Vergi Usulsüzlük Cezası Nasıl İptal Edilir? VUK359

Vergi Usulsüzlüğü Nedir?

Vergi usulsüzlüğünün hem idari yaptırımı hem cezai yaptırımı vardır. Vergi usulsüzlük unsurları kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır. Bu eylemlerin gerçekleşmesi halinde kişi hakkında hem ceza mahkemesince cezalandırılma talepli dava açılacak hem de kişiye vergi cezası kesilecektir.

Bu yazının konusu ceza hukuku boyutu değil, vergi cezasına karşı vergi mahkemesinde açılan iptal davasını ele almaktadır.

Kesilecek olan vergi cezaları her usulsüzlük için ayrı ayrı düzenlenir ve hepsine karşı ayrı dava açmak gerekir.

VUK 359 maddesinde usulsüzlükleri genel olarak iki kategoriye ayırabiliriz;

  1. Defter ve Kayıtlardaki Hileler ve Yanıltıcı İşlemler:
    • Hesap ve muhasebe hileleri yapmak.
    • Gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açmak.
    • Defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri, vergi matrahının azalmasına yol açacak şekilde başka defter, belge veya kayıt ortamlarına kaydetmek.
  2. Defter, Kayıt ve Belgelerin Tahrifi ve Gizlenmesi:
    • Defter, kayıt ve belgeleri tahrif etmek veya gizlemek.
    • Muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek.
    • Yanıltıcı belgeleri kullanmak.

Usulsüzlük tespit edildiğinde vergi müfettişi bir soruşturma dosyası hazırlar ve mükellefi görüşmeye çağırarak elindeki belgeleri ibraz etmesini ister. Belge ibraz edilmezse veya ibraz edilen belgelerde tahrifat varsa, muhasebe hileleri yapılmışsa buna ilişkin rapor düzenlenerek ceza düzenlenir. Ceza ve raporu mükellefe tebliği gerekir.

Aradaki ticaret gerçek olsa ve mal teslimi yapılmış dahi olsa eğer faturalarda sahtelik varsa VUK 359/b gereği suç oluşacaktır.

İspat Yükü Kimin Üzerindedir?

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesi, vergi mevzuatında önemli bir yere sahiptir. Bu madde, vergi idaresinin, mükelleflerin defter, kayıt ve belgeleri üzerinden vergi matrahını tespit edemediği durumlarda re’sen vergi tarhı yapabilmesine olanak tanımaktadır. Özellikle, tutulması zorunlu olan defterlerin veya verilen beyannamelerin gerçek durumu yansıtmadığına dair delillerin bulunması durumunda, idarenin re’sen takdir hakkını kullanabileceği hükme bağlanmıştır.

Bu süreçte, ispat yükünün mükellefe geçtiği bir durum söz konusudur. Eğer idare, mükellefin beyan ettiği veya kayıtlarda görünen matrahın gerçek durumu yansıtmadığına dair makul şüphelere sahipse, mükellefin aksini ispatlaması beklenir. Bu noktada, mükellef, idarenin şüphelerini gidermek adına gerekli belge ve delilleri sunmakla yükümlüdür. Örneğin, idare tarafından normalin dışında olarak değerlendirilen bir harcama veya gelir kaleminin, mükellef tarafından işletmesinin olağan faaliyetleri çerçevesinde yapıldığının ispatı gerekebilir.

Bu düzenleme, vergi adaletinin sağlanması ve kayıt dışılığın önlenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Mükellefler, vergilendirme sürecinde şeffaflık ve doğruluk ilkelerine uygun hareket etmeli, idarenin vergilendirme yetkisine saygı göstermelidir. Aksi takdirde, idarenin re’sen vergi tarhiyeti ve ispat yükünün mükellefe geçmesi gibi mekanizmalar devreye girer. Bu durum, mükellefler için hem mali hem de hukuki riskleri beraberinde getirir ve vergi uyum maliyetlerini artırabilir.

Vergi Cezası Nasıl Kesilir?

Vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezası, vergi hukukunun temel disiplinlerinden biri olan vergi uyumunun sağlanması ve vergi kaçakçılığının önlenmesi amacıyla uygulanan iki önemli idari yaptırımdır. Her iki cezanın uygulanma prensipleri, hesaplama yöntemleri ve yasal dayanakları, mükelleflerin vergisel yükümlülüklerini yerine getirme biçimleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu yaptırımların daha iyi anlaşılabilmesi için detaylı ve akademik bir açıklama yapmak gerekir:


Vergi Ziyaı Cezası

Vergi ziyaı cezası, mükelleflerin vergi kanunlarına aykırı davranışları sonucu devlete ödenmesi gereken verginin tam olarak tahakkuk ettirilmemesi veya ödenmemesi durumunda uygulanan bir cezadır. Bu ceza, ziyaa uğratılan vergi tutarına eşit bir miktarda hesaplanır. Hesaplama süreci şu adımları içerir:

  • Ziyaa Uğratılan Vergi: Bu, tahakkuk etmiş ve ödenmesi gereken vergi tutarıdır.
  • Tahakkuk Tarihi: Vergi ziyaı cezasının hesaplanmasında esas alınan tarih, ziyaa uğratılan verginin tahakkuk tarihine dayanır.
  • Gecikme Faizi Oranı: Bu oran, ziyaa uğratılan vergi üzerinden, verginin tahakkuk tarihinden itibaren uygulanır ve cezanın miktarını etkiler.

Vergi ziyaı cezasının nasıl uygulandığı, duruma ve uygulanan vergi kanunlarına bağlı olarak değişiklik gösterir. Genel olarak vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi tutarının bir katı olarak hesaplanır. Ancak, bazı durumlarda ve özellikle kasıtlı vergi kaçakçılığı gibi ağır ihlallerde, ceza miktarı artırılabilir ve bu durumda üç katına kadar çıkabilir.

Örneğin, Türkiye’deki mevcut vergi mevzuatına göre, vergi ziyaı cezası aşağıdaki şekilde uygulanabilir:

  • Standart Durumlar: Genellikle vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi tutarının %100’ü, yani vergi tutarının bir katı olarak hesaplanır.
  • Ağır İhlallerde Artırım: Kasıt, sahtecilik veya ciddi usulsüzlükler gibi durumlarda, vergi ziyaı cezası artırılabilir ve üç katına kadar çıkabilir. Bu, özellikle vergi kaçakçılığı ve benzeri ciddi suistimallerde uygulanır.

Örnek: 10.000 TL’lik bir KDV’nin geç ödenmesi durumunda, %12’lik bir gecikme faizi oranıyla 1.200 TL vergi ziyaı cezası hesaplanır.

Özel Usulsüzlük Cezası

Özel usulsüzlük cezası ise, vergi kanunlarına göre yapılması gereken bir işlemin yapılmaması veya eksik yapılması sonucunda uygulanan bir idari para cezasıdır. Bu cezanın miktarı, işlenen usulsüzlüğün türüne ve ağırlığına göre değişkenlik gösterir. Hesaplama sürecinde dikkate alınan hususlar şunlardır:

  • Cezanın Türü: İdari para cezası olarak değerlendirilir.
  • Cezanın Oranı ve Üst Sınırı: Her bir usulsüzlük fiili için ayrı ayrı belirlenir ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi tarafından sınırlanır.

Örnek: 10.000 TL’lik bir faturanın beyan edilmemesi durumunda, %50 oranında 5.000 TL özel usulsüzlük cezası kesilir.

İki Cezanın Bir Arada Uygulanması

Vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları, aynı olayda birlikte kesilebilir. Bu durumda her iki ceza ayrı ayrı hesaplanır ve toplamda mükellefin ödemesi gereken miktar, bu iki cezanın toplamı olur. Örnek vermek gerekirse, yukarıdaki örneklerdeki mükellef toplamda 1.200 TL vergi ziyaı ve 5.000 TL özel usulsüzlük cezası olmak üzere toplamda 6.200 TL ödemekle yükümlüdür.

Başka Bir Örnek;

ABC İnşaat Ltd. Şti., 2023 yılında gerçekleştirdiği bir inşaat projesinde, toplam 500.000 TL’lik KDV’yi beyan etmemiş ve bu tutarı ödememiştir. Ayrıca, şirketin yıllık gelir vergisi beyannamesinde de 100.000 TL’lik gelirini eksik beyan ettiği tespit edilmiştir.

1. Vergi Ziyaı Cezası Hesaplama:

  • Ziyaa Uğratılan Vergi: 500.000 TL
  • Gecikme Faizi Oranı: %15 (Örnek olarak)
  • Vergi Ziyaı Cezası: 500.000 TL x %15 = 75.000 TL

2. Özel Usulsüzlük Cezası Hesaplama:

  • Eksik Beyan Edilen Gelir: 100.000 TL
  • Cezanın Oranı: %50 (Varsayımsal oran)
  • Özel Usulsüzlük Cezası: 100.000 TL x %50 = 50.000 TL

3. Toplam Cezai Yükümlülük:

  • Toplam Cezai Yükümlülük: Vergi Ziyaı Cezası + Özel Usulsüzlük Cezası
  • Hesaplama: 75.000 TL (Vergi Ziyaı) + 50.000 TL (Özel Usulsüzlük) = 125.000 TL
blank

Vergi Usulsüzlük Vergi Teknik Raporunun Cezanın Ekinde Tebliğ Edilmesi Gerekir

Tebliğ ile hem süre başlar hem de cezanın mahiyeti ilgili tarafından öğrenilir. Tebliğ edilmemesi iptal sebebi olarak değerlendirebilir.

Tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması gerekir. Tebliğ edilmemesi iptal sebebidir.

Olayda, davacı adına sahte fatura düzenleme fiiline iştirak ettiği gerekçesiyle 2010 yılı için kesilen vergi ziyaı cezasının dayanağı olan, sahte fatura düzenleme fiilini bizzat işleyen Riga Boya Yapı Kimya ve Madeni Yağ İthalat İhracat İnşaat Taahhüt Limited Şirketi adına düzenlenmiş bulunan ve dolayısıyla davacının da hukukunu etkiler mahiyetteki 20.12.2013 tarih ve 2013-B-502/4, 2013-B-551/1, 2013-B-552/1, 2013-B-666/3 sayılı vergi tekniği raporunun vergi/ceza ihbarnamesi ekinde davacıya tebliğ edilmediği görülmüş olup; bu durumda, davacının kendisine isnat edilen ihlalleri öğrenme ve buna göre dava açma ve savunma yapma hakkı elinden alındığı gibi kendisine ait bilgilerin verilmemesi, 213 sayılı Kanunun “Vergi Mahremiyeti” başlıklı 5’inci maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğinden, söz konusu vergi tekniği raporunun davacıya tebliğ edilmemesinin, davacı adına kesilen vergi ziyaı cezasını hükümsüz kılacak nitelikte esasa etkili bir şekil hatası olduğu sonucuna varıldığından, davacı adına kesilen dava konusu vergi ziyaı cezasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ Konya 2. Vergi Dava Dairesi Esas: 2016 / 1590 Karar: 2017 / 1392 Karar Tarihi: 16.06.2017

Yargılamada Ticari Defter ve Belgelerin İbrazı Önemlidir

Bu davada, bir şirketin defter ve belgelerini zamanında ibraz etmemesi nedeniyle 2009 yılında yapılan katma değer vergisi (KDV) indirimlerinin reddedilmesi ve üç kat vergi ziyaı cezasının uygulanması söz konusudur. İstanbul 8. Vergi Mahkemesi, şirketin bu durumu temyiz etmesi üzerine, şirketin defter ve belgelerini ibraz etmemesi nedeniyle KDV indirimlerini kabul etmemiş ve bir kat vergi ziyaı cezasına ilişkin ısrar kararı vermiştir.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu bu kararı incelemiş ve şirketin temyiz başvurusunu kabul etmiştir. Kurul, katma değer vergisi indirimlerinin kabul edilmesi için gerekli ön koşulların, yani faturaların yasal defterlere uygun şekilde kaydedilmesinin ve bu belgelerde KDV’nin ayrıca gösterilmesinin önemine dikkat çekmiştir. Ayrıca, Vergi Usul Kanunu uyarınca mükelleflerin defter ve belgelerini ibraz etme yükümlülüğünün önemini ve bu belgelerin gerçekten yapılmış bir teslime dayanıp dayanmadığının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kurul, vergi mahkemesinin şirketin ibraz edeceği defter ve belgeler üzerinde vergi idaresine tanınan yetki ve tekniklerin kullanılması gerektiğini, bu belgelerin gerçek olup olmadığının doğru bir şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu nedenlerle, İstanbul 8. Vergi Mahkemesinin ısrar kararının hukuka uygun olmadığına ve bozulması gerektiğine karar vermiştir. Bu karar, şirketin defter ve belgelerinin doğru bir şekilde incelenmesi ve bu inceleme sonucunda vergi idaresinin yapacağı değerlendirmelere dayanarak yeniden bir karar verilmesi gerektiğini göstermektedir.

Vergi mahkemesince, davacının, dava dilekçesinde ibraz edebileceğini belirttiği defter ve belgeleri istenerek, ibraz edilecek belgelerden vergi idaresi de haberdar edilerek, vergilendirmenin konusunu oluşturan katma değer vergisi indiriminin dayandığı faturalarda bu verginin ayrıca gösterilip gösterilmediği, belgelerin yasal defterlere usulüne göre kaydedilip edilmediği ve temsil ettiği hukuki muamelenin gerçek olup olmadığına ilişkin herhangi bir saptama yapılmadan verilen ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamıştır.DANIŞTAY . Vergi Dava Daireleri Kurulu Esas: 2017 / 395 Karar: 2017 / 621 Karar Tarihi: 13.12.2017

Kararda Vurgulanan Önemli Noktlar;

  1. Belge ve Kayıt Önemi: Katma değer vergisi indirimleri ve vergi cezalarıyla ilgili kararlarda, mükelleflerin defter ve belgelerini zamanında ve usulüne uygun şekilde ibraz etmelerinin büyük önemi vardır. Bu belgelerin eksiksiz ve doğru olması, vergi idaresinin değerlendirme yapabilmesi için temel bir gerekliliktir.
  2. İbraz Yükümlülüğü: Mükellefler, vergi ile ilgili servet, sermaye ve işlemlerini doğru bir şekilde kaydetmek ve bu kayıtları vergi idaresinin talebi üzerine sunmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, vergi indirimleri ve cezaları konusunda olumsuz sonuçlar doğurabilir.
  3. Denetim ve İnceleme: Vergi idaresi, mükelleflerin sunduğu belge ve kayıtları kendi yetki ve teknikleriyle incelemekle sorumludur. Bu inceleme, verginin doğru hesaplanıp hesaplanmadığını ve vergi yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğini belirler.
  4. Kanıtlama Yükü: Katma değer vergisi indirimi için gerekli belgelerin, gerçekten yapılmış bir teslime dayanıp dayanmadığını kanıtlama yükü mükelleflerdedir. Yani, mükellefler, vergi indirimlerini talep ederken, bu indirimlerin meşru ve yasal dayanaklara sahip olduğunu göstermelidir.

blank

Davacı, belirli dönemlere ait defter ve belgelerini vergi incelemesi için ibraz etmemiş, bu nedenle katma değer vergisi indirimleri kabul edilmemiş ve üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergileri kesilmiştir.

Ankara 3. Vergi Mahkemesi, davacının ibraz etmediği defter ve belgeler üzerinde yeminli mali müşavir tarafından yapılan incelemeye dayanarak karar vermiş, bazı dönemler için katma değer vergisi ödenmesi gerektiğini, bazı dönemler için ise gerekmediğini tespit etmiştir. Mahkeme, defter ve belgelerin zamanında sunulmamasını vergi ziyaı cezasının uygulanmasını gerektiren bir gizleme fiili olarak değerlendirmiş, ancak Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı uyarınca gecikme faizinin kaldırılmasına karar vermiştir.

Dava, Vergi İdaresi’nin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Dördüncü Dairesi’ne taşınmıştır. Danıştay, vergiye tabi işlemlerin belgelendirilmesi ve bu belgelerin yasal defterlere kaydedilmesinin katma değer vergisi indirimlerinin temel ön koşulları olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca, defter ve belgelerin ibrazı ve incelenmesiyle bu ön koşulların varlığının saptanabileceğine, bu süreçte mükelleflerin bu belgelerin gerçek bir teslime dayandığını kanıtlama yükümlülüğüne sahip olduğuna dikkat çekmiştir.

Danıştay, vergi idaresine ibraz edilmeyen defter ve belgelerin yargılama aşamasında mahkemeye sunulmasının vergi incelemesinden beklenen sonuçların ortadan kaldırılmasına yol açabileceğini ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, Ankara 3. Vergi Mahkemesi’nin kararını bozmuştur.

Mahkeme, Danıştay’ın bozma kararına uymayarak ilk kararında ısrar etmiştir. İdare tarafından yapılan temyiz üzerine, Danıştay Tetkik Hakimi Murat GÜNGÖR, hiçbir mücbir sebep olmaksızın defter ve belgelerin ibraz edilmemesinin vergi incelemesinin amacını bozacağını ve bu yüzden ısrar kararının bozulması gerektiğini ifade etmiştir.

Bu dava, vergi hukukunda defter ve belge ibrazının ve bu belgelerin yasal süreçler çerçevesinde değerlendirilmesinin ne derece hayati olduğunu göstermektedir. Davacının belge ve defterlerini zamanında ve uygun şekilde ibraz etmemesi, vergi idaresinin denetimini engelleyerek adil bir vergilendirme sürecinin önüne geçmiştir. Bu durum, vergi mükelleflerinin yasal yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki önemini ve vergi yargılamalarında kanunların öngördüğü süreçlere uyulmasının gerekliliğini vurgulamaktadır.

Hiçbir mücbir sebep bulunmaksızın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmeyen davacının daha sonra dava aşamasında bunları mahkemeye ibraz edebileceği yönündeki istemi vergi incelemesinden amaçlanan sonuçların ortadan kaldırılmasına sebebiyet verebileceğinden ve Katma Değer Vergisi Kanunu ile getirilen esaslara uygun olmadığından, ara kararı ile defter ve belgelerin mahkemeye ibrazının istenmesi ve bu defter ve belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesi hukuka uygun görülmemiştir.DANIŞTAY . Vergi Dava Daireleri Kurulu Esas: 2010 / 707 Karar: 2012 / 618 Karar Tarihi: 26.12.2012

Bu dava, vergi hukuku ve özel tüketim vergisi uygulamalarının karmaşık ve detaylı yapısını gözler önüne sermektedir. Davacı, bir akaryakıt bayisi olarak, Petrol Piyasası Kanunu ve Vergi Usul Kanunu’nun ilgili maddeleri çerçevesinde vergi incelemesine tabi tutulmuş ve yapılan incelemeler sonucunda çeşitli ihlaller tespit edilmiştir. Ana dağıtıcı dışında motorin alımı yapmak gibi yasaklara aykırı hareketler ve kayıt dışı motorin satışı, davacının vergi ziyaı cezası ile karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

Davanın incelenmesi sürecinde, Mardin Vergi Mahkemesi, davacının, 2011 yılında bayisi olmadığı dağıtıcılardan motorin alımı yaparak yasakları ihlal ettiğini ve alınan motorinin kayıt dışı olduğunu, bu sebeple bu motorin alımlarının kaçak yollardan temin edilmiş olabileceğini tespit etmiştir. Mahkeme, davacının bu durumları kanıtlayamaması üzerine, özel tüketim vergisi üzerinden hesaplanan tek kat vergi ziyaı cezasını uygun bulmuş, ancak üç kat olarak kesilen cezanın fazla kısmını kaldırmıştır.

Davalı idare, bu karara itiraz ederek, davacının faaliyetleriyle ilgili alımlarının büyük çoğunluğunun sahte belgelerle yapıldığını, bu durumun davacının vergi ziyaına kasıtlı olarak sebebiyet verdiğini gösterdiğini ileri sürmüştür. Davacı tarafından ise, var olduğu iddia edilen vergi tekniği raporlarının incelemesi ve bu raporlara itiraz etme hakkının savunma özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği savunulmuştur.

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, bu durumları değerlendirerek, davacının bayisi olmadığı şirketlerden akaryakıt alımının yasak olduğunu, davacının bu yasağa uymadığını ve bu eylemlerinin vergi ziyaı cezasının üç kat olarak uygulanmasını gerektirdiğini tespit etmiştir. Mahkeme, davacının yargılama sürecinde sunulan belgelerin gerçekliğine ilişkin somut bir iddia ortaya koymadığını ve bunları kanıtlayamadığını belirterek, dava konusu cezalı özel tüketim vergisi tarhiyatının ve üç kat vergi ziyaı cezasının hukuka uygun olduğuna karar vermiştir.

Bu dava, vergi hukukunda belge ve kayıt düzeninin önemini, vergi idaresinin denetim yetkisinin kapsamını ve vergi yargılamalarında sunulan kanıtların değerlendirilmesindeki hassasiyeti açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca, mükelleflerin vergi mevzuatına uygun hareket etmelerinin ve yasal düzenlemelere riayet etmelerinin önemi vurgulanmaktadır. Davanın sonucu, vergi yargılamalarında adil ve kanuna uygun bir sürecin izlenmesinin gerekliliğini ve bu süreçlerin karmaşıklığını da gözler önüne sermektedir.

Vergilendirmenin dayanağı vergi tekniği raporunda yer alan; davacının alış belgelerinin büyük bir kısmını düzenleyen mükellefler hakkında sahte belge düzenledikleri yönünde tespitlerin bulunması, akaryakıt ana bayi sözleşmesi bulunmayan mükelleflerden akaryakıt temininin mevzuat gereği imkansız olmasına rağmen bu yönde alışı yansıtan belgeleri kullanması, yakınlarına ait şirketleri kullanarak muvazaalı işlemler tesis etmesi, akaryakıt kaçakçılığı yaptığı tespit edilen mükelleflerle para ve belge alışverişinin bulunması tespitleriyle, kullandığı ve düzenlediği belgelerin gerçekliğine ilişkin hiç bir somut iddiada bulunmaması ve belge ibraz edilmemesi hususları beraber değerlendirildiğinde, incelemede tenkit edilen motorin alış ve teslimlerinin kayıt dışı yapıldığı sonucuna varıldığından kayıt dışı kalan özel tüketim vergisi tutarı üzerinden yapılan dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık görülmemiştir.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ Gaziantep 1. Vergi Dava Dairesi Esas: 2017 / 1860 Karar: 2017 / 1821 Karar Tarihi: 28.11.2017

Bu mahkeme kararı, bir muhasebecinin müvekkili olan A. Y.’ın sahte fatura düzenleme işine iştirak ettiği iddiasını ve bu bağlamda kesilen vergi ziyaı cezasını ele almaktadır. Muhasebeci, A. Y.’ın komisyon karşılığı sahte fatura düzenleme fiiline katıldığı ve bu nedenle 2016/10. dönemi için tekerrür hükümleri uygulanarak artırılmış bir kat vergi ziyaı cezasına çarptırıldığı iddia edilmiştir.

Kararda ele alınan başlıca konular ve tespitler şunlardır:

  1. Muhasebecinin İlişkisi ve İştiraki: Muhasebecinin, A. Y. ile olan profesyonel ilişkisi ve onun adına beyannameler hazırlaması, bu ilişkinin sahte fatura düzenlemeyle doğrudan ilişkili olduğuna dair soru işaretleri yaratmıştır. A. Y.’ın sahte fatura düzenleme faaliyetleriyle bağlantılı olduğu tespit edilmiş ve muhasebecinin bu faaliyetlere iştirak ettiği iddia edilmiştir.
  2. Muhasebecinin Rolünün Sonlanması: Muhasebeci, A. Y. ile olan sözleşmesini 31/10/2016 tarihinde sonlandırdığını ve bu tarihten sonra A. Y. adına herhangi bir beyanname sunmadığını belirtmiştir. Mahkeme, bu eylemin muhasebecinin sahte fatura düzenleme organizasyonuna olan iştirakini sonlandırdığına dair bir gösterge olduğu sonucuna varmıştır.
  3. Vergi Ziyaı Cezası ve Tekerrür Hükümleri: Muhasebeci adına kesilen vergi ziyaı cezası, tekerrür hükümleri uygulanarak artırılmıştır. Bu, daha önce vergi ziyaına sebebiyet vermekten ceza kesilen ve bu cezanın kesinleşmesinin ardından belirli bir süre içinde tekrar vergi ziyaına sebebiyet verilmesi durumunda uygulanan bir yaptırımdır.
  4. Mahkemenin Kararı: Ankara 6. Vergi Mahkemesi, muhasebecinin 31/10/2016 tarihinden sonra sahte fatura düzenleme organizasyonuyla ilişkisini sonlandırdığını ve bu tarihten sonra A. Y. adına beyanname sunmadığını göz önünde bulundurarak, muhasebeci adına kesilen vergi ziyaı cezasını kaldırmıştır. Mahkeme, muhasebecinin bu tarihe kadar olan iştirakini dikkate alarak, cezanın bu tarihten sonraki kısmının hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

iştirak ile ilgili kanuni düzenlemelerin, tekerrür ile ilgili düzenlemelerle birlikte değerlendirilmesinden, iştirak nedeniyle bir kat vergi ziyaı cezası kesilebilmesi için, 359. madde kapsamındaki fiillere iştirak edildiğinin açıkça tespiti, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için ise, önce bir fiilin işlenmesi, ardından bu fiilin Kanunda öngörülen sürede tekrarlanması gereklidir. Öte yandan, tekerrür bulunduğundan bahisle kesilecek cezanın artırımlı olarak uygulanabilmesi için, ilk fiilin de ikinci fiilin de aynı mükellefe ait olması gerekmektedir. Dava konusu olayda, davacının tekerrür sayılan ikinci eylemi, bir başkası tarafından gerçekleştirilen fiile iştirak olduğundan, Kanunun iştirak müessesesi bağlamında cezanın tutarına ilişkin olarak getirdiği açık düzenleme karşısında, şahsi mükellefiyeti nedeniyle davacı adına kesilen vergi ziyaı cezasının, 339. madde hükmünün uygulanması suretiyle, bir diğer yükümlünün sahte belge düzenleme eylemine iştirak ettiğinden bahisle kesilen vergi ziyaı cezasının artırımlı olarak uygulanmasına esas teşkil edemeyeceğinden, vergi ziyaı cezasının bir katı aşan kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ Ankara 2. Vergi Dava Dairesi Esas: 2019 / 1187 Karar: 2020 / 413 Karar Tarihi: 06.07.2020

Matrah Artırımının Amacı ve Kapsamı: Matrah artırımı, genellikle vergi mükelleflerine geçmiş dönemlerdeki eksik veya hatalı beyanlarını düzeltme ve olası cezalardan kaçınma imkanı tanır.

Mahkeme Kararı ve Matrah Artırımı

Aşağıda belirtilen mahkeme kararında, 7143 sayılı Yasa’nın matrah artırımına ilişkin hükümleri ve bu hükümlerin uygulanmasına yönelik değerlendirmeler yer almaktadır. Bu kapsamda:

  1. Matrah Artırımı ve Vergi İncelemesi: Mahkeme kararına göre, eğer bir mükellef 7143 sayılı Yasa kapsamında matrah artırımında bulunmuşsa, bu durumda artırım yapılan yıllara ilişkin vergi incelemesi ve tarhiyat yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu, matrah artırımının yapıldığı dönemlerde vergi incelemesi yapılmasını engelleyen bir durum olarak değerlendirilebilir.
  2. Sahte Fatura Kullanımı ve Matrah Artırımı: Eğer matrah artırımı, sahte fatura kullanımı içeren dönemleri kapsıyorsa ve artırım 7143 sayılı Yasa uyarınca yapılıyorsa, bu durumda da yasa gereği bu dönemlere ilişkin vergi incelemesi ve ceza uygulamasının yapılamayacağı yorumlanabilir.
  3. Mahkemenin Değerlendirmesi: Mahkeme, davacının matrah artırımında bulunduğunu ve bu sebeple ilgili dönemler için vergi incelemesi ve tarhiyat yapılmasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

Sonuç ve Uygulama

Bu özel durumda, yukarıda belirtilen mahkeme kararı çerçevesinde, matrah artırımı yapılan dönemlerde sahte fatura kullanımı olsa bile, bu dönemler için vergi incelemesi ve ceza kesilmesi mümkün olmayabilir. Bu, 7143 sayılı Yasa’nın özel hükümlerine dayanmaktadır ve bu hükümler, genel vergi hukuku uygulamalarından farklılık gösterebilir. Her bir durumun kendi özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiğini tekrar vurgulamakta fayda var. Bu nedenle, benzer durumlarla karşılaşan mükelleflerin veya ilgili kişilerin profesyonel hukuki yardım alması önemlidir.

Olayda, davacı şirketin 7143 sayılı Yasa uyarınca yapmış olduğu KDV matrah artırımına ilişkin başvurusunun idarece reddine yönelik 30/05/2019 tarih ve E.213134 sayılı işlemin yargı kararıyla iptali neticesinde, Dairemizin E:2020/606 sayılı dosyasında 03/06/2020 ve 07/09/2020 tarihli ara kararlarıyla davacının tekrar KDV matrah artırımında bulunup bulunmadığı hususunun taraflara sorulduğu, davalı idarece 7143 sayılı Yasa uyarınca KDV matrah artırımında bulunma imkanı tanınmasına rağmen davacının bu haktan yararlanılmadığı belirtilmesine karşın, davacı tarafından 21/01/2020 kayıt tarihli dilekçeyle 2016 ve 2017 yılları için 7143 sayılı Yasa’nın 5/3-a maddesine göre KDV matrah artırımında bulunulduğu beyan edilerek, başvuru dilekçesi ve matrah artırım bildiriminin dava dosyasına sunulduğu görülmüştür. Bu durumda, yargı kararıyla kendisine 7143 sayılı Yasa’ya göre KDV matrah artırımında bulunma hakkı tanınan davacı şirketin bu hakkını 21/01/2020 tarihli dilekçeyle kullandığı sabit olup, 7143 sayılı Yasa’nın 5/3-a maddesi gereğince, davacı hakkında vergi artırımında bulunulan yıllara yönelik vergi incelemesi ve tarhiyatı yapılamayacağından, dava konusu vergi ve cezalarda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 7143 sayılı Yasa’nın 5/3-a maddesi uyarınca, davacı tarafından artırılan katma değer vergisinin maddede belirtilen süre ve şekilde ödenmemesi durumunda 7143 sayılı Yasa hükümlerinden yararlanılamayacağı açıktır. Davalı idare istinaf başvurusunun ise, yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda reddi gerekmektedir.” BÖLGE İDARE MAHKEMESİ İzmir 2. Vergi Dava Dairesi Esas: 2020 / 606 Karar: 2020 / 952 Karar Tarihi: 16.11.2020

7143 Sayılı Yasa Kapsamında Yeni Dönemeç: İstinaf Mahkemesinden Beklenmedik Karar

Bu mahkeme kararının incelenmesinde, davanın temel konusunun 7143 Sayılı Kanun kapsamında matrah artırımının onaylanmaması ve bu kararın hukuki yönleri üzerinden yapılan tartışmalar olduğunu gözlemlemekteyiz. Bu dava, vergi hukuku ve matrah artırımı konularında önemli hukuki prensipleri içermektedir.

Davanın Özeti:
Davacı, 7143 Sayılı Kanun kapsamında 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin kurumlar ve katma değer vergisi matrah artırımlarının onaylanmamasına itiraz etmiştir. İdarenin ret kararı, davacının vergi incelemesine tabi tutulduğu ve 213 Sayılı Kanun’un 359. maddesi uyarınca defter ve belgelerle ilgili suçlamalar nedeniyle matrah artırımından yararlanamayacağı gerekçesiyle verilmiştir.

Mahkemenin Değerlendirmesi:
İstanbul 13. Vergi Mahkemesi, davacının lehine karar vermiş ve 7143 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra başlatılan vergi incelemesinin, davacının matrah artırımından yararlanmasına engel oluşturmadığını belirtmiştir. Mahkeme, hukuk devleti ilkesi ve hukuki güvenlik prensiplerinin, davacının lehine yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.

İstinaf Başvurusu ve Sonuç:
Davalı idare, İstanbul 13. Vergi Mahkemesi’nin kararına itiraz ederek istinaf başvurusunda bulunmuş ve kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi ise, davacının 7143 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden önce başlatılan inceleme nedeniyle matrah artırımından yararlanma hakkının olmadığına karar vermiş ve ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmıştır.

Hukuki Değerlendirme:
Bu dava, vergi hukukunda matrah artırımı ve vergi incelemeleri ile ilgili önemli bir örnek teşkil etmektedir. İlk derece mahkemesinin kararı, hukuki güvenlik ve hukuk devleti prensiplerine vurgu yaparak davacının lehine bir yorum benimsemiştir. Ancak, istinaf mahkemesi, 7143 Sayılı Kanun’un açık hükümlerine dayanarak, daha teknik bir yaklaşımla davacının matrah artırımından yararlanma hakkının olmadığına hükmetmiştir. Bu karar, vergi hukukunda yasal düzenlemelerin ve vergi idaresinin yetkilerinin nasıl yorumlanması gerektiğine dair önemli bir örnektir ve mükelleflerin hakları ile devletin vergi toplama yetkisi arasındaki hassas dengenin korunması gerekliliğini vurgular.

Sonuç olarak, bu dava, vergi hukukunda matrah artırımı, vergi incelemeleri ve ilgili yasal düzenlemelerin yorumlanması konusunda önemli bir örnek teşkil ederken, aynı zamanda hukuk devleti ve hukuki güvenlik prensiplerinin uygulama alanını da göstermektedir.

Olayda; davacı mükellef nezdinde tutulan tutanak mucibince, 30.05.2018 tarihinde “tam inceleme” olarak adlandırılan sahte belge düzenleme fiili nedeniyle 2016 ve 2017 yılları için incelemeye başlanıldığı, böylelikle 2016 ve 2017 yılları için sahte belge düzenleme iddiasıyla davacının matrah ve vergi artırımı yaptığı tarih olan, 26.08.2018 tarihinden önce, 30.05.2018 tarihinde, usulüne uygun olarak başlanılmış bir inceleme bulunduğu anlaşıldığından, 2016 ve 2017 yılları için 7143 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmasına, aynı Yasa’nın yukarıda açıklanan 5. maddesinin 9. fıkrası hükmü nedeniyle olanak bulunmadığı anlaşıldığından, davaya konu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ İstanbul 1. Vergi Dava Dairesi Esas: 2020 / 247 Karar: 2020 / 731 Karar Tarihi: 03.07.2020

Hikayenin Başlangıcı: Sorunun Ortaya Çıkışı

Bir şirket, 2014 ve 2015 yıllarına ait vergi beyannameleri ve ilgili defter/belgeler konusunda sorunlarla karşılaşıyor. Devlet, şirketin bir kısmı kayıt dışı bırakılan hasılatı ve defter/belge ibraz etmeme durumunu tespit ediyor. Bunun üzerine şirket adına, bahsi geçen dönemler için üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılıyor.

Mahkemenin İlk Kararı

Şirket, bu duruma itiraz ederek Samsun Vergi Mahkemesine başvuruyor. Mahkeme, yapılan incelemeler sonucunda şirketin 2015 yılının bazı dönemlerinde uygulanan vergi ziyaı cezalarının hukuka uygun olmadığına karar veriyor. Ancak, defter/belge ibraz edilmemesi ve kayıt dışı hasılat konularında bazı cezaların yasal olduğunu belirtiyor.

İstinaf Başvuruları ve Sonuçlar

Hem şirket hem de vergi dairesi, mahkemenin kararından memnun kalmıyor ve her iki taraf da karara itiraz ederek istinaf başvurusunda bulunuyor. Şirket, tebliğ usullerinin doğru yapılmadığını ve bu nedenle re’sen tarh nedeninin var olmadığını iddia ediyor. Vergi dairesi ise, yapılan tespitlerin somut bilgi ve belgelere dayandığını, dolayısıyla vergilendirmenin yasal ve yerinde olduğunu savunuyor.

Samsun Bölge İdare Mahkemesinin Kararı

Bölge İdare Mahkemesi, istinaf başvurularını değerlendiriyor ve şu sonuçlara varıyor:

  • Davacının 2015 yılına ilişkin kayıt dışı bırakılan gayrimenkul satışlarından kaynaklanan vergi ziyaı cezalarında hukuka aykırılık bulunmadığına,
  • Ancak, arsa satışlarına ilişkin vergi ziyaı cezalarında ve defter/belge ibraz edilmemesinden kaynaklanan bazı cezaların hukuka aykırı olduğuna karar veriyor.

Mahkeme kararında, davacı şirketin 2015 yılına ilişkin defter ve belgelerini ibraz etmemesi ve kayıt dışı hasılat elde etmesi nedenleriyle uygulanan vergi ziyaı cezalarının bazıları hukuka uygun bulunmuş, bazıları ise hukuka uygun bulunmamıştır. Defter ve belgelerin sonradan sunulması ve önemli bir uyumsuzluğun bulunmaması sebebiyle bazı cezalar iptal edilirken, somut delillere dayalı olarak yapılan incelemeler sonucunda tespit edilen kayıt dışı hasılat ve vergi kaçakçılığı faaliyetleri nedeniyle bazı dönemler için cezaların yasal ve yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durum, her bir dönem ve usulsüzlük için ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığını ve vergi hukukunun karmaşık yapısını göstermektedir.

Dava, davacının 2014 ve 2015 yılına ait yasal defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediği ve bir kısım hasılatını kayıt ve beyanlarına yansıtmadığının tespit edilmesi nedeniyle ilgili dönemde indirim konusu yapılan katma değer vergisi indirimlerinin reddedilmesi, belgesiz hasılatının ilgili dönem beyanlarına eklenilmesi ve 2014/Aralık döneminden 2015/Ocak dönemine devreden indirilecek katma değer vergisinin azaltılması suretiyle 2015/1,3,8,9 dönemlerine ilişkin olarak davacı adına re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerinin kaldırılması istemiyle açılmıştır.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ Samsun 1. Vergi Dava Dairesi Esas: 2020 / 463 Karar: 2020 / 299 Karar Tarihi: 09.10.2020

Hikayenin Başlangıcı: Şirketin Mükellefiyet Durumu

Bir inşaat malzemeleri toptancısı olan şirket, 31 Aralık 2014’te vergi mükellefiyetini resen kaybettiriyor. Ancak, şirketin 2015’ten 2017’ye kadar sahte fatura düzenleyerek komisyon geliri elde ettiği iddia ediliyor. Bu iddialar, 4 Temmuz 2018 tarihli bir vergi tekniği raporuna dayanarak inceleniyor ve sonuçta şirkete, 2016’nın ilk üç dönemi için vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılıyor.

Mahkeme Süreci: İlk Derece Mahkemesinin Kararı

Dava, şirketin bu tarhiyatı iptal etmek istemesi üzerine açılıyor. Mahkeme, şirketin mükellefiyetinin 2014 yılında sonlandığını ve 2015-2017 yıllarında herhangi bir vergi beyannamesi veya Ba-Bs formu vermediğini tespit ediyor. Mahkeme, davacı şirketin düzenlediği iddia edilen faturaların ve sahte belge düzenleme tespitinin somut delillerle desteklenmediğini belirterek, davacı lehine karar veriyor.

İstinaf Başvurusu ve Bölge İdare Mahkemesinin Kararı

Davalı idare, bu karara itiraz ederek istinaf başvurusunda bulunuyor. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, dosyadaki belgeleri inceledikten sonra, şirketin mükellefiyetinin 2014’te sona ermesi ve Ba formlarında şirket adına yapılan mal alım beyanlarına rağmen, işyeri yoklaması ve diğer incelemelerin yapılmamasının idarenin kusurundan kaynaklandığını tespit ediyor. Mahkeme ayrıca, şirketin sahte fatura düzenlediği yönündeki iddiaların somut delillerle desteklenmediğini ve dolayısıyla yapılan tarhiyatların hukuka uygun olmadığını belirtiyor.

  • Tarhiyat ve Cezanın Yapılması: Davacı şirketin, 2015-2017 yılları arasında sahte fatura düzenleyerek komisyon geliri elde ettiği iddiaları üzerine, vergi tekniği raporu temel alınarak şirkete vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi tarhiyatı yapılmıştır.
  • İlk Derece Mahkemesinin Kararı: İstanbul 7. Vergi Mahkemesi, şirketin mükellefiyetinin 2014’te sonlandırılmasına ve daha sonraki yıllarda herhangi bir vergi beyannamesi vermemesine rağmen yapılan tarhiyatların yetersiz delillere dayandığını tespit ederek, şirket lehine karar vermiştir.
  • İstinaf Başvurusu ve Bölge İdare Mahkemesinin Kararı: Davalı idare tarafından yapılan istinaf başvurusunu değerlendiren İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak, yapılan tarhiyat ve cezaların hukuka uygun olduğuna hükmetmiştir.

Mükellefiyet kaydının resen terkin edilmesinden sonra 2015 ila 2017 takvim yıllarında karşıt firmalarca verilen Ba bildirim formlarında mal alımında bulunduklarını beyan ettiklerinin tespiti üzerine bu takvim yıllarına ilişkin yasal belgelerinin ibrazı için 2017 ve 2018 yıllarında tespitli Mernis adreslerine yapılan tebligatlara rağmen bu takvim yıllarına ilişkin yasal belgelerin ibraz edilmediği,2014 yılına ait yasal defter ve belgelerinin de istendiği halde ibraz edilmediği gibi bu yılda düzenlenen faturaların da gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin olmadığı yönünde tanzimli vergi tekniği raporunun mevcut olduğu, anılan takvim yıllarına ilişkin defter tasdik bilgilerine ulaşılamadığı, beyanname ve bildirimlerin verilmediği ve mükellefiyetle ilgili ödevlerin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmediği ve hatta çok cüzi bir tutar haricinde geçmiş dönemlere ilişkin olarak tahakkuk edip vadesi geçmiş bulunan vergi borçlarının da ödenmediği, haklarında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri yönünde vergi tekniği raporu tanzim edilmiş bulunan firmalara ortak veya yöneticilik bağı bulunduğu, mal alımında bulunduklarını bildiren firmaların büyük bir çoğunluğu hakkında sahte belge kullanma/düzenleme yönünden vergi tekniği raporu tanzim edildiği veya özel esaslara tabi olduğu ve aralarında karşıt inceleme yapılmak üzere arananların da adreslerinde bulunmadıkları ve tanınmadıkları hususları yanında taklit olarak basıldığı veya başka şahıslarca kullanıldığı iddia ve hukuken geçerli somut verilerle ortaya konulamadığı sürece yetkili matbaada bastırılmış olan faturaların ticari ve teknik icaplar gereği mükellefince düzenlendiğinin kabulü gerektiği hususu nazara alındığında gerçek bir mal teslimi veya hizmet ifasına ilişkin olmaksızın düzenlendiği tartışmasız bulunan davacıya ait olup karşıt firmalarca verilen Ba bildirim formlarında beyan edilen fatura tutarları üzerinden müstakar hale gelmiş yargı kararları uyarınca %2 nispetinde hesaplanan komisyon gelirinin davacı tarafından elde edildiğinin kabulü suretiyle takdir edilen matrah ve üzerinden yapılan uyuşmazlığa konu cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık aksi yöndeki mahkememe kararında ise hukuka uyarlık görülmemiştir.BÖLGE İDARE MAHKEMESİ İstanbul 2. Vergi Dava Dairesi Esas: 2020 / 134 Karar: 2020 / 1558 Karar Tarihi: 30.09.2020

Related Posts

blank

Vergi Tarh ve Tahakkuk Nedir? Vergi İtiraz ve Dava Yolları Nelerdir?

Vergi Hukukunun Temel Kavramları Tarh ve tahakkuk kavramları, Türk vergi terminolojisinin temel taşlarından olup, kökenleri Arapça’ya dayanmaktadır. “Tarh” kelimesi Arapça “tahrīr” kelimesinden türetilmiştir ve “belirlemek, tespit etmek, yazmak” anlamlarına gelir. Vergi bağlamında tarh, vergi miktarının ve ödeme süresinin belirlenmesi ve...

Yorum Bırakın

Recent Articles

blank
Şubat 20, 2024
Macaristan Gayrimenkul Yatırımı İle Kalıcı İkamet Nasıl Alınır?
blank
Şubat 8, 2024
Türkiye ve İran Arasındaki Adli İşbirliği Anlaşması
blank
Şubat 7, 2024
Avukat Bedava Dava Alabilir Mi?
blank
Şubat 6, 2024
Ortaklığın Giderilmesinde Paralar Nasıl Paylaştırılır?
blank
Şubat 5, 2024
Mobbing Nedir?
blank
Ocak 30, 2024
İdareye Başvurmadan Doğrudan Tam Yargı Davası Açılabilir Mi? İdari İşlem ve İdari Eylem Nedir?
blank
Ocak 24, 2024
Başkasının Eserini Kitabımda Kullanabilir Miyim?
blank
Ocak 22, 2024
Sınai Mülkiyet ve Fikri Mülkiyet Benzerlik ve Farkları
blank
Ocak 20, 2024
İnhisari Ne Demek?
blank
Ocak 18, 2024
Muris Muvazaası Mirastan Mal Kaçırma Nedir?
blank
Ocak 18, 2024
Bahçeyi Otoparkı Depoyu İşgal Edenden Nasıl Ecrimisil Alınır?
blank
Ocak 18, 2024
İşgalci Kira Açıklamasıyla Ödeme Yapıyor Geri Yollamak Gerekir Mi?
blank
Ocak 16, 2024
Ecrimisil Davası Nedir? İntifadan Men Koşulu Nedir?
blank
Ocak 10, 2024
Yabancı Çocukların Eğitim Ve Sağlık Hakkı
blank
Ocak 10, 2024
Endikasyon ve Komplikasyon Nedir?
× Avukata Sor