Ceza Hukuku’nda Kanun Yararına Bozma

CEZADA KANUN YARARINA BOZMA NEDİR?

Kesin mahkeme kararına karşı ne yapabiliriz ?

Kesin mahkeme kararını nasıl Yargıtay’a göndeririz?

Kesin mahkeme kararı nasıl bozulur ?

Mahkeme kesin karar verdi ne yapmalıyım ?

Mahkemenin kesin kararına karşı izlenecek yol nedir ?

İlk derece mahkemesince verilmiş ve üst yargı denetimi yapılmaksızın kesinleşmiş kararlara karşı son bir yol olarak karşımıza çıkar. Bazı cezaların üst sınırları düşük olduğu için kesin olarak karara çıkabilir veya taraflar kanun yoluna başvurmayı unutmuş, süresini kaçırmış olabilirler.

Böyle bir durumda yerel mahkemenin keyfiliği, bir delili incelememesi, nasıl olsa kesin karar verileceği kanaatiyle hukuka aykırı delilleri hükme esas alması durumunda kanun yararına bozma kurumuna başvurulabilir. Buradaki amaç yargıda birliği sağlamak, hukuka aykırı kararların emsal teşkil etmesini önlemek, adil yargılanma hakkını sağlamak hukuka aykırılıkları engellemektir.

Kanun yararına bozulan kararlar hükümlü aleyhine sonuç oluşturmaz. Hükümlünün cezası kanun yararına bozma sonucu artmayacaktır. Aksi halde kişinin cezası kesinleşmesine rağmen kanun yararına bozma ile cezanın artabileceği korkusunu kişinin hayatını belirsiz kılar.

Kanun yararına bozma CMK 309 ve CMK 310. Maddelerinde düzenlenmiştir.

Kanun yararına bozma ile yargılamanın yenilenmesin birbirine karıştırmamak gerekir. Yargılamanın yenilenmesinde daha sonradan ortaya çıkan yeni bir mahkeme kararı, yeni bir delili, yargılamayı yapan hakimin hükme etki edecek şekilde hüküm giymesi, AİHM tarafından kararın bozulması gibi eskiden mevcut olmayan yeni bir durumu içerir. Yargılamanın yenilenmesi hükmü veren mahkemeden bir dilekçe ile talep edilecektir.

Yargılamanın yenilenmesinde hükmün ne şekilde kesinleştiği, istinaf ve temyiz incelemesinden geçip geçmediğinin bir önemi yoktur. Kanunda sayılan şartları haiz yeni bir durumun ortaya çıkması yeterlidir.

Kanun yararına bozmanın temel koşulu ise hükmün istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmesidir. İstinaf ve temyiz incelemesinden geçmiş ise artık bu yola başvurulamaz.

Kanun yararına bozmada araştırılan husus, yargılamanın yapıldığı hükmün verildiği zamanda mevcut vaziyet, vakıalar ve delillerin mahkemece değerlendirilip değerlendirilmediği, anayasa ve kanuna aykırılıklar olup olmadığı üzerine kuruludur. Yeni ortaya çıkan delil ve vakıalarla ilgilenilmez.

T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 18876 Karar: 2021 / 733 Karar Tarihi: 25.01.2021

‘ÖZET: Kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen karara yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

Kanunun yararına bozma talebi o yer Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Başsavcılık tarafından dosya hakkında bir fezleke hazırlanarak dosya Adalet Bakanlığı’na gönderilecektir. Bu anlamda sanık, katılan veya mağdur taraf kanun yararına bozmaya şahsen başvuramayacak ancak kanun yararına bozma yetkisini haiz savcılığı bu hakkı kullanmak üzere bir dilekçe vererek harekete geçirebileceklerdir. Adalet Bakanlığı kendisine gelen dosyada hukuka aykırılık tespit ederse Yargıtayca bozulma istemli bir dilekçeyi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na verecektir.

Öğretideki görüşlere göre Adalet Bakanlığı’nın hukuka aykırılık denetimi yapma yetkisi yoktur. Erkler ayrılığı kuralı gereğince bu denetimi Yargıtay yapacaktır. Adalet Bakanalığı personelinin kendisince bir değerlendirme yapması ve  dosyaya Yargıtay’a göndermekten imtina etmesi durumunda ilgili memur hakkında görevi kötüye kullanma suçu meydana gelebilecektir.

T.C YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 19613 Karar: 2021 / 276 Karar Tarihi: 12.01.2021

ÖZET: Somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır. Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

blank

T.C YARGITAY 13.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 7538 Karar: 2020 / 11559 Karar Tarihi: 12.11.2020

ÖZET: Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA karar verilmiştir.

Kesin olarak verilen İstinaf kararlarına karşı itiraz hakkı var mıdır ?

İstinaf denetiminden geçmiş kararlar hakkında kanun yararına bozma talebinde bulunmak mümkün değilse de İstinaf kararında hukuka aykırılık olduğu iddiası var ise CMK 308/A maddesince bu talep itiraz olarak değerlendirilmeli ve karar Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmelidir.

Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itiraz yetkisi

Madde 308/A- (Ek: 20/7/2017-7035/23 md.) (1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde kararı veren daireye itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (Değişik cümleler:17/10/2019-7188/30 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı itirazı incelemek üzere ceza daireleri başkanlar kuruluna gönderir. Kurula gönderilen itiraz hakkında, kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendireceği üye tarafından kurula sunulmak üzere bir rapor hazırlanır. (Ek cümleler:17/10/2019-7188/30 md.) Kurulun itirazın kabulüne ilişkin kararları, gereği için dairesine gönderilir. Kurulun verdiği kararlar kesindir. Dörtten fazla ceza dairesi olan bölge adliye mahkemelerinde Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından daire başkanları arasından belirlenen ve dört üyeden oluşan başkanlar kurulu bu incelemeyi yapar. Başkanlar kurulunun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenir.

Yargıtay tarafından onanarak kesinleşen hüküm veya kararlara karşı itiraz mümkün müdür?

Yukarıdaki anlatımın bir benzerini Yargıtay kararlarına karşı da uygulamak mümkündür. Yargıtay incelemesinden geçmiş karara karşı kanun yararına bozmaya gidilemeyeceğinden Yargıtay onama kararından hukuka aykırılık olduğu iddiası var ise  talepler itiraz olarak kabul edilip CMK 308 işletilerek dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmelidir.

Kişi bilerek veya süresini kaçırdığı için kanun yolu açıkken başvurmamış, unutmuş böylece karar kesinleşmiş ise sonradan kanun yararına bozma başvurusu yapılabilir mi?

İlgilinin kararı istinaf etmemesi hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacağından ve kanunda açıkça sadece istinaf veya temyiz incelemesinden geçmemiş olma şartı arandığından kararı istinaf etmemek kanun yararına bozmaya başvurmak için engel değildir.

Kanun yararına bozma ne zamana kadar istenebilir? Hak düşürücü süre veya zamanaşımı var mıdır?

Kanun yararına bozma her zaman istenebilir. Hak düşürücü süre yoktur. Hükümlü veya sanık aleyhine sonuç doğurmadığından aksine hukuk sistemi menfaatine bir hatayı düzeltme amacı olduğundan süreye bağlanmamıştır.

Kanun yararına bozma sonucu verilebilecek kararlar nelerdir?

CMK 309.maddesinin atfından anlaşıldığı üzere Yargıtay’ın temyiz yolunca verebileceği kararlardan olan red, ıslah, düşme, bozma kararları verilebilecektir.

Kanun yararına bozmanın uygulanmayacağı haller nelerdir ?

Mahkemenin takdirine bağlı hususlar ile şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu yapılamaz.

YARGITAY  12.Hukuk Dairesi  Esas: 2021/ 1775 Karar: 2021 / 2306 Karar Tarihi: 02.03.2021

Dosya incelendiğinde, şikayetçi vekilinin dilekçesinde; “yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına karar verilmesi ve müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi” gerekçesine dayandığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin bu talebe yönelik olduğu değerlendirilerek, gereği görüşülüp düşünüldü:

Olağanüstü kanun yolu olan ve öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozmanın amacı hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtay’ca incelenmesini, buna bağlı olarak da kanunların uygulanmasında ülke sathında birliğe ulaşmak, hakim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından hukuk yararına gidermektir.

Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur.

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 02/03/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 6.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 466 Karar: 2020 / 3620 Karar Tarihi: 22.10.2020

ÖZET: Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un …… Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin …/…/… tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukukî durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” istenilmiştir. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Kanun yararına bozma Madde 309 –

(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir. (1)

(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.

(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.

(4) Bozma nedenleri:

a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.

b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.

d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.

(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması

Madde 310 – (1) 309 uncu maddede belirtilen yetki, aynı maddenin dördüncü fıkrasının

(d) bendindeki hâllere özgü olmak üzere ve kanun yararına olarak re’sen Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcısı tarafından da kullanılabilir.

(2) 309 uncu madde gereğince Adalet Bakanlığı tarafından başvurulduğunda bu yetki,

artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından kullanılamaz. (1)

blank

Emsal kararlar :

KAYNAK: SİNERJİ

T.C YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2021/ 1775 Karar: 2021 / 2306 Karar Tarihi: 02.03.2021

ÖZET: Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur. 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

(2709 S. K. m. 36) (2004 S. K. m. 353) (5271 S. K. m. 260, 325) (1136 S. K. m. 168)

Mal beyanında bulunmamak suçundan sanık …’nın, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 76. maddesi gereğince 3 ayı geçmemek üzere tazyik hapsi cezası ile cezalandırılmasına, yapılacak yargılama giderinin müşteki üzerinde bırakılmasına dair…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığı’nın 04/01/2021 gün ve 94660652-105-03-4073-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/02/2021 gün ve KYB- 2021/5077 sayılı ihbarnamesi ile Dairemize gönderilmekle okundu.

Anılan ihbarnamede;

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353. maddesinde “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, …mahkemesine itiraz edilebilir, itiraz üzerine verilen karar kesindir.” hükmünün yer aldığı, maddedeki “bu bap hükümlerine göre” ifadesinde 16. babın vurgulandığı, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, bu itibarla bu bap hükümlerine göre verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında,…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararının kesin olduğu ve anılan karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii…1. İcra Ceza Mahkemesinin 03/09/2019 tarihli ve 2019/284 değişik iş sayılı kararının hukuki değerden yoksun olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede;

Dosya kapsamına göre, mal beyanında bulunmamak suçundan yapılan yargılama sonucunda…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli kararı ile borçlu sanığın mal beyanında bulununcaya kadar 3 ayı geçmemek üzere hapsen tazyikine ve yargılama giderlerinin müşteki üzerinde bırakılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan itirazın da mercii…1. İcra Ceza Mahkemesinin 03/09/2019 tarihli kararı ile reddedilmesini takiben, müşteki vekilinin talebi üzerine Genel Müdürlüğümüzün 22/06/2020 tarihli ve 94660652-105-03-4073-2020-Kyb sayılı yazısı ile, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 325. maddesinde yer alan “(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkÛm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.” şeklindeki düzenleme nazara alınarak, yargılama giderlerinin, zamanında mal beyanında bulunmaması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet veren borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği, ayrıca 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ekinde yer alan Avukatlık ikinci kısmının ikinci bölümünün beş sıra numarasında gösterilen, “İcra mahkemelerinde takip edilen ceza işleri için” 825,00 Türk lirası maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme nazara alındığında, mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği, gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/09/2020 tarihli ve 2020/4653 Esas, 2020/6966 Karar karar sayılı ilamı ile, 2004 sayılı Kanununun 353. maddesi gereğince icra mahkemesinin 16. bap hükümlerine göre vermiş olduğu tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı itiraz yoluna gidilebileceği, sanığın cezalandırılması istenen eylemin aynı Kanunun 76. maddesinin ise 4. bapta bulunduğu, bu itibarla bu bap hükümlerine göre verilen kararlara karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması karşısında mercii kararının yok hükmünde olduğu cihetle, anılan karara karşı olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin takdir ve ifası için tevdii kararı verildiği,

Benzer nitelikteki yargılama giderlerine ilişkin olarak daha önce yapılan kanun yararına bozma talepleri üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 05/05/2020 tarihli ve 2020/2269 Esas, 2020/3015 Karar; aynı tarihli ve 2020/2451 Esas, 2020/3004 Karar; aynı tarihli ve 2020/2261 Esas, 2020/2992 Karar sayılı ilamlarında, ” … 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz … Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından …” şeklindeki açıklamalar ile kanun yararına bozma istemlerinin reddine karar verildiği anlaşılmış ise de;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde yer alan, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.” şeklindeki,

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kanun yollarına başvurma hakkı” başlıklı 260. maddesinde yer alan, “(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.” şeklindeki,

5271 sayılı Kanun’un “Kanun yararına bozma” başlıklı 309. maddesinde yer alan, “(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen … Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde,

Hakim veya mahkemelerce verilen kesinleşmemiş kararlara karşı ilgili mevzuatta belirtilen kişilerce, hak arama hürriyetinin bir yansıması olarak temyiz, istinaf ve itiraz gibi olağan kanun yollarına başvurulabileceği gibi, kesinleşmiş kararlara karşı da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yollarına başvurma hakkının bulunduğu, anılan kanun yollarına başvurulması üzerine ilgili merciilerce gerçekleştirilen etkin kanun yolu denetimi sayesinde mahkemelerce verilen hatalı kararların düzeltildiği, aynı hususla ilgili mahkemelerin birbirleri ile çelişen ve bu itibarla kanun önünde eşitlik ilkesini zedeler mahiyetteki farklı kararlarına ilişkin olarak, hukuk uygulamasında içtihat birliği ve yeknesaklık sağlanarak kişilerin hukuk devleti ve adalete olan inançlarının artmasının sağlandığı,

Olağanüstü kanun yollarından biri olan kanun yararına bozma müessesinin de istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardaki hukuka aykırılıkların düzeltilmesi ve bu sayede yukarıda izah edildiği şekilde içtihat birliği, yeknesaklık, eşitlik ve adaletin sağlanması gibi temel ilkelerin gerçekleştirilmesine yönelik önemli katkılar sunduğu nazara alındığında,

Somut olayda, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin anılan ilamı incelendiğinde, mal beyanında bulunmamak suçundan yapılan yargılama sonucunda verilen…2. İcra Ceza Mahkemesinin 26/06/2019 tarihli ve 2019/218 değişik iş sayılı kararına karşı herhangi bir kanun yolunun öngörülmemiş olması nedeniyle anılan kararın kesin nitelikte olduğu ve bu itibarla yapılan itiraz üzerine mercii tarafından verilen kararın da yok hükmünde olduğu ve asıl karara karşı kanun yarana bozma yoluna gidilip gidilmeyeceği hususunda gereğinin ifasının istendiği, ancak aynı Dairenin yukarıda belirtilen emsal nitelikteki diğer ilâmları incelendiğinde ise, yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olduğundan bahisle kanun yararına bozma istemlerinin reddine karar verildiği anlaşılmış ise de;

1-5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 325. maddesinde yer alan “(1) Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkÛm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.” şeklindeki düzenleme nazara alınarak, yargılama giderlerinin, zamanında mal beyanında bulunmaması nedeniyle davanın açılmasına sebebiyet veren borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde müşteki üzerinde bırakılmasına karar verilmesinin,

2- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ekinde yer alan Avukatlık ikinci kısmının ikinci bölümünün beş sıra numarasında gösterilen, “İcra mahkemelerinde takip edilen ceza işleri için” 825,00 Türk lirası maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği şeklindeki düzenleme nazara alındığında, mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinin,

Açıkça hukuka aykırı olduğu ve bu açık hukuka aykırılığın düzeltilebilmesi için mevzuatımızda kanun yararına bozmadan başka bir hak arama yönteminin bulunmadığı, bu itibarla Anayasamızda ifadesini bulan hak arama hürriyeti ve bununla bağlantılı olarak kanun önünde eşitlik, içtihat birliği ve yeknesaklığın sağlanabilmesi için anılan hukuka aykırılığın ancak kanun yararına bozma yoluyla giderilebileceği cihetle, yargılama giderlerinin borçlu sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesinde ve mal beyanında bulunmamak suçundan tazyik hapsine mahkum edilen sanık aleyhine, kendisini vekille temsil ettiren müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuş ise de;

Dosya incelendiğinde, şikayetçi vekilinin dilekçesinde; “yargılama giderlerinin şikayetçi üzerinde bırakılmasına karar verilmesi ve müşteki lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi” gerekçesine dayandığı, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin bu talebe yönelik olduğu değerlendirilerek, gereği görüşülüp düşünüldü:

Olağanüstü kanun yolu olan ve öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozmanın amacı hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtay’ca incelenmesini, buna bağlı olarak da kanunların uygulanmasında ülke sathında birliğe ulaşmak, hakim veya mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından hukuk yararına gidermektir.

Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma müessesesinin konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık halleri, olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olur.

26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hakim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.

Bu açıklamalara ve yerleşik yargısal kararlara göre (Yargıtay 1. CD’nin 05/11/2008 tarih ve 2008/9091-7078 E.K; 3. CD’nin 14/11/2007 tarih ve 2007/12330-8319 E.K; 11. CD’nin 27/02/2013 tarih ve 2012/28035 E., 2013/3196 K. ve 12. CD’nin 27/12/2012 tarih ve 2012/21561-28771 E.K sayılı kararları) yargılama giderlerinin şahsi hakka ilişkin olması nedeniyle bu hususta kanun yararına bozma talebinde bulunulamayacağından, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 02/03/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

 ————————

T.C YARGITAY 2.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 18876 Karar: 2021 / 733 Karar Tarihi: 25.01.2021

ÖZET: Kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen karara yönelik kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 52, 151) (5271 S. K. m. 309, 311)

Mala zarar verme suçundan sanıklar … ve …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 151/1 ve 52/2. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 2.400,00 Türk lirası adli para cezası ile sanık …’nun anılan Kanun’un 151/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 2.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 esas, 2013/740 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 01/07/2019 gün ve 94660652-105-54-8208-2018 Kyb sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09/07/2019 gün ve 2019/71291 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.

Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;

Dosya kapsamına göre, sanıkların mala zarar verme suçu ile birlikte işlediği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 27/02/2018 tarihli ve 2015/12244 esas, 2018/1909 sayılı ilamında, “…Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarına gelince; Sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarının aksine, yüklenen suçu işlediklerine ilişkin, mahkumiyetlerine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delil bulunmadığı gözetilmeden beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepden dolayı istem gibi BOZULMASINA…” şeklinde karar verilmesi karşısında,

Kesin nitelikte olması nedeniyle yasal imkansızlık nedeniyle temyiz incelemesine konu olamayan mala zarar verme suçuna yönelik hükümlerin incelenmesinde, sanıkların aşamalarda değişmeyen savunmalarının aksine, yüklenen suçu işlediklerine ilişkin, mahkumiyetlerine yeterli, kesin, inandırıcı ve hukuka uygun delil bulunmadığı gözetilmeden, sanıkların beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

İnceleme konusunu oluşturan davada, her ne kadar sanıklar …, … ve … hakkında, Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 Esas – 2013/740 Karar sayılı ilamı ile hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından mahkumiyet kararları verilmesinden sonra bu mahkumiyet hükümlerinin sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 27/02/2018 tarihli ve 2015/12244 Esas – 2018/1909 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında mala zarar verme suçu yönünden verilen adli para cezalarının kesin nitelikte olması sebebiyle temyiz istemlerinin reddine, hırsızlık suçu yönünden ise sanıkların atılı hırsızlık suçunu işledikleri sabit olmadığından hükümlerin bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası yapılan yargılamada Sakarya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/06/2018 tarihli ve 2018/286 Esas – 2018/528 Karar sayılı ilamı ile sanıkların hırsızlık suçundan beraatine karar verildiği anlaşılmış ise de; kesinleşen hükümden sonra ortaya çıkan bu durumun ancak 5271 sayılı CMK’nın 311/1-e maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi sebebi olabileceği, kanun yararına bozma gerekçesi yapılamayacağından ve delillerin takdir ve değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğünden söz edilerek kanun yararına bozma yasa yoluna başvurma olanağı da bulunmadığından, (SAKARYA) 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 19/09/2013 tarihli ve 2013/215 Esas – 2013/740 Karar sayılı karara yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 25/01/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 4.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 19613 Karar: 2021 / 276 Karar Tarihi: 12.01.2021

ÖZET: Somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır. Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 61, 62, 125) (5271 S. K. m. 225, 230, 289)

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan sanık …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/1, 125/3-a, 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası cezalandırılmasına dair Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli ve 2014/158 esas, 2014/468 sayılı kararının Yüksek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 19/06/2020 gün ve 2020/52908 sayılı istem yazısıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanık hakkında Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24/04/2014 tarihli iddianamesi ile görevi yaptırmamak için direnme suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda kısa kararda sanığın sadece görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli kararının gerekçe kısmında da sanığın müştekilere yönelik sadece görevi yaptırmamak için direnme suçunu işlediğinin kabul edilmesi karşısında, gerekçeli kararın hüküm kısmında sanığın hem hakaret hem de görevi yaptırmamak için direnme suçundan mahkumiyetine karar verilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Hukuksal Değerlendirme:

Anayasanın 141/3. maddesinde belirtildiği üzere, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’nın “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı 230. maddesinde; (1) MahkÛmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.

b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanun’un 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkÛmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.

d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.” hükmüne yer verildiği,

Aynı Kanun’un 289. maddesinin (g) fıkrasında da hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi, hukuka kesin aykırılık halleri arasında sayılmıştır.

Ayrıca, 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesinde hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verileceği, hükme bağlamıştır.

İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan iddianame ile kamu davası açıldığı, mahkemece kısa kararda görevi yaptırmamak için direnme suçundan sanığın mahkumiyetine karar verildiği, gerekçeli kararın hüküm kısmında ise hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından mahkumiyet kararı verilmesi suretiyle gerekçeli karar ve kısa karar arasında çelişkiye yol açılmıştır. Hakaret suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ancak zamanaşımı süresi içinde hakaret suçundan işlem yapılabileceği anlaşılmıştır.

Bu çerçevede, yukarıda belirtilen ilgili hükümlere aykırı şekilde, kısa kararla, gerekçeli karar arasında açık çelişki oluşturulduğu ve bu durumun CMK’nın 289/1-g maddesine göre hukuka kesin aykırılık halini oluşturması karşısında, kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar verilmiştir.

Sonuç ve Karar:

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1- Hakaret suçundan sanık … hakkında Trabzon 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2014 tarihli ve 2014/158 esas, 2014/468 sayılı kararının, CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

2- Hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, CMK’nın 309. maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanık hakkında, hakaret suçundan kurulan HÜKMÜN İPTALİNE, sanık hakkında hakaret suçundan KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığı’na sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 12/01/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 13.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 7538 Karar: 2020 / 11559 Karar Tarihi: 12.11.2020

ÖZET: Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA karar verilmiştir.

(5237 S. K. m. 31, 50, 52, 62, 116, 119, 151, 168)

İşyeri dokunulmazlığını ihlal etme ve mala zarar verme suçlarından suça sürüklenen çocuk …’in 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116/4, 119/1-c, 151/1, 31/2 (iki kez), 62 (iki kez) ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2016 tarihli ve 2015/325 esas, 2016/130 sayılı kararının 20/04/2016 tarihinde kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içerisinde 27/07/2016 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum edildiğinin ihbar edilmesi üzerine hükmün açıklanmasına ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 116/4, 119/1-c, 151/1, 31/2 (iki kez), 62 (iki kez) ve 52. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 sayılı kararına karşı, Adalet Bakanlığı’nın 02.07.2020 gün ve 94660652-105-46-6905-2020-Kyb sayılı yazısı ile kanun yararına bozma ihbarında bulunulduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 08.07.2020 gün ve 2020/58805 sayılı ihbarnamesiyle Dairemize gönderildiği,

MEZKUR İHBARNAMEDE;

Dosya kapsamına göre,

1-İş yeri dokunulmazlığını ihlal etme suçu yönünden yapılan incelemede, suç tarihinden önce hapis cezasına ilişkin hükümlülüğü bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında tayin olunan 1 yıldan az süreli hapis cezasının, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50/3. maddesindeki “Daha önce hapis cezasına mahkÛm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkÛm olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkÛm edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.” hükmü uyarınca anılan maddenin 1. fıkrası bentlerindeki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,

2-Mala zarar verme suçu yönünden yapılan incelemede; Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/03/2016 tarihli ve 2015/325 esas, 2016/130 sayılı kararının hükmün açıklanmasının geri bırakılması haricindeki diğer hükümleri yönünden adı geçen suça sürüklenen çocuk ile diğer sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 28/11/2017 tarihli ve 2016/8919 esas, 2017/13583 karar sayılı ilâmında yer alan, “Suça sürüklenen çocuklar hakkında hırsızlık ve sanık hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlerde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocukların bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediklerini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuklara zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek haklarında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması,” şeklindeki açıklamalar karşısında, suça sürüklenen çocuk …’in de 09/02/2016 tarihli celsede bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı Kanun’un 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmamasında isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

I- (1) nolu kanun yararına bozma talebine yönelik yapılan incelemede;

Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihbar yazısı incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmüş olduğundan kabulü ile i yeri dokunulmazlığını ihlal etme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma uygulamaya yönelik olduğundan aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince, hüküm fıkrasının 5237 sayılı TCK’nın 116/2-4, 119/1-c, 31/2, 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılması ile ilgili hüküm fıkralarından sonra gelmek üzere, tayin olunan hapis cezasının TCK’nın 50/3 maddesi delaletiyle 50/1. maddesindeki seçenek yaptırımlardan adli para cezasına çevrilmesi uygun görüldüğünden “Hükmolunan 10 ay hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 50/1-a ve 52/2 maddesi gereğince bir gün karşılığı takdir edilen 20 TL’den paraya çevrilmesi suretiyle 6.000 TL. adli para cezası ile cezalandırılmasına” cümlesinin eklenmesine, karardaki diğer hususların aynen yerinde bırakılmasına,

II- (2) nolu kanun yararına bozma talebine yönelik yapılan incelemede;

Suça sürüklenen çocuk hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükümde; her ne kadar müştekiler yaklaşık 200 TL zararları olduğunu ancak giderilmesini istedikleri zararları olmadığını beyan etseler de suça sürüklenen çocuğun bizzat pişmanlık göstererek müştekinin zararını gidermek istediğini beyan etmesi karşısında; mahkemece, suça sürüklenen çocuğa zararı gidermesi için makul bir süre ve imkan verilerek hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması nedeni ile anılan hususa yönelik kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüş olduğundan KABULÜ ile mala zarar verme suçundan suça sürüklenen çocuk … hakkında Kahramanmaraş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/04/2017 tarihli ve 2017/69 esas, 2017/177 karar sayılı hükmünün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 12/11/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

T.C YARGITAY 6.Ceza Dairesi Esas: 2020/ 466 Karar: 2020 / 3620 Karar Tarihi: 22.10.2020

ÖZET: Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un …… Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin …/…/… tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukukî durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun ilgili maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” istenilmiştir. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.

(5271 S. K. m. 160, 173, 309)

Dava ve Karar: Mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçundan şüpheli … hakkında yapılan soruşturma sonucunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 01/11/2017 tarihli ve 2017/77166 soruşturma, 2017/84292 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı müşteki vekili Av. …’un itiraz talebini içerir 02.05.2018 havale tarihli dilekçesi üzerine; itirazın kabulü ile anılan kararın kaldırılmasına ilişkin Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2018 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararını müteakip Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 08/10/2018 tarihli ve 2018/106868 soruşturma ve 2018/105865 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına karşı ”İtiraza konu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi” ile yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08/03/2019 tarihli ve 2019/1600 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.

Anılan yazıda;

“1-Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2018 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede;

Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğince, eksik inceleme sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü ile dosyanın ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmiş ise de, esasen bu kararın soruşturmanın genişletilmesi anlamına geldiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 6545 sayılı Kanunun 71. maddesi ile değişik 173/3. maddesinde yer alan, “Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder…” ile aynı Kanunun 173/4. maddesindeki “Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” şeklindeki düzenleme karşısında, soruşturmanın genişletilmesi kararı verilmesi hâlinde Cumhuriyet savcılığından talep edilen hususlarla ilgili eksiklikler giderildikten sonra itirazla ilgili bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, doğrudan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ortadan kaldırılmasına yönelik yazılı şekilde karar verilmesinde,

2-Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 08/03/2019 tarihli ve 2019/1600 değişik iş sayılı kararı yönünden yapılan incelemede;

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu,

Dosya kapsamına göre, şüphelinin üzerine atılı mağdurun bir senedi vermeye mecbur edilmesi suretiyle yağma suçu yönünden müsnet suçu işlediğine dair hakkında kamu davası açılması için yeterli delillerin mevcut olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; müşteki …’un 1.000.000,00 Amerikan doları tutarındaki senedi şüphelinin tehdidi altında imzaladığına dair şikayeti ve Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/05/2019 tarihli ve 2018/3464 değişik iş sayılı kararı karşısında diğer müşteki …’un müşteki sıfatı ile beyan ve delillerinin tespiti, müşteki vekilinin 05/10/2018 tarihli dilekçesinde yer alan … isimli tanıkların usulünce dinlenilmesi ve deliller toplandıktan sonra oluşacak kanaate göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itirazın bu yönden kabul edilmesi yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması” Dairemizden istenilmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Sonuç: Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gönderme yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden, kabulü ile Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliği tarafınca verilip kesinleşen, 08.03.2019 tarih ve 2019/1600 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nin 309/4-a maddesi gereğince BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerinde tamamlanmasına (mağdurun bildirdiği tanıkların dinlenmesi, bahse konu alacak için açılmış icra takip dosyası varsa getirtilerek yerinde incelenmesi), 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)

Related Posts

blank

Macaristan Gayrimenkul Yatırımı İle Kalıcı İkamet Nasıl Alınır?

Macaristan Parlamentosu Yeni Düzenlemesi Yatırımcı Misafir Uygulaması Macaristan Parlamentosu, ülkede yabancı yatırımcılara yönelik bir “misafir yatırımcı oturum programı” başlatan yeni bir düzenlemeyi onayladı. Bu program, yatırımcılara Macaristan’daki gayrimenkul alımları aracılığıyla on yıla kadar ikamet etme olanağı tanıyor. Programa katılmak için...
blank

Türkiye ve İran Arasındaki Adli İşbirliği Anlaşması

Genel Bakış ve Amaç Türkiye Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti arasında imzalanan adli işbirliği anlaşması, her iki ülkenin vatandaşlarının yasal haklarını koruma ve suçla mücadelede işbirliğini güçlendirme amacını taşır. Anlaşma, Ankara’da 3 Şubat 2010 tarihinde imzalanmıştır. Anlaşma, adli yardımlaşma, belgelerin...
blank

Avukat Bedava Dava Alabilir Mi?

Avukat Ücretsiz İş Alabilir Mi? Kanunda Avukatın Ücreti Nasıl Düzenlenir? Türkiye’deki Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesi, avukatlık ücretlerinin belirlenmesine ve minimum ücret düzenlemesine ışık tutar. Bu düzenleme kapsamında, avukatlık hizmetlerinin karşılığı olarak kabul edilen meblağ veya değerin belirlenmesi esastır. Kanun, ücretlerin...
blank

Ortaklığın Giderilmesinde Paralar Nasıl Paylaştırılır?

İzalei Şuyu Davasında Para Geldi Paylaşım Nasıl Olacak? Ortaklığın giderilmesi davalarında gayrimenkul satıldığı zaman havuzda biriken para doğrudan hissedarlara dağıtılmaz. Eğer devletin eliyle bir gayrimenkul satılıyorsa, buradan devlet de bir miktar pay alacaktır. Örnek Paylaşım Tablosu Tapu Harcı Bu paylara...
blank

Mobbing Nedir?

Mobbing Kelime Anlamı Nedir? Mobbing Ne Anlama Gelir? Mobbing, Latince “mob” kelimesinden türetilmiş ve ‘dağınık bir kalabalık’ anlamına gelen bir kavramdır. İlk kez, Heinz Leymann isimli bir endüstri psikoloğu tarafından akademik literatüre dahil edilmiştir. Bu terim genellikle İngilizce’de, bireyleri psikolojik...
blank

İdareye Başvurmadan Doğrudan Tam Yargı Davası Açılabilir Mi? İdari İşlem ve İdari Eylem Nedir?

Tam Yargı Davası Nedir? İdarenin haksız bir eylemi nedeniyle oluşan zarar için açılan tazminat davasına tam yargı davası denir. Tam yargı davası idareye karşı yani kamu kurumları, valilikler, bakanlıklar gibi kurumlara karşı açılır. Tam yargı davasının klasik örnekleri arasında, idarenin...
blank

Başkasının Eserini Kitabımda Kullanabilir Miyim?

Başkasının Eserini Yayınlarda Nasıl Kullanabilirim? İktibas Nedir? İktibas, dil kökeni olarak ‘alıntı yapma’ ya da ‘ödünç alma’ gibi anlamlara gelirken, hukuk alanında da bu anlamlara paralel bir yorum kazanır. Bu bağlamda, iktibas, bir eserin bir kısmının veya tamamının, eser sahibine...
blank

Sınai Mülkiyet ve Fikri Mülkiyet Benzerlik ve Farkları

Sınai Mülkiyet ve Fikri Mülkiyet Sınai mülkiyet ve fikri mülkiyet, modern dünyada yaratıcılığın ve yeniliğin korunmasında kritik rol oynar. Her ikisi de yaratıcı çalışmaların ve inovasyonların korunması için tasarlanmıştır, ancak farklı alanları ve özellikleri kapsarlar. Sınai Mülkiyet Tanım ve Kapsam:...
blank

İnhisari Ne Demek?

Kelime Anlamı İnhisar kelimesi, dilbilimsel kökeni itibarıyla Arapça bir terim olan “hasr” kökünden türemiştir. Bu kök, “hasretmek”, “bir yere ayırmak” ya da “bir yerde toplamak” gibi anlamlara sahiptir. Türkçeye geçiş sürecinde “inhisar” kelimesi, “belirli bir yerde veya bir kişinin elinde...
blank

Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma Nedir?

Muris Muvazaası ve Yargıtay İçtihatları Muris Muvazaası Nedir? Muris muvazaası, miras bırakacak bir kişinin, miras haklarına sahip olacak kişileri (mirasçıları) bu haklardan mahrum bırakma amacıyla gerçekleştirdiği bir hukuki manevradır. Bu durumda, muris, aslında bağışlamak istediği taşınmazı satıyormuş gibi göstererek, tapu...
blank

Bahçeyi Otoparkı Depoyu İşgal Edenden Nasıl Ecrimisil Alınır?

İşgalciye Karşı Ne Yapılabilir? Gelip Eşyalarını Tarlaya Atana Ne Yapılır? Bazı insanlar başkasının bahçesine araba, römork, lastik, konteyner gibi eşyalarını bırakmaktalar. Nasıl olsa kullanmıyorlar kalsın diye başlayan işgal İsrail’in Filisitin’i işgaline dönebiliyor. Başta bir iki hafta dursun kaldırırsınız diye izin...
blank

İşgalci Kira Açıklamasıyla Ödeme Yapıyor Geri Yollamak Gerekir Mi?

Hissedarlardan Birinin Yaptığı Kira Sözleşmesi Diğerlerini Bağlamaz Türkiye coğrafyasında yaygın olarak rastlanan bir hukuki problem, mülkiyet haklarına tecavüz eden işgalcilerin varlığıdır. Bu işgalciler, başkasına ait olan mülklere izinsiz olarak yerleşip, o mülkün kaynaklarından faydalanarak haksız bir kazanç elde ederler. Özellikle...
blank

Ecrimisil Davası Nedir? İntifadan Men Koşulu Nedir?

Ecrimisil Nedir? Ecrimisil, Arapça “ecr” (bir iş veya hizmet karşılığında verilen ücret) ve “misil” (benzer, miktar) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Bu terim, bir mülkün kullanımından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdir edilmesini ifade eder ve genellikle bir yerin kiralanması durumunda, benzer yerlerin...
blank

Yabancı Çocukların Eğitim Ve Sağlık Hakkı

Türkiye’de İkamet Eden Afgan İranlı Çocukların Eğitim Ve Sağlık Hakkı Türkiye, 2011 yılında kabul ettiği “Uluslararası Mülteci Sözleşmesi” ve “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme” ile mülteci ve sığınmacı çocukların eğitim ve sağlık haklarını garanti altına almıştır. Bu sözleşmelere göre, Türkiye’de ikamet...
blank

Endikasyon ve Komplikasyon Nedir?

Endikasyon Nedir? Endikasyon, basitçe ifade etmek gerekirse, bir ilacın veya tıbbi işlemin belirli bir sağlık durumu için uygun ve gerekli olduğunu gösterir. Endikasyon kavramının kelime kökü, Latince “indicare” fiilinden gelir. “indicare” fiilinin anlamı, “göstermek, belirtmek”tir. Bu nedenle, endikasyon kavramı, bir...
2 Responses
  1. blank
    Deniz

    Merhaba, Takipsizlik kararına yaptığım itirazın reddine yönelik Kanun Yararına Bozma başvurum Adalet Bakanlığı tarafından reddedildi. Bu kadara yönelik nereye itiraz edebilirim. Bir üst merci var mıdır?

Yorum Bırakın

Recent Articles

blank
Şubat 20, 2024
Macaristan Gayrimenkul Yatırımı İle Kalıcı İkamet Nasıl Alınır?
blank
Şubat 8, 2024
Türkiye ve İran Arasındaki Adli İşbirliği Anlaşması
blank
Şubat 7, 2024
Avukat Bedava Dava Alabilir Mi?
blank
Şubat 6, 2024
Ortaklığın Giderilmesinde Paralar Nasıl Paylaştırılır?
blank
Şubat 5, 2024
Mobbing Nedir?
blank
Ocak 30, 2024
İdareye Başvurmadan Doğrudan Tam Yargı Davası Açılabilir Mi? İdari İşlem ve İdari Eylem Nedir?
blank
Ocak 24, 2024
Başkasının Eserini Kitabımda Kullanabilir Miyim?
blank
Ocak 22, 2024
Sınai Mülkiyet ve Fikri Mülkiyet Benzerlik ve Farkları
blank
Ocak 20, 2024
İnhisari Ne Demek?
blank
Ocak 18, 2024
Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma Nedir?
blank
Ocak 18, 2024
Bahçeyi Otoparkı Depoyu İşgal Edenden Nasıl Ecrimisil Alınır?
blank
Ocak 18, 2024
İşgalci Kira Açıklamasıyla Ödeme Yapıyor Geri Yollamak Gerekir Mi?
blank
Ocak 16, 2024
Ecrimisil Davası Nedir? İntifadan Men Koşulu Nedir?
blank
Ocak 10, 2024
Yabancı Çocukların Eğitim Ve Sağlık Hakkı
blank
Ocak 10, 2024
Endikasyon ve Komplikasyon Nedir?
× Avukata Sor