anayasa Mahkemesi daha önce de:
- HAGB’nin
- işkence ve kötü muamele suçlarında
- cezasızlık etkisi doğurduğunu söylemişti.
Mahkeme şunu bekliyordu:
- Yasama organı,
- en azından bu suçlar için
- HAGB’yi açıkça yasaklayan bir düzenleme yapmalıydı.
Ancak yeni düzenlemede:
- Böyle bir istisna getirilmedi
- Kamu görevlileri açısından da özel bir yasak öngörülmedi
Bu nedenle Mahkeme açıkça diyor ki:
“Ben bu sorunu sana gösterdim.
Sen buna rağmen aynı sistemi sürdürdün.
O halde bu kez doğrudan iptal ediyorum.”
HAGB Varsa Müsadere Uygulanır mı?
Anayasa Mahkemesi Neden “Bu Soru Artık Anlamsız” Diyor?
Önce eski sistemi hatırlayalım
CMK m.231’de HAGB düzenlenirken kanun şunu söylüyordu:
- HAGB kararı verilirse,
- hüküm açıklanmaz,
- ancak “müsadereye ilişkin hükümler hariç” tutulur.
Yani eski sistemde şu soru anlamlıydı:
“Mahkeme HAGB verdi ama suçtan elde edilen eşya veya kazanç ne olacak?”
Cevap da şuydu:
Müsadere yine uygulanır.
Bu nedenle uygulamada:
- HAGB + müsadere birlikte görülüyordu.
- Buna karşı da itiraz yolu öngörülmüştü.
- Hatta itirazı inceleyecek merciin yetkisi bile ayrıca düzenlenmişti.
Peki Anayasa Mahkemesi ne yaptı?
- HAGB’ye dayanak olan ana cümleyi (CMK m.231/5’in birinci cümlesini)
- iptal etti.
Bu çok kritik bir nokta.
Çünkü bu ana cümle şuydu:
“Mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.”
Yani:
- HAGB’yi doğuran temel hukuki zemin ortadan kaldırıldı.
Ana cümle iptal edilince ne oldu?
Hukukta basit bir mantık vardır:
Ana kural giderse, ona bağlı istisnalar da askıda kalır.
Burada olan tam olarak bu.
HAGB’yi kuran cümle iptal edilince:
- “müsadereye ilişkin hükümler hariç” ifadesi,
- “itiraz edilebilir” düzenlemesi,
- itiraz merciini sınırlayan hükümler
ortada dayanak kalmadığı için uygulanamaz hale geldi.
HAGB yoksa, “HAGB varsa müsadere uygulanır mı?” sorusu kendiliğinden düşer.
Yani Anayasa Mahkemesi şunu söylüyor:
“Ben HAGB’yi doğuran temeli iptal ettim.
Bu temele bağlı yan hükümleri ayrıca incelememin artık anlamı yok.”
Kaçak Sanık Hakkında Mahkûmiyet ve Güvenlik Tedbiri Verilebilir mi?
Kaçak sanık yargılanabilir mi?
Evet, yargılama yapılabilir.
Ancak sorgusu yapılmamışsa, bazı kararlar verilemez.
Hangi hüküm iptal edildi?
CMK m.247/3 yeniden düzenlenmişti.
Ancak bu düzenleme de Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildi.
Mahkeme özellikle şu noktaya odaklandı:
- Kaçak sanık bilerek ve isteyerek mi kaçtı?
- Savunma hakkından gerçek anlamda feragat var mı?
- Sonradan yargılamayı öğrenen sanık için etkili bir yeniden yargılama yolu var mı?
Bu güvenceler yoksa,
sanığın sorgusu yapılmadan:
- güvenlik tedbiri uygulanması,
- ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi
adil yargılanma hakkını ihlal eder.
Sonuç:
CMK m.247/3, Anayasa m.13 ve m.36’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Artık Nereye Başvurulacak?
Gözaltı, tutuklama sonrası tazminat davası açamayacak mıyız?
Doğrudan ağır ceza mahkemesine değil.
CMK m.141/1 (e), (f), (l) bentleri kapsamındaki tazminatlar için artık Tazminat Komisyonu yolu zorunlu.
Bu düzenleme Anayasa’ya aykırı bulunmadı mı?
Hayır.
Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi Anayasa’ya uygun buldu.
Gerekçe özetle şu:
- Komisyon:
- ulaşılabilir,
- ücretsiz,
- elektronik başvuruya açık,
- AYM ve AİHM içtihatlarına bağlı,
- kararları yargı denetimine açık.
- Bu nedenle:
- kişi özgürlüğü,
- mülkiyet hakkı,
- adil yargılanma hakkı
ihlali yoktur.
Makul Sürede Yargılanmama Tazminatı Artık Nasıl Alınacak?
Uzun süren davalar için Anayasa Mahkemesi’ne mi gidilecek?
Hayır, önce Komisyon.
6384 sayılı Kanun’a eklenen düzenlemelerle:
- Makul sürede yargılanmama iddiaları,
- Manevi tazminat talepleri,
kalıcı bir idari başvuru yolu haline getirildi.
Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi:
- Anayasa m.36 ve m.40’a uygun buldu.
KVKK’da Özel Nitelikli Veriler Artık Daha mı Serbest?
Sağlık verileri, sendika üyeliği gibi veriler daha kolay mı işlenecek?
Hayır, ama istisnalar netleştirildi.
AYM;
- KVKK m.6/3 (e) ve (g) bentlerini,
- KVKK m.9/9 yurt dışına veri aktarımı düzenlemesini
Anayasa’ya uygun buldu.
Mahkeme özellikle şunu vurguluyor:
- Amaç,
- Kapsam,
- Sınır,
- Kurul denetimi
net olduğu sürece kanunilik ve ölçülülük sağlanmıştır.
Yani Anayasa Mahkemesi burada:
- “Bu hükümler yanlış” demedi,
- “Veriler artık rahat rahat işlenebilir” demedi,
- “Kanunda çizilen çerçeve yeterince dar ve denetlenebilir” dedi
Bu Kararın Ceza Hukuku Açısından En Kritik Sonucu Nedir?
Bu kararın özü şudur:
Anayasa Mahkemesi, ceza hukukunda “şeklen yargılama – fiilen cezasızlık” dönemine açıkça dur demektedir.
Özellikle:
- HAGB,
- Kaçak sanık,
- Kamu görevlilerinin fiilleri
konularında yasama organına açık uyarı vardır.
Bu karar, sadece bir iptal kararı değil;
“nasıl düzenleme yapılması gerektiğini gösteren” bir anayasal çerçeve kararıdır.
HAGB İptali Ne Zaman Yürürlüğe Girecek ve Bu Sürede Ne Anlama Geliyor?
Anayasa Mahkemesi, CMK m.231/5’te HAGB’ye dayanak oluşturan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiş; ancak bu iptalin Resmî Gazete’de yayımdan itibaren 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
Bu 9 aylık süre boyunca HAGB hukuken yürürlükte kalmaya devam edecek ve mahkemeler teknik olarak HAGB kararı verebilecektir; ancak Mahkeme, özellikle işkence, eziyet ve kötü muamele gibi Anayasa’nın 17. maddesi kapsamındaki fiillerde HAGB’nin cezasızlık etkisi doğurduğunu açıkça tespit ettiğinden, bu tür dosyalarda verilen HAGB kararları artık ciddi bir anayasal risk taşımaktadır.
Yasama organı bu süre içinde yeni bir düzenleme yapmazsa, 9 ayın sonunda mevcut haliyle HAGB’ye dayanılarak karar verilmesi mümkün olmayacak; “hüküm var ama ceza yok” anlayışı, bugünkü yasal çerçevesiyle ceza yargılaması sisteminden fiilen çıkmış olacaktır.


















